23 Kasım 2018 Cuma

Almanya Mölln Şehrinde ki Neo-Nazi Saldırısının Ardından


Almanya Mölln  Şehrinde ki Neo-Nazi Saldırısının Ardından

'Bu acıyı ancak yaşayan bilir, hiç bir zaman azalmıyor.' Mölln mağduru baba Faruk Arslan

23 Kasım 1992 Almanya'nın Schleswig Holstein eyaletinde bulunan Mölln kasabasında iki Neo-Nazi genç, Lars C. 19, Michael P. 25 hazırladıkları molotof kokteylleri ile önce Ratzenburger sokağı 13 numarada bulunan bir Türk ailenin evini kundakladılar. Ardından itfaiyeyi arayarak 'Ratzeburger sokağında yangın var. Heil Hitler!' diyerek telefonu kapattılar. Evde yaşayan 9 Türk ağır yaralanarak hastaneye sevk edildi. Hayatını kaybeden olmadı. 90 lı yıllarda Almanya'da patlak veren Neo-Nazilerin ilk eylemi bu şekilde başlamış olmuş. İlk saldırıda yangın söndürüldü. Ortalık sakinleşti. Fakat Neo-Nazi iki genç eylemine devam etti. İlk evi kundakladıktan yaklaşık bir saat sonra, 500 metre ileride ki Mühlen sokağındaki 9 nolu binayı hedef aldılar. Evin koridoruna benzin döküp yine molotof kokteyllerini kapıdan içeriye doğru attılar. Bir anda alev topuna dönen binada büyük bir can pazarı yaşandı. Alevler her yeri sarmıştı. Kaçmak imkansızdı. Hedef aldıkları binada Karadenizli Arslan ailesi yaşıyordu. Baba Faruk Arslan Hamburg'da kardeşinin yanındaydı. Arslan ailesinin tek çıkış yolları olan merdiven ve koridor alev içindeydi. Büyük bir can pazarı yaşandı evin içinde. Korku, panik, ateş...

Arslan ailesi çareyi pencereden atlamakta buldu. Önce 8 aylık Namık Arslan, ardından 6 yaşındaki Emrah Arslan, Havva Arslan, Ayten Arslan ve dede Nazım Arslan ikinci kattan atlayarak hayatlarını kurtarabildiler. Alevler evin her tarafını sarmıştı. Daha içeride kurtarılması gereken 4 can  vardı. Onlardan ses seda gelmiyordu. Alev topuna dönen evde canlı bir şeyleri görmek imkansızdı. Yangın söndürüldüğünde, yatak odasında babaanne Bahide Arslan (51), torunları 10 yaşındaki Yeliz Arslan ve 14 yaşındaki Ayşe Yılmaz yanmış halde bulundu. Hastaneye yetiştirilmek için ambulansa konuldular. O sırada baba Faruk Arslan olay yerine geldi. Ambulanstaki 10 yaşındaki kızı tanınmaz haldeydi. 10 yaşındaki Yeliz Arslan babasının gözlerinin içine bakarak sadece 'Baba' diyebildi. Ve ardından orada vefat etti. Baba Faruk Arslan'ın aklı karmakarışıktı. Olanları anlamakta zorluk çekiyordu. Neden? Yaşadığı bu kabus gerçek olabilir miydi?

Bu yangının en umutlu tarafı, yangın söndürüldükten sonra evin mutfağında ıslak battaniyeye sarılmış halde 7 yaşındaki İbrahim Arslan canlı olarak bulundu. O daha küçük bir çocuk. Ve bu çocuğa bu acıları yaşatan gencecik iki insan.

Oysa kimseye zararı dokunmayan bir aileydi Arslan ailesi. Mölln'de restaurant işletiyorlardı. Annane Bahide Arslan sokakta yaşayan insalara ücertsiz yemek vermeyi severdi.  Ellerinden geldiği kadarıyla başkalarına yardım ederlerdi. Paylaşmayı seviyorlardı. Fakat başlarına böyle bir felaketin geleceğinden habersizdiler. Ailenin dedesi Nazım Arslan mahkemede verdiği ifadesinde şunları söylüyor. 'Türk olduğumuzdan dolayı neden eşimin ve çocukarın ölmek mecburiyetinde olduklarını anlamam mümkün mü? Gelmemiz istendi misafir işçi olarak çıktık geldik. Misafirperverliğin Türkiye’de ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Böylesine merhametsiz bir suçu anlamam mümkün değil“


90'lı yıllarda patlak veren Neo-Nazi saldırılarının ilk kanlı eylemiydi Mölln yangını. Ve Arslan ailesi ilk mağdurları. Küçük İbrahim ise bu anlamsız savaşın ilk umutu... Umutları çoğaltmaya ve yaşatmaya mecburuz. 

Saldırı iki Almanya'nın birleşmesi sonrasında yabancılara yönelik gerçekleştirilen ilk Neo-Nazi eylemiydi. Almanya'nın iç güvenliğine yapılan ilk saldırıydı. Kundaklama olayından sonra dönemin Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel ve Çalışma Bakanı Norbert Blühm Mölln'de ki anma törenlerine katılırken, dönemin başbakanı Helmut Kohl, Berlin CDU'nun parti kongresine katılmıştı, Federal Basın konferansı'nda yürekli bir basın memuru 'Mölln anma törenine neden katılmadınız?' diye sorunca salonda soğuk rüzgarlar esti. Hükümet sözcüsü soğukkanlılıkla o unutulmaz cevabı verdi.
'Federal hükümeti taziye turizmine dönüştürmek istemiyoruz.' Taziye turizmi ne demek? Dönemin Die Zeit gazetesi ise 'Mölln kendini suçsuz hissediyor' diye başlık atmıştı. Ortada yanarak can vermiş 3 masum insan ve alevler arasında tüm dehşeti yaşamış 7 yaşadaki ibrahim var. Buna rağmen Mölln kendini suçsuz hissediyor. Söylenecek söz yok bu ayıp karşısında.

Saldırıdan sonra yakalanan iki Neo-Nazi saldırgan Lars C. 19, Michael P. 25, 3 kişiyi öldürmek, 39 kişiyi öldürmeye teşebbüsten yargılandı. 19 yaşındaki Lars C, 10 yıl gençlik cezaevinde hapis cezasına, 25 yaşındaki Michael P.'ye ise ömür boyu hapis cezası verildi. Lars C. 7 buçuk yıl sonra Haziran 2000 de, Michael P. ise 2007'de serbest bırakıldı. Katiller aramızda yeni kimlikleriyle yaşamaya devam ediyor.

Ya Arslan ailesine ne oldu. Arslan ailesinin dramı bundan sonra başladı ve halen devam ediyor. Kısaca baba Faruk Arslan, ailesi alevlerle boğuşurken onların yanında olamadığı için halen kendisini suçlu hissediyor. Ya ıslak battaniyeye sarılı halde bulunan küçük İbrahim? Bugün 33 yaşında, halen o korkuları üzerinden hissediyor. Yangın sonrasında kronik öksürük hastalığına yakalanmış. Havai fişek atıldığında, ocakta kaynayan yemekten,  ateşle ilgisi olan her şeyden korkuyor. Yılbaşlarında patlatarak zevk aldığınız havai fişekler bir çocuğun hayatını kabusa çeviriyor. Yeni yıl geliyor bu yazıyı okuduktan sonra havai fişek patlatabilecek misiniz? Kapatın gözlerinizi ve düşünün alevler arasında ıslak battaniye sarılmış bir çocuk. O çocuğun yaşadığı dehşeti, korkuyu düşünün... Hiç bir çocuğun yaşamaması gereken felaketler bunlar. Dünyayı güzelleştirmek adına, çocuklarımızı sevgiyle büyütmeye mecburuz. Büyüdükçe canavarlaşan çocuklar yetiştirmeyelim. 

Mölln saldırısı üzerinden 26 yıl geçti. Koskoca 26 yıl ama acılar düştüğü yerde halen kor halinde. Neler değişti bu zaman dilimi içinde. Almanya, yükselen ırkçılığın önüne geçebildi mi? Almanya, ırkçılık konusunda gerekli önlemleri hiç almadı. Ve bu saldırılar günümüze kadar devam etti. Türklere, müslümanlara yönelik ırkçılık halen ciddi bir sorun Almanya'da. Bir de siyaset dünyasında yıldızı parlatılan Neo-Nazi partisi AFD unutulmamalı. Yarınlar hep acılara gebe. Avrupa'da yaşadığımız acılar bizleri birleştirmeli. Büyük bir güç olabilirsek bu acıları hafifletebilir ve yarınlara daha umutlu bakabiliriz.

Son söz olarak Arslan ailesinin dedesi Nazım Arslan'ın şu cümlelerine kulak vermemiz gerekir. 'Eğer azrail kılığıyla aramızda yaşayan katiller ve onların suç artakları, tarihin imha ruhuyla yeniden hayatımızı cehenneme çevirmek istediklerini ilan ediyorlarsa, yapmamız gereken tek şey ayağı kalkmak ve karşılarına hayatın ruhuyla dikilmek olmalıdır.'

22 Kasım 2018
Halil Fehmi Dağ

22 Kasım 2018 Perşembe

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk Dancaya Çevriliyor


Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk Dancaya Çevriliyor
Atatürk'ün ölümsüz eseri nutuk, İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, Çince gibi dillerden sonra şimdide Danca'ya çevriliyor. Danimarka'da yaşayan Esma Sultan Öcal koordinatörlüğünde bir avuç vatansever (Sadi Tekelioglu, Cengiz Karakus, Yigit Tas, Vakur Bor, Yasar Sahin, Erdal Kayacan) Nutuk'un Dancaya çevirisi için çalışmalara başladılar. Çeviri grubu, 'Danimarka’da hayatını idame ettiren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, siyasi kimliklerimizi bir kenara bırakıp, milli değerlerimize sahip çıkıp ve bu değerlerimizi geniş kitlelere tanıtmak en büyük gayemiz.' açıklamasında bulundular. Nutuk kitabı, Atatürk'ün Samsun'a çıktığı tarih olan 19 Mayıs 1919'dan, Cumhuriyet sonrası inkılap dönemine kadarki (1927) zaman diliminde olan olayları anlatmaktadır.

Atatürk, TBMM'de, 15 Ekim 1927 Cuma günü okumaya başladığı Nutuk’u, günde altı saat okumak üzere altı günde okudu. Yazmak için ise, yaklaşık dokuz ay bilgilerini yeniledi, belge topladı. Mücadele arkadaşlarıyla sıkça bir araya geldi, kendi düşünce ve hazırlıklarını aktarırken, onların “görüş ve değerlendirmelerini”aldı. Anımsıyamadığı ayrıntılar için, olayı birlikte yaşadığı insanları bulduruyor, değinmek istediği bir olayı birkaç kanaldan doğrulamadan kullanmıyordu. Hata yapmaktan ve hatırlamadığı detayları yazmaktan çekinirdi. Bunu için emin olmadığı olaylarda ve iyi hatırlayamadığı olayları o anda yankınında bulunan dotlarını arar bulur ve onlarla müzakare ederdi. Doğruluğunu gördüğü uyarıları kesinlikle değerlendiriyor, uyarılara hak verdiğinde, günler süren çalışmasını yeniden ele almaktan çekinmezdi. İçeriğe olduğu kadar yazılıma da önem veriyordu. Yazdığı notları derleyip son biçimini verirken, beş yüz sayfalık yapıtı “kendi elleriyle yazdı”; yüzlerce belgeyi,“bizzat kendisi toplayıp değerlendirdi.”Tümceler (cümleler), sözcükler (kelimeler) üzerinde titizlikle duruyor, dil bilgisi kurallarına aşırı özen gösteriyor; uygun olan sözcük kullanımına çok önem veriyordu. İşte Nutuk bu şartlar altında yazılarak gün ışığına çıktı.

Nutuk bugüne kadar, Almanca, İngilizce, Fransızca, Rusça, Arapça, Kırgızca, Kazakça, Türkmence, Frasça, Japonca, İspanyolca olmak üzere 11 farkli dile çerilmiştir. Tüm bu çeviri çalışmaları, Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yapıldı. Fakat bugün Nutuk 12. dile yani Dancaya, Danimarka'da yaşayan bir avuç vatansever tarafından çevriliyor. Çeviriye büyük bir önem vererek titizlikle çalışan çeviri grubu, 'Atatürk ve onun eseri hepimizin ortak değeri ve buna hepimiz sahip çıkmalıyız. Atatürk’ün ilk ve en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ni hepimiz ayakta tutmakla görevli ve yükümlüyüz.' diyerek yapılan çeviri bittikten sonra baskı ve dağıtım aşamasında herkesten yardım dileklerini belirtiler.
Diğer ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın da buna benzer çalışmalar içinde bulunması umuduyla. 
Her Türkün okuması gereken bir kitaptır Nutuk. Okuyun ve okutun.

Halil Fehmi Dağ
22 Kasım 2018


24 Ekim 2018 Çarşamba

Prof. Dr. Kemal Ari und seine Arbeiten im Ausland über die Armenienfrage

Prof. Dr. Kemal Ari und seine Arbeiten im Ausland über die Armenienfrage  mit Halil Fehmi DAĞ*

    Die armenische Lobby gehört im Ausland zu einer der mächtigsten Lobbys. Ihr momentanes Hauptziel ist es, den angeblichen „ Völkermord am Armenischen Volk“ der Weltöffentlichkeit glaubhaft zu machen. Die Türkei wird beschuldigt einen Völkermord an den Armeniern im Jahre1915 verübt zu haben. Damit soll auch erreicht werden, dass die Türkei Entschädigungen zahlen soll an das Armenische Volk.Um diese Ziel zu erreichen arbeitet die Armenische Lobby in vielen Ländern gezielt in der Politik und in politischen Vereinigungen. Denn durch die Unterstützung der Politik kann dieses Ziel erreicht werden. Der Erfolg dieser Taktik ist zu sehen. Die Armenier sind als Bevölkerung viel weniger im Ausland vertreten wie die Anzahl der Türken. Laut einem Bericht der Zeitung„ DIE ZEIT“ würden in Deutschland um die 60.000 Armenier leben.. Die österreichische Zeitung „ DIE PRESSE“ berichtet im März 2017, dass die Anzahl der in Deutschland lebenden Türken zwischen 3-3,5 Millionen Türken liegt. Auch in ganz Europa ist die Armenische Bevölkerung weniger vertreten als andere Volksgruppen. Dennoch gehört die Armenische Lobby zu den einflussreichsten in ganz Europa. Sie sind in den jeweiligen Ländern größtenteils in der Politik oder anderen einflussreichen Vereinigungen tätig. Durch dieses bekommen sie viel mehr Macht und können die Zwecke ihre eigene armenische Politik durchzusetzen.Es sind auch viel mehr Armenier in wichtigen Positionen und Vereinigungen vertreten wie die Türken , dies ist unter anderem ihrem mächtigen Kapital zu verdanken.
Was ist eigentlich das Geheimnis dieses Erfolges? Wir wissen, dass die Armenier in der Wirtschaft, öffentlichen Vereinigungen, Sozialen Netzwerken, Medien, Kunst, Kultur und vor allem in der Politik sehr gut vertreten sind und daher auch sehr gute Verbindungen haben zu berühmten und wichtigen Persönlichkeiten. Einer der wichtigsten Faktoren dabei ist es, vor allem in der Öffentlichkeit zu stehen und den angeblichen „GENOZID an den Armenier“ weiter zu verbreiten und sich Unterstützung zu holen. Durch ihre mächtige Lobby können sie viel schneller voranzukommen. Sie können die Entscheidungen der Länder viel einfacher steuern und kontrollieren. Eines der besten Beispiele ist es, als in Köln, wo über 100 000 Türken leben, eine kleine Gemeinschaft mit 5000 Armeniern es geschafft hat, am 14.03.2017 einen Genozid-Gedenkstein aufzustellen. Die türkischen Vereine und Organisationen in Köln und Umgebung haben sich gegen die Aufstellung gewehrt und haben es versucht zu verhindern. Jedoch durch die schlechte Organisation der Vereine, sind sie gescheitert und konnten es nicht verhindern. Die Armenische Gemeinschaft möchte in allen deutschen Großstädten ein Denkmal für den „Genozid“ aufstellen. Der in Deutschland gegründete Verein „Gesellschaft für bedrohte Völker,GfbV“ , macht sich stark für den „Genozidvorwurf“ und unterstützt diese auch bei der Aufstellung von Denkmälern in europäischen Städten. Dieser Verein verteidigt die Armenier und Assyrer und beschuldigt die Türkei des „Völkermordes“ im Jahre 1915 mit 2 Millionen ermordeter Opfer.. Dernek, aynı zamanda adı In einem ihrer Leseausgaben mit dem Titel„100 Jahre Völkermord-100 Jahre leugnen“, wird davon berichtet, dass der „Armenien Genozid“, der erste Völkermord im 19. Jahrhundert war.
Um die Weltöffentlichkeit zu überzeugen, dass die Türkei den „Völkermord „ an den Armeniern verübt haben soll, arbeitet die armenische Lobby zielstrebig mit Dokumentarfilmen, Büchern, Theateraufführungen, Reportagen und Veranstaltungen daran, die Türkei in ein schlechtes Bild zu stellen. Aktuelles Ziel der armenischen Lobbys ist es den angeblichen „Völkermord“ an den Armeniern in deutschen Schulbüchern aufzunehmen. Alle Schüler, jeder Volksgruppe und vor allem die türkischen Kinder. Die türkischen Kinder sollen lesen, dass ihre Vorfahren Mörder sind! Diese Verleumdung wäre für die Kinder schockierend.Für die in Deutschland lebenden Türken ist diese Vorstellung, dass ihre Kinder diese Lüge über den angeblichen „Genozid“ in Lehrbüchern lesen müssen, einfach undenkbar. Die Verantwortung, das Leid und die Sorge über die Zukunft der Kinder wird immer größer.
Die Armenischen Lobby ist dafür bekannt den angeblichen im Jahre 1915 verübten angeblichen „Völkermord“ nicht nur in Deutschland sondern auch in ganz Europa angeblichen zu verbreiten. Es ist ein durchdachtes politisches Machtspiel. Sie halten diese Beschuldigung aktuell immer in den Medien. Mittlerweile akzeptieren 33 Ländern den „angeblichen“Völkermord an den Armenier. Im Februar 2018 hat sich auch Holland angeschlossen, nachdem Deutschland am 02.06.2016 den „ Völkermord“ an den Armeniern anerkannt hat. Es schließen sich immer mehr Länder dieser These an. In einem Land wie Deutschland, wo über 3 Millionen Türken leben ist es unverantwortlich einen durch die Türken verübten „Völkermord“ anzuerkennen und das ohne Beweise. Die deutsche Regierung wusste, dass die Türkischen Mitbürger in Deutschland keinen Einfluss auf ihre Entscheidung haben, denn die Türkische Gemeinschaft hat kaum Einfluss auf die politischen Entscheidung. Sie sitzen nicht in einflussreichen Positionen und haben auch keine einflussreichen Organisationen, die türkische Gemeinschaft wird einfach ausgeblendet und bewusst ignoriert. Die deutsche Politik weiß ganz genau, dass die türkischen Mitbürger in Deutschland geteilt sind. Geteilt durch die verschiedenen Religionen, Glaubensgemeinschaften und politische Denkweisen. Sie bilden keine gemeinsame Einheit und unterstützen sich auch nicht gemeinsam für eine Sache. Die Politik kann sich gegenüber dieser geteilten Gemeinschaft sehr leicht widersetzten und ihre Entscheidungen realisieren. Keine große einheitliche türkische Gemeinschaft, heißt keine große Gegenwehr. Somit haben die kleineren Gruppierungen, die sich dagegen wehren, werden nicht beachtet. Würden sich die türkischen Vereine und Organisationen sich als eine große Gemeinschaft wehren, hätte es die deutsche Regierung in ihren Entscheidungen viel schwerer.
     Was hat die türkische Gemeinschaft und die türkische Politik nach dieser Entscheidung gemacht?Es sind leider sehr wenige Menschen und Organisationen, sich gegen diese Verleumdung einsetzten. Obwohl es eindeutige Beweise gibt, das es diesen „Genozid an den Armeniern“ nicht gegeben haben kann, werden diese Beweise von der Politik nicht beachtet.
Die türkische Gemeinschaft hat Schwierigkeiten zusammenzukommen um sich gegen dieses Unrecht an ihrem Land und Volke zu wehren. Die Türken in Deutschland und in Europa sind in vielen kleiner Vereinen und Gemeinschaften vertreten und haben kaum Macht sich gegenüber der Politik zu wehren und vor allem durchzusetzen. Jeder dieser Vereine und anderen Vereinigungen handeln alleine und stehen sich mit den anderen eher im Konkurrenzkampf, es gibt kaum einen Zusammenhalt.
Viele der in Europa und Deutschland lebenden Türken kennen auch ihre eigene Kultur und Geschichte nicht. Auch der Bildungsstand der Türken ist viel niedriger als die von den Armeniern und anderen Volksgruppen. Türken mit Akademischen Statuts sind weniger vertreten als an andere Volksgruppen in Deutschland und Europa. Die in Europa und Deutschland lebenden Türken werden auch hauptsächlich durch religiöse Vereinigungen und Gemeinschaften auseinandergebracht. Sie sind in verschiedene Gruppierungen geteilt, somit verlieren die Türken als eine Gemeinschaft an Stärke.
Die religiösen Vereinigungen wirken sich auch auf die junge heranwachsende Generationen negativ aus. Die neue Generation ist gespalten und in ständiger Konfrontation mit den Kulturen. Auch hier ist das Bildungsniveau nicht hoch. Deswegen ist die Jugend auch beeinflussbar, vor allem durch religiöse Vereinigungen. Auch wird die Jugend von vielen türkischen Vereinen beeinflusst, die sich gegenüber der Türkei feindselig verhalten. Die Armenische Lobby profitiert von dieser großen Schwäche der Türken. Somit können sie weiterhin ihre Lüge über den „Armeniengenozid „weiterhin ausbauen und verbreiten.

     Einer der großen Namen der Armenischen Lobby ist Prof. Akcam,, der vor allem in Deutschland Reden über den angeblichen „Völkermord“ an den Armeniern hält.
Seine im Jahre 2018 gehaltenen Reden wird unter anderem gestützt und bestärkt durch die Anerkennung des „Völkermord“ durch Deutschland im Jahre 2016.
Die Zielgruppen seiner Reden sind hauptsächlich Türken aus Deutschland. Unter diesen wiederum hauptsächlich die Alevitischen Gemeinden.

In den Reden von Prof.Akcam wird auch die von Adam Adonian im Jahre 1921 geschriebene Buch „ Naim Efendis Erinnerungen“ als Beweis aufgeführt, die den „Völkermord“ bestätigen soll. Jedoch wurde dieses Buch schon vor einiger Zeit mit Beweisen widerlegt. Doch Prof. Akcam hält in seine Reden weiterhin dieses Buch als Nachweis des Genozides. Besonders die türkischen Mitmenschen, die leider sehr wenig über ihre eigenen türkischen Wurzel und Geschichte wissen, werden durch diese Propagandamittel so sehr beeinflusst, dass sie diesem schon Glauben schenken. Die Armenische Lobby versucht die Türkische Gemeinschaft noch weiter zu spalten und vor allem die junge Generation psychisch zu ihren Gunsten und ihrem Vorhaben zu beeinflussen. Die türkische Jugend ist mit dieser Lüge über den Völkermord überfordert und durch ihre Unkenntnis über die eigene türkische Geschichte in Zwiespalt. Diese Jugend soll glauben, dass ihre Vorfahren Mörder waren. Es gibt einfach zu wenig Menschen und Organisationen, die diese Lüge des Völkermordes entlarven und zu unterbinden. Es muss mehr Menschen geben, die vor allem die Türkische Gemeinschaft, insbesondere die türkische Jugend über die Geschichte ihrer eigenen Vorfahren aufklärt. Die Aufklärung mit Beweisen und Belegen soll den „Völkermord“ widerlegen. Jedoch im Gegensatz zu der türkischen Gemeinschaft, die hauptsächlich aus kleineren Gruppierungen besteht, ist die Armenische Lobby in ihren Handlungen viel stärker.

     In Diskussionen und Gesprächen haben Prof.Dr.Kemal Ari und Halil Fehmi Dag die Völkermordthese im Einzelnen recherchiert, durchforscht und interpretiert. Es wurde darüber nachgedacht ein Buch zu schreiben sowie Konferenzen zu halten, um die Menschen darüber zu informieren und den Vorwurf des „Völkermordes an den Armeniern „zu widerlegen. Zusätzlich sollte eine Bildergalerie aus den Archiven der Türkei ausgestellt werden. Dieses Buch sollte verständlich für jeden und in vereinfachter form geschrieben werden. Die „Völkermordfrage“ sollte in einfachen Sprachweise und neutral erklärt werden.In diesem Buch sollten alle vorhandenen Thesen, Recherchen, Informationen und Fakten über die „Genozidfrage“ im Jahre 1915 zusammengelegt und ausführlich diskutiert werden. Am Ende des Buches sollte festgestellt werden, dass es keinen Völkermord an den Armeniern je gegeben haben kann. 
     Aus diesen Gründen enstand das gemeinsame Buch“ Die Armenische Frage, in der Vergangenheit, Gegenwart und Zukunft“ von Prof.Dr.Kemal Ari und Halil Fehmi Dag, das am 04.12.2017 veröffentlicht wurde.Das Buch beinhaltet die wichtigsten Fragen und Antworten zu der „ Armenischen Frage“.Ein Punkt der Diskussion ist es, dass die Türkei keinen Grund hatte sich je mit der „Armenischen Frage „ zu befassen. Das Buch beinhaltet auch die Erzählungen und Erläuterungen von Frank Werfels Buch aus dem Jahre 1933 mit dem Titel „40 Tage am Moses Berg“ . Frank Werfel beschreibt und erklärt, wie die Armenische Lobby schon damals ihre Propaganda betrieben hat. Im Buch wird über die im Osmanischen Reich, vor allem in Anatolien lebendenden Türken und Armeniern erzählt. Auch welche Stellung die Armenier im Osmanischen Reich hatten. Sowie die Entstehung und Verbreitung des armenischen Nationalismus. Einer der Gesprächspunkte ist das versuchte Attentat von den Armenier an Abdülhamid dem II. Hier werden Details der Vorbereitung des Attentates erläutert. Im Buch wird in einer Diskussion festgestellt, dass die Armenische Lobby kein Interesse hat , um eine Lösung des Konfliktes zu finden. Statt dessen wird die eigene Völkermordthese weiter aufgebaut. Auch wird beschrieben, das die Armenische Lobby immer wieder Änderungen an ihrer Völkermordthese vorgenommen hat, wie z.B. die Anzahl der Opfer. Diese wurden immer wieder nach oben aufgestockt, so dass am Ende die Zahl der Ermordeten auf 1, 5 Millionen beliefen.Ein ganz wichtiger Punkt bei der „Armenien Frage „ ist die die sogenannte“ Umsiedlung“, warum eine Umsiedlung und die Maßnahmen unter Talat Pasa im Osmanischen Reich notwendig waren. Die Leser werden über die historischen Ereignisse, über den aktuellen Stand der Beziehungen von Türkei und Armenien sowie über die armenische Terroreinheit „ ASALA“ aufgeklärt. Diese Terroreinheit war vor allem an der Ermordung von türkischen Diplomaten verantwortlich. Dieses Buch ist reichlich an Information und soll vor allem Aufklärung schaffen.
     Nach der Veröffentlichung des Buches, wurde daran gearbeitet, dieses Buch in Deutschland der Öffentlichkeit vorzustellen .Zuerst wurde versucht eine gemeinsame Konferenz mit Prof. Dr.Kemal Ari und Prof. Akcam abzuhalten. Es sollte bei einem Zusammenkommen, gegenseitige Diskussionen mit den eigenen Ansichten stattfinden.Jedoch wurde für einen gemeinsame Konferenz von der Gegenseite keine Beachtung geschenkt und auch nicht wahrgenommen. Denn der Vorwurf des „Völkermordes“von Prof. Akcam hätte durch Beweise widerlegt würden. Somit war es zu erwarten , dass Prof. Akcam nicht auf eine gemeinsame öffentliche Diskussion eingeht. Daraufhin wurde vogenommen, in den Städten Konferenzen und Reden zu halten, wo auch Prof. Akcam seine Konferenzen abgehalten hat. Die Menschen sollen über die tatsächlichen Ereignisse im Jahre 1915 ausführliche Informationen bekommen.
     Am 07.12.2017 fand in Lübeck die erste Konferenz statt. Hier wurde das Buch zum ersten Mal vorgestellt. Die Vorbereitung und das Ziel dieses Buches über die „Armenische Frage“ wurde von Halil Fehmi Dag vorgestellt. Gleichzeitig das von Prof.Kemal Ari geschriebene Buch „ Warum Atatürk, warum die Republik?“ vorgestellt. Es wurde über Atatürks Weltanschauung, Visionen und der Wichtigkeit der Türkei sowie dem Nahen Osten gesprochen. Diese Veranstaltung in Lübeck wurde von der Türkischen Gemeinde Kiel organisiert. Einen Tag später am 08.12.2017 wurde auch in Kiel eine Konferenz abgehalten.
     Am 10.12.2018 war in Hamburg auf Einladung der Türkischen Gemeinde Hamburg die nächste Veranstaltung. Auch hier wurde über das Buch „Warum Atatürk, warum Republik?“ diskutiert. Die Fragen der Besucher wurde beantwortet.In diesen 3 Städten wurde auch die Bildergalerie über den Befreiungskrieg in der Türkei mit dem Titel„ Die Geschichte von Mehmet „ präsentiert und vorgestellt.Diese Bildergalerie lässt einblicken in die Geschichte und wurde von den Besuchern voller Begeisterung gelobt.
   Im Januar 2018 wurden viele Konferenzen abgehalten, in denen auch die Bildergalerien präsentiert wurden.Die erste fand am 19.01.2018 in Bremen statt, hier wurde das Thema der heutigen Situation der „Armenien Frage“ ausführlich diskutiert. In dieser Veranstaltung wurden aus den Archiven der Türkei eine Spezielle Bildergalerie mit dem Titel „die blutende Wunde, Armeniens Massaker an den Türken“ vorgestellt. Diese Arbeit und Präsentation wurden von Halil Fehmi Dag, Ercan Yalcim und Yildiz Sen organisiert. Die zweite Veranstaltung fand am 21.01.2018 wieder in Hamburg statt. Diese Veranstaltung wurde vom Hamburger Sivas Verein organisiert. Prof.Kemal Ari und Halil Fehmi Dag haben die „Armenien Frage „ ausführlich erklärt um das Wissen der Besucher zu erweitern.
     Am 11.02.2018 wurde in Dortmund auf Einladung vom Vereines zur Förderung der Ideen Atatürks in Dortmund eine Veranstaltung mit dem Titel „Die Armenische Frage in der Vergangenheit, Gegenwart und Zukunft“ abgehalten. Hier wurde ebenfalls die Bildergalerie „ Blutende Wunde, das Armenische Massaker an den Türken in Hodja (Hodja Holocaust)“ präsentiert. Prof Kemal Ari und Halil Fehmi Dag haben die Besucher über das „Hodja Holocaust „ausführlich informiert. Nach der Veranstaltung haben Prof.Kemal Ari und Halil Fehmi Dag ihre Bücher unterschrieben.
     Zu diesen Veranstaltung hat Prof. Kemal Ari zusätzlich am 12., 13., und 14.Februar 2018 bei der ADD Duisburg (Verein zur Förderung der Ideen Atatürk in Duisburg) ein Seminar über den „Kemalismus und die Geburt der neuen Türkei“ durchgeführt. Für dieses Seminar war jeder willkommen. Es wurde ausführlich darüber berichtet, mit welchen Schwierigkeiten und enormer Kraft ,die neue Türkei aufgebaut wurde. Den Teilnehmern wurde ein Zertifikat für die erfolgreiche Teilnahme ausgehändigt. Am 15. und 16. Februar 2018 wurde bei der ADD Siegen (Verein zur Förderung der Ideen Atatürk in Siegen) ein 2 tägiges Seminar über den „Kemalismus „ durchgeführt.
Durch die Teilnahme vieler Menschen sowie das enorme Interesse an diesem Seminar, gab uns Hoffnung für die Zukunft. 
     Am 17.02.2018 fand in Düsseldorf das 25-jährige Jubiläum der AADDB (Verband der Atatürk Bildungs- und Kulturzentren in Europa) statt. Auf Einladung des Verbandes, hat Prof.Kemal Ari eine Bildergalerie in Form von Karikaturen mit Original Belegen über das Thema „ Atatürk und die türkische Revolution „ ausgestellt und auch ausführlich über dieses Thema diskutiert.. ptı. Arı, Atatürk ve Türk Devrimlerinin gerçekleşme aşamalarını gerçek belgelerden, bilgiler vererek davetlilerin ilgisine sundu.
     Auf Einladung des Azerbaidschanischen-Türkischen Freundschaftsvereines Berlin, wurde am 24.02.1018 in Berlin eine Konferenz über das „ Hodja Holocaust „ und „ die Armenische Frage in der Vergangenheit, Gegenwart und Zukunft“ veranstaltet.In dieser Veranstaltung wurde auch an die Opfer gedacht, die von den Armeniern ermordet wurden.Am 04.03.2018 wurde auf Einladung des Türkischen Vereines in Duisburg ebenfalls eine Veranstaltung über das „Hodja Holocaust und die Armenische Frage „ abgehalten.Am 29.04.2018 wurde Prof.Kemal Ari nochmals von der ADD Siegen ( Verein zur Förderung der Ideen Atatürk in Siegen) eingeladen.In dieser Veranstaltung hat Prof.Kemal Ari über das aktuelle Problem „ Türkei und die tatsächliche Afrin Politik „ berichtet. 
     Zu dieser Veranstaltung war eine sehr wichtige Persönlichkeit eingeladen, der Historiker Dr. Christian Johannes Henrich eingeladen. Seit 2005 arbeitet Dr. Henrich an der Armenien Frage und verteidigt es, dass es einen keinen Völkermord von den Türken an den Armeniern im Jahre 1915 gegeben hat..
In seiner Doktorarbeit und in anderen Publikationen hat er sich stets gegen die Bezeichnung Völkermord in der Armenienfrage ausgesprochen.Auch seine langjährige Mitgliedschaft bei der CDU gab er auf, da er die Haltung der CDU zur Armenienfrage nicht mittragen konnte.“ Warum vor allem die weitaus höherer Opferzahlen auf muslimischer verschwiegen wird?“ Im Interview mit der Internetzeitung „nex24.news“erzählt Dr.Henrich: „Das eine internationale Historiker-Konferenz, wie sie die Türkei schon seit über 15 Jahren vorschlägt, von der Regierung in Eriwan bisher abgelehnt oder nicht beantwortet wurde–, Armenien hat ja bereits den Westen hinter sich, warum sollten die den wissenschaftlichen Weg der Wahrheitsfindung gehen? Deshalb hält Armenien auch die Archive verschlossen. Nach der Veranstaltung in Siegen, haben sich Prof.Kemal Ari und Dr.Henrich bei einem gemeinsamen Abendessen mit Informationen und Ideen ausgetauscht. Für die nächsten Jahren wurden Zusammenarbeiten geplant.
     Die ADD Mainz (Verein zur Förderung der Ideen Atatürk Mainz) hat am 19.5.2018 dem Atatürk Sport und Jugend Gedenktag , Prof Kemal Ari als Redner eingeladen. An diesem besonderen Tag hat Prof.Kemal Ari über den 19.05.1919 und über Atatürk Erkenntnis ausführlich berichtet. Dieser Gedenktag wurde mit Erfolg und Begeisterung gefeiert. 
     Alle diese Veranstaltungen und Aktivitäten wurden im Namen des Magazins „ Tarif ve Günce „ durchgeführt. Es wurden tausende Kilometer zurückgelegt um tausenden von türkischen Mitmenschen in Deutschland über die Wahrheit der „Armenienfrage „ und die tatsächliche Geschichte der Türkei im Jahre 1915 mit Beweisen und Belegen zu informieren. 



Ralf Pauli, 'Armenier in Deutschland, Endlich raus aus der Opferroll', 'Die Zeit', 24 April 2015
Die Presse,  '7 Millionen Türken in der EU' März 2017
Tilman Zülch,  Armenien-Diskussion am 21. April 2005 im Bundestag- Völkermord anerkennen!, April, 2005
Gesellschaft für bedrohte Völker, GfbV, 100 Jahre Völkermord-100 Jahre Leugnen, GfbV, 2014,
Prof. Dr. Kemal Arı, Halil Fehmi Dağ, ' Ermeni Sorunu, Dün, Bugün, Yarın', Kitapana Yayınevi, İzmir, 2017
Dr. Christian Johannes Henrich, 'Protest gegen Armenien-Resolution: Nach 21 Jahren aus CDU ausgetreten.' 'nex24.news-Interview.' August 2017

PROF. DR KEMAL ARI İLE YURTDIŞINDAKİ ERMENİ SORUNU ÇALIŞMALARI

PROF. DR KEMAL ARI İLE YURTDIŞINDAKİ ERMENİ SORUNU ÇALIŞMALARI
Halil Fehmi DAĞ*

Ermeni Lobisi, yurt dışındaki en güçlü lobilerden biridir. Temel amaçları, sözde „Ermeni Soykırım“ iddialarını dünya kamuoyuna tanıtıp kabul ettirmek ve Türkiye'yi tazminat ödemeye mahkum ettirmektir.  Bu nedenle bir çok ülkede etkili biçimde çalışarak, siyasetçilere ve siyasi oluşumlara kendi bakış açılarına göre tarihlerini anlatıp, özellikle 1915 yılında Türkler tarafından bir soykırıma uğradıklarına dünyayı inandırmaya çalışmaktadırlar. Bu çabalarında oldukça başarılı olduklarını söylemek durumundayız. Ermeni cemaati, yurtdışında yaşadıkları şehirlerde sayı olarak Türklerden azdır. Almanya'da yaşayan Ermeni sayısı 'Die Zeit' gazetesine  göre  60.000 civarındadır. Avusturya'nın önemli gazetelerinden birisi olan  'Die Presse'' in, Mart 2017 haberine göre Almanya'da  yaklaşık 3 milyon ile  3.5 milyon arasında Türk  yaşamaktadır. Ermeni cemaati, nüfus olarak daha az olmasına karşın, öteki cemaatlere göre Avrupa’da daha etkilidir. Bu nedenle siyaset dünyasında çok daha fazla söz sahibi ve ülkelerin siyasetlerini etkileyecek güçtedirler. Yerel yönetimlerle, siyasi partilerle, diğer lobi ve derneklerle iletişimleri Türkler’e göre çok daha fazladır.  Ciddi bir sermayeyi de ellerinde bulunduran Ermeni cemaati, bu kozları sayesinde amaçlarına daha kolay ve hızlı ulaşmaktadır. Dolayısıyla Türkler’in sayısına göre katlarca az olan Ermeni cemaati, hedeflerine adım adım yaklaşma çabasında önemli yollar almıştır.
Bu başarının sırrı nedir? Ermenilerin iş, sanat, siyaset dünyası ile sıkı ilişkiler içinde olduğu biliniyor. Bu özellikleri hedeflerine yürürken onlara önemli ayrıcalıklar yaratıyor.  Ermeni cemaati, bu ilişkilerini kullanarak ülkelerin parlamentolarında 'Ermeni Soykırım' tasarısını kabul ettirmek için uğraşmaktadır. Her ortamda güçlü bir lobi faaliyeti göstermektedirler. Bu çabaları nedeniyle ülkelerin karar mekanizmalarını da çok rahatlıkla kontrol etmektedirler. Örneğin 100 bin Türk'e karşılık 5 bin Ermeninin yaşadığı Almanya‘nın Köln şehrinde 14 Mart 2017 tarihinde Ermeni Cemaati’nin  çabalarıyla bir soykırım anıtı açıldı. Köln ve çevresinde çok fazla Türk derneği bu girişimin engellenmesi için çaba harcadı. Ancak onca çabaya karşın, başarılı olunamadı. Bu çabalarında Türk dernekler herşeyden önce organize değillerdi. Zamanında iradelerini kullanarak harekete geçemediler. Bu eksiklikler nedeniyle girişimi engelleme yolunda başarı gösteremediler. Sonuçta 100.000 kişiden oluşan büyük bir kesim, 5.000 kişinin girişimlerini engelleyemedi. Bu da ciddi anlamda lobi faliyetlerinde ve kamuoyu oluşturmada Türkler’in niçin etkili olamadıkları üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Sonuçta anıt açıldı. Üstelik, açılışı yapılan bu anıt Almanya'da açılan ilk anıt da değildi. Ermeniler bu konuya o denli önem vermektedirler ki anlaşılan bu anıt, açılan son anıt da olmayacaktır. Almanya merkezli 'Gesellschaft für bedrohte Völker, GfbV (Tehdit Altındaki Halklar Topluğu)' derneği, Avrupa'daki tüm şehirlerde 'Soykırım' anıtı açılması için yoğun çalışmalar yapmaktadır.  Bu dernek aynı zamanda 1915 olaylarında 2  milyon Ermeni ve Asuri'nin, Türkler tarafından soykırıma uğratıldığı tezini de savunmaktadır. Dernek, aynı zamanda adı 'Yüzyıllık Halk Cinayetlerini, 100 Yıldır Redetmek (100 Jahre Völkermord-100 Jahre Leugnen‘ olan bir kitap çıkartmıştır. Kitapta 'Ermeni Sorunu „yüzyılın ilk soykırımı“ olarak anlatılmaktadır.
Ermeni lobisi, yurtdışında Türkiye'nin imajını karalamak için yoğun biçimde belgeseller hazırlıyor; filmler çektiriyor, kitaplar yazdırıyor, tiyatro oyunları sahnelere koyuyor ve bu araçları kullanarak kendi düşüncelerini destekleyen kamuoyu yaratmaya çalışıyor. Şimdi de asıl hedef, Almanya’da okutulan ders kitaplarına Türkler’in ERmenileri katlederek, soykırım gerçekleştirdikleri düşüncesini koymak için düzenleme yapılmasını sağlamaktır. Sonuçta kitaplardaki bu bilgileri Almanya’daki bütün öğrenciler gibi, Türk kökenli yurttaşların çocukları da okuyacak.  Bu konunun ders kitaplarına girmesi durumunda Türk çocukları, atalarının soykırımcı olduklarını okumak durumunda kalacaklar. Belki de bu öteki çocukların yanında belli bir psikolojik ezikliğe de neden olacak. Bu durumu engellemek için Almanya’da Türkler tarafından yapılan girişimleri yeterli biçimde değerlendirmek olanaksızdır. Bu durum sorumluluk sahibi ve bilinçli Türkler arasında büyük bir kaygı yaratmakta ve önemli sıkıntılara neden olmaktadır.
Ermenilerin dünyanın genelinde başlattıkları çalışmaların onlar açısından olumlu sonuçlar verdiği görülmektedir. Yalnız Almanya’da değil, Avrupa‘da 1916’te yaşanan olayların bir soykırım olduğu düşüncesi gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu her ne kadar siyasi bir oyun olsa da sonuçta dünya bu olayları „soykırım“ olarak tanıma eğilimindedir. Bugün 33 ülke bu olayları Türkler’in Ermeniler’e uyguladığı bir „soykırım“ olarak kabul etmektedir. En son Şubat 2018'de Hollanda da bu tasarıyı kabul ederek soykırımı tanıyan ülkeler arasına katılmıştır. Bu kararın alınmasında Almanya’nın 2 Haziran 2016 tarihli kararının etkili olduğu bilinmektedir. Onca Türk’ün yaşadığı Almanya’nın bu kararı sorunsuz biçimde almış oluşu son derece düşündürücüdür. Çünkü Alman karar mercileri Türk toplumundan etkili bir tepkinin gelmeyeceğini, çünkü Türklerin ses getirecek bir organisazyona ve sivil toplum örgütlenmelerine sahip olmadıklarını biliyorlardı. Türklerin Almanya‘da din, mezhep, ırk ve siyasi düşünce  temelinde küçük parçalara ayrılmış olmaları ve organik bir bütün oluşturamamaları onlara bu cesareti vermiştir. Gerçekten de Türkiye’de var olan siyasi ayrışmanın Almanya’ya yansımış görüntüsü ve her bir parçanın diğerleri ile olan iletişim ve etkileşim güçlüğü bu adımın atılmasını kolaylaştırmıştır. Oysa bu ayrışma, siyasi temelde bir bütünlüğe dönüştürülebilse, Almanya’nın bu tür siyasi kararlar alması hiç de kolay olmayabilirdi. 
Bu olup bitenler karşısında Türkler ya da Türkiye Hükümeti ne yapıyor? Almanya’da bugün itibariyle özellikle Türk tezlerini savunan ve Ermeni yalanlarını sağlam kanıtlarla dile getiren yayınlar ve öteki kültürel çalışmalar son derece azdır. Var olanlar da kamuoyunu etkilemekten son derece uzaktır. Daha da ötesi, bu çabaların Türkler dışındaki Alman kamuoyu bir yana, Türkleri de sabit bir noktada tutmakta bile yetersizdir. Türkler’in üye oldukları sivil toplum örgütlerinden dernekler son derece güçsüz bir görünüm ortaya koymaktadırlar. Bu derneklerin küçük şubeler biçiminde örgütlenmiş olmaları ve birbirleriyle organik bir bağ içinde olmamaları en büyük sorundur. Daha da ötesi, duygusal bir birliktelikten söz etmek bile zordur. Türkler büyük bir çatı altında bir araya gelmek yerine küçük dernekler bazında örgütlenmişlerdir. Bunlar da daha çok birbirleriyle rekabet halindedirler. Sanki aralarında birbirlerinden öne geçmek için bir yarış vardır ve daha da ötesi birbirleriyle mücadele etmektedirler. Türkler’in en önemli sorunlarından birisi de kültürel altyapılarındaki eksiklik nedeniyle Ermeniler kadar kendi tarihleri konusunda bilgili ve donanımlı olmayışlarıdır. Eğitim düzeyleri düşüktür. Yüksek okulu bitiren Türk sayısı, öteki topluluklara göre oldukça azdır. Yurtdışındaki Türkleri güçsüz bırakan en önemli etkenlerden birisi de dini grupların çalışmalarıdır. Bu gurupların etkilerini özellikle genç kuşaklar için bir tehdit olarak algılamak mümkündür. Eğitim düzeylerinin düşüklüğü ve kültürel uyumsuzluk gibi nedenlerle genç kuşak bu tür dini gurupların etkisine girmektedirler. Ayrıca Türkiye’ye düşmanlık hisleri bulunan değişik derneklerin gençler üzerinde asimilasyon çalışmaları da bulunmaktadır. Ermeni Lobisi, Türkler’in bu zayıf yanlarından yararlanmak çabası içine girmiş; bu nedenle tarihte kendilerine bir soykırım yapıldığı yalanını Avrupalılarla sınırlamamış, özellikle yurt dışında yaşayan Türkleri de ikna etme çabası içine girmiştir.
Bunun en belirgin örneği, Prof. Dr. Taner Akçam’ın Almanya’nın geneline yaygınlaştırılan konferanslarıdır. Bilindiği gibi Taner Akçam, 1915 olaylarının bir Ermeni Soykırımı olduğunu savunan en önemli figürlerden birisidir. O, 2018 yılı içinde Almanya’nın kendi parlamentosunda soykırım tasarısını geçirme çabaları paralelinde bu ülkede bir dizi konferanslar vererek, sözde soykırım tezini savunmuş ve bu çabalarıyla bu düşünceyi benimseyen bir zemin oluşturmaya çalışmıştır. Şahsın hedefindeki kitle özellikle Almanya’da yaşayan Türkler olmuştur. Türkler arasında alevi Türk yurttaşların yoğun olduğu dernekleri hedeflediği de dikkatlerden kaçmamaktadır.
Akçam, bu toplantılarda sahteliği ispatlanmış olan Aram Adonian'ın 1921 yılında basılan 'Naim Efendinin Anıları'nı soykırımın delili ve kaynağı olarak göstermektedir. Bu ve benzeri bilimsel olmayan dayanaklar üzerinden Akçam ve onun gibi kimi kişiler, sanki görevlendirilmişler gibi dernekleri gezerek Ermeniler’in soykırıma uğradıklarını anlatmaktadırlar. Bu konularda yeterli bilgiye sahip olmayan özellikle yeni kuşak Türk gençleri bu propagandalara inanmakta ve  Türklerin geçmişte Ermenilere soykırım yaptığını kabul eder duruma gelmektedirler. Aslında bu şahsın ve onun gibilerin yaptığı psikolojik bir algı yaratmaktır.  Tarihi konular üzerinde yeterli bilgisi olmayan Almanyalı Türkler, bu algı oluşturmanın etkisinde kalmaktadırlar. Bu olumsuz ve tek yanlı propagandaya karşı, Almanya’da yaşayan Türkler’i doğru olarak bilginendirecek etkinlikler de son derece cılız kalmıştır. Tüm bunlar yurtdışında yaşayan Türklerin bu konuda ciddi bir bilgi eksikliği içinde
Prof. Dr. Kemal Arı ile şahsımın (Halil Fehmi Dağ) yaptığı uzun sohbetlerde bu konu ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Bu sorunlar üzerinde çalışılırken, bir kitap yazma ve konferanslar vererek bu olumsuz propagandanın etkilerini kırma düşüncesi oluşmuştur. En Konferansların yanı sıra paneller, sergiler açılmalı ve etki altında bulunan Türk topluluğu aydınlatma çalışmaları gerçekleştirilmeliydi. Adı geçen kitabın daha kolay okunabilmesi ve okuyanlar üzerinde etkisinin artırılması için, söyleşi yöntemi uygun bulundu. Böylece kitabı okuyanlar sıkılmadan ve rahatlıkla okuyabilecek ve tarihsel bir olay üzerinde kavrama, algılama ve sorunu net olarak görme düzeyleri yukarı çekilebilecekti. Hazırlanan kitapta soykırım kavramı ayrıntılı biçimde ele alınmakta, bu kavram açısından 1915 olaylarının neden soykırım olamayacağının kanıtları ortaya konulmakta ve gerçekler tarihsel ağırlığı ölçüsünde irdelenmekteydi.
Prof. Dr. Kemal Arı ve Halil Fehmi Dağ ortak imzasıyla 4 Aralık 2017 tarihinde  'Ermeni Sorunu Dün, Bugün, Yarın' adlı kitap raflardaki yerini aldı. Kitap 'Ermeni Sorunu 'nun can alıcı noktalarını kapsıyordu. Örneğin Türkiye'nin 'Ermeni Sorunu'na uzun bir süre ilgisiz kaldığı ve 'Ermeni Sorunu'nu görmezlikten gelindiği irdeleniyordu. Franz Werfel'in 1933 yılında yazdığı 'Musa Dağında 40 Gün' romanının Ermeni sorunu üzerine nasıl bir propaganda aracına dönüştürüldüğüne değiniliyordu. Anadolu'da yaşayan Türkler ve Ermeniler masaya yatırılarak tarihleri hakkında bilgiler verillmekteydi. Ermenilerin, Osmanlı Devleti içindeki konumları, elde ettikleri haklar ve milliyetçilik kavramının Ermeniler arasında yayılarak ihtilalci düşüncelerin oluşumu anlatılmaktaydı.. 2. Abdülhamit'e düzenlenen suikastın bilinmeyen detayları ise kitabın ilgi çeken bir diğer konusunu oluşturuyordu. Kitapta ayrıca Ermeni lobisinin çözümden çok çözümsüzlük üzerine çalıştığı belirtilmekte, soykırım iddialarının rakamsal tutarsızlığına dikkat çekilmektedir. Ermeni sorununda en çok tartışılan 'Tehcir' olayı da, kitapta incelemeye alınan konular arasında bulunmaktadır 'Tehcir'in gerekli olup olmadığı, Talat Paşa'nın bu olaylardaki konumu, Ermenilerden kalan mal ve mülklerin durumu, 'Tehcir'in aşamaları, Osmanlı devletinin aldığı önlemler gibi olayın akıl kurcalayan noktalar üzerinde durulmaktadır. Tüm tarihsel olaylar arşivler göz önünde bulundurularak tarafsız bir şekilde okuyucuya aktarılmaktadır. Türkiye ve Ermenistan ilişkilerinin günümüzdeki durumu,  Asala terör örgütünün Türk diplomatlara yönelik gerçekleştirdiği cinayetler de kitabın incelediği diğer başlıklardandır  Kitap, içerdiği konular bakımından ilgi çekici ve bir o kadar da bilgilendiricidir.

Kitabın yayınının ardından, kitabın tanıtımı gerçekleştirildi. Bu çalışmaların ikinci evresinde konferanslar serisi başladı. Önce kamuoyuna açık biçimde Taner Akçam’a Prof. Dr. Kemal Arı imzasıyla bir çağrıda bulunularak; aykırı görüşlerin yer alacağı ortak konferanslar verilmesi önerildi. Bu çağrıya olumlu yanıt alınamayınca da Taner Akçam’ın konferans verdiği yerler ağırlıklı olmak üzere, onun tezlerini çürütmeye çalışan konferanslar serisi başlatıldı. Böylece Taner Akçam tarafından savunulan Ermeni tezlerinden ayrı olarak, aynı mekanlarda 1915 yılındaki olayların gerçek mahiyeti ele alınarak, Ermeni propagandasının hedef olarak gördüğü Türkler’e doğru bilgilerin verilmesine çalışıldı.
Bu amaçla 7 Aralık 2017 tarihinde Almanya’nın Lübeck kentinde ilk etkinlik yapıldı. Bu etkinlikte kitabın tanıtımı da yapıldı. Kitabın hazırlanışındaki amaç ve Ermeni sorununda gelinen nokta Halil Fehmi Dağ tarafından irdelendi. Ayrıca Prof. Dr. Kemal Arı tarafından „Neden Atatürk ve Neden Cumhuriyet' konulu bir konfreans da verilerek, Atatürk’ün öngördüğü dünya görüşünün,, Türkler ve Ortadoğu için önemi üzerinde duruldu. Bu etkinliği 8 Aralık 2017'de Kiel şehrinde bulunan Kiel Türk Toplumu Derneği‘nin ev sahipliğinde Kiel şehrindeki etkinlik izledi.

10 Aralık 2017 günü ise  Hamburg Türk Toplumunun davetlisi olarak Almanya'nın Hamburg şehrinde kitabın yeniden tanıtımı yapıldı. Kitabın yazılışındaki amaç ayrıntılı biçimde dile getirildi.  Bu tanıtıma ek olarak A 'Neden Atatürk ve Neden Cumhuriyet' konulu konferans verildi. Hem kitaba hem de konferans konularına ilişkin katılımcı soruları yanıtlandı. Kitap imzaları gerçekleştirilerek yaşanan bu anlar katılımcıların fotoğraf kareleri ile ölümsüzleştirildi. Bu üç şehirde kitap tanıtımı ve  konferansın yanı sıra kurtuluş savaşının bilinmeyen fotoğraflarından oluşan 'Mehmet'in Hikayesi' isimli sergide katılımcıların beğenisine sunuldu. Yapılan bu üç etkinlik yoğun bir ilgi ile karşılandı

Bu etkinlikler Almanya’nın değişik kentlerinde örgütlenmiş olan Türk dernekleri arasında büyük bir heyecan ve ilgi yarattı. Ocak 2018'de yine bir dizi konferans, fotoğraf sergisi ve etkinlikleri gerçekleştirildi. Bremen’de gerçekleştirilen Konferansın konusu  'Ermeni Sorununda Güncel İddialar ve Dış Tehditler' idi.  Bu konferans serisi için Genel Kurmay Arşivlerinden elde edilen özel fotoğraflardan oluşan 'Kanayan Yara Ermeni Mezalimi' isimli bir sergi hazırlandı. Serginin hazırlanmasında Halil Fehmi Dağ, Ercan Yalçın ve Yıldız Şen’in katkıları oldu. Özellikle Halil Fehmi Dağ’ın kent kent dolaşarak, serginin hazırlığı için ailece katkısı oldu.  19 Ocak 2018'de  Bremen‘de Atatürkçü Düşünce Derneğinin davetlisi olarak Prof. Dr. Kemal Arı ve Halil Fehmi Dağ tarafından verilen konferans ve hazırlanan sergi büyük bir ilgi gördü. İkinci etkinlik, 20 Ocak 2018 tarihinde Hannover Azerbaycan Derneği ve Hannover Atatürkçü Düşünce Derneği‘nin ortak girişimiyle Hannover şehrinde gerçekleştirildi. Hannover şehrinde yapılan konferansa, Giresun Üniversitesi eski rektörü sayın Aygün Attar'da konuşmacı olarak katıldı. Üçüncü etkinlik  ise 21 Ocak 2018'de  Hamburg Sivaslılar Derneğinin ev sahipliğinde Hamburg şehrinde gerçekleştirildi. Prof. Dr. Kemal Arı ve Halil Fehmi Dağ tarafından ortaklaşa verilen bu konferanslarda hem Ermeni sorunu kapsamlı biçimde irdelendi hem de Ermeni sorununun güncel olarak geldiği düzey üzerine bilgilendirmeler yapıldı. Bunun yanı sıra;    'Kanayan Yara, Ermeni Mezalimi' fotoğraf sergisi açıldı.

11 Şubat 2018'de bu kez Dortmund Atatürkçü Düşünce Derneğinin davetlisi olarak Dortmund şehrinde 'Ermeni Sorunu Dün, Bugün, Yarın' isimli konferans ve beraberinde 'Kanayan Yara; Ermeni Mezalimi ve Hocalı Katliamı'  isimli fotoğraf sergisi açılışı gerçekleştirildi. Burada da kitabın imzası yapıldı ve Prof. Dr. Kemal Arı ve Halil Fehmi Dağ tarafından konu ayrıntılı olarak irdelendi.

Tüm bu konferans ve serginin yanı sıra Prof. Dr. Kemal Arı 12-13-14 Şubat tarihlerinde ADD Duisburg'da, 3 gün süren 'Atatürkçülük ve Yeni Türkiye'nin Doğuşu'  konulu bir eğitim semineri verdi. Her kesimden ve yaştan kursiyerlere yönelik yapılan bu seminerlerde, Atatürkçülüğün ne olduğu ve Yeni Türkiye'nin ne kadar zor şartlar altında kurulup doğduğu anlatılıyordu.  Eğitime iştirak ederek başarılı olanlar, seminerin son gününde katılım ve başarı sertifikası almayı hak kazandılar. Ayrıca 15-16 Şubat tarihlerinde de Atatürkçü Düşünce Derneği Siegen'de, iki gün süren 'Atatürkçülük' semineri başarılı bir şekilde tamamlandı. Atatürk hakkında  bir şeyler öğrenebilmek için zamanını ayıran bu insanların varlığı, halen umudun bitmediğinin göstergesiydi.  Katılımcılardan başarılı olanlara sertifikaları verildi. 

17 Şubat günü Düsseldorf'da Avrupa Atatürk Düşünce Derneklerinin 25 yıl kutlaması gerçekleştirildi. Bu anlamlı gecede Prof. Dr. Kemal Arı 'Karikatürlerle Atatürk ve Türk Devrimi' isimli bir fotoğraf sergisi açılışı yaptı. Arı, Atatürk ve Türk Devrimlerinin gerçekleşme aşamalarını gerçek belgelerden, bilgiler vererek davetlilerin ilgisine sundu.

Berlin konferansı, 24 Şubat 2018 tarihinde bu kez Azerbaycan ve Türkiye Dostluk Derneği‘nin konukları olarak 'Ermeni Sorunu, Dün, Bugün, Yarın ve Hocalı Katliamı' konusunu edinerek gerçekleştirildi. Konferansa Azerbaycan Türkleri büyük bir destek verdiler. 26 Şubat 1992 yılında Hocalı'da işlenen  katliam ve bu katliamda hayatlarını kaybedenler saygıyla anıldı.  Yine Duisburg Merkez Ülkü Ocakları’nın katkılarıyla Hocalı Katliamı ile ilgili bir diğer etkinlik de 4 Mart 2018 günü Duisburg şehrinde gerçekleştirildi. 'Hocalı Katliamı' ve 'Ermeni Sorunu' geniş katılımlı bir konferansta konular ayrıntılı olarak ele alındı.  Prof. Dr. Kemal ARI, 29 Nisan 2018'de bir kez daha ADD Siegen davetlisi olarak Almanya'nın Siegen şehrindeydi. O,  Siegen şehrinde güncel bir sorun olan 'Türkiye'nin Afrin Politikaları ve Güncel Bakışlar' konulu konferansını başarılı bir şekilde gerçekleştirdi.
Siegen'de gerçekleştirdiğimiz bu etkinliğimizin önemli bir konuğu vardı: Christian Johannes Heinrich… 'Ermeni Sorunu' üzerine 2005 yılından itibaren çalışmalar yapan ve  soykırımın olmadığını savunan, tarihçi Dr. Christian Johannes Heinrich, Prof. Dr. Kemal Arı buluşup tanışması belki de yeni çalışmalar için fırsat olacaktır.  Ermeni soykırımın kabul etmeyen Heinrich,  bunun için bu konuda ters düştüğü aktif siyaset yaptığı CDU partisinden istifa etmiş bir bilim insanıdır. Dr. Henrich, Almanca ve Türkçe yayın yapan internet gazetesi  'nex24.news' ile yaptığı söyleşisinde, partisi CDU'ya ve diğer siyasi oluşumlara '1915 olaylarında ölen Müslüman sayısı Ermenilerden daha fazladır. Bunu neden anlatmıyorsunuz? Neden saklıyorsunuz?' eleştirilerini yapmaktadır. Ayrıca, gazeteye  'Uluslararası tarihçiler konferansının yapılması, Erivan hükümeti tarafından neden sürekli reddediliyor, madem ki ortada bir soykırım var, Ermenistan arşivlerini neden açmıyor?'  gibi daha pek çok ilginç açıklamalarda bulunmuştur. Konferans sonrasında yapılan yemek davetinde, Prof. Dr. Arı ile Dr. Henrich 'Ermeni Sorunu' üzerine fikir alışverişinde bulundu. Gelecek yıllarda ortak çalışmalar yapmak için planlar yapıldı.
Mainz şehrindeki Atatürkçü Düşünce Derneğinin 19 Mayıs kutlamaları nedeniyle organize ettikleri 21 Mayıs'taki özel geceye Prof. Dr. Kemal Arı konuşmacı olarak davet edildi. Arı, bu özel günde '19 Mayıs, Atatürk ve Aydınlanma'  konulu bir konferans ile salondakilere, 19 Mayıs ruhunu bir kez daha duru ve çoşkulu anlatımıyla yaşattı. 19 Mayıs Almanya'nın Mainz şehrinde büyük bir heyecanla kutlandı.

Yapılan tüm bu etkinlikler 'Tarih ve Günce' dergisinin adı altında yapılan çalışmalardı. Binlerce kilometre yol katederek binlerce kişiyle buluşuldu. 'Ermeni Sorunu'nun iç yüzü tarihi belgelerle anlatıldı, ermeni sorunu başta olmak üzere Atatürk, Atatürkçü Düşünce ve Çağdaş Türkiye’nin oluşumu üzerine  yoğun bir aydınlatma çalışması gerçekleştirildi.



Ralf Pauli, 'Armenier in Deutschland, Endlich raus aus der Opferroll', 'Die Zeit', 24 April 2015
Die Presse,  '7 Millionen Türken in der EU' März 2017
Tilman Zülch,  Armenien-Diskussion am 21. April 2005 im Bundestag- Völkermord anerkennen!, April, 2005
Gesellschaft für bedrohte Völker, GfbV, 100 Jahre Völkermord-100 Jahre Leugnen, GfbV, 2014,
Prof. Dr. Kemal Arı, Halil Fehmi Dağ, ' Ermeni Sorunu, Dün, Bugün, Yarın', Kitapana Yayınevi, İzmir, 2017
Dr. Christian Johannes Henrich, 'Protest gegen Armenien-Resolution: Nach 21 Jahren aus CDU ausgetreten.' 'nex24.news-Interview.' August 2017

28 Mart 2018 Çarşamba

Dünyanın Merkezine Yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 2


Dünyanın merkezine yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 2
Ne mi yapıyorum? Çocukluk hayallerimi gerçekleştiriyorum. Yaşadıklarımı ve yaptıklarımı anlatsamda hiç bir zaman tam olarak ne hissettiğimi yazamayacağım. Bu zor çok zor. Doğmakla başlıyor her insanın yolculuğu. Çoğumuz toplumun bize dayattığı hayatı yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Oku, meslek sahibi olup evlen, çoluk çocuğa karış, köle gibi çalış, borcu içine gir ev ve araba al, çocuklarını büyüt, evlendir, torun sahibi ol, emekliye ayrıl ve ölümün omuzlarına usulca oturmasını bekle. Ne kadar sıkıcı, tek düze ve boktan. Aslında bu sıkıcı çarkın içinde çürüyüp giderken de ara sıra çarkın dışına çıkmak mümkün. Çarkın dışına çıkarak çürümeyi biraz daha geçiktirmek sizin elinizde. Yani kardeşim lüks bir evin ve eşyaların olmasın bırak araban senin ayaklarını yerden kesmeye ve ihtiyacını görmeye yetsin. Başkasına hava atma derdine düşerek ömrünü heba etme. Her ne kadar yazarsak yazalım bu tip ağır vakaların değişmesi mümkün değil. Ama yinede birileri bu yazıları okurda içinde bulunduğu hayata isyan eder ve çemberin dışına çıkmayı dener. Neden olmasın. İnsanların cesarete ihtiyacı var. Belki bu yazılarım kimilerine cesaret verir. İçindeki cevheri keşfetmeye mecburdur her insan.
2009 yılında Almanya'ya yerleştim. Almanya'ya yerleşmem hayallerime ulaşmamda büyük imkanlar sundu. Zamanla masallara ve sevdiğim insanların yaşadıkları kentlere doğru bir yolculuk yapma fikri oluştu kafamda. Bisikletle ilk yolculuğumu Viyana'a Mozart'a yaptım. Mozart'ın yaşadığı şehirlerde izini sürerek kaldığı evleri gezerek gerçek mezarına kadar gidip buldum. Sonra bir başka yolculuğumu yine bisiklet ile Almanya'dan Paris'eydi. Bu yolculuğumda kimler yoktu ki. Victor Hugo'dan tutun, Ediht Piaf'a, Ahmet kaya'dan, Yılmaz Güney'e kadar çok fazla ismin izini sürdüm. Ama en önemlisi La Fontaine'nin doğduğu Chateau Thierry kasabasına gitmek, La Fontaine'nin koşup oynadığı şehirde var olmaktı. Beni çok mutlu eden olaylar bunlar. La Fontaine, Ezop kadar sevdiğim bir yazardır. Çocukluk kahramanlarıma ulaşarak ve bana harika bir dünya bıraktıkları için teşekkür ediyorum hepsine. Bununla yetinmedim. 5 yaşındaki oğlumu bisikletin arkasına atıp yine Almanya'dan İşviçre'nin Vevey şehrinde gömülü olan siyah beyaz sessiz sinemanın dahi adamı Charlie Chaplin'e ziyarete gittik. Oğlum takma ismidir Chaplin'dir. Hikayesini anlatarım bir ara. Bremen mızıkacılarının şehri Bremen, fareli köyün kavalcısının şehri Hamm şehrini gezdim. Hayatımda birde Andersen'in ayrı bir yeri vardır. Ve biz bir gün yine ailem ile Andersen'ın doğduğu kasabaya gittik. İnanabiliyor musun hayal gibi. Hatta hayalden öte imkansız bir şey bu. Ama ben istedim ve başardım. Danimarka'nın Odensee kasabasındaki Andersen'ın doğduğu evi gezdik oğlumla ve onun yaşadığı şehri keşfettik. Sonrasında hayatını devam ettirdiği Kopenhang şehrinde de kaldığı yerleri gezdik. Masallar ve yaratıcıları benim için çok önemlidir. Çocuklarınızı masalsız bırakmayın. Masalsız büyütmeyin dünyanın en sevimli bireylerini. Biz hergün masallar okuyoruz oğlumla. Masalların gizemli dünyasını seviyoruz. Bu sevgi çok fazla bizde. Daha bu yaz Ağustos 2017'de izlemekten ve okumaktan çok zevk aldığımız tahta kuklanın yaratıcısının mezarına gittik oğlumla. Kim bu tahta kukla? İyi kalpli bir erkek çocuğu olmayı hayal eden Pinokyo. Evet pinokyonun yazarı Carlo Collodi'nin Floransa'da bulunan mezarını ziyaret ettik. Teşekkür ettik Collodi'ye bize böylesine bir kahraman bıraktığı için. Yaşadığım sürece bu yolcuklarım hiç bitmeyecek. Oğlumda bende mutluyuz.
Şimdi Dünyanın merkezine doğru yolculuğa çıkıyorum. Aklınız karıştı değil mi? Neresi dünyanın merkezi. Böyle bir yer varmı? JulesVerne'in Dünyanın Merkezine Yolculuk romanına göre dünyanın merkezi İzlanda'nın batısında bulunan Snefells yanardağı. Kitabı okudunuz bilmiyorum ama size kısaca hikayeyi anlatmak istiyorum. Hikayenin kahramanı Axel Lindenbrock ve amcası Profesör Otto Lindenbrock Hamburg şehrinde küçük bir evde yaşamaktadır. Axel'in babası yıllar evvel kaybolmuştur. Prof. Otto Jeologdur. Bir gün abisinden kalma şifreli bir belge bulurlar. Fakat bilmedikleri bir dilde yazılan bu şifreyi çözemezler. Axel bir müddet sonra şifrede bir ismin yazdığını fark eder. Şifrede Arne Saknussemm yazmaktadır. Ayrıca Saknussemm 16 yüzyılda İzlanda da yaşamış bir bilim adamıdır. Ve ona göre İzlanda'nın batısında bulunan Sneffells yanardağından dünyanın merkezine inildiğini okur. Axel babasının bu dağa gittiğine inanır ve amcası Otto ile onu aramak için İzlanda'ya gider. İzlanda'da avcılık ve rehberlik yapan Hans Bjelke ile Sneffells yanardağına giderler. Yaklaşan fırtına sonrasında geriye dönemezler. Yanardağın içine girerler ve kaybolurlar. Çeşitli maceralar yaşadıktan sonra rehberleri Hans, Axel'in babasının cesedini bulur. Onu dağın içinde bulunan bir yeraltı denizinin kumsalına gömerler. Babasının notlarından bulundukları mağaranın etrafının mağma ile çevrili olduğu ve belli zamanlarda sıcaklığın artarak var olan her şeyi yaktığı yazmaktadır. Kaçmaktan başka bir careleri kalmaz. Bu yanardağ mağarasından kultulmanın tek yolu bir kaynaç (Gayzer) bulmak ve onun yardımıyla yeryüzüne çıkabilmektir. Axel'in babası kaynaç'ın yer altı denizinin diğer tarafında olduğunu not etmiştir. (Gayzer, Geysir, Kaynaç yer altı sularının magmaya yakın bir yerden geçmesi veya magma ile temas etmesi sonrasında basınçla bulduğu bir kaynarcadan yer yüzüne suyun fışkırdığı deliklere deniliyor.) Geç olmadan ağaç dallarından sal yapıp gölü geçmeye başlarlar. Gölde değişik canavarlar yaşamaktadır. Çeşitli maceralar yaşarlar. Et yiyen dev bitkiler, canavar balıklar, dinozorlar, soyu tükenmiş hayvanlar... Verne'nin olağanüstü hayal gücü romana yansımıştır. Soluksuz bir maceraya dönüşür kitap. Çıkan bir fırtınada salın perdesini tutuğu için rüzgar Axel'i havalandırır ve Axel kaybolur. Otto bu duruma çok üzülür ama onun sağ salim kaynaç'a ulaşacağını bilir. Bir kaç gün sonra yaralı bir şekilde Axel'i bir dinazorun saldırısından kurtarırlar. Buldukları bir dinazor kafatasını tekne yaparak yeraltı ırmağından kaynaç'ın yer yüzüne çıktığı yöne doğru giderler. Yanardağ hareketlenmiş ve ısısı artmıştır. Ve kaynaç patlar. Kahramanlarımız fışkıran su ile yer yüzüne çıkarlar. Yeryüzüne çıktıkları yer ise Sicilya adasının yakınında bulunan Stromboli yanardağıdır. Güzel bir bilim kurgudur. Verne bu kitabı 1864 yılında yazmıştır. Bir kaç kere filmede çekilmiştir. Filmde yeryüzüne çıktıkları dağı Vesüv olarak verilmektedirler. Türkçe tercümesi öyledir. Gerçeği Stromboli'dir. Çoçuklarınıza ve içinizdeki çocuğa oku(t)manız gereken bir romandır.

Biraz konu dışı olacak ama Jules Verne'nin İnatçı Keraba diye bir romanı daha var. Jule Verne hayranı olan bir Fransız bu romanda yer alan yerleri gezerek bir belgesel çekmiş. Bir zamanlar rastgele Alman kanalında bu belgeseli seyrettim. Konusu İstanbul'da başlıyor bu romanın. 1883 yılında yazılmış bir roman. 2 Mahmut zamanında Osmanlı topraklarında geçen bir gezi romanıdır. İstanbulda yaşayan tütün tüccarı Keraban'ın macerası anlatılır. O yıllara ait İstanbul tasvirleri ve karadeniz çevresindeki Osmanlı topraklarının tasvirleri vardır. Konusuda ilginçtir. Hollandlı tütün tüccarı Van Mitten uşağı Bruno ile bir ramazan günü İstanbul'a gelir. Hava sıcaktır, halk oruçludur. İstanbul terk edilmiş bir şehir görünümündedir. Keraban ile buluşurlar. Keraban dostlarını Üsküdar'da bulunan villasına yemeğe davet eder. Fakat ortada büyük ciddi bir sorun vardır. 2 Mahmut boğazdan karşıdan karşıya geçen tekneler için 10 paralık bir vergi koymuştur. İnatçı Keraban bu vergiyi vermek istemez. Bunun üzerine Üsküdar'a boğazdan tekneyle değil, Trakyadan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna Odessa, Kırım, Rusya, Gürcistan ve doğu Karadeniz üzerinden Üsküdar'a ulaşırlar. At arabası ile yaptıkları bu gezileri bir ay sürer. Avrupa yakasından Üsküdara gitmek için Karadenizi komple dolaşırlar. Gezdikleri şehirleri ayrıntısıyla anlatır kitabında. İnatçı Keraban Genç Türklerin yönettiği hükümete karşıdır. Genç Türkler fes takarken İnatçı Keraban inatla eski Türkler gibi türban takmaya devam eder. Jules Verne'nin İstanbul'a hiç gelmediği bilinir. Ama bu kitabında o kadar güzel anlatır ki İstanbul'u halen gelip gelmediği konusunda kafalar karışıktır. Hatta Osmalıların evlerinde bulunduğu eşyalarından tutun günlük yaşamlarına kadar herşey detaylıca anlatılır kitapta. Çok bilinen kitaplarının yanı sıra bu kitabınıda okumanızı tavsiye ederim.
Jules Verne'ye şimdi daha yakınım. İzlanda'da Snesffells yanardağındayım. Bulduğu bir delikten yanaradağın kalbine balıklama atlayacağım. Kim bilir belki bende Axel ve amcası Otto gibi Stromboliden çıkarım yeryüzüne. Ne derseniz....

28 Mart 2018 Heidelberg




Dünyanın Merkezine Yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 1


Dünyanın merkezine yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 1
Meraklı bir çocuktum egenin küçük bir köyünde. Daha o yaşlarda dünyayı merak etmeye başladım. Neye benziyordu dünya. Anamın yaptığı yağlı pide veya salça sürüp yediğim bir dilim köy ekmeği kadar tatlı mıydı acaba. Dünya yaşadığım köye benziyor muydu? Köyümden kaç kat büyüktü dünya. Ben köyümü koşarak yarım saatte gezebilirdim. Peki dünyayı koşarak kaç saatte gezebilirdim. Hayal gücüm yaşadığım köyden büyüktü. Ve daha o küçük yaşlarda dünyayı görme isteği oluştu içimde. Bu isteğim hiç körelmedi aksine büyükdükçe benle birlikte büyüdü. Beni bu kadar yol sevdalısı yapanlar ise kitaplardır. Kitapları okudukça kitapların içindeki dünyanın peşine düştüm.
Küçükken masallara karşı ayrı bir ilgim vardı. Halen var, bu alışkanlığım hiç kaybolmadı. Fantastik hikayelerin gizeminde kaybolurdum çocukken. Televizyon lükstü. Veya bizim iyi bir televizyonumuz olmadı hiç bir zaman. Televizyon kanalımız daha iyi çeksin diye antene eski metal tencere kapağı takardım o yıllarda. Ama ne hikmetse yunan kanalları daha net izlenirdi bizim evden. Yunancaya aşinalığım bu yüzden. Bu yüzden yunanca şarkılara olan sevgim. Çocukluk alışkanlıkları terk edilmiyor kolay kolay.
Ağır bir kekemeydim çocukken. Hayvan gücüyle yol alan kağnılar gibi ağır... Dışlanan ve bu nedenle kendimi garip hisseden bir çocuktum. Aklı kaçık bir komşumuzun bana 'marazlı' demesini hiç unutamam. Yani hastalıklı anlamına geliyor marazlı. Aklı kaçık bir kadındı o tüm giysilerini giydikten sonra üzerine sütyenini giyerdi. O şekilde dolaşırdı sokakta. Masal kahramanı gibiydi. Kekemeydim bu nedenle birinci sınıfta Elif öğretmenim 'seni sınıfta bırakıyorum nedenini yıllar sonra anlayacaksın' diyerek beni sınıfta bıraktı. Çift dikişle bitirdim birinci sınıfı. Elif öğretmenim ile yollarımız 3 sınıfta tekrar kesişti. Bir gün Türkçe dersinde sıra arkadaşıma okuması için bir okuma parçası vermişti. Benim kekemeliğimi bildiği için bana okumam için hiç söz hakkı vermezdi. Kendimi kötü hissetmemem içindi bu. Arkadaşım kötü okuyunca Elif öğretmenim okumasını son verdi. Ve başladı sınıfa nasihat vermeye. Sınıfa nasihat veriyordu ama Elif öğretmenimin hedefinde ben vardım. Ne zaman başımı kaldırıp ona baksam hep gözlerimiz keşişti. Elif öğretmenim kitap okumanın faydalarından bahsetti ders saati boyunca. Kitap okumanın bizleri geliştireceğini, bambaşka hayatlar ve ülkeleri tanıyacağımızı anlattı. Dünyamızın ve ufkumuzun genişleyeceğini, konuşmamızın düzeleceğini, yaşanan olayları daha rahat anlayabileceğimizi ve doğruları daha kolay bulabileceğimizden bahsetti. Kitap okumakla iyi bir insan olmanın mümkün olduğunu belirtti. O an farkına varmayabilirdim. Ama ben farkına vardım. Elif öğretmenim hayallerime ulaşmanın yolunu göstermişti bana. Kitap okumalıydım.
Tamam da kitabı nasıl alacağım. Köydesin, okuma yazma bilmeyen çiftçi bir ailenin çocuğusun ve üstelik para da yok. Önce okulumuzun her sınıfında bulunan kitaplık köşesindeki kitaplardan başladım. Sonra çikolata yerine Kitap almasını istedim annemden. Düşünebiliyor musunuz çikolatayı kitaplara değişebilen bir çocuktum ben. Okumak ve daha çok okumak istiyordum. Çünkü dünyayı keşfetmeliydim. Kitapların içinde dünyayı sevmiştim. Köyümüzün sahilinde bulunan ve zenginlerin kaldığı Artur tatil köyünün çöplüğünü keşfettim sonra. Bu çöplükte bir sürü kitap buldum. Çöplükte geçimini gazete toplayarak kazanan yaşlı bir amca vardı. Benim kitaplara düşkünlüğümü bilirdi. Bulduğu kitapları benim için biriktirir ve ben çöplüğe gittiğimde kitapları bana verirdi. Çok mutlu olurdum çok. Kitapları satarak para kazanmak varken o kitapları bir çocuğa vererek mutlu olmasını sağlayan o çöpçü güzel insanı nasıl unutulabilirim. O çöplük bana dünyanın kapısını açtı. Bulduğum tüm masal kitaplarını okudum. Okumakla kalmaz adeta birebir yaşardım kitap sayfalarının arasında ki maceraları. Bu çöplükte bulduğum kitaplardandır Jule Verne kitapları. 80 Günde Devri Alem, İki Yıl Okul Tatili, Dünyanın Merkezine Yolculuk. Daha sonraki yıllarda Esrarlı Ada, Dünyanın Ucundaki Fener, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ve İnatçı Keraban'ı da okudum. İçimdeki çocuğun çocuk kalışını bu kitaplara borçluyum. Bu kitapları okuduğum yıllarda dünyayı keşfetmem gerektiğine ve bunu yapabileceğime inandım. Jules Verne bunu başardığına göre ben de başarmalıydım. Önce bir kaç arkadaşımla denize keşfettim. Ara sıra kaçar giderdik egeye. Ege hep maviydi ve bazen dalgalanır ve biz korkardık. Sonra dağları, tepeleri ve komşu köyleri keşfettim. Yıllar geçti, aynalar o dünyayı keşfetme meraklı küçük çocuk yerine göbekli, kır saçlı bir adamı gösteriyor şimdi. Herşeyi hayal ederdim de, birgün büyüyüp göbekli ve kır saçlı bir adam olacağımı hiç hesaba katmamıştım. Beni takip edenler masallara yolculuklar yaptığımı bilecektir. Küçükken hayatıma yön veren kitaplara, yazarlara doğru bitmek bilmeyen yolculuklar... Yukarda ki başlıktan da anlaşılacağı gibi bu kez Jules Verne'nin Dünyanın Merkezi Yolculuk kitabına yolculuğum. Ama önce Jules Verne'yi biraz tanıyalım.
Bana göre en önemli gezgincilerden biridir Jules Verne. Dünyada Agatha Christie'den sonra yabancı dile çevrilen ikinci yazar üstelik. Ne büyük bir başarı. William Shakespeare bile ondan sonra geliyor. 1828 Şubat'ının soğuğunda Fransa'nın Nantes şehrinde dünyaya gelmiştir Jules. Daha küçük yaşlarda yaşadığı kasabadan akan nehirde gezen gemileri izleyerek geçirir çocukluğunu. O gemilerdir Jules Verne'de gezginciliği körükleyen ateş. Ve 12 yaşındayken teknelerin birinde tayfa olmak için evden kaçar. Babası son anda yakalar küçük Jules'i. Ve kulağını çekerek öfkeli bir ses tonuyla 'artık sadece hayallerinde seyahat edeceksin' der. Bu konuda söz alır babası. Jules Verne babasına verdiği sözü tutmaz. O yine yüreğinin isteği yerlere yani hayallerinin peşinden koşar. Gençlik yıllarında hikaye ve şiirler yazmaya başlar. Paris'e hukuk eğitimi almaya gider ve bitirir okulunu. Fakat baba mesleği avukatlığı yapmaz. O edebiyata aşıktır. İlgilendiği ilginç konular sayesinde Fransa'da bilim kurgunun babası olacaktır. Viktor Hugo gibi Fransa'nın tanıdık edebiyatçılarıyla dostluklar kurar. Babası edebiyata yönelen Jules'e maddi desteğini keser. Jules buna aldırış etmez. İnandığı yolda emin adımlarla yürümeyi tercih eder. Jules Verne bir gemi ile dünyayı dolaşmış olan seyyah ve yazar olan Jacgues Arago ile dost olduktan sonra hayatı değişir. Aragos dan etkilenerek başka yerler, ülkeler hakkında yazılar yazmasına neden olur.
Jules Verne'nin Çocukluk hayalleri 1859 gerçekleşir. İngiltere'yi ve adalarını gezer. Ardından İskandinavya ülkelerini gezmeye çıkar. 1861 yılında Amerikaya gider ve bu yolculuğu Denizler Altında Yirmi Bin Fersah'ın konusu olur. 1872'de hayalini kurduğu yelkenliyi satın alır ve oğlunun ismini bu tekneye verir St. Micheal. 12 yaşında babasının engel olduğu gemi tayfalığını bu kez kendi yelkenlisinin kaptanı olarak yapmaya başlar. Bitmek bilmeyen bir yolculuğa çıkar. İngiltere, Manş adaları, Lizbon, Fas, Cebelitarık, Hollanda, Danimarka, Almanya, Cezayir Malta ve İtalya seyahatlerine yapar. Çocukluk hayalini bir bir gerçekleştirir. 1886 yılında evine döndüğünde akıl sağlığı yerinden olmayan yeğeni tarafından vurulur. Ölümden kurtulmuştur ama yaşamı boyunca baston kullanmak zorunda kalır. Yakalandığı şeker hastalığı ilerler ve kısmi körlük yaşamaya başlar. Maceraperest Jules Verne 1905'de bu dünyaya veda eder. Hepimizde merak konusu olan diğer dünyaya doğru bir seyahate çıkar. Kitaplarını bulup okuyun. Çoğu kitabı filme de çekilmiştir bulup izleyin. Sahi nerden çıktı Jules Verne. Yapacağım gezimle yakından ilgisi olduğu için anlattım size. Jules Verne'nin Dünyanın Merkezine Yolculuk kitabında dünyanın merkezine inileceği varsayılan ve İzlanda da bulunan Sneffells yanardağına gidiyorum. İzlanda beni bekliyor. Dünyanın Merkezi beni çağırıyor. Egeli küçük çocuğun bir hayali daha gerçekleşiyor.
28 Mart 2018 Heidelberg