29 Temmuz 2017 Cumartesi

Nobel Ödülleri Küresel Çetelerin Oyunu

Nobel Ödülleri Küresel Çetelerin Oyunu



CHP İstanbul milletvekili Gürsel Tekin, Cem TV'de katıldığı bir programda bazı STK'ların Kemal Kılıçdaroğlu'nu Adalet Yürüyüşü ile demokrasi, hukuka ve barışa sahip çıktığı için Nobel'e aday gösterdiğini söyledi. Oysa Türkiye üstüne oynanan oyunlarda bizim gördüğümüz gerçekler bunların tam aksi idi.




Nobel ödülü nedir ne değildir önce bir araştırmak gerekir. Nobel ödülleri masum ve saygın bir ödül müdür? Sonra Kılıçdaroğlu'nu hangi STK sivil toplum kuruluşları aday göstermiş onları bir incelemek farzır. Zira Türkiye'de emperyalizmin isteği doğtrultusunda kurulmuş pek çok sivil toplum kuruluşu bulunmaktadır. Hepsinin arkadasında ülkemi parçalamak isteyen emperyalizm vardır. Sizler uyumaya devam edin. Emperyalizm beyninizi böyle ele geçirir işte. Nobel miş.

Banu Avar 'Sınırlar Arasında' programını izleyeneniz varmı bilemiyorum. İzlemediyseniz tüm porgramları izlemenizi tavsiye ederim. 'İsveç'in Nobel'i başlıklı programı ise Nobel üzerine bilinenlerin yanlışlığını ortaya koymuştur.
Programda şöyle başlamıştı: “ Amaca ulaşmak için her yol mübahtır. Bu, batılı bir atasözüdür. Doğulu atasözleri seçilen yolun çok daha önemli olduğundan söz eder. Batı dünyası, hedefe ulaşmak için barış ödülü de verir, silah da satar. Küresel seçkinler çıkarları doğrultusunda her yolu denerler. Her ülkede kendilerine yakın insanları örgütler, küçük gruplar oluşturarak kaleyi içten fethetmeyi hedeflerler... Kendilerine yakın olanları ödüllendirir, şöhrete gark ederler ki başkaları da aynı yolu izlesin! Batı dünyası, Türkiye’deki aydınlara ödül verme yarışında. Orhan Pamuk Nobel edebiyat ödülünü aldı. Ardından Leyla Zana Norveç’te barış ödülü sahibi oldu. Elif Şafak da İsveç’te bir ödüle layık görüldü. Dünyada barış, edebiyat ve bilim ödülleri modasını başlatan Alfred Nobel’dir. Nobel, petrol ve silahla servet edinmiştir. Suçluluk duygusundan, ölüm makinalarıyla kazandığı paranın ödüllerde kullanılmasını vasiyet etmiştir. Barış ödülünü, silah sanayiinin üstünde oturan Norveç, Edebiyat ödülünü de yine dünyaya silah ve demokrasi ihracıyla uğraşan İsveç veriyor. Her iki ülke de bu konularda Amerika’yı yakından takip eden ediyor. Aslında Nobel ödülü durumu mükemmel özetliyor. Bu ödüller adını Alfred Nobel’den alıyor. Peki kimdir Alfred Nobel? Dinamiti dünyaya hediye eden adam! Bir silah sanayicisi bir petrol devi. Edebiyat ise hobisi... Alferd Nobel, bir asır önce küresel sermaye kozlarını paylaşırken ortaya çıkan önemli isimlerden biri. Patlayıcılara olan düşkünlüğünü babasından almıştı. Babasının Sen Petersburg’ta mayın fabrikaları vardı. Küçük bir çocukken patlayıcılara olan merakı yüzünden kız kardeşinin bile ölümüne sebep olmuştu...”,
Dünya silah sanayinin temeli olan bu ülke hakkında şu bilgilerde yer alıyordu: “ Bir barış enstitüsü, batılı ülkelerin birleşik bir silah sanayii kurmasından sözediliyor. İsveç en fazla silahı Amerika ve İngiltere’ye satıyor! Kendisi gölgede kalıyor üretime devam ediyor! Halkın çoğunluğunun doğal desteği arkasında! Çünkü İsveç halkı her satılan silahla biraz daha zenginleşiyor... Ortadoğu’yu yakan silahlar onlara medeniyet ve refah olarak geri dönüyor. Bu işin silah boyutu! İsveç Amerika ile silah sanayiindeki işbirliğini kültür diplomasisi denilen alanda ve demokrasi çalışmalarıyla da yürütüyor. Amerika’nın demokrasi projesinde aktif yer alıyor.


Nobel ödüllerinin bir şeytan icatı olduğunu ise Nobel Barış Ödülü'ne layık görülenleri belirleyen komitenin 2014 yılına kadar başkanlığını yapan Geir Lundestad "Barışın Sekreteri" isimli kitapta, 25 yıllık meslek anılarını kaleme almasıyla ortaya çıktı. Ödül sahibi seçilirken arka planda olup bitenleri anlatan kitapta, ABD Başkanı Barack Obama ve eski Papa Jean Paul'a ödül verilirken komitede büyük tartışmaların yaşandığı ifade ediliyor. 2009'da Nobel Barış Ödülü'nün görev süresinin henüz ilk yılında olan Obama'ya verilmesine şüpheli yaklaştığını söyleyen Lundestad, ödülün Obama'ya veriliş nedeninin, daha önce Rusya ile ABD arasında imzalanan Anti Balistik Füze (ABM) Anlaşması'na bağlandığını belirtti. Lundestad'ın kitabı Nobel yönetimi tarafından gizliliğin ihlal edilmesi nedeniyle tepkiyle karşılandı.

Sizler hala Nobel ödüllerini masum ve saygın bir ödül töreni olduğuna inanıyorsanız aldanıyorsunuz. Dünyanın canına okuyan bu küresel çetelerin günah çıkartma ödülüdür Nobel. Fakat bu ödüller de yine kendi düşünce ve amaçlarına hizmet eden ve kontrol altında tuttukları kendi kuklalarına verdikleri bir ödüldür. Yani Nobel ile küresel şeytanlara hizmet eden küçük şeytanlar onure edilir ve diğer küçük şeytanlar bu şekilde motive edilir. Ne Nobel miş yahu...


29 Temmuz 2017 Heidelberg

18 Temmuz 2017 Salı

Geogre Soros ve Ülkemizde ki Kırk Haramileri 1

Geogre Soros ve Ülkemizde ki Kırk Haramileri 1


Dünya ülkelerinin yarısından fazlasının ekonomisinden daha güçlü bir ekomiye sahip Amerikalı finans spekülatörü ve liberal girişimci olarak tanımlanan Soros geniş bir kitle tarafından da hayırsever olarak tanınıyor. Buna karşılık Soros'u küresel dünyanın en tehlikeli çete başı olarak görenlerde az değil. 1930 yılında Macaristan'lı yahudi bir ailede dünyaya gelen Soros, 2. dünya savaşında Nazi'lere hedef olmaktan babasının sahte kimlikler yapması ve değişik yerlerde yaşayarak kurtulmuştur. 1947 İngiltereye göç etmiş ve hamallık yaparak hayatını kazanmıştır. Oxford da ekonomi eğitimi almış ve 1956 ABD'ye göç etmiştir. Para kazanmaya ucuz hisse senedi alıp satmakla başalayan Soros kısa zaman bir servet elde etmiştir. Quantom Fonu Grubunun baş yatırım danışmanıdır ve Soros Fund Management LLC'nin başkanıdır. Soros 16 Eylül 1992 de 'kara çarşamba' olarak anılan ekonomik krizde, İngiliz poundunun düşüşte olduğu bir gün 10 milyar dolarlık döviz spekülasyonu ile bir günde 1,1 milyar dolar kazanmıştır. Soros'u dünyada meşhur eden olay budur. Bu dudak ucuklatan kazancı sonrasında Soros'un lakabı 'İngiliz bankalarını soyan adam' olmuştur. Soros'un lakabı bununla sınırlı değildir. Ayrıca, kan emici dracula, haydut ve timsah lakaplarıda bulunuyor. New York ta bir malikanede kendisinden 40 yaş küçük eşiyle yaşayan Soros servetiyle dünyayı yönetiyor. Soros dev servetini hedef olarak seçilen ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarını ele geçirerek ve finanse ederek mevcut hükümetleri yıkıyor ve yerlerine kendilerine hizmet eden ve kendilerinin yetiştirdikleri kişileri o ülkenin başına getiriyor. Ukrayda'da ki turuncu devrim ve Gürcitan devrimi Soros imzalıdır. Çekoslovakya’daki Charter 77 ve Polonya’daki Solidarity adındaki anti-komünist kuruşları mali yönden destekleyerek bu ülkeleri kapitalizme açık pazar hale getirdi. Doğu avrupa ülkelerine özelikle Ukrayna ve Yogoslavya ya yaptığı yardımların miktarı , Birleşmiş milletlerin bu ülkelere yaptığı yardımdan daha fazladır. Soros Ararp baharı'n da da baş aktördü. Soros ülkemizde de önemli bir konuma ve etkiye sahiptir. Gezi olaylarının arkasında ki isim olarak Soros gösterilmektedir.

Soros, Açık Toplum Enstitüsünün kurucudur. Soros 'Açık Toplum' düşüncesini, Oxford öğrencisi iken öğretmeni olan Karl Popper'in açık toplum felsefesinden etkilenmiş ve yaşamı boyunca bu felsefeyi uygulamıştır. Soros bu nedenle Açık Toplum Enstitüsünü ( Open Society Foundations) kurmuştur. George Soros'a dünya çapında açık toplumlar yaratmak yolunda ki çalışmaları nedeniyle Bologna Üniversitesi tarafından üniversitesinin en büyük onur ünvanı olan 'Laurea Honoris Casua' ile ödüllendirilmiştir. Soros Eylül 2001 yılında Bebek'te OSIF Açık toplum Enstitüsü Yardım Vakfını kurmuştur. Bu vakıf kurulduğun yıldan itibaren 2006 yılına kadar 86 proje için 8 milyon ABD doları destek verdiğini açıklamıştır. Peki Soros ülkemizde hangi sivil toplum kuruluşlarını örgütlemiş ve mali destek sağlamıştır. Soros'un mali destek sağladığı kuruluşlar, TESEV ( Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) yıllık bütçesi 2 milyon dolar ve bu paranın 400 bin doları Soros tarafından karşılanıyor. Birleşmiş milletler kalkınma programı ve dünya bankası da bu derneğe bağış yapmak için keselerini açmış durumda. Ayrıca , Açık Radyo, Açık Site, Bianet ( Bağımsız İletişim Ağı 1997 yılında İstanbulda kurulmuş bir haber portalı.) Umut Vakfı, Tarih Vakfı, Heşsinki Yurttaşlar Derneği, Aydın Doğan Vakfı, Beyoğlu Gazetesi, Basın Enstitüsü Derneği, Bilgi ve Bellek Dergisi,Foreign Policy Dergisi, İstanbul Dergisi, Medyakronik, New Perpectives on Turkey Dergisi, Parşömen Dergisi, ve Avrupa Hareketi'ne yardımlar aktarmıştır. Enstitünün Türkiye direktörü Hakan Altınay, Danışman kurulu başkanı ise Can Paker di. Peki ne yapıyor bu dernekler özel görevleri nedir. Ortada ciddi paralar dönüyor. Soros ve müdavimleri öncelikle radyo, gazete, dergi, televizyon ve video yayınları üzerinden yeni propaganda araçları var ediyor. Bilimsel ve magazinsel içerikli, insan hakları ilkeleri üstüne sürdürülen yayınların yoğunlaştırmak ve medya muhabirliği üzerinden çevre hakkında sıkı bir istihbarati bilgi ağı oluşturmakla başlıyor işe. Oysa arka planda bölge üzerine derin sosyolojik ve stratejik çalışmalar yürütülürken; sahanın politik, ekonomik, psikolojik, dini, tarihi ve etnik haritası çıkartılıyor. Türkiye üzerinde de yaptığı çalışmalar bu yöndedir. Türkiye'de ki politik gelişmeler Cumhuriyet'in kuruluşundan da öncesine gidilerek incelenirken, ülkenin ekonomik karnesi ve planları üzerine çalışılıyor. Toplumsal kesimlerin aralarında ki ayrılık noktaları, mihenk taşları ve etnik çatışmayı tetikleyen ve sindiren eğilimler detaylı bir şekilde inceleniyor. Soros turnosol kağıdı gibidir, hedefine aldığı ülkenin tüm dinamiklerinin hassas ve kırılma nokatalarını ele geçiriyor. Bu hassas ve kritik bilgileri Soros tek başına yapamayacağı için yukarıda da belirtiğim dernekler aracılığıyla yapılıyor. Soros kendini 'Devirmiyorum, devireni destekliyorum' diye tanımlıyor. Sırbistan'da 'Otpor', Gürcistan'da 'Kmara' (Yeter), Ukrayna'da 'Pora' (Zamanı Geldi), Kırgızistan'da 'Birge' (Birlikte) adlı örgütler ile bu üşlkelerde Kadife Darbe süreçlerini yönetmiştir. Hedefi Balknalar ve Orta asyayı şekillendirmektir. Mehmet Yıldırım'ın 'Sivil Örümceğin Ağında' isimli kitabında Soros a epey bir yer ayrılmıştır. Okumanızı öneririm.

Ülkemiz göz önünde bulundurulduğunda, Soros Açık Toplum Enstitüsüyle birlikte Aydın Doğan'ın Gazetecilik Sertifikası Programı altında ortak bir çalışma yapmış ve 2003 yılında toplam 525 gazeteci muhabir eğitmiştir. Yavaş yavaş Soros'un Kırk haramilerine geliyoruz. Bu bölümü ikinci bölüme ele alacağım.


18 Temmuz 2017 Heidelberg  

12 Temmuz 2017 Çarşamba

CHP'nin 35. Kurultayından Adalet Yürüyüşüne Bir Bakış

CHP'nin 35. Kurultayından Adalet Yürüyüşüne Bir Bakış
Yapılmak istenen ne?
CHP 35. kurultay hazırlıklarından sorumlu Tunceli Milletvekili Gürsel Erol, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları düşünerek, kurultaya Demokrasi, Değişim ve Kardeşlik” ismini verdiklerini belirtti. Israrla bu üç maddenin seçilmiş olması manidar değil midir? Ayrıca Kurultay öncesi bir CHP vekil makan odasında bulunan Atatürk resmini, 'artık yeni şeyler söylemek gerek' diyerek indirdiğini hatırlatırım. Başka neler olmuştu o kurultayda. Biraz hafızamızı tazelemek ister misiniz? CHP Bağcılar Gençlik Örgütü'nün astığı Kürtçe,Türkçe ve İngilizce"Barış"ve"Bu sese kulak ver"pankartı asıldı. 35. genel kurutal sonuç bildirgesinde ki en önemli madde ise; 'Kürt sorunu eşit yurttaşlık temelinde, milletin temsil edildiği TBMM zemininde toplumsal uzlaşma ve ortak akıl ekseninde çözülmelidir.' diyor. Bu madde Maltepe manifestosunda da karşımıza çıktı.
Adalet yürüyüşü 9 Mayıs'ta Maltepe de son buldu. Kılıçdaroğlu 10 maddelik istek ve dileklerini açıkladı. 9. Madde de Kılıçdaroğlunun dileği şu;
'Toplumsal barışımızı bozan tüm anti demokratik uygulamaların eşit yurttaşlık temelinde sona erdirilmesini istiyoruz.' deniliyor.
CHP gerçekten ne yapmak istiyor?
Kılıçdaroğlu, 14 Mayıs 2017 günü Bursa'da, "CHP olarak asıl öncelikli hedefimiz, 12 Eylül mevzuatından arınık bir anayasa oluşturmak, 16 Nisan günü 'evet' diyen toplumsal kesimleri de kucaklayacak bir toplumsal sözleşme metnini ortaya koymaktır. Hazırladığımız anayasa taslağını bu süreçte olgunlaştıracağız." demişti.
Şimdi de Kılıçdaroğlu, "Toplumsal barışımızı bozan tüm antidemokratik uygulamalara, eşit yurttaşlık temelinde son verilmelidir" diyor. Arslan Bulut bu cümlenin nasıl yorumlanması gerektiğinin altını çiziyor 'Yürüyüşün asıl hedefi netleşti' isimli yazısında. Bunun nedenlerini araştırıp şöyle diyor; Kılıçdaroğlu'nun kullandığı kavram ise "kanun önünde eşitlik" değil Abdullah Öcalan'ın yazdığı Dolmabahçe mutabakatındaki "eşit yurttaşlık"tır.
Geçen Nevruz'da yani 21 Mart 2017'de İstanbul'da konuşan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Sezai Temelli, "Dolmabahçe mutabakatı tüm halklara eşit yurttaşlık temelinde nasıl anayasa yapabiliriz formülüydü. Eşit yurttaşlık temelinde anayasa istiyor ve bu yüzden hayır diyoruz." demişti!..
Dolmabahçe mutabakatı metninde "eşit yurttaşlık temelinde Yeni Anayasa" ve "ortak vatan" isteniyordu!
"Maltepe çağrısı"nı kim yazmışsa, "eşit yurttaşlık temelinde"yi, bilinçli kullandığı belli...
Yürüyüşe HDP'nin katılmasının sebebi de bu muydu? Diyerek sorguluyor.



Genel itibariyle CHP bir kürt zihniyetiyle veya kürtlere karşı sevgi besleyenler tarafından kontrol edildiği ortadadır.
Maltepe manifestosunun üstünde düşünülmesi gereken bir diğer maddesi ise 10. maddedir.
10. Madde de ise şöyledir. 'Son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülkemizin içindeki adaletsizlikleri de kökleştiren bir kısırdöngü yaratmıştır. Adalet sadece iç politikaya ve toplumsal yaşama değil uluslararası ilişkilere de hâkim olmalıdır. Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara, tüm kimliklere kardeşçe, adilane yaklaşan, barışçıl ve uluslararası hukuka saygılı bir dış politikaya dönüş yapmalıdır. Türkiye yüzünü insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesine çevirmelidir.' Bu madde de sorgulanması gereken nokta ise; 'Türkiye yüzünü insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesine çevirmelidir.' Soruyorum size Türkiye'nin yüzünü cevireceği, insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesi kimdir, hangi kıtadadır. Dünyamızda bu değerlere önem veren ülke var mıdır? Kılıçdaroğlu'nun burada bahsettiği kan emici Emperyalizm ve Batı dır. Peki bugün ülkemizi, ortadoğuyu ve dünyanın neredeyse her ülkesini kontrolünde tutan, sömüren, silah satıp savaşlar çıkartan ve kandan beslenenler Emperyalizm ve Batı değil midir? Neden toz bembe bir Batı imajı çiziliyor bize. Ve neden hala Batı'dan medet umuluyor? Ülkemiz küresel çetenin yani Batı'nın cenderesine düştüğü günden beri, (Nato, IMF, Dünya bankası, AB) bir fiil işgal altında değilmidir? Batı merkezli bir siyaseti kendilerine hedef seçenler Batı'nın güdümünde hareket edenlerdir. Mustafa Kemal Atatürk ile tam tersi bir dış politikayı benimseyenlerdir. Mustafa Kemal Atatürk hiç bir zaman Batı yanlısı olmamış bilakis Batı'dan gelebilecek tehlikeleri çok iyi idrak edebildiği için , Türkiye'nin Batı yerine Avrasyacı olmasını savunmuştur. Türkiye Mustafa Kemal Atatürk'ün ışığından uzaklaştıkça karanlıklara gömülmektedir. Artık bu gerçeği görmenin zamanı geldi.
12 Temmuz 2017 Heidelberg



10 Temmuz 2017 Pazartesi

Berlin'de CHP yürüyüşüne Türk Bayrağı almadılar Kaçın Adalet Geliyor!

Kaçın Adalaet Geliyor

Berlin'de TÜRK BAYRAĞI İLE GELENLERE PROVAKATÖR MUAMELESİ

Almanya'da CHP'nin Adalet yürüyüşüne destek için yola çıkan Türk Bayraklı CHP üyesine tepki gösterildi.


15 Haziran'da Ankara Güvenparkta başlayan ADALET yürüyüşü 9 Temmuz'da İstanbul Maltepe ilçesinde son buldu. İlerleyen günlerde ADALET'in gelip gelmeyeceğini hep birlikte göreceğiz. 
Kemal Kılıçdaroğlu, miting alanında sadece Türk bayrağı, Atatürk posteri ya da 'Adalet' pankartları görmek istediklerini belirterek herhangi bir partinin sembolü ya da bayrağının miting alanında yeri olmadığını ifade etmişti.




"Altı oklu bayrak da istemiyoruz. Hep birlikte adalet istiyoruz" diye konuşan CHP lideri, bu çağrıya uymayanların "provokatör olarak değerlendirileceğini" demişti.
ADALET yürüyüşünü CHP Genel Başkanı sıfatı ile yapıryorsan Altıoklu CHP bayrağınıda taşıyacaksın. Zaten son dönemlerde bu bayrak olayına iyice kafa takmaya başladılar. Atatürk ve Türk bayrağından korkanlar düzenleyecekleri etkinliklerde Atatürk ve türk bayrağını kullanmamayı tercik ederek en çok HDPKK yı mutlu ediyor. 
CHP Yurtdışı birliklerinde ise  durum, Genel Başakanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun  yukarıda ki açıklamasının tam tersi yönündeydi. Daha çok Chp yurtdışı birlikleri tarafından bir kaç dernek ile yapılan ADALET yürüyüşlerinde Atatürk posterlerinin ve Türk bayraklarının açılmasına izin verilmedi. Bunun en iyi örneğini 9 Temmuz'da CHP Berlin birliğinin de komitede olduğu ve o gün düzenlenen ADALET yürüyüşünde basına yansıdı.Berlin'de düzenlenen  'Adalet' yürüyüşüne bir CHP Berlin Birliği üyesi Atatürk'lü Türk Bayrağı ile gelince olay çıktı. Türk Bayrağı'nı alana almak istemeyen CHP'liler, Türk Bayrağı ile gelenleri provokasyonla suçladı.CHP'li bir görevli ise yaptığı açıklamada "Aldığımız karar herhangi bir bayrak taşınmayacak. Ne Alman bayrağı, ne Türk bayrağı, ne Patagonya bayrağı... Benim Atatürk'le de sorunum olabilir Hz. Muhammed'le de sorunum olabilir veya olmaz. Bu yürüyüş Adalet Yürüyüşü." dedi. Güya bir komisyon kurulmuş ve bir karar alınmış ve Atatürk'lü Türk bayrağı da yasaklanmış. Avrupa da bu talepte bulunanlar PKK lıdır. Bunu bilmeyen yoktur. Burada suç PKK lıların bu isteğine karşı çıkamayan 'HAYIR' olmaz diyemeyen CHP li olduğunu iddia eden kişi ve kişilerdir. 
Söz konusu video bu linkte. https://www.youtube.com/watch?v=pCXVQdtcJFs&feature=youtu.be

CHP den daha çok HDPKK zihniyetine yakın olan ve Atatürk'lü Türk bayrağını provokasyon aracı olarak gören bu CHP Berlin Birliğine, yapılan bu yürüyüş için 'hangi ülke için ADALET arıyorsunuz?' ve 'hangi halk için ADALET arıyorsunuz ?' diye sormak gerekir. Bu yürüyüş ile ilgili video izlendiğinde Türkiye ve Türk halkı için ADALET aramadıkları çok açık görülebiliyor. HDPKK zihniyetlerince işgal altında olan CHP Yurtdışı birliklerinin bu vahim hataları ne ilktir nede son olacaktır. CHP nin Mustafa Kemal Paşam'ın partisi olduğunu unutan bu kişilerin CHP de koltukları artık gereksiz yere işgal etmekten vazgeçmeleri ve ait oldukları HDPKK'ya geri dönmelerini rica ediyorum. Provokatör Atatürk'lü Türk bayrağım değildir, esas provakatör emperyalizm ile işbirliği yaparak ülkemi bölmeye kurgulanmış zihninizdir. CHP yurtdışında da işgal altındadır. Nihai kurtuluşumuz için önce CHP'nin bu kişilerden temizlenmesi şarttır. 
Berlinde yapılan ADALET yürüyüşünde  bu hoş olmayan manzaraları yaşatanları ve CHP'ye zarar verenleri kınıyorum. 
10 Temmuz 2017 Heidelberg

4 Temmuz 2017 Salı

Kaçın ADALET geliyor!

Kaçın ADALET geliyor!
Ayrıştırılıyoruz oyuna getiriliyoruz ve hala görmek istemiyorsunuz. Ülkemizde gerek iktidar gerek muhalefet bir el bombası ve bu bombanın pimi de emperyaliz min elinde. Yıl 2012 ABD yönetiminin başkan yardımcısı Loe Biden 'Biz el'iz; Türkler, Ürdünlüler, Suriyeliler eldivenimizdir' demiştir. Burdan çok net anlaşılıyor ki kullanılıyoruz. ADALET yürüyüşünden ADALET çıkmaz. ADALET yürüyüşünden kin, nefret, ayrışma, öfke çıkar. Aklımızı başımıza toplamaya mecburuz. Emperyalizm bir dokunsa domino taşları gibi yıkılıcağız. Yıkılmamak için gözümüzü açmalı ve oynanan oyunları bozmalıyız. Kazanmak için bu toplumun her bireyinin bir araya gelmesi şart.


https://www.youtube.com/watch?v=r0kjTuCYV2Q

ADALET Yürüyüşünde HDP / Kaçın ADALET geliyor!

ADALET Yürüyüşünde HDP?
Kaçın ADALET geliyor!


Adalet yürüyüşünde Kandilin talimatı ile HDP sahaya indi. Vatan savunması yapan mehmetçiğimi emperyalizm ile işbirliği yaparak katledenler kimin için ADALET istiyor. Öldürdükleri Mehmetçik için mi Adalet istiyor HDP. Öldürdükleri Mehmetçiğin dul eşi, yetim bırakılan yavrusu, gözü yaşlı anası, babası ve geride bıtaktığı yarım ve acılı hayatlar için mi? Mehmetçik teker teker hedef haline getirilirken Mehmetçik için üzülmeyen HDP'nin ADALET isteği yine sadece kendileri için. Bakın Adalet yürüşüne katılan HDP heyetinden Ahmet Türk'ün yaptığı açıklama şu ; ''En fazla adaletsizliğe uğrayan Kürtlere demokratik şartlar sağlanmazsa, adalet arayışımız eksik olur. Adalet Yürüyüşüne destek vermek için buradayız. Kimseyi dışlamadan, herkesi kapsayacak bir noktaya taşınması gerekir.'' dedi.
Diğer taraftan yandaş medya bu olayı birilerinin istediği doğrultuda işleyerek Türk milletini bölmeye ve tansiyonu yükseltmeye devam ediyor. Benim anadolu insanım yani kutuplaştırılmış ve ayrıştırılan halkım Adalet konvoyuna sözlü sloganlar eşliğinde rabia hareketi yapıyor. Oynanan oyun tuttu onca sorunumuz çözüm beklerken bizler sadece ADALET yürüyüşü etrafında meşgul ediliyoruz ve beynimiz darp ediliyor. Oyunun baş fügüranları danışıklı döğüşlerini sergilerken filmin baş aktörleri gidişattan son derce memnun masa başında pür dikkat bizleri izliyor. Uyanın bu gaflet ve delalet uykusundan. Bakınız Emperyalizm ve Batı Türk milletinden korkuyor. Bunu da en güzel dile getiren Abromowity dir. ABD'nin derin devletinin kilit ismi Morton Abromowitz Türkiye için. 'baştakileri hallettik onlardan yana bir korkumuz yok, ama bizim her zaman süprizler yapan Türk milletinden korkumuz var' diyor. Abromowitz bu korkusunda haklı. Çünkü Türk milleti şanlı tarihi boyunca her zaman Emperyalizmin ve Batı'nın oyununu bozmuştur. Yaşananlara ve kötü giden gidişata dur demenin vakti geldi. Bir kez daha Emperyalizm ve Batı'ya hakketikleri cevabı vermeye mecburuz. Yarın çok geç olmadan.

4 Temmuz 2017 Heidelberg

Bora'ya Destek Ol.

Gerecktigkeit für Bora – Bora'ya destek ol.


08.08.2015 tarihinde Dirmstein/Pfalz kasabasında düzenlenen bir açık hava partisine, Bora bir arkadaşı ile gidiyor ve orada diğer iki arkadaşı ile buluşuyor. Bisikletlerle gittikleri için yol boyunca eski arkadaşlarına da rastlıyorlar. Partide, ayrıldığı eski kız arkadaşı A.G. de bulunuyor. Yaklaşık 4 ay önce ayrıldığı Alman sevgilisi A.G. sürekli Bora'nın yanına geliyor ve Bora'ya iltifatlar yapıyor. Fakat bu süreç içinde kız başka bir gençler çıkmaya başlamış. Bu genç Polonya asıllı F.P. Bora bu genci tanımıyor ama genç Bora'yı tanıyor ( mahkemede yaptığı açıklama bu yöndedir.) A.G. partiye Polonyalı sevgilisi F. P. ile geliyor. Fakat gece boyunca Bora'nın dikkatini çekmek için sürekli Bora'yı takip ediyor. Bora partiden ayrılmadan önce tuvaletlere doğru arkadaşı Stefan ile gidiyor, Alicia G. Bora'nın yolunu kesiyor ve konuşmak istiyor. Arkadaşı Stefan onları yalnız bırakıyor ve yanlarından ayrılıyor. 10 dakkika kadar Bora ile Alicia konuşuyor sonra ayrılıyor Bora ve tuvaletlere yöneliyor. Tam bu sırada orada duran üc genç erkek tarafından saldırıya uğruyor. Önce bir yumruk atılıyor, atan kişi Fabian P. sonra Bora yere düşürülüyor ve tekmeleniyor. Bunu gören bir arkadaşı koşuyor Bora'yı kaldırıyor ve anında güvenlik geliyor. Bora ve arkadaşları diğer gruba nazaran daha az oldukları için güvenlik görevlisi Bora ve arkadaşlarını dışarıya çıkarıyor. 04.05.2017'de ki ilk duruşmada güvenlik görevlisi tanıklığını mahkemede yaptı. 'Çıkan bir kavga vardı ama yaralı yoktu dedi.' 
09.08.2015 Pazar günü Bora ve iki arkadaşı kavgayı başlatan gencin ismini Facebook üzerinden öğreniyor ve polise şikayette bulunuyor. Önce hastaneye gidiliyor sonra polise. Aynı günün akşamı bu partiden çıkan bir kavgada bir gencin başında bira şişesi kırıldığı ve yaralanarak hastaneye kaldırıldığı ögreniliyor. Bir kaç gün sonrada Frankenthal kasabasında herkes bunu konusmaya başlıyor. Yaralanan gencin Fabian P. olduğu ve vuranın Bora olduğu söyleniyor. Bu söylentiyi eski kız arkadaşı Alicia G. nin yaydığı öğreniliyor. 6 hafta sonra Bora'ya polis tarafından soruşturma açılıyor. Sonra savcılığa gönderiliyor. Soruşturmalar 14 ay sürüyor. Savcı delil yetersizliğinden davanın açılamayacağı kararını veriyor. Sonra ağustos 2016'da Fabian'ın babası Andreas P. Alman meydasına gidiyor, yalan yanlış sözlerle medyayı arkasına alıyor, oğlunun sakat kaldığını vuranın serbest dolaştığını halbuki 7 görgü tanığın olduğunu savcılığın görevini yapmadığını söylüyor. ( 7 görgü tanığı zaten yok mahkemede kendisi isim söyleyemedi). Baba Andreas P. sağlık sigortaları ödemeyi kestiği için yardım kampanyaları düzenliyor meyda aracılığı ile. Burada Alman meydasında cıkan bu haberlere Frankenthal halkı inanıyor. Haberlerde, kızı (ALİCİA G.) kıskandığı için çocuğun başına şişe vuran ve kasabada tanınan suçlunun hala serbest dolaştığı söyleniyor. Bora ve ailesine büyük bir psikolojik baskı yapılıyor.  Doğal olarak zaten 14 aydır sözlü propagandalarda Boran'ın adının geçmesinden dolayı bölge halkı birde medyadaki haberleri görünce, kesin doğrudur diyerek Bora'nın suçlu olduğunu kabul ediyor. Baba Andreas P. amacına ulaşıyor ve Bora'yı halkın gözünde suçlu duruma düşürüyor. Halkı kandırmanın ardından sıra Alman mahkemelerini kandırarak Bora'ya nasıl hüküm giydiririz derdine düşüyor baba Andreas P. Frankenthal da Bora ve ailesine başkılar başlıyor, evlerinin önüne boş içki şişeleri bırakılıyor, gece yarıları telefonlar geliyor “Katil” diye bağrıyorlar. Korkunç bir toplum baskısı başlıyor. Yıllardır o şehirde yaşayan tüm komşuları ile ( komşularının çoğu alman) hiç sorun yaşamayan aile, barbar Türk oluyor birden. Hiç kimse gerçeği sorgulamadan karakterinini çok iyi bildikleri Bora'yı sadece ırkından dolayı sorgusuz sualsiz katil olarak görüyorlar. Baba Pozywio hızını alamıyor daha cok medya ve kampanyalara başlıyor hatta bir düğün fotoğrafları ve videoları çeken birine ( Emanuel Spiegel Hochzeitsfotos Frankenthal), bir film hazırlatıyor. Bu filmde Fabian bir kızla (Alicia G.) konuşurken görülüyor (oysa gerçekte olay tam tersi yani Bora kızla (Alicia G.) ile konuşuyor.) Filmde esas tema kıskançlık ve bunun üzerine duruluyor. Bora barbar Türk olarak gösteriliyor ve kıskanıyor, bira şişesi ile arkasından yalaşarak başına vuruyor. Bu Film Frankenthal de Fabian P. için bir spor salonunda düzenlenen yardım gecesinde, belediye başkanı dahil 1000 kişiye gösteriliyor. Bununla yetinmeyen baba Andreas P. SAT1 TV ile reportaj yapıyor ve film orada da yayınlanıyor. Kısaca Bora toplum önünde çoktan katil zanlısı ilan ediliyor. Bora ve ailesi baskılar yüzünden Frankentahl' da bulunan evlerini satarak başka bir şehre taşınmak zorunda kalıyorlar.
04.05.2017 tarihinde Frankenthal Amtgericht/Schöffengerichte dava başlıyor. Olaya dahil edilen Alman medyası kameralar ile mahkemeye akın ediyor, salon Pozywio ailesine destek veren Frankenthal halkı ile dolu. 20 aydır hem hukuk hem sağlık savaşı veren Tıp Fakültesi öğrencisi Bora ve ailesi, her türlü dışlama ve hakaretlere maruz kalıyor. SAT1 Tv sinden bir Alman gazeteci bayan kameraları Bora'ya çevirerek 'Genc bir adamı sakatlamak nasıl bir duygu' diyesoruyor. Oysa suçsuz bir genci hiç bir delil olmadan suçlamak linç ettirmeye kalkmak acaba nasıl bir duygu diye bu gazeteci kadına sormak lazım.  Duruşma başlıyor şahitler tek tek çağrılıyor. Orada bulunan olayı gördük diyen şahitler, aslında görmediklerini vuranın Bora olduğunu Alici G. nin söylediğini, baba Andreas P. Bora'nın resmini göstererek vuran bu gençti diyeceksiniz dediğini hatta duruşmadan bir kac gün önce hepsini evinde toplayıp mahkemede neler söyleyeceklerini öğrettiğini açıkca itiraf ettiler. Bora sarışın ve uzun saçları olan bir genç. Kafalarında tipik bir resim çizmişler “ Türk kıskanır vurur”. 

Duruşmaya gelen Alman gazeteci aynen şunları yazıyor ' mahkeme ve Bora'yı tanımayan kişilerin beyninde cok farklı bir Türk genci profili hazırlanmış oldukları şaşkınlıklarından görülüyordu. Karşılarında duran uzun boylu kumral son derece aydın eğitimli, dik oturan kendinden emin ve hiç konuşmayan sadece ilgi ile izleyen sürekli not alan, aslında Alman olması gereken, bu genç adamın Türk olmasına hayretler içinde bakıyorlar, kafalarındaki Türk profiline uymamasını kabullenemiyorlardı. Bora her zaman suçsuz olduğunu ve asla vurmadığını söylüyordu.'
İkinci duruşmadan sonra (11.05.2017) Pozywio ailesinin doğru olmayan ifadeleri ve sahitleri manipule ettikleri ortaya çıkmaya başladı ve alman medyası duruşmadan uzuklaştı. Sadece Rheinpfalz gazetesinden tarafsız yazılar yazan bir bayan gazeteci gelmeye başladı. Gazeteci bayan en son 14.06.2017 de ki duruşmaya katıldı. 19.06 2017 duruşmalarına artık gelmedi. Alman medyası birden sustu ve geri adım attı. Halbuki SAT1 Televizyonu o kadar ileri gitmistiki  Bora'nın yabancı kökenli olduğunu ( oysa Bora alman vatandaşı. ) reportajlarında üstüne basrak söylemislerdi. Yabancıdır yapar anlamında. Oysa Bora aldığı eğitim nedeniyle bir Türk'ten ziyade daha çok Alman gibi. Fakat davaya konu olan her iki tarafta köken itibariyle yabancı. Biri Polonyalı biri Türk. Fakat burada ısrarla Bora'nın kökeni ön plana çıkartılmak isteniyorken Fabian'ın kökeni hiç irdelenmiyor.

Bugüne kadar 7 duruşma oldu, tek bir delil ortada yok, suç aleti yok, DNA yok, parmak izi yok, birebir gördüm diyen şahit yok sadece varsayımlar var ortada. Her duruşmada Bora söylenilenlerin yalan olduğunu ispatlamak zorunda bırakılıyor ve her iftira Bora ve ailesi tarafından ispatlanıyor gerçekler mahkemete sunuluyordu. Yaklaşık 30 -35 kişi dinleniyor mahkemede, aralarında polislerde var. Polislerin ifadeleri başlı başına çelişkili. Örneğin zanlı tarifi verilmiyor o gece sadece isim söyleniyor ve polisler isim üzerine partide Bora' yı arıyor. Haminin polislere 'Elinizde hiç bir tarif olmadan nasıl bir kişiyi arayabiliyorsunuz'? sorusuna ise verdiği cevabı kendisinide tatmin etmeyince hakime  'mantıklı bir cevap olmadı değil mi' diyen bir komiser var. Olayı gördüğünü ama vuranı görmediklerini, sadece Alicia G. nin söylemesi üzerine Bora olabileceğini söyleyen üç şahitin zaten ikisi saldırganlardan. Alicia G. ise görmediğini ona da bu üç kişinin söylediğini beyan ediyor. ortada bir karışıklık bir kopukluk var.  Kısaca gören yok sadece biri birilerine “Bora” ismini demiş oluyor. Birde ortaya Polonya asıllı bir şahit daha çıkıyor, bu kişi Bora'nın eski sınıf arkadaşı ve 2010 yılından sonra Bora'yı hiç görmemiş, bir tessadüf üzere  partiye giderken yolda karşılaşmışlar kısa bir sohbet olmuş aralarında, nasılsın vs vs. bir dahada hiç görüşmemişler. Bu şahit, 'Bora bana vuracağını söyledi' diyor ve olaydan bir yıl sonra(2016) başka bir polonyalı şahitin ismini vermesi üzerine polise bunu söylüyor. O gece olayda bir Polonya asıllı genç daha varmış, bu vuranı gömediğini ve tanımadığını söylüyor polis iki defa ifadesini alıyor, mahkemede ise ben tanımıyorum ama saçlarından tanıdım diyor vuran uzun saçlıydı diyor, mahkeme salonunda Bora'nın yüzüne bakarak saçlarını tarif ediyor ben görmedim banada diğer arkadaş söyledi Fabian'a vuracağını diyor. 7. duruşma sonrası şahit kalmıyor sadece , iki kez polise bir kez mahkemede farklı ifade veren bu Polonya asıllı genç, bana dedi diyen yine bir Polonya asıllı genç birde Polonya asıllı Pozywio ailesi ( mağdur) kalıyor. Bana dedi diyen genç bir kez polis iki kezde hakim önünde sürekli ifade değiştiriyor, yalanları yakalandıkca farklı senaryolar üretiyor. 19 haziran 2017 yapılan duruşmada yine farklı bir senaryo ile geliyor ve diyor ki, olay gecesinin sabahı diğer arkadaşımla( yani diğer polonyalı genç) Whatsapp mesajlaşmalarımız var, burada arkadaşım Bora'yı tanıdı. Mesajlaşma 09.08.2015 tarihinde olmuş ve o sabah Bora'yı resminden diğer polonyalı genç tanımış meğer ve 22 aydır bunu unutmuslar hatırlamamışlar. Whatsapp gibi sosyal medya mesajlaşmalarınında manipüle edilebileceğini herkes biliyor. İstediğiniz tarihe bir yazışma hazırlamanız mümkün, hatta istediğiniz mesaji sesli veya sessiz silmeniz yada eklemeniz mümkün. Bunu uzmanlarda söylüyor. Mahkemeye 05.07.2017 saat 13.30 devam ediyor ve son kez bu iki Polonya asıllı şahitler gelecek.

 Alman mahkemesi sosyal medyada yazılmış bir dedikodu üzerinemi karar verecek? 5 Temmuz'da mahkeme sonuçlandırılmak isteniyor. Hiç bir delil yok sadece suçlama var ve birde şimdi iki gencin yazılı bir dedikodusu. Toplum ve medya baskısına dayanamayarak tek taraflı dava açan bir savcılık varken, bu baskıya mahkeme dayanabilecek mi. Bora hukuk yolundan berrat etmesi hatta sanık sandalyesinde oturmaması bile gerekirken, toplum baskısından cezanlandırılacak mı? 5 Temmuz 2017'de saat 13.30 da bu ülkede hukukun mu yoksa toplum baskısının işlediğini ve hangisinin hukuka yön verdiğini göreceğiz. İnsan ve kişilik haklarına toz kondurtmayan Avrupanın göbeğinde, başarılı bir Türk gencinin onuru gururu insanlığı, eğitimi ve sağlığı, dedikodu ve iftiralar ile elinden alınıyor ve insanlik dışı hakaretlere maruz bırakılıyor.

05 Temmuz 2017 günü hepbirlikte hukukun mu yoksa halk ve medya baskısının mı üstün geleceğini ve Alman hukukuna yön vereceğini görecegiz. Mahkeme ilk günden beri halka açık yapılıyor. Suçun somut olması bir şüphe dahi içermemesi gerektirdiğini belirten Alman Ceza Hukuku mu, ki burada onlarca şüphe var, yoksa toplum yargıladı ve cezayı verdi zaten diyerek, iki kişinin manipüle edilme olasılığı yüksek Wahtsapp mesajları ile mi Bora yargılanacak.
Hukuk uygulanırsa beraat, topluma bir kurban verilecekse ve toplumun isteği kabul görürse Bora ceza alacak.
Alman Adaletinin ne kadar adaletli olduğunu göreceğiz.
Gerechtigkeit für Bora – Bora ya destek ol

bu Linkten olayı, medya ve duruşmaların , videoları, daha ayrıntılı öğrenebilirsiniz.

2 Temmuz 2017 Pazar

2 Temmuz, Başbağlar, 90'lı Yıllar ve Emperyalizm.

Katil Emperyalizm

2 Temmuz, Başbağlar, 90'lı Yıllar ve Emperyalizm.


Türkiye, eğer zengin yeraltı kaynaklarına ve bölgede jeopolitik bir konuma sahip olmasaydı yani farklı bir coğrafya da yeraltı zenginlikleri bakımında fakir bir bölgede olsaydı emperyalizmin hedefi haline gelmezdi. Türkiye tarihine kara leke olarak yazılan, sünni ve alevi yurttaşlarımızı birbirine düşürmek amacıyla emperyalizm tarafından tezgahlanan kanlı olaylara maruz kalmazdı. Türkiyenin tarihin acılarla, cığlıklarla dolu. Bu noktada bu cinayetleri, yobaz diyerek ötekileştirdiğimiz insanlarımızın üzerine atmak ne kadar yanlış ise alevi oldukları için ateist diyerek öldürülmeleri caiz demekte o denli yanlış ve sakıncalıdır. Burada suçlu sünnüler değildir, aleviler değildir devlet hiç değildir. Alevi ve sünni insanlarımız gereçek katili aramayarak sadece birbirlerini katil olarak görüp ve bu şekilde yargılarlarsa, emperyalizmin gerek ülkemizde gerekse ortadoğu bölgesinde amacına ulaşmasına yardımcı oluruz. İçimize yerleştirilmiş truva atlarıyla sünniler ve alevi yurttaşlarımız birbirine düşman edilmektedir. Devleti şuçlamakta başlı başına gerçeği saptırmaktır. Hatalar ve yanlışlar elbette eleştirilmeli ve tartışılmalıdır. Bu yapılırken mevcut devleti temsil eden iktidarın ne kadar dış güçlerin etkiside olup olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Emperyalizmin hedefinde bulnan bir ülkenin hem devletinin hemde kolluk güçlerinin o ülkenin vatandaşları tarafından eleştirilmesi, suçlanması ve değersizleştirilerek güvenin ortadan kaldırılması en çok emperyalizmin işine gelmektedir. Bir ülkeyi yıkmanın en önemli koşulu, vatandaşının devletine karşı duyduğu güvensizlik ve korkudur. Bizler katil devlet, faşist devlet gibi sloganlarla kendi devletimizi değersizleştirmekte ve yıkılmasını kolaylaştırmaktayız. Oyuna getirildiğimiz müddetçe ölmeye ve öldürülmeye devam edileceğiz. Şayet perdenin arkasında ki gerçek katilleri görebilir ve bu katillere karşılık sünnisiyle, alevisiyle, dinsiziyle, Türküyle, Kürtüyle bir olabilir hem kendimize hemde devletimize sahip çıkabilirsek eğer oyanan oyunu bozabiliriz.

Yıl 1990 ABD kukla Kürt devletinin ilk adımını atmak ve ortadoğuyu bitmeyecek bir bataklığa sürüklemesinin ilk ayağı olan Irak'a müdahalesi başladı. Bu saldırı Turgut Özal'ın açık desteği ile ülkemiz ABD'nin hizmetine sunuldu.TSK ABD'nin Irak'ı işgalini dahil edilmek istendi. Dönemin Genelkurmay başkanı Org. Necip Torumtay Özal'ın bu isteğini kabul etmedi. Torumtay "İnandığım prensiplerle ve devlet anlayışımla hizmete devamı mümkün görmediğim için istifa ediyorum." (Orgeneral Torumtay'ın Anıları)
Ortadoğu ve Türkiyenin fitili ateşlenmişti. Terör olayları artmaya başlası. Atatürkçü ve emperyalist karşıtı aydınlarımız ABD ve Batı'nın gözli servisleriyle cinayetlere kurban gitmeye başladı. 1990'lı yıllar faili meçhul yılıydı. 31 Ocak 1990 Muammer Aksoy, 7 Mart 1990 Çetin Emeç, 4 Eylül 1990 Turan Dursun, 6 Ekim 1990 Bahriye Üçok cinayete kurban gitti. 24 Ocak 1993 de Uğur Mumcu, 17 Şubat 1993 de J.Gn.K.nı Org Eşref bitlis öldürüldü. Türkiye sancılı bir dönemdeydi, katiller kimdi ve katillerin amaçları neydi? Katiller belirsizliğini korurken amaçları 2 Temmuz 1993 Sivas'ta ateşe verilen ve 39 canın ölmesine neden olan Madımak yangınında ortaya çıktı. Madımakta 39 can yakılırken öfkeli kalabalık şu sloganı atıyordu. 'Cumhuriyet burada kuruldu ve burada yıkılacak.' Kimdi bu Cumhuriyet yıkmak isteyenler? Devlet mi? Sünni veya Alevi vatandaşlarımız mı? Yoksa Emperyalizm mi? Cumhuriyeti yıkmak isteyen güç boş durmuyordu 2 Temmuz da Sivas'ta sünni olarak karşımıza çıkan bu güç 5 Temmuz'da Erzincan'ın Kemaliye ilçesi Başbağlar köyünde cami de bulunan 29 kişi katledildi. Ardında Başbağlar köyü yakıldı ve 4 kişi daha bu yangında yanarak can verdi. O yıllar Türkiye de bir mezhep savaşı çıkartılmak için her yol deneniyor ve her kesimden insanımız öldürülerek suç diğer grubun üzerine atılıyordu. Yukarıda ki tüm cinayetlerde esas suçlu hiç bir zaman aranmadı. Aleviler sünnileri, sünniler alevileri, ve çoğu zaman hep birlikte devleti suçlayarak kısır bir döngü içinde dönüp Türkiye'yi bugünkü koşullarına getirilmesine katkı sunduk. Tüm bunları değerlendirirken Sivas Madımak katillerinin Almanya da yaşadıklarını unutmamak gerek.
Ayrıca Sivas katlimanın ardından takip eden yıllarda da bu toplumun tansiyonu dönem dönem yükseltilmiştir. Bu tüm gelişmelerin gölgesinde ABD'nin eski Ankara büyükelçilerinden, Erdoğan'ı koltuğuna oturtan adam olarak bilinen ve derin ABD'nin odak noktası CFR'nin (Dış İlişkiler Konseyi) uzmanı olan Morton Abromowitz 1994 yılında 'Türkiye parçalanabilir!' açıklamasını yapma cüretini göstermiştir.

2 Temmuz bir günde tezgahlanan sıradan insanların bir arayara getirilerek, sırf Aziz Nesin'in kışkırtması var denilerek gerçekleştirilen bir eylem değildir. Öğrencilik yıllarım Sivas'ta geçti. Değişik derneklerde iletişimim vardı. Her kesimden Sivaslı dostlarım oldu. Sivaslı aileler ile tanıştım, sofralarına oturdum, çaylarını içtim. 5 yıl bir şehri tanımak ve o şehirde yaşayan insanların özelliklerini bilmek yerterli bir süre olduğunu düşünüyorum. Tüm görüştüğüm bu Sivaslıların ortak fikirleri 2 Temmuz da Sivas'a kara leke sürenlerin Sivaslı olmadıklarıydı. Veyahut Sivaslı görünen fakat truva atı rolünde olanlardı. Zira şehirde Madımak olayından çok daha öncesinde de şehrin etnik yapısıyla oynandığı, sünni ve alevilerin bazı provokatörlerce birbirine düşman edildiğinin bizzat dinledim. Peki Sivas'ın bu etnik yapısıyla oynayan kimlerdi? Amaçları neydi? Kimler Sivas'ı 2 Temmuz cehennemine hazırlıyordu. Bugün ortadoğu bataklığına baktığımızda esas katili çok net görebiliriz. Bu katliamlara hepimiz ortak bir tepki göstermeliyiz. Bu cinayetler ABD ve Batı'nın gizli servisleriyle bize karşı, devletimizin huzur ve refahına karşılık işlenmiştir. Faili meçhul cinayetlerle ülkemiz ve ortadoğuda dönen oyunların farkına varan aydınlarımız bizleri aydınlatmamaları için öldürülürken, yaşanan katliamlar ise bizleri etnik bazda ayrıştırmak ve birbirimize düşman hale getirmek amaçlıdır. Emperyalizmin hedefi bizleri ırk ve etnik bazda bölerek parçalamak yani ufak parçalara ayırarak daha kolay yutulabilir hale getirmektir.
Tüm bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda şuçlanması gereken sünniler, aleviler değildir. Devlet değildir. Suçlu emperyalizmdir. Bu zamana kadar yitirdiğimiz tüm canları saygı ile anıyor ve gelecek yıllarda daha fazla öldürülmemek için birbirimizi suçlamaktan vazgeçerek birlik olmaya mecburuz.


2 Temmuz 2017 Heidelberg