28 Mart 2018 Çarşamba

Dünyanın Merkezine Yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 2


Dünyanın merkezine yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 2
Ne mi yapıyorum? Çocukluk hayallerimi gerçekleştiriyorum. Yaşadıklarımı ve yaptıklarımı anlatsamda hiç bir zaman tam olarak ne hissettiğimi yazamayacağım. Bu zor çok zor. Doğmakla başlıyor her insanın yolculuğu. Çoğumuz toplumun bize dayattığı hayatı yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Oku, meslek sahibi olup evlen, çoluk çocuğa karış, köle gibi çalış, borcu içine gir ev ve araba al, çocuklarını büyüt, evlendir, torun sahibi ol, emekliye ayrıl ve ölümün omuzlarına usulca oturmasını bekle. Ne kadar sıkıcı, tek düze ve boktan. Aslında bu sıkıcı çarkın içinde çürüyüp giderken de ara sıra çarkın dışına çıkmak mümkün. Çarkın dışına çıkarak çürümeyi biraz daha geçiktirmek sizin elinizde. Yani kardeşim lüks bir evin ve eşyaların olmasın bırak araban senin ayaklarını yerden kesmeye ve ihtiyacını görmeye yetsin. Başkasına hava atma derdine düşerek ömrünü heba etme. Her ne kadar yazarsak yazalım bu tip ağır vakaların değişmesi mümkün değil. Ama yinede birileri bu yazıları okurda içinde bulunduğu hayata isyan eder ve çemberin dışına çıkmayı dener. Neden olmasın. İnsanların cesarete ihtiyacı var. Belki bu yazılarım kimilerine cesaret verir. İçindeki cevheri keşfetmeye mecburdur her insan.
2009 yılında Almanya'ya yerleştim. Almanya'ya yerleşmem hayallerime ulaşmamda büyük imkanlar sundu. Zamanla masallara ve sevdiğim insanların yaşadıkları kentlere doğru bir yolculuk yapma fikri oluştu kafamda. Bisikletle ilk yolculuğumu Viyana'a Mozart'a yaptım. Mozart'ın yaşadığı şehirlerde izini sürerek kaldığı evleri gezerek gerçek mezarına kadar gidip buldum. Sonra bir başka yolculuğumu yine bisiklet ile Almanya'dan Paris'eydi. Bu yolculuğumda kimler yoktu ki. Victor Hugo'dan tutun, Ediht Piaf'a, Ahmet kaya'dan, Yılmaz Güney'e kadar çok fazla ismin izini sürdüm. Ama en önemlisi La Fontaine'nin doğduğu Chateau Thierry kasabasına gitmek, La Fontaine'nin koşup oynadığı şehirde var olmaktı. Beni çok mutlu eden olaylar bunlar. La Fontaine, Ezop kadar sevdiğim bir yazardır. Çocukluk kahramanlarıma ulaşarak ve bana harika bir dünya bıraktıkları için teşekkür ediyorum hepsine. Bununla yetinmedim. 5 yaşındaki oğlumu bisikletin arkasına atıp yine Almanya'dan İşviçre'nin Vevey şehrinde gömülü olan siyah beyaz sessiz sinemanın dahi adamı Charlie Chaplin'e ziyarete gittik. Oğlum takma ismidir Chaplin'dir. Hikayesini anlatarım bir ara. Bremen mızıkacılarının şehri Bremen, fareli köyün kavalcısının şehri Hamm şehrini gezdim. Hayatımda birde Andersen'in ayrı bir yeri vardır. Ve biz bir gün yine ailem ile Andersen'ın doğduğu kasabaya gittik. İnanabiliyor musun hayal gibi. Hatta hayalden öte imkansız bir şey bu. Ama ben istedim ve başardım. Danimarka'nın Odensee kasabasındaki Andersen'ın doğduğu evi gezdik oğlumla ve onun yaşadığı şehri keşfettik. Sonrasında hayatını devam ettirdiği Kopenhang şehrinde de kaldığı yerleri gezdik. Masallar ve yaratıcıları benim için çok önemlidir. Çocuklarınızı masalsız bırakmayın. Masalsız büyütmeyin dünyanın en sevimli bireylerini. Biz hergün masallar okuyoruz oğlumla. Masalların gizemli dünyasını seviyoruz. Bu sevgi çok fazla bizde. Daha bu yaz Ağustos 2017'de izlemekten ve okumaktan çok zevk aldığımız tahta kuklanın yaratıcısının mezarına gittik oğlumla. Kim bu tahta kukla? İyi kalpli bir erkek çocuğu olmayı hayal eden Pinokyo. Evet pinokyonun yazarı Carlo Collodi'nin Floransa'da bulunan mezarını ziyaret ettik. Teşekkür ettik Collodi'ye bize böylesine bir kahraman bıraktığı için. Yaşadığım sürece bu yolcuklarım hiç bitmeyecek. Oğlumda bende mutluyuz.
Şimdi Dünyanın merkezine doğru yolculuğa çıkıyorum. Aklınız karıştı değil mi? Neresi dünyanın merkezi. Böyle bir yer varmı? JulesVerne'in Dünyanın Merkezine Yolculuk romanına göre dünyanın merkezi İzlanda'nın batısında bulunan Snefells yanardağı. Kitabı okudunuz bilmiyorum ama size kısaca hikayeyi anlatmak istiyorum. Hikayenin kahramanı Axel Lindenbrock ve amcası Profesör Otto Lindenbrock Hamburg şehrinde küçük bir evde yaşamaktadır. Axel'in babası yıllar evvel kaybolmuştur. Prof. Otto Jeologdur. Bir gün abisinden kalma şifreli bir belge bulurlar. Fakat bilmedikleri bir dilde yazılan bu şifreyi çözemezler. Axel bir müddet sonra şifrede bir ismin yazdığını fark eder. Şifrede Arne Saknussemm yazmaktadır. Ayrıca Saknussemm 16 yüzyılda İzlanda da yaşamış bir bilim adamıdır. Ve ona göre İzlanda'nın batısında bulunan Sneffells yanardağından dünyanın merkezine inildiğini okur. Axel babasının bu dağa gittiğine inanır ve amcası Otto ile onu aramak için İzlanda'ya gider. İzlanda'da avcılık ve rehberlik yapan Hans Bjelke ile Sneffells yanardağına giderler. Yaklaşan fırtına sonrasında geriye dönemezler. Yanardağın içine girerler ve kaybolurlar. Çeşitli maceralar yaşadıktan sonra rehberleri Hans, Axel'in babasının cesedini bulur. Onu dağın içinde bulunan bir yeraltı denizinin kumsalına gömerler. Babasının notlarından bulundukları mağaranın etrafının mağma ile çevrili olduğu ve belli zamanlarda sıcaklığın artarak var olan her şeyi yaktığı yazmaktadır. Kaçmaktan başka bir careleri kalmaz. Bu yanardağ mağarasından kultulmanın tek yolu bir kaynaç (Gayzer) bulmak ve onun yardımıyla yeryüzüne çıkabilmektir. Axel'in babası kaynaç'ın yer altı denizinin diğer tarafında olduğunu not etmiştir. (Gayzer, Geysir, Kaynaç yer altı sularının magmaya yakın bir yerden geçmesi veya magma ile temas etmesi sonrasında basınçla bulduğu bir kaynarcadan yer yüzüne suyun fışkırdığı deliklere deniliyor.) Geç olmadan ağaç dallarından sal yapıp gölü geçmeye başlarlar. Gölde değişik canavarlar yaşamaktadır. Çeşitli maceralar yaşarlar. Et yiyen dev bitkiler, canavar balıklar, dinozorlar, soyu tükenmiş hayvanlar... Verne'nin olağanüstü hayal gücü romana yansımıştır. Soluksuz bir maceraya dönüşür kitap. Çıkan bir fırtınada salın perdesini tutuğu için rüzgar Axel'i havalandırır ve Axel kaybolur. Otto bu duruma çok üzülür ama onun sağ salim kaynaç'a ulaşacağını bilir. Bir kaç gün sonra yaralı bir şekilde Axel'i bir dinazorun saldırısından kurtarırlar. Buldukları bir dinazor kafatasını tekne yaparak yeraltı ırmağından kaynaç'ın yer yüzüne çıktığı yöne doğru giderler. Yanardağ hareketlenmiş ve ısısı artmıştır. Ve kaynaç patlar. Kahramanlarımız fışkıran su ile yer yüzüne çıkarlar. Yeryüzüne çıktıkları yer ise Sicilya adasının yakınında bulunan Stromboli yanardağıdır. Güzel bir bilim kurgudur. Verne bu kitabı 1864 yılında yazmıştır. Bir kaç kere filmede çekilmiştir. Filmde yeryüzüne çıktıkları dağı Vesüv olarak verilmektedirler. Türkçe tercümesi öyledir. Gerçeği Stromboli'dir. Çoçuklarınıza ve içinizdeki çocuğa oku(t)manız gereken bir romandır.

Biraz konu dışı olacak ama Jules Verne'nin İnatçı Keraba diye bir romanı daha var. Jule Verne hayranı olan bir Fransız bu romanda yer alan yerleri gezerek bir belgesel çekmiş. Bir zamanlar rastgele Alman kanalında bu belgeseli seyrettim. Konusu İstanbul'da başlıyor bu romanın. 1883 yılında yazılmış bir roman. 2 Mahmut zamanında Osmanlı topraklarında geçen bir gezi romanıdır. İstanbulda yaşayan tütün tüccarı Keraban'ın macerası anlatılır. O yıllara ait İstanbul tasvirleri ve karadeniz çevresindeki Osmanlı topraklarının tasvirleri vardır. Konusuda ilginçtir. Hollandlı tütün tüccarı Van Mitten uşağı Bruno ile bir ramazan günü İstanbul'a gelir. Hava sıcaktır, halk oruçludur. İstanbul terk edilmiş bir şehir görünümündedir. Keraban ile buluşurlar. Keraban dostlarını Üsküdar'da bulunan villasına yemeğe davet eder. Fakat ortada büyük ciddi bir sorun vardır. 2 Mahmut boğazdan karşıdan karşıya geçen tekneler için 10 paralık bir vergi koymuştur. İnatçı Keraban bu vergiyi vermek istemez. Bunun üzerine Üsküdar'a boğazdan tekneyle değil, Trakyadan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna Odessa, Kırım, Rusya, Gürcistan ve doğu Karadeniz üzerinden Üsküdar'a ulaşırlar. At arabası ile yaptıkları bu gezileri bir ay sürer. Avrupa yakasından Üsküdara gitmek için Karadenizi komple dolaşırlar. Gezdikleri şehirleri ayrıntısıyla anlatır kitabında. İnatçı Keraban Genç Türklerin yönettiği hükümete karşıdır. Genç Türkler fes takarken İnatçı Keraban inatla eski Türkler gibi türban takmaya devam eder. Jules Verne'nin İstanbul'a hiç gelmediği bilinir. Ama bu kitabında o kadar güzel anlatır ki İstanbul'u halen gelip gelmediği konusunda kafalar karışıktır. Hatta Osmalıların evlerinde bulunduğu eşyalarından tutun günlük yaşamlarına kadar herşey detaylıca anlatılır kitapta. Çok bilinen kitaplarının yanı sıra bu kitabınıda okumanızı tavsiye ederim.
Jules Verne'ye şimdi daha yakınım. İzlanda'da Snesffells yanardağındayım. Bulduğu bir delikten yanaradağın kalbine balıklama atlayacağım. Kim bilir belki bende Axel ve amcası Otto gibi Stromboliden çıkarım yeryüzüne. Ne derseniz....

28 Mart 2018 Heidelberg




Dünyanın Merkezine Yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 1


Dünyanın merkezine yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 1
Meraklı bir çocuktum egenin küçük bir köyünde. Daha o yaşlarda dünyayı merak etmeye başladım. Neye benziyordu dünya. Anamın yaptığı yağlı pide veya salça sürüp yediğim bir dilim köy ekmeği kadar tatlı mıydı acaba. Dünya yaşadığım köye benziyor muydu? Köyümden kaç kat büyüktü dünya. Ben köyümü koşarak yarım saatte gezebilirdim. Peki dünyayı koşarak kaç saatte gezebilirdim. Hayal gücüm yaşadığım köyden büyüktü. Ve daha o küçük yaşlarda dünyayı görme isteği oluştu içimde. Bu isteğim hiç körelmedi aksine büyükdükçe benle birlikte büyüdü. Beni bu kadar yol sevdalısı yapanlar ise kitaplardır. Kitapları okudukça kitapların içindeki dünyanın peşine düştüm.
Küçükken masallara karşı ayrı bir ilgim vardı. Halen var, bu alışkanlığım hiç kaybolmadı. Fantastik hikayelerin gizeminde kaybolurdum çocukken. Televizyon lükstü. Veya bizim iyi bir televizyonumuz olmadı hiç bir zaman. Televizyon kanalımız daha iyi çeksin diye antene eski metal tencere kapağı takardım o yıllarda. Ama ne hikmetse yunan kanalları daha net izlenirdi bizim evden. Yunancaya aşinalığım bu yüzden. Bu yüzden yunanca şarkılara olan sevgim. Çocukluk alışkanlıkları terk edilmiyor kolay kolay.
Ağır bir kekemeydim çocukken. Hayvan gücüyle yol alan kağnılar gibi ağır... Dışlanan ve bu nedenle kendimi garip hisseden bir çocuktum. Aklı kaçık bir komşumuzun bana 'marazlı' demesini hiç unutamam. Yani hastalıklı anlamına geliyor marazlı. Aklı kaçık bir kadındı o tüm giysilerini giydikten sonra üzerine sütyenini giyerdi. O şekilde dolaşırdı sokakta. Masal kahramanı gibiydi. Kekemeydim bu nedenle birinci sınıfta Elif öğretmenim 'seni sınıfta bırakıyorum nedenini yıllar sonra anlayacaksın' diyerek beni sınıfta bıraktı. Çift dikişle bitirdim birinci sınıfı. Elif öğretmenim ile yollarımız 3 sınıfta tekrar kesişti. Bir gün Türkçe dersinde sıra arkadaşıma okuması için bir okuma parçası vermişti. Benim kekemeliğimi bildiği için bana okumam için hiç söz hakkı vermezdi. Kendimi kötü hissetmemem içindi bu. Arkadaşım kötü okuyunca Elif öğretmenim okumasını son verdi. Ve başladı sınıfa nasihat vermeye. Sınıfa nasihat veriyordu ama Elif öğretmenimin hedefinde ben vardım. Ne zaman başımı kaldırıp ona baksam hep gözlerimiz keşişti. Elif öğretmenim kitap okumanın faydalarından bahsetti ders saati boyunca. Kitap okumanın bizleri geliştireceğini, bambaşka hayatlar ve ülkeleri tanıyacağımızı anlattı. Dünyamızın ve ufkumuzun genişleyeceğini, konuşmamızın düzeleceğini, yaşanan olayları daha rahat anlayabileceğimizi ve doğruları daha kolay bulabileceğimizden bahsetti. Kitap okumakla iyi bir insan olmanın mümkün olduğunu belirtti. O an farkına varmayabilirdim. Ama ben farkına vardım. Elif öğretmenim hayallerime ulaşmanın yolunu göstermişti bana. Kitap okumalıydım.
Tamam da kitabı nasıl alacağım. Köydesin, okuma yazma bilmeyen çiftçi bir ailenin çocuğusun ve üstelik para da yok. Önce okulumuzun her sınıfında bulunan kitaplık köşesindeki kitaplardan başladım. Sonra çikolata yerine Kitap almasını istedim annemden. Düşünebiliyor musunuz çikolatayı kitaplara değişebilen bir çocuktum ben. Okumak ve daha çok okumak istiyordum. Çünkü dünyayı keşfetmeliydim. Kitapların içinde dünyayı sevmiştim. Köyümüzün sahilinde bulunan ve zenginlerin kaldığı Artur tatil köyünün çöplüğünü keşfettim sonra. Bu çöplükte bir sürü kitap buldum. Çöplükte geçimini gazete toplayarak kazanan yaşlı bir amca vardı. Benim kitaplara düşkünlüğümü bilirdi. Bulduğu kitapları benim için biriktirir ve ben çöplüğe gittiğimde kitapları bana verirdi. Çok mutlu olurdum çok. Kitapları satarak para kazanmak varken o kitapları bir çocuğa vererek mutlu olmasını sağlayan o çöpçü güzel insanı nasıl unutulabilirim. O çöplük bana dünyanın kapısını açtı. Bulduğum tüm masal kitaplarını okudum. Okumakla kalmaz adeta birebir yaşardım kitap sayfalarının arasında ki maceraları. Bu çöplükte bulduğum kitaplardandır Jule Verne kitapları. 80 Günde Devri Alem, İki Yıl Okul Tatili, Dünyanın Merkezine Yolculuk. Daha sonraki yıllarda Esrarlı Ada, Dünyanın Ucundaki Fener, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ve İnatçı Keraban'ı da okudum. İçimdeki çocuğun çocuk kalışını bu kitaplara borçluyum. Bu kitapları okuduğum yıllarda dünyayı keşfetmem gerektiğine ve bunu yapabileceğime inandım. Jules Verne bunu başardığına göre ben de başarmalıydım. Önce bir kaç arkadaşımla denize keşfettim. Ara sıra kaçar giderdik egeye. Ege hep maviydi ve bazen dalgalanır ve biz korkardık. Sonra dağları, tepeleri ve komşu köyleri keşfettim. Yıllar geçti, aynalar o dünyayı keşfetme meraklı küçük çocuk yerine göbekli, kır saçlı bir adamı gösteriyor şimdi. Herşeyi hayal ederdim de, birgün büyüyüp göbekli ve kır saçlı bir adam olacağımı hiç hesaba katmamıştım. Beni takip edenler masallara yolculuklar yaptığımı bilecektir. Küçükken hayatıma yön veren kitaplara, yazarlara doğru bitmek bilmeyen yolculuklar... Yukarda ki başlıktan da anlaşılacağı gibi bu kez Jules Verne'nin Dünyanın Merkezi Yolculuk kitabına yolculuğum. Ama önce Jules Verne'yi biraz tanıyalım.
Bana göre en önemli gezgincilerden biridir Jules Verne. Dünyada Agatha Christie'den sonra yabancı dile çevrilen ikinci yazar üstelik. Ne büyük bir başarı. William Shakespeare bile ondan sonra geliyor. 1828 Şubat'ının soğuğunda Fransa'nın Nantes şehrinde dünyaya gelmiştir Jules. Daha küçük yaşlarda yaşadığı kasabadan akan nehirde gezen gemileri izleyerek geçirir çocukluğunu. O gemilerdir Jules Verne'de gezginciliği körükleyen ateş. Ve 12 yaşındayken teknelerin birinde tayfa olmak için evden kaçar. Babası son anda yakalar küçük Jules'i. Ve kulağını çekerek öfkeli bir ses tonuyla 'artık sadece hayallerinde seyahat edeceksin' der. Bu konuda söz alır babası. Jules Verne babasına verdiği sözü tutmaz. O yine yüreğinin isteği yerlere yani hayallerinin peşinden koşar. Gençlik yıllarında hikaye ve şiirler yazmaya başlar. Paris'e hukuk eğitimi almaya gider ve bitirir okulunu. Fakat baba mesleği avukatlığı yapmaz. O edebiyata aşıktır. İlgilendiği ilginç konular sayesinde Fransa'da bilim kurgunun babası olacaktır. Viktor Hugo gibi Fransa'nın tanıdık edebiyatçılarıyla dostluklar kurar. Babası edebiyata yönelen Jules'e maddi desteğini keser. Jules buna aldırış etmez. İnandığı yolda emin adımlarla yürümeyi tercih eder. Jules Verne bir gemi ile dünyayı dolaşmış olan seyyah ve yazar olan Jacgues Arago ile dost olduktan sonra hayatı değişir. Aragos dan etkilenerek başka yerler, ülkeler hakkında yazılar yazmasına neden olur.
Jules Verne'nin Çocukluk hayalleri 1859 gerçekleşir. İngiltere'yi ve adalarını gezer. Ardından İskandinavya ülkelerini gezmeye çıkar. 1861 yılında Amerikaya gider ve bu yolculuğu Denizler Altında Yirmi Bin Fersah'ın konusu olur. 1872'de hayalini kurduğu yelkenliyi satın alır ve oğlunun ismini bu tekneye verir St. Micheal. 12 yaşında babasının engel olduğu gemi tayfalığını bu kez kendi yelkenlisinin kaptanı olarak yapmaya başlar. Bitmek bilmeyen bir yolculuğa çıkar. İngiltere, Manş adaları, Lizbon, Fas, Cebelitarık, Hollanda, Danimarka, Almanya, Cezayir Malta ve İtalya seyahatlerine yapar. Çocukluk hayalini bir bir gerçekleştirir. 1886 yılında evine döndüğünde akıl sağlığı yerinden olmayan yeğeni tarafından vurulur. Ölümden kurtulmuştur ama yaşamı boyunca baston kullanmak zorunda kalır. Yakalandığı şeker hastalığı ilerler ve kısmi körlük yaşamaya başlar. Maceraperest Jules Verne 1905'de bu dünyaya veda eder. Hepimizde merak konusu olan diğer dünyaya doğru bir seyahate çıkar. Kitaplarını bulup okuyun. Çoğu kitabı filme de çekilmiştir bulup izleyin. Sahi nerden çıktı Jules Verne. Yapacağım gezimle yakından ilgisi olduğu için anlattım size. Jules Verne'nin Dünyanın Merkezine Yolculuk kitabında dünyanın merkezine inileceği varsayılan ve İzlanda da bulunan Sneffells yanardağına gidiyorum. İzlanda beni bekliyor. Dünyanın Merkezi beni çağırıyor. Egeli küçük çocuğun bir hayali daha gerçekleşiyor.
28 Mart 2018 Heidelberg































23 Mart 2018 Cuma

Faşist Mussolini'nin Ölümü ve Aşk İçin Ölümü Göze Alan Metres Claretta


Dongo Köyü; Menaggio kasabasına 14 dakika uzaklıkta. Bu köyün tarihi bir önemi var. Hitler'in İtalyan ikizi faşist lider Benito Mussolini bu köyde yakalanıyor ve infaz ediliyor. İsterseniz biraz belleklerimi tazeleyelim ve Mussolini kimdir ve ne yapmıştır. Hep gezecek değiliz ya. Gezmek kadar gezdiğin yerlerin tarihsel bir önemi var mı yok mu bilmek önemli benim için. Meşhur faşist lider Mussolini 1922 ile 1945 yılları arasında İtalya'yı yönetmiştir. Gazeteci ve öğretmen olması rağmen o siyasetle uğraşmayı tercih edere adını tarihe ağır ithamlarla yazdırmıştır. Mussolini Po nehrinin şirin bir kasabası olan Forli'de 20 Temmuz 1883 de doğmuştur. Kavgacı, kurallara uymayan, haylaz kişiliğinden dolayı okulundan uzaklaştırılmış bir çocuktur. Lozan Üniversitesinde eğitimini tamamlamış ve öğretmek olarak çalışmaya başlamıştır. Askerliğe karşı ve sosyalist bir düşünce yapısından dolayı askere gitmemek için 1902'de İsviçreye kaçar. İtalyanlar 'Keşke orada kalsaydı geriye dönmeseydi' diyor. O zaman daha mı farklı olurdu herşey. Mussolini 1904 İtalya'ya geri döner ve siyasete atılır. İtalyanın Faşist lideri tarih sahnesindeki yerini alır.
Önceleri üyesi olduğu Sosyalist partisinin yayın organı olan Avanti gaztesinde çalışır, yazılar yazar. Birinci dünya savaşında orduya yazılır. Sosyalizmden vazgeçip sağ görüşü benimser. Bu davranışı sosyalist partiden atılmasına neden olur. 1914 de sağ görüşlü yayın organı olan Il Popolo d'Italia (İtalyan Halk gazetesi) kurar. Mussolini önce tüm sağ görüşte olan oluşumları bir araya getirerek 1921 de Ulusal Faşist partiyi kurar. Seçimlerde başarısız olur ama o pes etmeden çalışmaya devam eder. Kendisine de 'IL Duce' lider lakabını takar. Savaş sonrasında her alanda ciddi krizlerle boğuşmak zorunda kalır İtalya. Birinci dünya savaşı bitmiş ve istediğini elde edememiştir. Halk aç, yorgun ve İtalya yıkık döküktür. Kral 3. Vittoria Emanuele zor durumdadır. Mussolini'nin yükselişte olduğunu görür. İtalya'yı komünistlerin değil sağcıların kurturabileceğine inanır. Mussolini 26 bin sağ görüşlü destekçisi ile 1922 Ekim'de Napoli'den Roma'ya bir yürüyüş gerçekleştirir. İtalya celladına aşık olur. Ülkenin her yerinden ve değişik dini temsilcilerden destek gelir. Hatta Torino şehrinden yahudi bir baker Ettore Ovazza'da Mussolini'yi desteklemiş ve yapılan bu yürüyüşe katılmıştır. Ettore daha sonra başına geleceklerden habersizdi. Mussolini'nin bu önlenemez yükselişi karşısında Kral 3. Vittoria Emanuele 31 Ekim 1922'de Mussolini'ye başbakanlık yetkisi verir. Mussolini gururludur yetki elindedir. Artık İtalya'yı istediği biçimde şekillendire bilecekti. 6 Nisan 1924 seçimleri hileyle kazandı. Birlik sosyalist şefi Matteotti seçimlerin hileli olduğunu ortaya çıkartı. Matteotti bir cinayete kurban gitti.

Mussolini hiç tereddüt etmeden hemen faşist bir yönetim sistemini uygulamaya sokar. Basına sansür getirilir, seçim sisteminde değişiklik yapar, muhalefet partilerini kapatır, eğitim sistemini kendisine bağlar, tüm İtalya'da tren rayları ve otobanlar yapar. Bunları okudukça yaşadığımız çağdaş tanıdık bir ismi tarif ediyorum hissine kapıldınız mı. Ne çok benziyor değil mi? Bununla yetinmez Mussolini, polis devleti kurar, orduyu ele geçirir, tüm bakanlıkların yetkisini kendisine bağlar. İçinizden bu Mussolini değil Erdoğan'ın ta kendisi dediğinizi duyar gibiyim. Durun daha bitmedi. Kendi kanunlarını yazar, Üniversiteye, gazetelere istediğini atamaya başlar partisine sadık kalacaklarına dair yemin ettirir. Mussolini kısa sürece tüm İtalya'yı ele geçirir. Kurnazdır dini arkasına alması gerektiğini bilir. Karl Marx'ın dediği gibi 'Din toplumların afyonudur.' Zira din olmadan hiç bir şey olmaz. Dini kullanarak istediğinden daha fazla kitleleri etkisi altına alabilir hayran kitlesini çoğaltabilirdi. Bu nedenle kilise ile 1929 da yaptığı Patti Lerenensi anlaşması ile İtalya'nın dinini katolik olduğunu ve Vatikan'ın bağımsızlığını ilan etti. Doğduğunda vaftiz edilmeyen Mussolini hemen vaftiz edilerek katoliklerin desteğinin alması sağlandı. Vatikan Mussolini'nin güçlü bir destekçisi oldu. Komünistleri yok etme girişiminde bulunan Mussolini onları hapishanelere attırdı. Yeri geldiğinde öldürttü ve çoğu ülkeyi terk etmeye zorlandı. Nasıl ama sinsice bir politik oyun. Gücünü arttırmak için her şeyi yapabilirsin. Ruhunu bile satabilirsin. Mussolini ayrıca balkon konuşmalarıyla İtalyanları etkilemeyi ve kendisine duyulan hayranlığı arttırmayı başarmıştır. Tesadüfe bakar mısın bizimkisi de balkon konuşmalarını seviyor. Hitler'de çok severdi balkon konuşmalarını. Diktatörlüğü boyunca ülkesini savaştan savaşa sürekleyen Mussolini milyonlarca asker ve sivilin ölmesine neden oldu. 1943 yılında Dino Grandi Yüksek Faşist konseyine Mussolini'nin görevden alınmasına dair bir öneri sundu. 19'a oya karşılık 7 oy sonucunda Mussolini Kral 3. Vittoria Emanuele tarafından görevden alınarak tutuklatıltı. Görevden alınmasına dair evet oyu kullananlardan bir ise damadı ve güvenilir adamlarından biri olan Galeazzo Ciano'dur.
Alman özel havacı birliği tarafından Mussolini tutuklu olduğu yerden kaçırıldı. Almanya'nın koruması altında Garda gölünde bir kasabaya yerleşti. Fakat hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmadı. Diktatörün sonu yavaş yavaş geldi.

Hitler ve Mussolini'nin yok etmek istediği kitap 'Savaş Günlükleri' yazarı Galeazzo Ciano Mussolini'nin damadı.

Bu noktada özel bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Bu kitap Mussolininin damadı olarak bilinen ve Mussolini'ye çok yakın bir isim olan Galeazzo Ciano'nun 'Savaş Günlükleri' kitabı. Ciano Mussolini'nin kızı Edda ile evlidir. Edda'nın gönül ilişkileride karışıktır. 1946'da sürgüne gönderildiği Tiren kasabasına ait Lipari adasında bir komünistte aşık olmuştur. Faşist bir baba, faşist bir koca sonra komünist bir sevgili... Edda'nın gönül ilişkilerini bırakıp damat Ciano'ya ve kitabına dönelim. 
Kitap Ciano'nun 2. Dünya savaşına şekil veren, yönlendiren pek çok önemli isimle yaptığı görüşmeler ve bu görüşmelere dair düşünceleri ve anılarından oluşmaktadır. Almanlar ve Mussolini bu günlükleri yok etmek için çok çaba sarfetmelerine rağmen eşi Edda bu günlükleri İsviçre'ye
kaçırarak yayımlanmasını sağlamıştır. 2 Dünya savaşından sonra savaş suçlularını cezalandırmak üzere Nürnberg mahkemelerinin kurulduğunu biliyorsunuzdur. Bu günlükler bu mahkemeye savaş döneminde Almaya'nın dışişleri bakanı olan Joachim von Ribbentrop alehine delil olarak sunulmuştur. Kitap, savaşın arka planında yapılan paylaşımları örneğin Hırvatistan üzerindeki planlar, İtalya'nın hazırlıksız olarak bu savaşa sokulduğunu, Arnavutluk'un nasıl işgal edildiğine. Mussoloni'nin kamuoyunda kendisine karşı yapılan eleştirilere kulak asmadığına dair daha pek çok konuda tarihi bir kanıt niteliğinde. 'Biz sadece Almanlara karşı fazla sadık kalmakla suçluyuz' diyen Ciano almanya'nın İtalya'yı kandırdığını itiraf ediyor. Ayrıca Ciano Belçika'ya, Almanların ülkelerini istila edeceğine dair belgeleri sızdırıyor. Daha önemlisi Ciano'nun Pearl Harbor baskınından dört gün önce Almanya ve İtalya hükümetini bilgilendirmesi. Kitabın Türkiye açısından da ayrı bir önemi var. İtalya'nın Türkiye üzerine yaptığı planlar ve Mussolini'nin Türkiye'ye yönelik tutumundan da bahsetmektedir.
Medeniyeti şiddet yoluyla kana bulayarak yok etmek amacıyla sahneye çıkan faşist liderlerin veya yöneticilerinin iç yüzlerinin deşifre edildiği bir kitap.
Kitapta Atatürk ve İnönü ile ilgili kısmlarda mevcut. Örneğin; '31 Aralık 1939: Türk Büyükelçisi geldi! Bilmem kaçıncı kez Ankara'ya davet etti. Halbuki ben 1936'dan başlayarak 1938'in yazına kadar Ankara'ya gidip Kemal'le görüşmek istediğimi bildirmiştim, hem Büyükelçiye hemde Ankara'daki büyükelçimiz kanalıyla Türk Dışişleri Bakanlığı'na. Doğru dürüst cevap alamamıştım bir türlü. Sonra, Türk Büyükelçiliği'nde çalısan bir adamımızın çalarak getirdiği telgrafları okudum. Kemal, bizden de Hitler'den de nefret ediyormuş meğer! Hani 1937'de bazı CHP'li milletvekilleri ziyarete gelmişti ya? İçlerinden, Mussolini hayranı, Şükrü Kaya adında bir milletvekili, bir rapor yazmış, bizim Faşist Konsey gibi bir kurulun kendi meclislerinin çıkaracağı kanunları denetlemesini önermiş. İsmet de bu raporu imzalayarak Kemal'e vermiş. Kemal küplere binmiş ve İsmet'i görevden almış. "Çok yorulduğu için kendine sunulan raporları bile okuyamayacak kadar beyin yorgunluğuda' görevden alma gerekçesiymiş. Çünkü İsmet'e bu raporu sorduğunda, İsmet çok yorgun olduğu için raporu okumadan imzaladığını söylemiş.
Şimdi İsmet başta, Bizimle dost olmak istiyor Türkiye. Hele biraz daha beklesinler ...
Kitapta yer alan başka bir dipnot ise şöyle;
28 Temmuz 1939: Alman dışişleri bakanı Ribbentrop Türkiye'ye yüz vermezsek İngiliz'lerle kol kola girebileceğini söyledi. Kemal, sağlığında, İngiliz desteğiyle Balkanlar'da at oynatmak istiyordu. Yunan ve Bulgar sınırına asker bile yığmıştı. İsmet böyle bir şeye hayatta kalkışamaz tabi. Ante Markovic, (Yugoslavya Krallığı başbakanı 1939-1941) telaşlanmış; yüzyılların Türkler geliyor korkusu adamın ruhuna işlemiş. Balkan ülkelerini Türkiye'ye karşı kışkırtmayı düşündümse de vazgeçtim. Kemal'den Sonra Türkiye'nin pek bir anlamı kalmadı Balkanlar'da. Hitler'de, Ribbentrop'a aynı şeyi söylemiş "Kemal olsa Türkiye'yle yakından ilgilenmemiz gerekirdi ... O Öldükten sonra, ONUN çapında kimse yok Ankara'da." Ayrıca İsmet kendine Milli sef dedirtiyor, Hitler'in "Führer" Mussolini'nin de"lider"dedirtmesi gibi. Partiside faşizme son derece yatkın artık; her ne kadar içlerindeki Kemal taraftarlarından çatlak sesler çıksada arada bir.
Çarpıcı detaylar bunlar. Bir örnek daha vermek istiyorum.
Eylül 1939 11: İngiliz Büyükelçisi Percy Loraine geldi. Önce Lloyd George'un aleyhimize yazdığı yazı için özür diledi. Bu arada Türklerle de konuşmuşlar; Balkanlar'dan uzak durmalarını, İtalya ne derse onu yapmalarını önermişler. Ankara Kemal'den sonra, Türkiye'nin var olan sınırları dışında hiçbir ülkeyle ilgilenmediğini açık açık söylemiş ... Ne Balkanlar'da ne de Ortadoğu'da.
İlginç ve mutlaka okunmalı.

Faşistmin doğduğu topraklardan dünyaya hediye edilen ibret verici bir kitap. Mussolini ve Hitler yani Naziler kitabı yok etmek için çok mücadele veriyor ama başaramıyor. Kızı Edda yani Ciano'nun eşi kocasının anılarını müttefiklere verek basılmasına yardım ediyor. Kim bilir belkide kocası Ciano'nun öldürülme emrini veren babası Mussolini'den bu şekilde intikam almıştır. Evet damadı, kızının kocası, torunlarının babası Ciano'nun öldürülme emrini Mussolini vermiştir. 1943 yılında Dino Grandi, Yüksek Faşist Konseyine Mussolini'nin görevden alınmasına dair bir öneri sundu. 19'a oya karşılık 7 oy sonucunda Mussolini Kral 3. Vittoria Emanuele tarafından görevden alınarak tutuklandı. Görevden alınmasına dair evet oyu kullananlardan bir ise damadı ve güvenilir adamlarından biri olan Galeazzo Ciano'dur. Almanlar İtalya'yı işgal edip Mussolini'yi serbet bıraktı. Ciano yakalanıp Musolloni'nin adamlarına teslim edildi. Yargılandı ve vatana ihanet suçundan 11 Ocak 1944'de İtalyanın güzel şehri Verona'da sandalyeye bağlandı ve kurşunlandı. Mussolini'nin biricik kızı Edda dul, üç torunuda yetim kaldı. Katil baba, katil dede...


Hep kan, hep ihanet, hep korku... İnsanlar neden kendilerine ve sevdiklerine cehennemi yaşatırlar ki...



Mussolini'nin Son Günleri

24 Nisan 1945
'Son yaklaşıyor. Artık oturmuş, benim hiç bir katkımın olamayacağı ve bir daha sahneye çıkamayacağım bir acı oyunun perdesinin inmesini bekliyorum. Bir hata yaptım ve bunu ödeyeceğim.' başına gelecekleri bu sözleriyle anlatır Mussolini. Ulusal Kurtuluş orduları teker teker tüm kentleri faşist Mussolinin adamlarından temizleyerek ilerliyordu. Bologno, Parma kentleri derken Milano'ya kadar ilerlemişti Ulusal Kurtuluş ordusu. Faşistler ve liderleri Mussolini panik haldeydi. Ulusal kurtuluş komitesi, İtalyayı bu faşizmden kurtarmaya kararlıydı. 'Faşist liderler yargılamasız öldürülebilirler' şeklinde bir emir yayımlamıştı. Mussolini ve adamları korkuyorlardı. Hitlerin yardımına başvurdular ve liderlerini İspanya kaçırabilecek bir uçak istediler. Cevap olumsuzdu. Almanya'nın içine düştüğü yangın daha büyüktü. Kızıl Ordu Berlin'e girmişti. Hitler, Mussolini'ye yardım edebilecek durumda değildi bilakis kendisinin yardıma ihtiyacı vardı. Ulusal Kurtuluş üyesi olan Gian Riccardo Cella, Mussollini ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıya bunların dışında, Meraşal Graziani, bakanlardan faşist Barracu ve Zerbino, Milano valisi, Genaral Cardona, Marazza ve avukat Arpesani katılır. Amaçları Milano'yu bir iç savaştan kurtarmaktır. Sıkı pazarlıklar yapılır. Mussolini'nin derdi ise bu kargaşadan kendisi ve adamlarını nasıl kurtarabilmekti.
Mussolini, 'Faşistlere ne gibi güvence vereceksiniz?
Cella, 'Savaş tutsakları için kabul edilen genel güvenceler'.
Komutan Graziani konuşmayı keser ve sert bir üslupla, 'Bu dostumuz Almanların arkasından çalışmak olur. Böyle bir davranış ne dostluğa nede dostluğun onuruna sığar.'
Genatel Cardona, alaylı bir ses tonuyla tartışmaya dahil olur. Gülerek, 'Almanlar hakkındaki bu sözleriniz oldukça hatalı.Çünkü onlar çok önceden bizim arkamızdan çalışmaya başladılar bile.
Kardinal Schuter ise 'Almanların bir süreden beri İtalyan direnişçilerle görüşmeler yaptığını doğrular.'
Mussolini kendisinden habersiz gelişen bu olayarlara çok kızar. Öfkeden deliye dönen Mussolini ' 'Bizi her zaman köpek yerine koydular. Sonunda da arkamızdan vurarak ihanet ediyorlar işte.'
Duydukları karşısında şok geçiren Mussolini'nin yüzü öfkeden kızarır. Bir müddet sessiz kalarak nasıl davranacağını düşünür. Bir müddet sonra. Komite üyelerine dönerek; 'Koşullarınızı tümüyle kabul ediyorum. Ancak her şeyden önce gidip Almanları görmek isterdim. Onların suratlarına ihanetlerini, kalleşliklerini ve ne aşağılık yaratıklar olduklarını haykıracağım. Onlar ki yıllardır bizi ihanetle suçladılar. Sonra buraya döner ve ne imzalamam gerekiyorsa imzlarım.'
Mussolini dediğini yapar ve Almanlarla görüşüp yüzlerine karşı ihanetlerini söyler. Fakat Mussolini geriye dönmez. Çünkü Milano polis şefi konuşmalarıyla ikna etmiştir Mussolini'yi. Ona göre Ulusal kurtuluş komitesine güvenilmemeliydi. Sözlerinde durmayacaklarını ve kendisini halk mahkemesine çıkaracaklarını söyledi. Bu mahkemeye çıkan faşistlerin yaşama şansı yoktu.

Tarih 25 Nisan 1945 akşam saatlerinde Mussolini tüm belgeleri ve İtalya'nın hazinesini arabalara yükletir ve metresi Claretta Petacci'yi de alarak Alman birliklerinin öderliğinde Milano'yu terk eder. Milano'da zaten kıvılcım ateşlenmiş bir iç savaş patlak vermişti.
Mussolini tedirgindi bu kaçıştan kurtuluşunun olmayacağını biliyordu. Claretti'de bunu hissediyor ve sonuna kadar onunla kalacağını söylüyordu. İstikametleri Como'ya ve akabinde İsviçre'ye gitmekti. Oysa İsviçre Mussolini'yi kabul etmeyeceğini açıklamıştı. Buna rağmen yine bir umutla İsviçre'ye doğru gidiyordu. Fırsat bulduğunda Garda gölünde bıraktığı karısı Rachele şu satırları yazdı. ' Burada yaşantımın son durağında ve kitabımın son sayfasındayım. Valtelline'ye doğru giyorum. Zaman kaybetmeden çocukları al İsviçre'ye sığın yada müttefiklere teslim ol. Size istemeyerek verdiğim tüm acılar ve zarar için özürdilerim. Fakat şunu bilmeni isterim ki yaşamım boyunca sevdiğim tek kadın sen oldun.'
Teker teker terkediliyordu Mussolini. Çaresiz ve pişmandı. Birkez şans daha verilseydi belki siyasete hiç atılmaz bir öğretmen olarak mutlu bir şekilde ölmeyi yeğlerdi. Gece eşi Rachael ile bir telefon görüşmesi yapar, 'Rachele burada kimse kalmadı, yapayalnızım. Sen yeni bir yaşama başla, bense yazgımı izlemek zorundayım.'

27 Nisan 1945 Güvendiği adamları gece kaçmış ve yalnız kalmıştı Mussolini. Yolda karşılaştıkları bir Alman konvuyuna dahil oldular ve gizlendiler. Musso köyünden Dongo istikametinde ilerliyorladı. Garibaldi partizan Tugayı Urbano Lazzaro yolları kapatmıştı. Konvoyu durdurarak arama yapmaya başladı. En son araçta perdesinin altında yatar vaziyette Alman üniformalı birinin olduğunu farkettiler. Almanlar sarhoş dedi... Fakat güneş gözlüğü takmış olan bu sarhoş en iyi marka deri ayakkabılara sahipti. Durumdan şüphelendiler ve araçtan inmesini emrettiler. Gözlüğü çıkarıldı. Almanlar partizanlardan biri bu yüzü tanıdı ve mussolini diye bağırdı. Mussolini o an sonunun geldiğini farketti ve bembeyaz kesildi. Dongo kasabasında belediye binasında sorguya çekildi. O gece az uyuyabildi ve gece yarısı yola Milano'ya doğru yola çıkıldı. Mussolini'nin korunması ve sağ kalması gerekiyordu. Öldürülmesinden korkuluyordu. Amerikalılara teslim edilecekti. Metresi Claretta'da onlara yetişmiş ve Mussoloni ile aynı arabada yola koyulmuşlardı.
Ulusal Kurtuluş komitesi kendi arasında radikal bir karar alarak Mussoloni'nin ABD tarafından yargılanmasına karşı çıktı. 'Mussolini'yi biz yargılayıp cezalandıracağız'. Görev Albay Valerio lakaplı Walter Audisio'ya verildi. Mussolini'nin konvoyu o gece Balzanigo köyünde bir çiftçi ailenin evinde konakladı.

28 Nisan 1945 Albay Valerio öğlenden sonra Mussolini ile görüştü. 'Sizi serbest bırakacağız'.
Mussolini, 'sana imparatorluklar vereceğim' der. Claretta'da kurtulacaklarına mutludur. Fakat içini kemiren bir derdi vardı. Mussolini ya tekrar karısı Rachele dönerse. Hep birlikte Mezeggra'ya doğru yola çıkarlar. Mazeggra'da bulunan Villa Belmonti'ye geldiklerinde, Albay Valerio arabadan inmelerini ve duvarın yanına geçmelerini söyler. Claretta bunun kurtuluş olmayacağını anlamıştır. 'Hayır bunu yapmazsınız' diyerek Mussoliniye sarılır. Albay Valerio ölüm emrini açıklar. Mussoloni sessizdir. Clara durumu hala kabullenememektedir. Albay Valerio Claretta'ya çelkilmesini emreder. O emre uymaz. Albay Valerio silahı ateşler tutukluk yapar tekrar dener yine olmaz ve üçüncü denemede Claretta yere yığılır kalır. Oracıkta hemen can verir. Mussolini kendisini vurması için göğsünü açar. Kursunlar göğsüne saplanır hırıltılar içinde yere doğru diz çöker. Hala yaşamaktadır. Albay Valerio kalbine nişan alır ve Faşist lider yaşamdan koparılır.
Cesetleri Milano'ya getirilerek Lorento meydanında halk tarafından teşhir edilmesi için bırakılır.. Halk cesetlere bakarak tükürüyor, küfrediyor, işiyor ve ellerine geçirdikleri herşeyi atıyordu. Lorento meydanı Mussoloni'nin muhalefetlerini kurşuna dizdirdiği bir meydandır. Bu kez bu meydanda kendisi vardı ve halkı kendisine öfke kusuyordu. Sonrasında meydanda bulunan benzin istasyonuna ayaklarından asılır cesetler. Ceset tanınmaz hale gelir. Amerikalıların gelmesiyle indirilir cesetler. Mussoloni Milano'nun Musocco mezarlığına gömülür. 1946 yılında mezarı kazılarak ceseti fanatik hayranları tarafından kaçırılır. Mezarda da rahat edememiştir Mussolini. Sergio Luzzato 'Duce'nın ceseti' isminde bir roman yazar. Bu roman daha sonra Fabrio Kaurenti tarafında belgesel bir film tarzında beyaz perdeye aktarılır. Filmde İtalyan ve Amerikan arşivlerinde bulunan fotoğraflar ve belgeler kullanılır. Belgesel ve kitap tamamen Mussoloni'nin cesedi üzerinedir. Sağ ve öldükten sonra insan bedenine yapılan şiddeti konu almaktadır. İtalyan basını tarafından çok eleştirilen bu belgesel yapımda Mussoloni'nin cesedinin hikayesi ve bilinmeyen fotoğraflarına tanıklık edebilirsiniz. 12 yıl Milano'da özel mekanlarda bekletilen Mussolini'nin cesedi 1957 yılında ailesine teslim edilir. Ve ailesi tarafından doğduğu Forli kasabasına gömülür.
Ölümünden sonra hala bugün bile geniş bir kitle tarafından kahraman olarak görülür Mussoloni. Öldürüldüğü Villa Belmonte'nin önünde her yıl ölüm yıldönümünde sevenleri tarafından anılır.

İnsanlık, tarihten hiç ders almıyor. Bu nedenle tarih hep tekerrür ediyor...
Diktatörler her daim sahneye çıkıyor ve kendilerine biçilen rolü oynuyor. 

Eylül 2017 Kiel




14 Mart 2018 Çarşamba

Yurtdışında Artan PKK Terörü ve Hedef Halindeki Türkler 2


Yurtdışında PKK terör örgütünün taşkınlıkları devam ediyor. Hükümetin dış siyasetteki tecrübesizliği, yabancı ülkelerle gereksiz yere yaratılan tartışmalar yurtdışında yaşayan Türkler'in ve Müslümanların sıkıntılı günler yaşamasına neden oluyor. Yıllardır PKK ve Ermeni Lobisinin Türkleri dışlama politikası yurtdışında başarılı olmuştur. Türklerin siyaset dünyasında önleri kesilmiş ve yaşadıkları ülkelerin siyasetinden uzaklaştırılmıştır. Türklerin bir araya gelmelerini engellenmek için dini, etnik, parti bazlı ve sosyal amaçlı kurulan dernekler ile parçalanma, ayrışma ve kutuplaşmanın önü açılmıştır. Türk ve Türkiye düşmanı lobi veya gruplarla mücadele etme gücü bu şekilde kırılmıştır. Hatta camiler kendi aralarında, diğer dernekler kendi aralarında mücadele eder hale gelmişlerdir. Düşünebiliyor musunuz benim camim ayrı senin camin ayrı, senin gittiğin camiye gelmem gibi söylemler dolaşıyor aramızda. Atatürkçü düşünceyi temsil ettiklerini sanan derneklerde ciddi sorunlara ve çatışmalara gebe. Alevi dernekleri HDPKK tarafından kontrol ediliyor. Aramıza kin ve nefret ekiliyor. Birbirimizden nefret eder hale getirilmişiz ama farkında bile değiliz. Onlar Ditib'li, onlar Milli Görüş'lü, onlar Fetöcü, onlar Alevi, onlar Atatürkçü, onlar CHP'li, onlar MHP'li, onlar İşçi partili gibi ayrıştırıcı kelimeleri daha fazla kullanır hale getirildik. Hiç birimiz BİZ diyemiyoruz. Türk olmaktan uzaklaştırıldık. Bu nedenle toplumsal konularda bir araya gelip BİZ olamıyoruz. Öreneğin 2 Haziran 2016'da Almanya Ermeni tasarısını kabul etti. Hollanda bu tasarıyı 22 Şubat'ta kabul etti. Yurtdışındaki Türkler ne yaptı? Kendi küçük derneklerimizde kükredik üyelerimizin gözünü boyadık ve defteri kapattık. Yurtdışı Türkler arasında büyük bir parçalanma sözkonusu. Afrin'e yapılan operasyonlar sonrasında yurtdışında Camilere yönelik yoğun saldırılar başladı. Peki bu saldırılar sonrasında Yurtdışındaki Türkler ve dernekleri güç birliği yapıp bir araya gelebildiler mi? Bu saldırılara ortak tepki koyabildiler mi? Hayır. Hatta kimileri camiye saldırıyorlar diyerek olayın önemsiz olduğunu dile getirdi. Tuhaf değil mi? Yarın bu saldırılar ADD, Alevi, spor derneklerine yapıldığında aynı tepkisizliğimi göstereceğiz. Yurtdışında yozlaştırılmış ve birbirine düşman edilmiş bir Türk toplumu vardır. Ve bu Türk toplumu yurtdışındaki Türklere, PKK'dan, Ermeni lobisinden ve diğer tehditlerden daha fazla zarar vermektedir. Bunun bilinçinde olan PKK ve diğer lobiler Türk ve Türkiye'yi yok etmek için çalışmalarına devam etmektedir. Ocak ayının son haftalarında Camilere yönelik yurtdışında başlatılan saldırılar halen devam ediyor. Bu saldırıları nasıl yorumlamamız gerekiyor. İlerleyen yıllarda yurtdışında yaşayan Türkleri ve Müslümanları hangi tehlikeler bekliyor? Önceleri sadece cam kırma ve yazı yazmaktan ibaret olan bu saldırılar artık yakma ve birebir cana zarar verme aşamasına geldi. Yurtdışında artan PKK terörü ve hedef hailindeki Türkler yazımda Ocak ile Şubat ayının ilk haftalarında yurtdışında camilere ve Türklere yönelik saldırıları yazmıştım. Gelin Şubat ayının ikinci haftasından 13 Mart'a kadar yapılan saldırılara göz atalım. Okurken ciddi anlamda sorgulayalım ve bizi bekleyecek tehlikelere yönelik düşünelim.

  1. İlk kundaklama olayı Hollanda'nın Drachten kentinde 11 Şubat'ta İslam merkezi vakfının camisine yönelikti. Güvenlik kamerasına takılan zanlılar saat sabah 04.00 de caminin arka camını kırarak yanıcı bir sıvı maddeyi ateşe verip caminin içine attıp kaçıyor. 
  2. 12 Şubat 2018'de Almanya'nın Ragensburg şehrinde bulunan Ditib camisinin arazisine 26 haç dikilerek mezarlık süsü verildi. Haçların üzerine Brüksel'de terör saldırısında ölenlerin isimleri yazıldı.
  3. 14 Şubat 2018 PKK tarafından Almanya'nın Mainz şehrinde bulunan Avrupa Türk İslam Birliğine ait bir Selimiye camisi ile Mainz Ülkü Ocağının Eyüp Sultan camilerine yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Camilerin duvarına terör örgütünün ve liderlerinin isimleri yazıldı.


  4. 15 Mart 2018 Alman parlamentosuna 3. büyük parti olarak girmeyi başaran ve 'Nazi Partisi' olarak lanse edilen aşırı sağcı AFD partisinin Saksonya Anhalt Eyalet başkanı Andre Poggenburg, Almanya'da ki Türklere yönelik hakaret dolu açıklamalar yaptı. Poggenburg; 'Bir buçuk milyon Ermeni'ye soykırım uygulayan ve hala sorumluluk üstlenmeyen bu kimyon tacirleri bize vatan ve tarih dersi vermeye mi kalkıyor? Akıllarını kaçırmışlar herhalde. Bu deve güdücüleri ait oldukları yere çekip gitsinler' açıklamasını yaptı. AFD genel başkanı olan Kay Gottschalk Krefeld şehrinde partisinin yılbaşı resepsiyonunda ise 'Vicdan sahibi tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum. Almanya'daki Türk marketlerini boykot edin.' açıklaması yapmıştı. Bu yaşananlar bile Yurtdışında yaşayan tüm Türklerin ayağa kalkması ve tepki göstermesi gereken önemli konulardır. Fakat nedense bu olaylar karşısında Türkler bana dokunmayan yılan bir yaşasın mantığı ile hareket etmeye devam ediyor.

  5. 18 Şubat 2018 Almanya'nın başkenti Berlin'de Ditib camisine ait olan bir araç gece ateşe verildi. Araç kullanılamaz hale geldi.
  6. 22 Şubat 2018 Ermeni tasarısı hollanda parlamentosunda kabul edildi.
  7. 25 Şubat 2018 Pkk eski eş başkanı kırmızı bültenle aranan Salim Müslim Prag'ta yakalandı. Türkiye iadesini istedi. Fakat çıkarıldığı mahkemede serbest bırakıldı.

  8. 26 Şubat 2018 Macaristan başbakanı Vicktor Orban'dan ilginç bir itiraf geldi. Orban. Avrupa'da yaşayan müslüman nüfusunun büyük artış gösterdiğini, 'Hristiyan nüfusun azalmasıyla büyük şehirlerin İslamlaşması günden güne ilerliyor' dedi. 'Eğer böyle devam ederse bugün kü şekliyle tanıdığımız kültürümüz, kimliğimizve uluslarımız kaybolacak. En kötü rüyalarımız gerçeğe dönüşecek' dedi. Açıklamanın ne kadar tehlikeli olduğuna bakar mısınız? Haçlı zihniyeti hiç değişmemiş. Yüzyıllardır içlerinde barındırdıkları Türk ve Müslüman düşmanlığı halen canlılığını koruyor. Evet biz buları duymamaya görmemeye devam edelim. İp boğazımıza geçirildiğinde kaçacak yer bulamayacağız.

  9. 27 Şubat 2018 de Hollanda'nın Arnhem-Leeuwarden Yüksek mahkemesi iki yıl önce bir camiye molotofkokteyli atarak kundaklayan zanlılara ceza indirimi kararı verdi. Kabul eilemeyecek bir karar daha. Resmen yakmayı teşvik etmek değil midir bu. Adamlar suçu izlemiş mahkeme cezalarını vermiş fakat 2 yıl sonra mahkeme ceza indirimine gidiyor. Camiyi kundaklayanlara açıkca ödül veriliyor.
  10. 3 Mart 2018 Alman Sol Parti Milletvekili Ulla Jelpke, 'İslam düşmanları artık sokaktan meclise geldiler. Meclis koltuklarında Müslümanların Almanya'daki yaşamlarına karşı ortamı zehirlemeye çalışıyorlar' dedi. 'Almanya'da geçen yıl Müslümanlara yönelik en az 950 saldırının yapıldığını, bu saldırılarda 33 kişinin yaralandığını ve faillerin nerdeyse aşırı sağcılardan oluştuğunu'söyledi. Ulla'ya göre 'Müslümanlar sokağa çıkamaya çekiniyor.'
  11. 3 Mart 2018 Prag'da serbest bırakılan Salim Müslim Berlin'de YPG/PKK tarafından düzenlenen mitinge katılarak konuşma yaptı. Sol partili milletvekili Tobias Pflüger de mitinge katılarak destek verdi. OY ALMANYA OY... Barıştan yanaysan neden tutuklamıyorsun teröristi.


  12. 3 Mart 2018 Almanya'nın Bremen kentinde bulunan milli görüş camisine gece yarısı kimliği belirsiz kişiler tarafından saldırı gerçekleştirildi. Caminin duvarına küfür ve islam karşıtı ırkçı yazılar yazıldı. Aynı camiye 6 ay evvelde benzer bir saldırı yapıldığı ortaya çıktı.

  13. 4 Mart 2018 Londra'da kriminoloji suç bilimi okuyan 19 yaşında ki Hasan Özcan uğradığı bıçaklı saldırı sonucunda kan kaybından hayatını kaybetti. Olayla ilgili 4 kişinin gözaltına alındığı açıklandı.

  14. 8 Mart 2018 Almanya'nın Gelnhausen ve Stadtallendorf kasabalarında bulunan Ditib'in iki camisinde 'Allah ordumuza yardım etsin, şehitlerimize rahmet eylesin' şeklinde Afrin şehitleri için dua edildi. Pkk lılarca şikayet edilen iki camiye Essen Eyalet Hükümeti soruştıurma başlattı. Stadtallendorf kasabasında bulunan Ditib Fatih camisi 2009 yılında Neonazilerin saldırısına uğramış ve yıkılmak istenmişti.

    Türk derneklerinden bu konuda hala bir ortak bir hareket ortak bir eylem yok. Herkes dizi müptelası olmuş. Uyuşturucu madde gibi bu diziler. İnsanların tepki vermesini, düşünmesini engelliyor Tehlike geliyorum diyor. Gören yok duyan yok! Saldırılar devam ediyor.
  15. 9 Mart 2018 Almanya'nın Lauffen şehrinde Milli görüşe ait olan Akçemsettin Camisine gece geç saatlerde molotoflu saldırı düzenlendi. Camide büyük hasar meydana geldi.
  16. 10 Mart 2018 Hollanda'nın Enschede şehrinde cami yapılmak istenen araziye aşırı sağcı örgütlenme olan pegida tarafından haçlar dikilerek mezarlık görüntüsü verildi.
  17. 11 Mart 2018 Almanya'nın başkenti Berlin'de Ditib'e ait Koca Sinan camisine molotoflu saldırı düzenledi. Cami büyük zarar gördü. Pkk başka bir camiye düzenledikleri molotoflu saldırının videosunu paylaştı.
  18. 11 Mart 2016 Stuttgart şehrinde işlerinden çıkıp arabalarıyla evlerine giden iki genç kıza Pkk'lılar saldırdı. Kırmızı ışıkta duran araçta Türk bayrağını gören Pkk'lı grup taş ve sopalarla araca saldırarak zarar verdiler.
  19. 12 Mart 2018 Almanya'nın Franfurt şehrinde PKK tarafından düzenlenen mitingde Türk bayrağı yakıldı. Sanal alemde paylaşılan videoda İntikam sloganları atıldı. Ceplerinde Türk pasaportu taşıyan bu kişiler bayrağı yakarak ne yapmak istiyor.
  20. 12 Mart 2018 sabah erken saatlerde Almanya'nın Ahlen şehrinde bulunan Türk Kültür Ocağı'na molotoflu saldırı düzenlendi.
Nasıl oluyorda bir müslüman camileri ateşe verebiliyor. Yoksa bu PKK müslüman değil mi? Yoksa bu işin arkasında başka dinden başka ırktan insanlar mı var? Alevi derneklerine neden saldırılar yapılmıyor. Camiye gidende Alevi derneğine giden de Türkiye vatandaşı değil ni? Hedef neden camiler? Sorulacak ve cevaplandırılması gereken çok soru var. Hepsini bir kenara bırakın uyanmak gerekiyor. Sıradanmış gibi gördüğünüz bu eylemlerin diyeti ağır olabilir.
  1. 12 Mart 2018 İngiltere'nin Leeds kentinde 'Bir Müslüman'ı Cezalandır Günü' eyleme destek vermek amaçlı ülke genelinde mektuplar gönderildi. Mektupta Müslümanlara yönelik yapılacak şiddet eylemleri ve bunun karşılığında kazanacakları puan yazıyor. Örneğin başörtüsünü çekmek 25 puan, dövmek 100 puan, işkence etmek 250 puan, cami yak 1000 puan. Müslümanlar Batı'nın diğer ülkelerinde olduğu gibi İngiltere'de de sokağa çıkmaya korkuyor.

  2. 13 Mart 2018 Berlin'de Afrin protestosu yapan PKK ve yandaşları Türk bayrağı gördükleri eve taş ve sopalarla saldırdı. Alman polisi öfkeli sözde demokratik kalabalığa müdahale etti. Türk vatandaşının evinde hasarlar meydana geldi.
  3. 13 Mart 2018 PKK Ditib'in Köln şehrinde bulunan Eyüp Sultan Camisi'nin duvarına ve camlarına sloganlar yazdı.
  4. 13 Mart 2018 PKK Berlin'de 'Türkiyem' isimli bir resturanta içeride müşterilerin bulunduğu bir zamanda taşlarla saldırdı.
  5. 13 Mart 2018 Ludwigshafen'da bit Türk marketinin camları PKK tarafından kırıldı.

Yaşananlar ortada tehlike resmen geliyorum diyor. 1930'lu yıllarda çanlar yahudiler için çalıyordu. 2018'de 'Çanlar bu kez Türkler ve Müslümanlar için çalıyor'. Yurtdışındaki Türkler rahat bize bir şey olmaz edasında, dizilerini izliyor. Toplumsal güç birliğinin yapılması gereken bu hassas dönemde Türkler yaşananlara kulaklarını ve gözlerini kapatıyor. Benzer davranışları 1930'lu yıllarda Yahudiler de yapmadı mı? Hiç bir Yahudi başlarına gelecek büyük felaketti hesaba katmadı. Yaşananları gelip geçici gözle baktılar. Yukarıda sıraladığım olayların bir benzerleri 1930'lu yıllarda Yahudi'lere ve Sinagog'lara yönelik yapılan eylemlere benziyor. Tarih tekerrür eder. Modern dünyanın modernliğine kanmayın. Bulunduğunuz makam ve mevkinin veya parasal gücünüze inanmayın. An geldiğinde bunların hiç biri işe yaramaz. Çok geç olmadan toplumsal bir uyanışı başlatılmalı ve birlik olunmalıdır. Irkçılığın insani bir tarafı veya acıması yoktur. Ufak bir kıvılcım ile her yere rahatlıkla yayılabilir. Gözyaşınıza, cinsiyete bakmaz. Irkçılık bentini patlatan bir baraj gibidir. Önüne kattığı her şeyi yok eder. Uyanık ol, birlik ol.

14 Mart 2018 Heidelberg