22 Mayıs 2017 Pazartesi

F. P ve ailesi'nin hazırlattığı gerçeği yansıtmayan video ve ilginç ayrıntılar.

F. P ve ailesi'nin hazırlattığı gerçeği yansıtmayan video ve ilginç ayrıntılar.



Haber linkinde mevcut olan videoyu öncelikle izleyin. Gençler kumsal partisinde eğleniyor. Doğru. Sonra temsili olarak A.G. ve F.P konuşuyor ve iftiraya uğrayan Bora ise az ileride ellerini ovuşturarak bu ikiliyi güya kıskanıyor izlenimi yaratılıyor. Burası yalan. Çünkü Bora tuvalete giderken A.G. ile konuşuyor. A. G ile konuşan F.P değil. Video Bora'yı kıskançlık sonrasında bu suçu izlediği izlenimini vermek istiyor. Zaten alman medyasıda Bora'yı kıskançlık için bunu yaptığını söylüyor. Lakin Bora zaten A.G den ayrıldı. Ayrılmak isteyen Bora'nın kendisi. A.G'ye yazdığı son mektupta da bunu açıklamıştı. Yani Bora'nın A.G'yi kıskanması sözkonusu değildir. Suçlu Fabian'ın kafasına arkadan vuruyor. Fakat doktor raporlarında kafaya yandan vurulduğu yazıyor. F.P'nin fotografları incelendiğinde kafasına darbeyi yandan aldığı çok belli. Videonun bu kısmıda ne yazık ki gerceği yansıtmıyor. Video da en ilginç ayrıntı ise olayı gören sadece A.G olarak verilmesidir. Oysa mahkemede olanları bir hatırlayalım. Tanıklar 'Bora'nın F. P'nin kafasına şişe ile vurduğunu bize A.G söyledi' demişlerdi. A.G ise bunu inkar ederek 'Bora'nın F.P.'nin kafasına şişe ile vurduğunu F.P'nin arkadaşları bana söyledi demişti.' 

Ortada çelişkili ifadeler var. Ama söz konusu video da tek görgü tanığı A.G. gibi görünüyor. Video'ya göre tek tanık A.G.  Bora'ya resmen iftira atılıyor. Bu videoyu hazırlatanlar yani hazırlayanlara bilgi verenler gerçek suçluyu tanıyor ve ne yazık ki gerçek suçluyu korumak pahasına suçu Türk olduğu için Bora'nın üstüne atmaya çalışıyorlar. Videonun ilerleyen dakikalarında yani F.P'ye şişe ile vurulduktan sonra bir kız 110 yani polisi arıyor. Burasıda gerçeği yansıtmıyor. F.P başına darbe aldıktan sonra arkadaşları onu dışarıya taşıyor. Sonra bir kız polis ve cankurtaranı aramak yerine ilk önce F.P'nin babasını arıyor. İşte ipin koptuğu nokta burası. Söyler misiniz hangi durumlarda insan önce aileye haber verir? Burada detaya girmiyorum. birşeyler saklanmak isteniyor. Neden önce babaya haber veriliyor? Çoğumuzun başına gelmiş bir durumdur. Önce Cankurtaran ve polis aranır. Hayati bir olay sözkonusu. Ama sen kalk önce F.P'nin babasını ara. Baba olay yerine geldikten sonra cankurtaran ve polis aranıyor. İşte tam bu noktada gerçek suçlu saklanıyor. Ve suç Bora'nın üstüne atılıyor. Bir baba neden suçu başkasının üstüne atar. Bora'nın olayında araştırılması gereken kritik nokta burası. Adaletten, Alman medyasından gerçek saklanıyor. Bizler gerçek suçlunun ortaya çıkartıılmasını istiyoruz. F.P'ye zarar verenin bulunup gereken cezayı almasını istiyoruz. Bora'ya atılan bu kara iftiranın asılsız olduğunu ve Bora'nın suçsuz olduğunu onlar çok iyi biliyor. Videonun 1 dakika 14 saniyesinde tüm gerçekler gizlenmiş. İzleyin izlettirin. 

19 Mayıs 2017 Heidelberg

F. P'nin babası Türk Medyasından Kaçtı!

F.P'nin babası Türk Medyasından Kaçtı!

Başarılı tıp öğrencisi Türk gencine gerçek olmayan iftira ve sahte şahitlerle komplo kuranlar, sosyal medyada Bora'ya destek artıkca paniklediler. Hakim yetersiz delil olduğundan Bora'ya karşı dava açılamaz kararı verdikten sonra F.P'nin babası Alman medyasının kapısını çalarak ve olayı farklı anlatarak Alman medyasının desteğini arkalarına almışlardı. Alman medyasının davaya müdahil olmasından sonra mahkeme davayı açmak zorunda kalmıştı. Alman medyasını istedikleri gibi yanlış bilgiler vererek yanlış yönledirmiş ve mağdur edebiyatı yaparak medya önünde haklı olduklarını anlatmıştı. Yine bu yanlış bilgiler doğrultusunda yaşanan talihsiz olay gerçeği yansıtmayacak bir şekilde canlandırılmış ve bir kısa film çekilmişti. Bu film sayesinde yardım kampanyaları organize edilmişti. Bu kısa film ile ilgili yanlış sahneleri daha önce ki yazımda deşifre ederek nasıl bir kandırılma oyunu oynandığını izah etmiştik.

 Alman medyasının desteği ile Bora ve ailesine psikolojik baskı yaparak iftiraları kabul ettirmek isteyen F.P'nin ailesi yapılan son duruşmada Türk medyasına konuşmaktan kaçtı. 17 Mayıs'ta düzenlenen mahkemeye katılan Türk medyası 'Bora'ya resmen komplo kurulduğu üzerinde hemfikir.' Duruşma sonrasında F.P'nin babası ile röportaj yapmak isteyen Türk gazetecilerine, F.P'nin babası 'Türk medyasına demeç vermiyorum' diyerek konuşmayı ve açıklama yapmayı redetti. 

Sevgili FP'nin Babası, Türk medyası haksız yere bir genci linç edenleri hiç bir zaman desteklemez. Mahkeme boyunca olayı tarafsızca takip ederek halka bilgi akışını sağlar. Delillerin üzerine giderek gerçek suçlunun ortaya çıkartılmasına katkı sunar. Bu anlamda Türk medyası ahlaklı basın kurallarıyla hareket eder. Türk medyası size F.P'ye zarar vereni bulmakta yardımcı olur. Neden Türk medyasına demeç vermekten kaçtınız. Kapı kapı Alman medyasını dolaşarak gerçek dışı ifadeler vererek olayın bir kara propagandaya dönüşmesine neden olan siz, karşınızda Türk medyasını görünce neden tedirgin oldunuz. Siz sizin çıkarlarınız doğrultusunda size hizmet eden Alman medyasına masallar anlatmaya devam edin. Türk medyası bu kara propaganda da parmağı olan herkesi tek tek Alman mahkemelerine teslim ederek saklanmak istenen gerçek suçluyu ortaya çıkartılacaktır. Sizde bir babasınız ve gerçek suçluyu bilmenize rağmen o suçluyu koruyarak, başka bir babanın masum çocuğunun geleceğini karartıyor ve o aileye maddi manevi zarar veriyorsunuz. Neden? Adaleti yanıltmanında bir suç olduğunu asla unutmayın!

Bora'ya yapılan bu ahlak dışı iftiralara karşı Bora'ya destek olmak için 23 Mayıs'ta saat 9:30 da Frankenthal Amsgericht Bahnhofstr. 33 de yapılacak mahkemeye katılarak destek verin ve sahip çıkın.


18 Mayıs 2017 Heidelberg

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Systematische Auslöschen eines jungen Lebens, wegen Eifersucht und Intrigen!

Der Fall Bora C. angeklagt wegen gefährlicher Körperverletzung beim Amtsgericht Frankenthal.
Systematische Auslöschen eines jungen Lebens, wegen Eifersucht und Intrigen!
Wegen Verleumdung und Eifersuchtsgeschichten wird Bora C. ein Opfer der Medien und der Justiz.
Bora C. geht in die Türkei um ein Medizinstudium anzufangen, dort lernt er jemand neues kennen und lieben.
In den Semesterferien kommt er zurück nach Deutschland um die Eltern in Frankenthal zu besuchen. Hier erklärt er auch seiner damaligen Freundin A.G., dass er die Beziehung im guten beenden möchte.
Auch sein letzter Brief an A.G.bestätigt dies, er will die Beziehung in Freundschaft beenden.
Jedoch seine Exfreundin A. G. möchte diese Trennung nicht wahrhaben und möchte sich nicht von ihm trennen. Sie lässt ihn nicht in Ruhe und lässt sich immer was neues einfallen.
Momentan studiert A.G. Jura.
Am Anfang versucht sie durch Einschaltung von Freunden, die Beziehung zu retten. Bora und A.G wohnten 100m von einander entfernt.
Bora erklärt immer wieder, das er diese Beziehung nicht mehr weiterführen will und das diese Beziehung keine Zukunft hätte und er sich im guten trennen wolle.
Für Bora  war diese Beziehung beendet und er dachte es hat sich damit erledigt, jedoch konnte er nicht wissen, was A. G.hinter seinem Rücken beabsichtigte.
Eines Tages wird Bora von seinem Freund St.S angerufen.

Er möchte das er unbedingt auf eine Party am 08.08.2015 in Dirmstein kommen soll. Eine derartige Party hatte Bora zuvor noch nicht erlebt und war auch interessiert.
Zusammen mit seinem Freund Viktor geht er zu dieser Party in Dirmstein.
Dort werden die beiden schon von St.S. erwartet.
Als Bora in das Partygeschehen eintrat, sah er, dass seine Exfreundin A.G. ebenfalls dort ist.
Er nahm Abstand von ihr und wollte einfach die Party geniessen, jedoch kam A.G immer wieder zu Bora und wollte mit Komplimenten und Anmachen seine volle Aufmerksamkeit.
Bora sagt zu ihr immer wieder, dass sie bitte Abstand zu ihm halten soll und er das nicht möchte.
Sie wiederum versuchte es immer wieder und belästigte Bora, dies wurde auch von Zeugen bestätigt.
Zu diesem Zeitpunkt wusste Bora noch nicht, was auf ihn Böses noch zukommen wird.
Seine Exfreundin A.G.war an diesem Abend mit ihrem neuen festen Freund, dem polnischstämmigen F.P. auf dieser Party. Trotz das sie einen neuen Freund hatte, belästigte sie Bora weiterhin.
Bora hatte von dieser neuen Beziehung keine Ahnung und kannte auch diesen Fabian nicht.
Kurz bevor Bora die Party verlassen wollte, wollte er mit seinem Freund St.S. noch auf Toilette.
Auf dem Weg zur Toilette, kam A.G wieder zu Bora und wollte mit ihm reden. Sein Freund St.S liess beide zum Gespräch alleine und entfernte sich.
EINE FRAGE AN ALLE LESER!
Die meisten von uns haben ebenfalls Kinder und es kann jeden von uns treffen. Eine Exfreundin wie A.G. zu haben, die um keinen Preis diese Beziehung beenden will und es einfach nicht akzeptiert verlassen zu werden….…..
Was wird sie tun um ihrem Exfreund an diesem Abend zu zeigen, das man sie nicht einfach verlässt.
Bora und A.G. reden ungefähr 10 Minuten miteinander, danach geht Bora auf die Toilette. Dort sieht er drei ihm unbekannte junge Männer. Als Bora in die Toilette möchte, wird er von diesen 3 Männern angegriffen, er muss sich mit beiden Händen das Gesicht bedecken um keine weiteren Verletzungen ins Gesicht zu bekommen, er liegt am Boden und die 3 drei Männer schlagen auf ihn ein und treten ihn .
Boras Freunde Viktor und St.S kommen ihm zu helfen. In diesem Moment kommt auch die Security die Bora und seinen Freunde hilft und nach aussen begleitet. Danach gehen die Freunde alle nach Hause.
Hier fängt das Martyrium an…….
Bora war schon nicht mehr auf der Party als Fabian mit der Bierflasche verletzt wurde. Aber durch Lügen und Intrigen seiner Exfreundin A.G. wurde Bora nach diesem Vorfall schon als Täter beschuldigt.
Das einzige was Bora in seinem Leben möchte, ist es Medizin zu studieren und Menschen zu helfen.
Das Leben eines jungen Menschen geführt von der Hand einer Intrigantin, die ihm ein neues Leben nicht gönnt.
Liebe Menschen mit Gewissen,
niemand hat das Recht, einem Menschen mit Lügen, Verleumdungen und Irreführung der Justiz in so eine schlimme Lage zu bringen.
Am nächsten Morgen nach der Party wird Bora von seiner Mutter aufgeweckt und sie sieht das er Verletzungen im Gesicht hat. Als seine Mutter ihn fragt, was denn passiert sei, erzählt Bora, dass unbekannte alkoholisierte Männer in attackiert und geschlagen haben.
Als Bora sein Handy einschaltet, sieht er dass die Exfreundin A.G. in mehrfach angerufen hat und 6 sms geschickt hatte.
Sie schrieb ihm: Was mit Fabian passiert ist?
Da Bora nicht weiss, wer Fabian ist fragt er seine Freunde Viktor und St.S. , diese wussten es auch nicht, also schauten sie zusammen auf die Facebook Seite von A.G., da haben Sie erst gesehen wer Fabian ist.
Bora sagte zu seinen Freunden, das genau dieser Fabian unter den Angreifer war, die ihn verprügelt haben.
Bora wurde an diesem morgen von seiner Mutter und den Freunden ins Krankenhaus gebracht um die Verletzungen aufnehmen zu lassen, danach wurde bei der Polizei eine Strafanzeige gegen Fabian eingereicht.
Am Abend erfahren Bora und seine Mutter, dass dieser Fabian auf der Party von einem Partygast mit einer Bierflasche schwerverletzt wurde und im Koma liegt.
(Noch weiss Bora und seine Familie nicht, das Bora als Täter beschuldigt wird)
Am nächsten Tag ist Boras Mutter zu ihrem Anwalt um ihm mitzuteilen, dass sie eine Strafanzeige gegen diesen Fabian bei der Polizei gestellt hat und er diesen Fall übernehmen soll.
Boras Mutter fragt den Anwalt, ob dieser Fall in den Nachrichten über den Fabian ,eventuell mit dem Fall von Bora zu tu hätte, dieser erklärte, wenn so was gewesen wäre, dann wäre die Polizei schon vor der Tür gewesen.
——In Deutschland ist es leider auf solchen Veranstaltungen so schlimm mit dem Genuss von Alkohol und Drogen, das es immerwieder zu solchen schlimmen Sachen kommt————
Erst 6 Wochen später nach diesem Vorfall hat Bora erfahren, das gegen ihn wegen gefährlicher Körperverletzung ermittelt wird.
——Warum hat die Familie von Fabian 6 Wochen gebraucht um eine Strafanzeige zu stellen????—
—Haben sie in diesen 6 Wochen einen Schuldigen gesucht?——Warum wurde so lange gewartet???
Die Polizei fragte die Zeugen, ob sie Bora tatsächlich gesehen hätten, dass dieser die Tat begangen hat. Die Zeugen sagten, dass sie ihn nicht gesehen hätten sondern dass die Exfreundin A.G. ihnen gesagt hätte, dass es Bora war.
Alle Aussagen der Zeugen, sind verstrickt und verharren in Widersprüche.
Einer der Zeugen (F.P. Freund) sagt das er die Flasche mit dem F.P. erschlagen wurde, in das Sand versteckt hätte. Die Beweise wurden vernichtet. Der einzige Beweis mit den Fingerabdrücken, der auch Bora entlasten würde, wurde versteckt und nicht als Beweis erbracht.
Die Staatsanwaltschaft hat in 14 Monaten Ermittlungsarbeit, keinen einzigen wichtigen Beweis, das Bora diese Tat verübt hat.
Aber die Exfreundin A G. lässt keine Ruhe und sagt jetzt, das die Freunde von Fabian gesehen hätte, dass es Bora war. Warum diese Anschuldigungen ? Um den Verlauf der Ermittlungen in die Irre zu bringen?
Fabians Freunde sagen A.G. hätte Ihnen gesagt das sie Bora als Täter gesehen hätte und A.G. sagt die Freunde von F.P. hätten ihr gesagt, das Bora der Täter ist. Aufgrund diesen widersprüchlichen Aussagen und ohne jegliche Beweise hätte diese Ermittlung eingestellt werden müssen.
Als die Familie von F.P bemerkte, dass diese Ermittlung eingestellt wird, schalteten sie die Medien ein.
Die deutschen Medien haben aufgrund der einseitigen Aussagen von der Familie von F.B., Bora schon vorverurteilt, obwohl es keine Beweise gibt. Die Presse hat sich null informiert und hat sich sofort Bora als Täter in der Presse beschrieben und passend dazu war es, das Bora türkischstämmig ist. Hier wird eine ausländerfeindliche Kampagne von der Presse veranstaltet.
Hätte die Deutsche Presse sich über die ganze Beweislage informiert, wäre es soweit nicht gekommen. Die Deutsche Presse hat sich nicht neutral verhalten, sondern hat eine türkischfeindliche Stimmung herbeigerufen.
Die Anschuldigungen gegenüber Bora waren ein passendes Fressen für die Presse, da momentan die diplomatischen Beziehungen zwischen Türkei und Deutschland sehr angespannt sind und die Türkischstämmigen Menschen hier in Deutschland momentan mit diesen Negativen Sachen zu kämpfen haben und die Deutsche Bevölkerung eine Abneigung gegenüber Türken aufbaut.
Man darf nicht vergessen, F.P. ist polnischstämmig.
Aber die Presse hat Bora als türkischstämmigen Täter verurteilt. Ist das gerecht?
In dieser Zeit hat A. G. jedem auf der Strasse und den sie kennt, das es auf jeden Fall Bora gewesen ist, der diese Tat begangen hat. So wurde es immer weiter verbreitet.
Aber in ihrer eigenen Polizeiaussage steht, das sie Bora als Täter nicht gesehen hätte.
——Warum versucht A.G. weiterhin Bora als Täter zu beschuldigen?——
In diesem ganzen Verfahren sind die  Schlüsselworte: A. G. und St.S.
Immer wieder dreht sich dieses Verfahren, nach den Aussagen von A. G..  Laut Aussagen von Leuten, wäre Sie mit F.P. zusammen gewesen  und jetzt wäre sie mit St.S.  dem damaligen Freund von Bora zusammen.
Wieso bleibt man einfach nicht bei der Wahrheit? Wieso muss man alles verdrehen?
Ziel ist es Bora als Täter wegen gefährlicher Körperverletzung hinter Gitter zu bringen, obwohl man  weiss, dass er unschuldig ist. Warum hat man heutzutage so wenig Gewissen ?

Die 3 Zeugen von der Familie von F.P. haben am 04.05.2017 Verhandlung, gestanden, dass sie Bora als Täter nicht gesehen haben, sondern dass A.G. ihnen gesagt hätte, das es Bora war.
Die Aussagen auf der Polizei verstricken sich in Widersprüche.
In den Aussagen sagt F.P., das er von Bora von hinten mit der Flasche geschlagen wurde. Jedoch wurde vom begutachtenden Arzt bestätigt, das F.P. seitlich von der Flasche geschlagen wurde.
Die 3 Zeugen wurden vom Verteidiger und vom Richter in die Enge getrieben, die Aussagen der Zeugen: 1 Woche vorher wurden die Zeugen von F.P. Vater nach Hause zum Pizzaessen eingeladen und die Verhandlung vorgesprochen mit Skizzen und Schriften.
Sie hätten eigentlich Bora nicht als denn Täter gesehen. Danach zeigte der Vater von F.P. das Bild von Bora von A.G. ihrem Handy ,um die Zeugen zu beeinflussen.
Am 11.05.2017 gestand einer der beiden Zeugen von F.P.Familie, das er Geld für die Aussage bekommen hätte.
Der andere hat in der Polizeiaussage ausgesagt, dass der Täter kurze danke Haare hätte.
Aber in der Verhandlungen sagte er, das der Täter lange Haare hat( Bora hat lange Haare). Dem Richter fiel das auf und bemerkte das diese Aussage mit der ersten nicht übereinstimmt.
Alle Aussagen der Zeugen wurden mit der Familie von F.P. vorbesprochen.
Die Verhandlungen wäre mit den Falschaussagen der Zeugen zu Gunsten von Bora ausgegangen.
Aber jetzt auf einmal kam St.S. Aussage, der Stefan der Bora zu der Party eingeladen hat und Bora nach der Attacke geholfen und hinter ihm stand.

St.S.der Freund und entlastender Zeuge von Bora ist jetzt angeblich mit A.G. zusammen, davor war es Fabian.
Wahrscheinlich sind sie beide als Paar zusammen.
Stefan hatte sehr lange mit Bora keinen Kontakt, da er ja in dieser Zeit mit A.G  zusammen kam.

St. S.wurde als Zeuge am 11.05.2017 geladen und sagt auf einmal aus: Das Bora gesagt hätte, das er die Bierflasche auf den Kopf von Fabian geschlagen hätte.
Der Richter fragte: Hat das Bora zu dir gesagt? Stefan S. antwortete: Nein, Bora hätte es Viktor( einer der 2 Freunde mit denen Bora zusammen auf der Party war) gesagt.
Der Richter sagt: Das er unter Eid steht und seine vorherige Aussage was anderes beinhaltet. St.S. bekommt Angst und verweigert die Aussage.
Nach St. S.wurden Viktor in den Zeugenstand gerufen: der Richter erklärte ihm, das St. S. gesagt hätte, das Bora ihm gestanden hätte Fabian mit der Bierflasche erschlagen zu haben.
Viktor verneinte dieses und das er St. S. so etwas nicht erzählt habe.
Der St.S., der wahrscheinlich neue  von A. G., der Freund von Bora und der gleichzeitig ihn zur Party eingeladene hat , ST. S., der Entlastungszeuge hat vor dem Gericht gelogen, diese Lüge wurde ertappt.
Alle die in Verbindung mit einer gewissen Person sind, werden bei dieser Verhandlung mit Unwahrheiten ertappt.

Warum werden diese Lügen über einen Unschuldigen verbreitet?
WARUM?
Bora ist in eine Intrige aus Lügen und Verleumdungen hineingeworfen worden.

Es ist eine Lynchkkampagne, das Zerstören eines jungen Mannes, der wegen einer Exfreundin unschuldig an den Pranger gestellt wird. Ein junges Leben, dass durch die ebenfalls beinflussten Medien zerstört wird.
Bora wird wegen schwerer Körperverletzung angeklagt, das eine Haft zwischen 6 Monaten und 10 Jahre sein kann.
Wie können Menschen, die ganz genau wissen das alles gelogen ist, das mit ihrem Gewissen vereinbaren, das ein Unschuldiger ins Gefängnis kommt. Der wahre Täter ist noch auf freiem Fuss. Jedoch den will niemand finden, ein Schuldiger ist gefunden, einer der genau in das Bild der Menschen und der Deutschen Presse hineinpasste. Ein junger langhaariger türkischstämmiger Mann.
Die Familie von Bora ist ausgelaugt, psychisch, körperlich und auch materialistisch, diese furchtbaren Anschuldigungen gegenüber Bora machen alle kaputt.
Die Familie von F.P. sucht nicht mal den wahren Täter, der ihrem Sohn das angetan hat, sondern beeinflussen die Zeugen, so das Bora nur als Täter gilt. Es werden Spendenaktionen veranstaltet, bis heute sind es laut Aussagen 80 000 Euro und die Spenden laufen weiterhin.
Warum wird nicht nach dem wahren Täter gesucht?? WARUM????

Diesen Vorfall und den wahren Täter zu finden und zu lösen ist nicht im Interesse .Sie sind gestärkt durch Lügen und die Presse, die dann auch noch alles glaubt, die Presse die nicht mal ordenlich recherchiert.

Eifersucht, Rache das ist es was diese Verfahren ausmacht, das systematische auslöschen eines Menschen !!


In welcher Welt leben wir, das wir Zeugen beeinflussen, Lügen in die Welt setzten, Verleumdungen, hat diese Verfahren zu einem Netzwerk von Bösem geführt.
Am 23.05.2017 wird A.G. als Zeugin aussagen. Entweder sie sagt die Wahrheit oder ???

Menschen die nicht die Wahrheit sagen, dürfen nicht in unserer Justiz tätig sein? Wenn solche Menschen uns vertreten und über uns urteilen sollen, na dann gute nacht Gerechtigkeit!
Welche Bedeutung hat Gerechtigkeit und Wahrheitsfindung für ?

A.G, droht Bora , dass Sie dafür sorgen wird, dass er niemals als Mediziner praktizieren wird und ihn hinter Gitter bringen, wegen harmlosen Beweggründen( er hat sich von ihr getrennt).
Wieviel Vertrauen sollen wir in unsere zukünftigen Juristen haben, wenn diese jetzt schon mit unreinem Gewissen unschuldig Menschen ins Gefängnis bringen.
Wir wollen in der Justiz Gerechtigkeit!!!!!!
Am 23.5. 2017 ist die nächste Verhandlung beim Amtsgericht Frankenthal um 9.30 Uhr.
Seid dabei, seht mit eueren eigenen Augen diese Ungerechtigkeit.

16 Mayıs 2017 Salı

Almanya'da Türk Gencine Komplo

A. G'nin Adaleti / Almanya'da Türk Gencine Komplo
(Bir gönül ilişkisinde kıskançlık ve iftiraya kurban giden Bora'nn desteğe ihtiyacı var.)
Bora.Ç, tıp eğitimi için Almanya'dan Türkiye'ye gidiyor, eğitimi süresince Türkiye'de tanıştığı bir kıza aşık oluyor. Almanya'ya geri dönüşünde 4 yıllık sevgilisi Alman A. G'den ayrılmak istediğini söylüyor ve yazdığı son mektupta da bunu açıkca dile getiriyor. İşte sorun ayrılığı kabul etmek istemeyen ve şuan Heidelberg Hukuk fakültesinde hukuk eğitimi alan A.G'nin kıskançlından başlıyor.  A. G, ilişkisini kurtarmak için araya arkadaşlarını sokup Bora ile tekrar bir araya gelme yollarını arıyor. Her iki gençte Frankenthal da ve birbirlerine yakın oturuyor. Bora bu ilişkinin tekrar başlayabilme ihtimalinin olmadığını tekrar tekrar dile getiriyor. Bora bu ayrılığın başına neler açağından ve nasıl bir bataklığın içine çekileceğinden habersiz normal bir şekilde yaşamaya devam ediyor.

Bora'yı bir gün dostu Stefan arıyor. (Burada Stefan ismini sakın unutmayın.) Stefan yapılacak olan partiye gelmesi için Bora'yı telefonda ikna ediyor. Bora bu mekanda yapılan partilere daha önce hiç katılmamıştır. Partinin yapılacağı yere Bora arkadaşı Viktor ile gidiyor, telefonla kendisini arayan arkadaşı Stefan dışarda Bora'yı bekliyor ve beraber mekana giriyorlar. Mekana girdikleri gibi Bora  eski kız arkadaşı A.G'nin de orada olduğunu görüyor. A. G, Bora'yı gördüğünde yanına geliyor ve Bora'ya iltifatlar yaparak (çok yakışıklısın, kilo vermişsin vb) tekrartan Bora'nın ilgisini çekmeye çalışıyor. Bora bu durum karşısında lütfen mesafe koyalım aramıza diyor. Lakin A.G gece boyunca Bora'yı sürekli takip ve taciz ediyor. Bu durum şahitler tarafından da doğrulandı. Bora kendisine kurulan tuzaktan habersiz. Ve nasıl bir komploya kurban gideceğini bilmiyor. Bora o gece A.G'ye hiç pas vermiyor.

A.G tanıklara göre partiye (Polonyalı) Fabian P ile geliyor. Zaten A.G, Bora'dan ayrıldıktan sonra F. P ile çıkmaya başlıyor. Bora'nın bundan haberi yok ve F. P'yi. Bora tanımıyor. A.G, F. P  ile çıkıyor olmasına ve partiye onunla gelmesine rağmen sürekli, gece boyunca Bora ile flört etmeye, Bora'nın dikkatini çekmeye çalışıyor ve Bora'nın peşini bırakmıyor. Bora mekanı terketmeye yakın, arkadaşı Stefan ile tuvalete gidiyor. Fakat A.G, Bora'yı tekrar yakalıyor ve konuşmak istiyor. Stefan rahat konuşmaları için oradan uzaklaşıyor. Hepimizin sorgulaması gereken bir durum bu ve hepimizin çoğunun başına bu tarz olaylar gelebilir. Ayrılığı kabul etmek istemeyen A.G'nin o gece gerçekten amacı neydi? Dtefan'ın ifadesi bu yöndedir.

Bora ve A.G yaklaşık 10 dakika konuşuyor. Sonrasında Bora tuvalete gidiyor. Tuvaletin yanında  üç erkek  duruyor. Bora'ya bu kişileri tanımıyor. Bora tuvalete gireceği sırada üç erkek Bora'ya saldırıyor. Bora bir yumruk atabiliyor, devamında yere düşüyor ve elleriyle yüzünü saklıyor. Diğer üç erkek tekmelerle Bora'yı dövmeye başlıyor. Gençler alkollü. Bora'nın arkadaşları Stefan ve Victor geliyor ve araya girerek yere düşen Bora'yı yerden kaldırıyorlar. Bu esnada eğlence yerinin güvenlik görevlileri geliyor ve olayın büyümesini engellemek için Bora ve iki arkadaşını dışarıya çıkartıyor.

Bu dakika'dan sonra partide yaşanan olumsuzluklar ise Bora'ya mal edilmek isteniyor. Tek derdi tıp eğitimi almak ve insalara fayda sağlamak olan Bora'nın, kıskançlık krizlerine giren eski sevgilinin desteği ile geleceği karartılıyor. Ak ve kara birbirine karıştırılıyor neden? Lütfen dikkat ve duyarlı olalım. Olayı doğru anlayıp doğru analiz etmeye mecburuz. Ve hiç kimsenin başka bir kişinin hayatını iftiralarla ve adaleti yanıltarak yok etmeye hakkı yoktur. Hepimiz gerçek suçlunun ortaya çıkmasını istiyoruz.

Mekandan ayrılan Bora evine geliyor ve yatıyor. Ertesi sabah Bora'nın annesi Bora'yı uyandırdığında Bora'nın darp edildiğini görüyor. Ne oldu diye sorduğunda, Bora, partide sarhoş ve tanımadığı kişilerin saldırısına uğradığını söylüyor. Bora bu arada şarjı biten telefonunu şarja takıyor. Gece A.G tarafından arandığını ve ondan gelen mesajları görüyor. A.G mesajlarında 'F. P'ye ne oldu ' diye soruyor Bora'ya.  Bora,  F. P'yi tanımadığını ve F. P'nin kim olduğunu arkadaşları Stefan  ve Viktor'a soruyor onlardan da net bir cevap alamayınca hep birlikte Facebook 'ta A.G'nin sayfasına bakıyorlar ve F.P'yi buluyorlar. Bora,  F.P'yi tanıyor ve dün gece bana saldıranlardan biri bu diyor. Annesi Bora'yı hemen hastaneye götürüyor. Sonrasında polise giderek F.P'yi şikayet ediyorlar. 

Akşam Bora ve annesi F.P'nin kafasında dün gece bir şişe kırıldığını ve komada olduğunu öğreniyorlar. Ertesi gün Bora'nın annesi avukatlarına giderek kavga olayını polise anlattıklarını ve takipcisi olmasını rica ediyor. Ayrıca F.P'nin başına gelenlerden de bahsediyor olayın Bora'nın olayı ile bağlantılı olup olmayacağını soruyor. Avukat, polisin gelip gelmediğini soruyor. Anne 'hayır' gelmedi diyor. (Almanya'da yapılan bu tarz partilerde gençler aşırı derecede alkol ve uyuşturucu maddeler kullanıyor ve ne yazık ki bu tarz olaylarda çok sık yaşanıyor.) Bu olaydan 6 hafta sonra F.P yaralama ile ilgili suç duyurusu geliyor B'ye. F.P'nin ailesi neden 6 hafta bekliyor? 6 hafta içinde suçlayabilecekleri bir kurban mı arıyorlar? Neden 6 hafta bekleniyor? F.P'ye gerçekten ne oldu? F.P'yi kim bu hale getirdi? Gerçek neden saklanıyor? Tanıklar neden çelişkili ifadeler veriyor? Çağan ailesi bu durumu hemen avukata götürüyor.

Söz konusu isimler yani tanıklar polise ifade veriyor. İfade verenlerin hepsi Bora'yı suçluyor. Polis ifade verenlere 'peki siz Bora'nın yaptığını gördünüz mü? diye sorduğunda , ifade verenler 'Hayır biz görmedik, bize Bora'nın eski kız arkadaşı A.G söyledi. O görmüş.' diye ifade veriyorlar. Dava boyunca verilen ifadeler hep birbiri ile çelişiyor. Tanıklardan biri F.P'nin arkadaşı şişeyi ben kumun içine sakladım diyor. Deliller karartılıyor. Ama o şişe bulunup parmak izi kontrolü yapılmıyor. Savcılık 14 ay araştırma yapıyor ve Bora'yı suçlayacak hiç bir kanıt bulunamıyor. Ve dava açılamıyor.
A.G ise  inatla ben görmedim F. P arkadaşları görmüş bana onlar söyledi diyerek olayın karmaşık bir hal almasına sebep veriyor. F. P arkadaşları A.G'yi suçluyor, A.G ise F.P'nin arkadaşlarına suçu atıyor. Bu kanıtsızlık karşısında F. P babası olayı medyaya intikal ettiriyor. Alman medyası kendisine verilen yalan yanlış bilgilere itibar ediyor ve suçlanan kişinin bir Türk olduğu için olayı bir Türk düşmanlığına çeviriyorlar. Oysa Alman medyası dürüst davranıp gerçek kanıt ve tanıkları dinleseydi bu tür bir davranış içinde bulunmazlardı. Alman medyası bu gerçekleri görmeyerek yani görmek istemeyerek kasıtlı bir şekilde olayı Türk düşmanlığına getirmekte ve adeta tüm Türkler Almanyada huzuru bozan kitle gibi gösterilmek istenmektedir. Alman medyası olaya tarafsız yaklaşamamış doğru ve ahlaklı bir basın olarak hareket edememiştir. Medyanın amacı kamuoyunu yanıltmak mıdır yoksa aydınlatmak mı?  Ve bilakis Bora'nın durumunu son dönemde Türkiye'nin Almanya ve diğer ülkelerle yaşadığı diplomatik sorunlarla bağdaştırılmak istenmektedir.

Oysa Bora'nın Türk olmasına karşılık F. P'de Polonyalıdır. Yani her iki isimde göçmendir. Fakat basın sadece Bora'nın Türklüğü üzerinde durmaktadır. Sizce bu haksızlık değil midir? Adalet herkes için eşit değil midir? Adalet kişilerin ırklarına, dinlerine, dillerine göre farklı mı uygulanıyor? Olay neden saptırılıyor ve içinden çıkılmaz bir hale getiriliyor?
Gelen iddialara göre A.G bu arada herkese olayı ben gördüm ve Bora'nın yaptığını söylüyor ve polise bu şekilde bir ifade verdiğini söyleyerek Bora'yı suçlu olarak anlatmıştır. Fakat A.G'nin polis raporu farklıdır. Polis raporunda olayı görmediğini ifade etmiştir. Peki neden A.G yanlış beyanlarda bulunmaktadır? A.G bu olayda kilit isimdir. Hukuk okuyan A.G neden mahkemeyi yanlış bir boyuta sürüklemektedir? Gerçekleri neden anlatmamaktadır? F.P ve Stefan'da gerçekleri konuşmamaktadır. Bunlar gerçeği neden saklıyor. Gerçeği saklayarak adaleti kandırabileceklerini mi sanıyorlar.

Gelelim davaya Bora'nın 4 Mayıs'ta yapılan mahkemesinde F.P'nin babası tarafından tutulan üç şahit gerçeği itiraf etti. Şahitler 'biz vuranı görmedik vuranın Bora olduğunu bize A.G söyledi' dediler. Verilen ifadeler polis tutanakları ve herşey çelişkili. Ortada büyük bir komplonun döndüğü açık ve net. Bora saat 23:30 mekanı terk ediyor ve güvenlik bunu onayladı. Partide veya başka bir yerde yaşanan olay sonradan gelişiyor ve F. P çıkan başka bir kavgada yaralanıyor. olayın ne olduğunuda kimse bilmiyor. F.P'yi gerçekten yaralayan kim? Gerçek saldırgan biliniyor mu? Biliniyorsa neden açıklanmıyor? Suç hemen neden Bora'nın üzerine yıkılmak isteniyor?
Suçlama ise gerçeği yansıtmıyor F. P'nin ifadesine göre 'F.P,  A.G ile konuşurken 'Bora arkadan gelip kafasına şişe ile vurduğunu söylüyor'. Doktor raporunda kafaya yandan vurulduğu ortaya çıkıyor. F.P neden açıkca konuşmaktan kaçıyor ve kendisine zarar vereni söylemek yerine Bora'yı suçluyor. F.P neden gerçekten kendisine zarar veren kişiyi açıklamıyor. Yoksa F.P'yi yaralayan bir tanıdığı mı? 
Üç tanık mahkemede Bora'nın avukatı ve savcı tarafından sıkıştırılınca gerçeği itiraf ediyor. Üç tanık, mahkemeden bir hafta önce Fabian P'nin babasının evlerine davet ettiğini, kendilerine  pizza ısmarladığını ve  mahkemede neler söylemeleri gerektiğini söylediğini itiraf ettiler. F.P'ye vuranın Bora olduğunu görmediklerini ve Bora'nin resmini A.G'nin telefonundan F.P'nin babası tarafından kendilerine gösterildiğini açıkladılar. Bu ne demek şimdi. Tanıklara pizza ısmarlanıyor ve Bora'yı suçlayacaksınız deniliyor. Onurlu hiç bir insan böylesine onursuz bir planın parçası olamaz. İnsanlığını, ahlakını, onurunu bir dilim pizzaya satamaz. Bu kadar mı insanlığımıza ait saf ve temiz duygularımız çürüdü.  
11 Mayıs'ta yapılan mahkemede iki şahitten birisinin hakim ve avukatın sıkıştırması sonrası paralı şahit olduğu ortaya çıktı. Diğeri ise polise verdiği ilk ifadesinde vuranın kısa saçlı ve esmer olduğunu söylemesine rağmen bu mahkemede vuranın uzun saçlı olduğunu (Bora uzun saçlı) söylemesi mahkemenin dikkatinden kaçmadı ve yalan açıklamaları deşifre edildi.
Herşey Bora'nın masum olduğunu kanıtlıyor ve kurtulma imkanı yüksekken, olay kapanacakken ilginç bir gelişme oluyor.
Burasıda çok ilginç ve sorgulanması gereken başka bir ayrıtıdır. Gelin beraber okuyalım ve iyice düşünelim. Bora'yı telefon ile arayarak partiye gelmesini isteyen arkadaşı Stefan ortaya çıkıyor. Olay günü Bora'yı yerden kaldıran, kavgayı ayıran ve Bora'nın yanında hareket eden ve Bora'ya destek veren en yakın arkadaşıdır. Fakat tesadüfe bakar mısınız, Bora'nın en yakın dostu, olayın tanığı, Stefan ddialara göre  A.G'nin F.P'den sonra ki yeni sevgilisi. Sevgili olduklarına dair yeteri kadar delil mevcuttur. Stefan uzun zamandan beri Bora ile zaten konuşmamaktadır. Çünkü A.G ile birliktedir. Olayın karmaşıklığını anlayabildiniz mi ve A.G'nın bu olayda ki rolü nedir sizce? Stefan gerçekleri neden saklıyorsun? Kendini bu hatanın içinde harcanmana neden fırsat veriyorsun? Yaptığın bu davranışın hayatın boyunca hep karşına çıkabileceğinin farkında değil misin? Yanlış ifadeler vererek hem gerçek dostunu Bora'yı hem kendini hem kendi ailene zarar verdiğini ve adaleti yanıltığının bilinçinde değil misin?

Mahkeme de Stefan  olay sonrasında polise verdiği normal ifadesinin tam tersini söylüyor. Bora'nın yakın arkadaşı ve olay günü partiye çağırmak için Bora'ya telefon açan Stefan 11 Mayıs'ta ki mahkemeye tanık olduğunda diyor ki,
'Bora bana dedi ben o çocuğun kafasına vurdum'.
Hakim 'bunu Bora'mı sana mı dedi diyerek' sorduğunda,
Stefan  'yok Viktor (olay günü partiye beraber katıldıkları üçüncü kişi) bana dedi, Bora, Viktor'a demiş' diyor.
Hakim Stefan'nın verdiği çelişkili ifadelerden dolayı kendisinin tutuklanabileceğini söylüyor Stefan'a. Korkuya kapılan Stefan mahkemede,
'Susma hakkımı kulanmak istiyorum, kendimi suçlu duruma düşürmek istemiyorum 'dedi.
17 Mayıs'ta bu durumu netleştirilmesi için polisler mahkemeye davet edildi. Stefan sonrasında tanık olarak Viktor dinlendi.
Hakim Stefan'ın anlatığını 'Bora sana Fabian P'nin kafasına vurduğunu söylemiş ve sende bunu Stefan'a söylemişsin' doğrumu diye soruyor.
Viktor iddiaları yalanlıyor. Ve yaşadıklarını açıkca anlatıyor. Böyle birşeyin olmadığını ve Stefan'a böyle bir şey söylemediğini anlatıyor.
Bora'nın eski dostu ve Bora'ya telefon açarak partiye davet eden ve yaşanan ilk olayın tanığı olan Stefan'ın yalanı ortaya çıkıyor. Stefan adaleti neden yanıltmaktadır? Gerçekleri bildiği çok açıktır fakat gerçekleri konuşmamaktadır. Anlatığı şeyler bunu çok net ortaya koymaktadır. Stefan adaleti yanıltmaktan vazgeç ve gerçeği anlat.

Farkettiniz mi A.G'nin yakınında olan herkes bu konuda gerçekleri çarptırıcak açıklamalarda bulunuyor. Neden? Neden hiç kimse F.P'ye gerçekten zarar verenin ceza alması için çaba sarfetmiyor. Lakin gerçek olmayan ifadelerle Bora resmen linç ediliyor. Bu kişiler yoksa F.P'yi yaralayanı gerçekten tanıyor olabilirler mi? Peki neden Bora suçlanıyor.
Alman medyası bu gerçekleri görmek istemiyor. Ve olayı çok farklı bir şekilde kamuoyuna anlatarak Bora'yı suçlu gösteriyor.
Bora büyük bir haksızlık ve iftiranın kurbanı ve billinçli bir şekilde linç kampanyası yürütülüyor. Bora ağır adam yaralama suçundan 6 ay ile 11 yıl arasında hapis cezası ile yargılanıyor. Alman medyası anlattığımız bu gerçekleri yansıtmıyor ve olayı Türk düşmanlığı noktasında ele alıyor. Bu olayın kaybedeni Bora ve ailesi. Bora'nin ailesi, maddi manevi olarak yıpranıyor ve bu kirli ve gerçek dışı iftiralardan oğulları Bora'yi kurtarmak için tüm paralarını harcıyorlar. Bora'nin ailesi A. G'den uzaklaşmak ve rahatlamak için Frankentahl'da bulunan evlerini satmak zorunda kalıyor ve şuan Mannheim'da kirada yaşıyorlar. Ama mağduru oynayan F.P ve ailesi bu işten epey karlı çıkıyor. F.P için bir yardım kampanyası düzenleniyor iddialara göre yüklü bir para toplanıyor ve hala para toplanmaya devam ediliyor. F. P ve ailesi bu olay sayesinde hayatları boyunca elde edemeyecekleri bir rahatlığa kavuşuyor. Aile Almanyadaki sosyal haklardan biri olan hastalık kasasından bonkörce faydalanmaya başlıyorlar. Evlerine temizlikçi, kuaför getirttiyorlar ve istekleri hiç bitmiyor. Hastalık kasası bu isteklere tepkisini gösterek 'yeter artık' diyor ve ödeme yapmaktan vazgeçiyor. Olayda F.P ve ailesi bu işten karlı çıktı şimdi Alman medyasıda arkalarında ve olay iyice karıştı. Akla karayı ayırmak zorlaştı. Bu noktada görev Türk medyasına ve tarafsız gerçekci yayın yapan Alman medyasına ve tabiki bizlere düşüyor. Adaleti yanıltanlara ve adalet ile oyun oynayanlara karşılık birleşmeli ve adaleti yanıltan bu kişilerin gerçek yüzlerini ortaya çıkartmaya mecburuz. 
Bu olayın merkezi A.G gibi görünüyor.  Bora'nın ayrılalım teklifi üzerine bu ayrılığı kabul etmeyerek bir takım  gerçek olmayan ifadeler vererek ve tanıkları etkileyerek olayı çıkmaz bir hale soktu. Ve mahkeme A.G'nin dinlenmesine karar veriyor. 23 Mayıs'ta A.G Frankenthal da tanık olarak mahkemeye çıkıyor. A.G'nin mahkemede anlatacakları çok önemli ya gerçekleri açıkça anlatacak yada sürdürülen bu yanlış senaryoya gerçek dışı ifadelerini ekleyerek Bora'nın ceza almasını sağlayacak. A.G farkında olmadan kendi geleceğini baltalıyor. A.G Heidelberg'de hukuk öğrencisi. Yani geleğin hakimi, savcısı, avukatı olacak. Peki söyler misiniz şimdi şuan Bora'nın olayında adaleti yanıltan, Alman mahkemelerini oyalayan şahitleri istediği gibi yönlendiren A.G mesleğini eline aldığında ne kadar dürüst bir avukat, savcı, hakim olacak. A.G'nin adalet anlayışı Alman adalet sistemine ne kadar fayda sağlayacak sizce? İddialara göre çevresine 'Bora'ya Almanya'da doktorluk yaptırmayacağım' diyen A.G'nin adaletine ne kadar güvenebileceğiz.
Kendi değirmeninin olduğu araziye saray yaptırmak isteyen Alman imparatoru 2. Frederick'e karşı çıkarak. 'Berlinde Hakimler var' diyerek adaletin yüceliğini savunan değirmenci Sanssouci'nin adalet anlayışı ile A.G'nin adalet anlayışında dağlar kadar fark var. Sanssouci ve 2. Frederick bugün yaşasaydı eğer, A.G'nin adalet anlayışından ve adalete inancından dolayı şüpheye düşerlerdi.
Bora'nın mahkemesi 17 Mayıs da Frankenthal'da o gün ifadeleri alan polisler dinlenecek. 23 Mayıs ta yapılacak olan mahkemenin yıldızı ise A.G. Lütfen bu haksızlığa ve yanlışa dur demek zorundayız. Mahkeme herkese açık. Bora'nın ve ailesinin manevi desteğe ihtiyacı. Türk medyasının desteğine ihtiyacı var. Adaleti yanıltmanın yanlış olduğunu mahkemede toplanarak ve Bora'ya ve ailesine destek çıkarak göstermek zorundayız. Hatta görevimiz gerçek suçluyu bularak yani F.P'nin kafasında kim şişeyi kırdıysa ve komaya soktuysa o kişiyide bulup adalete teslim etmeye mecburuz.

Bora ve F.P hepimizin çoçuğu, hepimizin geleceği bu gerçek dışı olayda bu gençlerimize zarar vermek isteyenler cezalandırılmalıdır. Bugün Bora'nın ve F.B'nin başına gelenler yarın bizim çocuklarımızın başına gelme ihtimali yüksek talihsiz bir olaydır. Alman medyasının yanlış tutumuna ve Bora'ya kurulan kumpas ve akabinde Türklere yönelik yapılan bu haksızlığa dur demeye mecburuz. Kayıtsız kalmayın. Bana ne demeyin. Ancak bir oldukça bu zorlukların üstesinden gelebiliriz. Haydi Bora'nın geleceğine yapılan bu suikast girişimine hep birlikte engel olalım. Ve F.P'ye zarar verenleri bulup adalete teslim edelim.

Alman medyasının yaptığı haber linki: https://www.rnf.de/mediathek/video/rnf-life-vom-donnerstag-04-mai-2017/
14 Mayıs 2017 Heidelberg

Atatürk'e Hakaret Etmek Düşünce Özgürlüğüdür



Bir ülke nasıl yok edilir hep birlikte izliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e edilen hakaretlerin ardı arkası kesilmiyor. Devleti yönettiğini sanalar sessiz, Türk silahlı kuvvetlerini temsil edenler sessiz. O kişiler o koltuklarda Mustafa Kemal sayesinde oturduklarını resmen unutuyorlar. İhanetin resmidir bu. Bunu asla unutmayın. Sonrasında Sezen Aksu'nun söylediği iddia edilen 'Atatürk'e hakaret etmek düşünce özgürlüğüdür' demesi. İyice düşünmek gerekir toplum olarak bize ne yapıldı ve nasıl bu durumlara getirildik. Ülke olarak emperyalizmin sırat köprüsünde geçiriliyoruz. Her yer ne idüğü belli olmayanlarca işgal edilmiş durumda. Aşığıdaki iki resme dikkatlice bakınız. CHP'yi Almanyada temsil eden bir birliğimizin başkanı 'Atatürk'e hakaret etmek düşünce özgürlüğüdür' cümlesini Sezen Aksu'dan yıllar evvel söylemiş. CHP BW başkanı Kazım Kaya katıldığı bir iş adamları derneğinin yeni yıl resepsiyonunda, işadamları derneğinin Pakistanlı (ben doğru yazdım sizde doğru okuyorsunuz PAKİSTALI genel sekreter) Atatürk'e hakaret içeren ilk resimdeki açıklamayı yapıyor. Akabinde ikinci resimde CHP BW başkanının bu konuyla ilgili vahim açıklaması geliyor. Lütfen okuyun 'Atatürk'e hakaret etmek düşünce özgürlüğü diyor ve buna saygı duymalıyız diyor. Hatta disipline sevk edilen işadamları derneğinin Pakistanlı genel sekreterine verilen bu disiplin suçunu ağır buluyor ve üzülüyor. Vah ki vah memleket bu kadar kuşatılmış durumdayken, halk bitap haldeyken bizler CHP de değişim yapalım, yeni umutlar yaratalım, yeni güneşler doğuralım, yeni söylemlerle bu halkın güvenini yeniden kazanalım ve memleketi bu bataklıktan kurtaralım diyoruz. CHP de değişimi istemek neden suç. CHP de değişimi isteyen milyonlarca CHP üyesini neden mezhepci bir suçlamayla ötekileştirip olayı Kemal Kılıçdaroğlu düşmanlığına bağlıyorsunuz. Neden değişimden yana olanları işçi partisi. akp, mhp li olduklarını iddia ediyorsunuz. Sorun CHP'de değişimi isteyenler değildir. Sorun içlerinde Atatürk'e saygıyı ve sevgiyi barındırmayan 'Atatürk'ün resmini duvardan indiren, soykırım pankartının arkasında yürüyen ve soykırımı kabul eden, Tuncelide soykırım yapılmıştır diyen, Atatürk'e hakaret etmeyi düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirenlerdir. Sorun Pkk ile yanyana yürüyen seçimlerde CHP li olupta HDP oy verdik diyenlerin CHP'yi işgal etmesidir. Bu işgalcilerin gerçek CHP'lileri ve Atatürkçüleri ötekileştirerek iftirayla CHP 'den uzaklaştırmaları ise en büyük tehlikedir. Bu nedenle CHP de değişim gereklidir. CHP'de değişimden korkanlar veya değişimin karşısında duranlar bu ülkenin bölünmesi, mevcut rejimin değiştirilmesine katkı sunanlardır. Halk olarak daha güçlü bir CHP yaratma kudretine sahipken neden ısrarla başarısız bir CHP yönetiminin hala o koltuklarda oturmasına izin verelim. CHP'de değişim istemek demokrat bir hak değil midir? Kurtuluş CHP de değişim ile mümküdür.

16 Mayıs 2017 Heidelberg

14 Mayıs 2017 Pazar

A.G'ın Adaleti / Almanya'da Türk Gencine Komplo

 Almanya'da Türk Gencine Komplo
Türk ailesine kumpas. Türk gençinin desteğinize ihtiyacı var. 

(Bir gönül ilişkisinde kıskançlık ve iftiraya kurban giden Türk gençinin desteğe ihtiyacı var.)




A. G'nin Adaleti / Almanya'da Türk Gencine Komplo
(Bir gönül ilişkisinde kıskançlık ve iftiraya kurban giden Bora'nn desteğe ihtiyacı var.)
Bora.Ç, tıp eğitimi için Almanya'dan Türkiye'ye gidiyor, eğitimi süresince Türkiye'de tanıştığı bir kıza aşık oluyor. Almanya'ya geri dönüşünde 4 yıllık sevgilisi Alman A. G'den ayrılmak istediğini söylüyor ve yazdığı son mektupta da bunu açıkca dile getiriyor. İşte sorun ayrılığı kabul etmek istemeyen ve şuan Heidelberg Hukuk fakültesinde hukuk eğitimi alan A.G'nin kıskançlından başlıyor.  A. G, ilişkisini kurtarmak için araya arkadaşlarını sokup Bora ile tekrar bir araya gelme yollarını arıyor. Her iki gençte Frankenthal da ve birbirlerine yakın oturuyor. Bora bu ilişkinin tekrar başlayabilme ihtimalinin olmadığını tekrar tekrar dile getiriyor. Bora bu ayrılığın başına neler açağından ve nasıl bir bataklığın içine çekileceğinden habersiz normal bir şekilde yaşamaya devam ediyor.

Bora'yı bir gün dostu Stefan arıyor. (Burada Stefan ismini sakın unutmayın.) Stefan yapılacak olan partiye gelmesi için Bora'yı telefonda ikna ediyor. Bora bu mekanda yapılan partilere daha önce hiç katılmamıştır. Partinin yapılacağı yere Bora arkadaşı Viktor ile gidiyor, telefonla kendisini arayan arkadaşı Stefan dışarda Bora'yı bekliyor ve beraber mekana giriyorlar. Mekana girdikleri gibi Bora  eski kız arkadaşı A.G'nin de orada olduğunu görüyor. A. G, Bora'yı gördüğünde yanına geliyor ve Bora'ya iltifatlar yaparak (çok yakışıklısın, kilo vermişsin vb) tekrartan Bora'nın ilgisini çekmeye çalışıyor. Bora bu durum karşısında lütfen mesafe koyalım aramıza diyor. Lakin A.G gece boyunca Bora'yı sürekli takip ve taciz ediyor. Bu durum şahitler tarafından da doğrulandı. Bora kendisine kurulan tuzaktan habersiz. Ve nasıl bir komploya kurban gideceğini bilmiyor. Bora o gece A.G'ye hiç pas vermiyor.

A.G tanıklara göre partiye (Polonyalı) Fabian P ile geliyor. Zaten A.G, Bora'dan ayrıldıktan sonra F. P ile çıkmaya başlıyor. Bora'nın bundan haberi yok ve F. P'yi. Bora tanımıyor. A.G, F. P  ile çıkıyor olmasına ve partiye onunla gelmesine rağmen sürekli, gece boyunca Bora ile flört etmeye, Bora'nın dikkatini çekmeye çalışıyor ve Bora'nın peşini bırakmıyor. Bora mekanı terketmeye yakın, arkadaşı Stefan ile tuvalete gidiyor. Fakat A.G, Bora'yı tekrar yakalıyor ve konuşmak istiyor. Stefan rahat konuşmaları için oradan uzaklaşıyor. Hepimizin sorgulaması gereken bir durum bu ve hepimizin çoğunun başına bu tarz olaylar gelebilir. Ayrılığı kabul etmek istemeyen A.G'nin o gece gerçekten amacı neydi? Dtefan'ın ifadesi bu yöndedir.

Bora ve A.G yaklaşık 10 dakika konuşuyor. Sonrasında Bora tuvalete gidiyor. Tuvaletin yanında  üç erkek  duruyor. Bora'ya bu kişileri tanımıyor. Bora tuvalete gireceği sırada üç erkek Bora'ya saldırıyor. Bora bir yumruk atabiliyor, devamında yere düşüyor ve elleriyle yüzünü saklıyor. Diğer üç erkek tekmelerle Bora'yı dövmeye başlıyor. Gençler alkollü. Bora'nın arkadaşları Stefan ve Victor geliyor ve araya girerek yere düşen Bora'yı yerden kaldırıyorlar. Bu esnada eğlence yerinin güvenlik görevlileri geliyor ve olayın büyümesini engellemek için Bora ve iki arkadaşını dışarıya çıkartıyor.

Bu dakika'dan sonra partide yaşanan olumsuzluklar ise Bora'ya mal edilmek isteniyor. Tek derdi tıp eğitimi almak ve insalara fayda sağlamak olan Bora'nın, kıskançlık krizlerine giren eski sevgilinin desteği ile geleceği karartılıyor. Ak ve kara birbirine karıştırılıyor neden? Lütfen dikkat ve duyarlı olalım. Olayı doğru anlayıp doğru analiz etmeye mecburuz. Ve hiç kimsenin başka bir kişinin hayatını iftiralarla ve adaleti yanıltarak yok etmeye hakkı yoktur. Hepimiz gerçek suçlunun ortaya çıkmasını istiyoruz.

Mekandan ayrılan Bora evine geliyor ve yatıyor. Ertesi sabah Bora'nın annesi Bora'yı uyandırdığında Bora'nın darp edildiğini görüyor. Ne oldu diye sorduğunda, Bora, partide sarhoş ve tanımadığı kişilerin saldırısına uğradığını söylüyor. Bora bu arada şarjı biten telefonunu şarja takıyor. Gece A.G tarafından arandığını ve ondan gelen mesajları görüyor. A.G mesajlarında 'F. P'ye ne oldu ' diye soruyor Bora'ya.  Bora,  F. P'yi tanımadığını ve F. P'nin kim olduğunu arkadaşları Stefan  ve Viktor'a soruyor onlardan da net bir cevap alamayınca hep birlikte Facebook 'ta A.G'nin sayfasına bakıyorlar ve F.P'yi buluyorlar. Bora,  F.P'yi tanıyor ve dün gece bana saldıranlardan biri bu diyor. Annesi Bora'yı hemen hastaneye götürüyor. Sonrasında polise giderek F.P'yi şikayet ediyorlar. 

Akşam Bora ve annesi F.P'nin kafasında dün gece bir şişe kırıldığını ve komada olduğunu öğreniyorlar. Ertesi gün Bora'nın annesi avukatlarına giderek kavga olayını polise anlattıklarını ve takipcisi olmasını rica ediyor. Ayrıca F.P'nin başına gelenlerden de bahsediyor olayın Bora'nın olayı ile bağlantılı olup olmayacağını soruyor. Avukat, polisin gelip gelmediğini soruyor. Anne 'hayır' gelmedi diyor. (Almanya'da yapılan bu tarz partilerde gençler aşırı derecede alkol ve uyuşturucu maddeler kullanıyor ve ne yazık ki bu tarz olaylarda çok sık yaşanıyor.) Bu olaydan 6 hafta sonra F.P yaralama ile ilgili suç duyurusu geliyor B'ye. F.P'nin ailesi neden 6 hafta bekliyor? 6 hafta içinde suçlayabilecekleri bir kurban mı arıyorlar? Neden 6 hafta bekleniyor? F.P'ye gerçekten ne oldu? F.P'yi kim bu hale getirdi? Gerçek neden saklanıyor? Tanıklar neden çelişkili ifadeler veriyor? Çağan ailesi bu durumu hemen avukata götürüyor.
Söz konusu isimler yani tanıklar polise ifade veriyor. İfade verenlerin hepsi Bora'yı suçluyor. Polis ifade verenlere 'peki siz Bora'nın yaptığını gördünüz mü? diye sorduğunda , ifade verenler 'Hayır biz görmedik, bize Bora'nın eski kız arkadaşı A.G söyledi. O görmüş.' diye ifade veriyorlar. Dava boyunca verilen ifadeler hep birbiri ile çelişiyor. Tanıklardan biri F.P'nin arkadaşı şişeyi ben kumun içine sakladım diyor. Deliller karartılıyor. Ama o şişe bulunup parmak izi kontrolü yapılmıyor. Savcılık 14 ay araştırma yapıyor ve Bora'yı suçlayacak hiç bir kanıt bulunamıyor. Ve dava açılamıyor.
A.G ise  inatla ben görmedim F. P arkadaşları görmüş bana onlar söyledi diyerek olayın karmaşık bir hal almasına sebep veriyor. F. P arkadaşları A.G'yi suçluyor, A.G ise F.P'nin arkadaşlarına suçu atıyor. Bu kanıtsızlık karşısında F. P babası olayı medyaya intikal ettiriyor. Alman medyası kendisine verilen yalan yanlış bilgilere itibar ediyor ve suçlanan kişinin bir Türk olduğu için olayı bir Türk düşmanlığına çeviriyorlar. Oysa Alman medyası dürüst davranıp gerçek kanıt ve tanıkları dinleseydi bu tür bir davranış içinde bulunmazlardı. Alman medyası bu gerçekleri görmeyerek yani görmek istemeyerek kasıtlı bir şekilde olayı Türk düşmanlığına getirmekte ve adeta tüm Türkler Almanyada huzuru bozan kitle gibi gösterilmek istenmektedir. Alman medyası olaya tarafsız yaklaşamamış doğru ve ahlaklı bir basın olarak hareket edememiştir. Medyanın amacı kamuoyunu yanıltmak mıdır yoksa aydınlatmak mı?  Ve bilakis Bora'nın durumunu son dönemde Türkiye'nin Almanya ve diğer ülkelerle yaşadığı diplomatik sorunlarla bağdaştırılmak istenmektedir.

Oysa Bora'nın Türk olmasına karşılık F. P'de Polonyalıdır. Yani her iki isimde göçmendir. Fakat basın sadece Bora'nın Türklüğü üzerinde durmaktadır. Sizce bu haksızlık değil midir? Adalet herkes için eşit değil midir? Adalet kişilerin ırklarına, dinlerine, dillerine göre farklı mı uygulanıyor? Olay neden saptırılıyor ve içinden çıkılmaz bir hale getiriliyor?
Gelen iddialara göre A.G bu arada herkese olayı ben gördüm ve Bora'nın yaptığını söylüyor ve polise bu şekilde bir ifade verdiğini söyleyerek Bora'yı suçlu olarak anlatmıştır. Fakat A.G'nin polis raporu farklıdır. Polis raporunda olayı görmediğini ifade etmiştir. Peki neden A.G yanlış beyanlarda bulunmaktadır? A.G bu olayda kilit isimdir. Hukuk okuyan A.G neden mahkemeyi yanlış bir boyuta sürüklemektedir? Gerçekleri neden anlatmamaktadır? F.P ve Stefan'da gerçekleri konuşmamaktadır. Bunlar gerçeği neden saklıyor. Gerçeği saklayarak adaleti kandırabileceklerini mi sanıyorlar.

Gelelim davaya Bora'nın 4 Mayıs'ta yapılan mahkemesinde F.P'nin babası tarafından tutulan üç şahit gerçeği itiraf etti. Şahitler 'biz vuranı görmedik vuranın Bora olduğunu bize A.G söyledi' dediler. Verilen ifadeler polis tutanakları ve herşey çelişkili. Ortada büyük bir komplonun döndüğü açık ve net. Bora saat 23:30 mekanı terk ediyor ve güvenlik bunu onayladı. Partide veya başka bir yerde yaşanan olay sonradan gelişiyor ve F. P çıkan başka bir kavgada yaralanıyor. olayın ne olduğunuda kimse bilmiyor. F.P'yi gerçekten yaralayan kim? Gerçek saldırgan biliniyor mu? Biliniyorsa neden açıklanmıyor? Suç hemen neden Bora'nın üzerine yıkılmak isteniyor?
Suçlama ise gerçeği yansıtmıyor F. P'nin ifadesine göre 'F.P,  A.G ile konuşurken 'Bora arkadan gelip kafasına şişe ile vurduğunu söylüyor'. Doktor raporunda kafaya yandan vurulduğu ortaya çıkıyor. F.P neden açıkca konuşmaktan kaçıyor ve kendisine zarar vereni söylemek yerine Bora'yı suçluyor. F.P neden gerçekten kendisine zarar veren kişiyi açıklamıyor. Yoksa F.P'yi yaralayan bir tanıdığı mı? 
Üç tanık mahkemede Bora'nın avukatı ve savcı tarafından sıkıştırılınca gerçeği itiraf ediyor. Üç tanık, mahkemeden bir hafta önce Fabian P'nin babasının evlerine davet ettiğini, kendilerine  pizza ısmarladığını ve  mahkemede neler söylemeleri gerektiğini söylediğini itiraf ettiler. F.P''ye vuranın Bora olduğunu görmediklerini ve Bora'nin resmini A.G'nin telefonundan F.P'nin babası tarafından kendilerine gösterildiğini açıkladılar. Bu ne demek şimdi. Tanıklara pizza ısmarlanıyor ve Bora'yı suçlayacaksınız deniliyor. Onurlu hiç bir insan böylesine onursuz bir planın parçası olamaz. İnsanlığını, ahlakını, onurunu bir dilim pizzaya satamaz. Bu kadar mı insanlığımıza ait saf ve temiz duygularımız çürüdü. 
11 Mayıs'ta yapılan mahkemede iki şahitten birisinin hakim ve avukatın sıkıştırması sonrası paralı şahit olduğu ortaya çıktı. Diğeri ise polise verdiği ilk ifadesinde vuranın kısa saçlı ve esmer olduğunu söylemesine rağmen bu mahkemede vuranın uzun saçlı olduğunu (Bora uzun saçlı) söylemesi mahkemenin dikkatinden kaçmadı ve yalan açıklamaları deşifre edildi.
Herşey Bora'nın masum olduğunu kanıtlıyor ve kurtulma imkanı yüksekken, olay kapanacakken ilginç bir gelişme oluyor.
Burasıda çok ilginç ve sorgulanması gereken başka bir ayrıtıdır. Gelin beraber okuyalım ve iyice düşünelim. Bora'yı telefon ile arayarak partiye gelmesini isteyen arkadaşı Stefan ortaya çıkıyor. Olay günü Bora'yı yerden kaldıran, kavgayı ayıran ve Bora'nın yanında hareket eden ve Bora'ya destek veren en yakın arkadaşıdır. Fakat tesadüfe bakar mısınız, Bora'nın en yakın dostu, olayın tanığı, Stefan ddialara göre  A.G'nin F.P'den sonra ki yeni sevgilisi. Sevgili olduklarına dair yeteri kadar delil mevcuttur. Stefan uzun zamandan beri Bora ile zaten konuşmamaktadır. Çünkü A.G ile birliktedir. Olayın karmaşıklığını anlayabildiniz mi ve A.G'nın bu olayda ki rolü nedir sizce? Stefan gerçekleri neden saklıyorsun? Kendini bu hatanın içinde harcanmana neden fırsat veriyorsun? Yaptığın bu davranışın hayatın boyunca hep karşına çıkabileceğinin farkında değil misin? Yanlış ifadeler vererek hem gerçek dostunu Bora'yı hem kendini hem kendi ailene zarar verdiğini ve adaleti yanıltığının bilinçinde değil misin?

Mahkeme de Stefan  olay sonrasında polise verdiği normal ifadesinin tam tersini söylüyor. Bora'nın yakın 
arkadaşı ve olay günü partiye çağırmak için Bora'ya telefon açan Stefan 11 Mayıs'ta ki mahkemeye tanık olduğunda diyor ki,
'Bora bana dedi ben o çocuğun kafasına vurdum'.
Hakim 'bunu Bora'mı sana mı dedi diyerek' sorduğunda,
Stefan  'yok Viktor (olay günü partiye beraber katıldıkları üçüncü kişi) bana dedi, Bora, Viktor'a demiş' diyor.
Hakim Stefan'nın verdiği çelişkili ifadelerden dolayı kendisinin tutuklanabileceğini söylüyor Stefan'a. Korkuya kapılan Stefan mahkemede,
'Susma hakkımı kulanmak istiyorum, kendimi suçlu duruma düşürmek istemiyorum 'dedi.
17 Mayıs'ta bu durumu netleştirilmesi için polisler mahkemeye davet edildi. Stefan sonrasında tanık olarak Viktor dinlendi.
Hakim Stefan'ın anlatığını 'Bora sana Fabian P'nin kafasına vurduğunu söylemiş ve sende bunu Stefan'a söylemişsin' doğrumu diye soruyor.
Viktor iddiaları yalanlıyor. Ve yaşadıklarını açıkca anlatıyor. Böyle birşeyin olmadığını ve Stefan'a böyle bir şey söylemediğini anlatıyor.
Bora'nın eski dostu ve Bora'ya telefon açarak partiye davet eden ve yaşanan ilk olayın tanığı olan Stefan'ın yalanı ortaya çıkıyor. Stefan adaleti neden yanıltmaktadır? Gerçekleri bildiği çok açıktır fakat gerçekleri konuşmamaktadır. Anlatığı şeyler bunu çok net ortaya koymaktadır. Stefan adaleti yanıltmaktan vazgeç ve gerçeği anlat.

Farkettiniz mi A.G'nin yakınında olan herkes bu konuda gerçekleri çarptırıcak açıklamalarda bulunuyor. Neden? Neden hiç kimse F.P'ye gerçekten zarar verenin ceza alması için çaba sarfetmiyor. Lakin gerçek olmayan ifadelerle Bora resmen linç ediliyor. Bu kişiler yoksa F.P'yi yaralayanı gerçekten tanıyor olabilirler mi? Peki neden Bora suçlanıyor.
Alman medyası bu gerçekleri görmek istemiyor. Ve olayı çok farklı bir şekilde kamuoyuna anlatarak Bora'yı suçlu gösteriyor.
Bora büyük bir haksızlık ve iftiranın kurbanı ve billinçli bir şekilde linç kampanyası yürütülüyor. Bora ağır adam yaralama suçundan 6 ay ile 11 yıl arasında hapis cezası ile yargılanıyor. Alman medyası anlattığımız bu gerçekleri yansıtmıyor ve olayı Türk düşmanlığı noktasında ele alıyor. Bu olayın kaybedeni Bora ve ailesi. Bora'nin ailesi, maddi manevi olarak yıpranıyor ve bu kirli ve gerçek dışı iftiralardan oğulları Bora'yi kurtarmak için tüm paralarını harcıyorlar. Bora'nin ailesi A. G'den uzaklaşmak ve rahatlamak için Frankentahl'da bulunan evlerini satmak zorunda kalıyor ve şuan Mannheim'da kirada yaşıyorlar. Ama mağduru oynayan F.P ve ailesi bu işten epey karlı çıkıyor. F.P için bir yardım kampanyası düzenleniyor iddialara göre yüklü bir para toplanıyor ve hala para toplanmaya devam ediliyor. F. P ve ailesi bu olay sayesinde hayatları boyunca elde edemeyecekleri bir rahatlığa kavuşuyor. Aile Almanyadaki sosyal haklardan biri olan hastalık kasasından bonkörce faydalanmaya başlıyorlar. Evlerine temizlikçi, kuaför getirttiyorlar ve istekleri hiç bitmiyor. Hastalık kasası bu isteklere tepkisini gösterek 'yeter artık' diyor ve ödeme yapmaktan vazgeçiyor. Olayda F.P ve ailesi bu işten karlı çıktı şimdi Alman medyasıda arkalarında ve olay iyice karıştı. Akla karayı ayırmak zorlaştı. Bu noktada görev Türk medyasına ve tarafsız gerçekci yayın yapan Alman medyasına ve tabiki bizlere düşüyor. Adaleti yanıltanlara ve adalet ile oyun oynayanlara karşılık birleşmeli ve adaleti yanıltan bu kişilerin gerçek yüzlerini ortaya çıkartmaya mecburuz.
Bu olayın merkezi A.G gibi görünüyor.  Bora'nın ayrılalım teklifi üzerine bu ayrılığı kabul etmeyerek bir takım  gerçek olmayan ifadeler vererek ve tanıkları etkileyerek olayı çıkmaz bir hale soktu. Ve mahkeme A.G'nin dinlenmesine karar veriyor. 23 Mayıs'ta A.G Frankenthal da tanık olarak mahkemeye çıkıyor. A.G'nin mahkemede anlatacakları çok önemli ya gerçekleri açıkça anlatacak yada sürdürülen bu yanlış senaryoya gerçek dışı ifadelerini ekleyerek Bora'nın ceza almasını sağlayacak. A.G farkında olmadan kendi geleceğini baltalıyor. A.G Heidelberg'de hukuk öğrencisi. Yani geleğin hakimi, savcısı, avukatı olacak. Peki söyler misiniz şimdi şuan Bora'nın olayında adaleti yanıltan, Alman mahkemelerini oyalayan şahitleri istediği gibi yönlendiren A.G mesleğini eline aldığında ne kadar dürüst bir avukat, savcı, hakim olacak. A.G'nin adalet anlayışı Alman adalet sistemine ne kadar fayda sağlayacak sizce? İddialara göre çevresine 'Bora'ya Almanya'da doktorluk yaptırmayacağım' diyen A.G'nin adaletine ne kadar güvenebileceğiz.
Kendi değirmeninin olduğu araziye saray yaptırmak isteyen Alman imparatoru 2. Frederick'e karşı çıkarak. 'Berlinde Hakimler var' diyerek adaletin yüceliğini savunan değirmenci Sanssouci'nin adalet anlayışı ile A.G'nin adalet anlayışında dağlar kadar fark var. Sanssouci ve 2. Frederick bugün yaşasaydı eğer, A.G'nin adalet anlayışından ve adalete inancından dolayı şüpheye düşerlerdi.
Bora'nın mahkemesi 17 Mayıs da Frankenthal'da o gün ifadeleri alan polisler dinlenecek. 23 Mayıs ta 
yapılacak olan mahkemenin yıldızı ise A.G. Lütfen bu haksızlığa ve yanlışa dur demek zorundayız. Mahkeme herkese açık. Bora'nın ve ailesinin manevi desteğe ihtiyacı. Türk medyasının desteğine ihtiyacı var. Adaleti yanıltmanın yanlış olduğunu mahkemede toplanarak ve Bora'ya ve ailesine destek çıkarak göstermek zorundayız. Hatta görevimiz gerçek suçluyu bularak yani F.P'nin kafasında kim şişeyi kırdıysa ve komaya soktuysa o kişiyide bulup adalete teslim etmeye mecburuz.

Bora ve F.P hepimizin çoçuğu, hepimizin geleceği bu gerçek dışı olayda bu gençlerimize zarar vermek isteyenler cezalandırılmalıdır. Bugün Bora'nın ve F.B'nin başına gelenler yarın bizim çocuklarımızın başına gelme ihtimali yüksek talihsiz bir olaydır. Alman medyasının yanlış tutumuna ve Bora'ya kurulan kumpas ve akabinde Türklere yönelik yapılan bu haksızlığa dur demeye mecburuz. Kayıtsız kalmayın. Bana ne demeyin. Ancak bir oldukça bu zorlukların üstesinden gelebiliriz. Haydi Bora'nın geleceğine yapılan bu suikast girişimine hep birlikte engel olalım. Ve F.P'ye zarar verenleri bulup adalete teslim edelim.

Alman medyasının yaptığı haber linki: https://www.rnf.de/mediathek/video/rnf-life-vom-donnerstag-04-mai-2017/
14 Mayıs 2017 Heidelberg

14 Mayıs 2017 Heidelberg

12 Mayıs 2017 Cuma

Atatürkçülüğünüz Kaç Gram?

Atatürkçülüğünüz Kaç Gram?

Hep ben çok bilirim mantığı ile hareket edip bir şey bilmeyenler yüzünden bu durumlara düştük.
Atatürkçü Düşünce Derneklerinde, İşçi partililer (şimdiki tabela ismi Vatan Partisi, lakin ben ısrarla işçi partisi demeye devam edeceğim.) ile CHP'liler arasında gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında ciddi bir sürtüşme mevcut. Problem daha çok işçi partili kesimde, geçmişlerine sürgen çekip birden hepimizden daha iyi Atatürkçü olarak meydanlara çıkan bu kesim türlü ali cengiz oyunlarıyla yönetimlerinde daha çok CHP'lilerin bulunduğu Atatürkçü Düşünce Derneklerini ele geçirme ve bu dernekleri kendi düşüncelerine hizmet eden bir yer yani kendi düşüncelerini üyelerine empoze ettikleri ve çoğu zamanda İşçi partisi ve yan kuruluşlarına maddi destek sağlamak amacıyla ADD'leri ele geçirme derdindeler.
Gelin biraz örneklerle olayı açıklayarak Hildesheim'da kurulmak istenen ikinci ADD derneğine bağlayalım.
İşçi partisinin CHP seçmenini nasıl ikna ederek kendi düşüncelerini empoze ettiğini bir anımı anlatarak aktarmak istiyorum sizlere. Yaşadığım şehirde Mannheim'da CHP'li yaşlı bir ADD üyesi ile 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra yine o ADD'de verilen bir kahvaltıda ayak üstü seçimlere dair konuştuk. Yaşlı CHP'li bir kaç gündür Ulusal kanalı izlediğini ve oyunu CHP'ye verdiği için pişman olduğunu söyledi. 'Ama sen ulusal kanal izlemezdin ne oldu', diye sorduğumda kahvaltı salonunda bulunan ve İşçi partili olan kişiyi göstererek 'Ulusal kanal'da bazı programları izlememizi  tavsiye etti bizde kıramadık'. Bu kısa anıdan da anlaşıldığı gibi ADD'leri ele geçiren İşçi partililer üyelerin aklını çelmek için Ulusal kanala yönlendiriyorlar. Ulusal kanal'da bu görevini layıkıyla yapıyor. Ayrıca 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden önce CHP'den istifa eden bir isim, Kasım 2015 de  panel yapmak  için başka bir ADD tarafından Almanya'ya davet edilmişti. O dönemde ADD Mannheim başkanlığında bulunan Nil hanımla irtibata geçilerek bir panelde orada yapılması kararlaştırılmıştı. Bu paneli o dönemler işçi partililer hemen sahiplendi. Neden sahiplenmesinler, CHP'de gördüğü aksaklıklar nedeniyle CHP'den istifa eden bu isim, yaz ayında yapılacak olan genel seçimler için çok büyük bir kozdu isşi partilier için. Bu ismi al ADD leri dolaştır anti CHP propagandası yaptır ve ADD lerde bulunan  CHP'li üyelerin aklını bulandır ve oyların CHP'ye gitmesini engelle. Bu panele katılımı sağlamak için o güne kadar ADD Mannheim ile ilişkisi olmayan daha doğrusu daha önceki yönetimler tarfından ADD Mannheim'a sokulmayan, kapısından içeriye giremeyen işçi partililer what's up üzerinden panel davetiyesi yaparak panele katılımın çok olması için çalışmışlardır. ADD Mannheim'da  düzenlenen bu panelde  CHP'nin içindeki olumsuzlar anlatılmış ve bir nevi CHP'li üyelere anti CHP propagandası yapılmıştır. Bu ismin paneline katılan  bir CHP'li 'CHP'den istifa eden bu panelistin, ülkemizde ki olumsuzluklardan nasıl kurtuluruz bunun için ne yapmalıyız nasıl hareket etmeliyiz adına hiç bir şey anlatmadı sadece CHP'yi kötüledi' dedi. ADD Mannheim'ın etkinliğinde işçi partililerin foksiyonu nedir ve bu zamana kadar ADD Mannheim'ı ele geçiremeyen bu kişiler kimin sayesinde birden ADD Mannheim'ı sahiplendi ve destek verir hale geldi. Bu kişi kim? ADD Mannheim'ı işçi partililere açan bu isim zamanı geldiğinde bu yazımın altında kendisini deşifre edecektir. Bu isim yaşanan Egemen Bağış olayından sonra yapılan genel kurulda aday olmuş ve kazanmıştı. Bu isim adaylığını koyduğunda yanımda oturuyordu ve ona dedim ki, ADD Mannheim'ı işçi partililer senin sayende ele geçirecek, ve buradan işçi partisine rant sağlayacaksın. Burada gördüğün ve belli bir miktarda emekli maaşı alanlar bu insanları sömüreceksiniz. Senin derdin Atatürk değil senin derdin İşçi partisine nasıl fayda sağlayabilirim. Açık yüreklilikle söylediğim sözler sonrasında  bu kişi bundan hiç hoşlanmadı ve o gün bugündür bana ayrı bir düşmanlığı var. Canı sağolsun. Zamanla onun ne kadar haksız olduğunu hep birlikte göreceğiz. Bizzat kendisi bunu bize ispatlayacak.

Zaten genel itibariyle İşçi partililerin düzenlediği panellerin ana teması CHP'yi baltalamaktan geçiyor. Bu olmazsa olmazları. Düzenledikleri bu panellerde bu kişiler daha çok bu düşünceye yakın isimlerin kitapları satılıyor, ayrı bir köşede Ulusal kanal ve Aydınlık gazetesine üye kazandırılmak için standlar kurularak maddi kazanç sağlanıyor. Bu konular hakkında ADD Stuttgart, ADD Karlsruhe ve ADD Mannheim ın yaşadığı sıkıntılar ortadadır. ADD'leri ele geçiremeyen İşçi partililer çareyi yakın bir şehirde veya aynı şehirde başka bir Atatürkçü Düşünce derneği kurmakta bulurlar. Bu çok Atatürkçü İşçi partlili ADD'ler çakma 15 Temmuz darbesini Avrupa'da protesto etmek için AKP'lilerce organize edilen 'Demokrasi Mitinglerine' katılarak güya Cemaati protesto ettiler. Şaka gibi değil mi?
Gelelim ADD'leri bir çatı altında birleştirmek için Avrupa Atatürkçü Düşünce Birliğine. Ağırlıkla İşçi partililerden oluşur. Bu nedenle bazı ADD'ler bu birlik çatısı altında bulunmak istemezler. Birliğe üye olan dernekler üye sayılarının %10'nu (hata varsa düzeltilebilir) oranında gelirini birliğe ödemeleri gerekmektedir. Gerek İşçi partililerin ağırlıkta olması gerekse üye gelirlerinden birliğe ödeme yapılması nedeniyle birlik dışında kalmak isteyen ADD'ler mevcuttur. Problem burada başlıyor İşçi partililer bu dernekleri içlerine dahil etmek için dernek yöneticilerini yıldırma ve caydırma taktikleri uyguluyor. Uzun zamandan beri bu uygulamalara maruz kalan dernek ise ADD Hildesheim derneği. Israrla Avrupa Atatürkçü Düşünce Birliğine dahil olmak istemeyen bu dernek ve yöneticileri sanal alemde hakarete uğruyor, iftira atılıyor ve bilinçli bir karalama kampanyası yapılıyor. Dernek yöneticileri yaşanan bu anlamsız suçlamalar ve baskılar sonucu derneği kapatma kararı alıyor. Lakin bir kaç yürekli insanımız derneğin yaşatılması gerektiğini savunuyor ve bu adımdan geri dönülüyor. ADD Hildesheim 2014 de kurularak faaliyetlerine başladı. Referandum zamanında başarılı sokak çalışmalarına imza attı. Tuttuğu otobüslerle seçmelerin sandığa taşınmasına ve oy kullanılmasına sağladı. Bu dönemde işçi partili ADD'ler kendi derneklerinde kendilerine kahvaltı düzenledi. 23 Nisan'ı içeriğine uygun birşekilde dünya çocuklarını bir araya getirerek kutladı, 29 Ekim Cumhuriyet bayramında Beyhan Yıldırm, 10 Kasım'da Türker Ertürk ve Güneş Erkul katılımıyla paneller gerçekleştirdi. Ve daha çok fazla etkinliğe imza attılar. Ayrıca ADD Hildesheim 9 Eylül'de değerli tarihçimiz Prof. Dr. Kemal Arı ile çok anlamlı bir etkinlik yapma hazırlığı içindeler. Hem derneğin kuruluş masrafları hem bu yapılan etkinlikler ADD Hildesheim'ın bir kaç yöneticinin parasıyla yapıldı, yapılıyor. Bu fedarkarlığı sizler yapabiliyor musunuz? Sonra para ,yer ve mekan düşkünü ve kendini bilmez bir kaç kişi tarafından, (biz bunlara kişiliği gelişmemiş kişiliksizler diyebiliriz.) ADD Hildesheim'ın bir dernek lokali olmadığı için çantacı dernek olmakla suçluyor. Ve bunlar Atatürkçü ve demokrat geçiniyor. ADD Hildesheim üyelerinden aidat almıyor. Başarılı işlere imza atmak için canla başla çalışan bir avuç Atatürkçü ne yazık ki ne idüğü belli olmayan bir kaç tuhaf insan tarafından haksız ithamlarla suçlanıyor.

Burası önemli dikkatlice okuyun ve karar verin. ADD Hildesheim 2014 de kuruldu. Hildesheim yaklaşık 100 bin nüfusa sahip ve yaklaşık 2000 Türk yaşıyor. Ve Yavuz Biçer isminde birisi derneğin kapatılacağını öğrenince ortaya çıkyor 38 yıldır Hildesheim'da yaşıyor ama ADD Hildesheim'a üye değil, etkinliklerine katılmamış hiç bir destekte bulunmamış. Bırakın bunları 38 yıldır Hildesheim'da bir Atatürkçü Düşünce Derneği kurmak için bir adım dahi atmamış. Şimdi herkesten daha kralcı ve daha alim. 
Bu beyfendiyi üç kişi aramış güya Hildesheim'da ADD derneği yürümezmiş. Gel bu üç kişiyi açıkla. Kim bu üç kişi ve hangi parti ve dernek üyesi.
Yavuz Biçer mevcut ADD Hildesheim başkanına ' benim yanımdaysanız bu iş olur'diyor. Biri Yavuz Biçer'e anlatmalı Hildesheim'da zaten başarılı bir ADD mevcut. İllaki destek vermek istiyorsanız siz onların yanında olun. Siz kimsiniz ki bir ADD derneği sizin yanınızda olacak. Derneklere üye olunur ve derneklere destek verilir. Dernekler kişilere özel destek vermezler.
Bu bilgin kişi Yavuz Biçer ' Ben tarihçiyim' diyor, lakin 9 Eylül'de Add Hildesheim'ın davetlisi olarak gelecek olan değerli tarihçimiz Prof. Dr. Kemal Arı'yı tanımıyor. Burada gülmek serbest. Yavuz Biçer hangi ülkenin tarihçisi.
Yavuz Biçer 'Ayrıca yönetime girmek istemiyorum. Hiç vaktim yok' diyor. Devamında 'Neler yapılacağını gelecek toplantılarda teklif edeceğim kabul edilip çalışılacak.' diyor. Emre bakar mısın. Yönetime girmek istemeyen Yavuz Biçer başkan edasıyla emir veriyor ve üstelik derneğe üye bile değil. Sanal alemde uzayıp giden başkanlık mücadelesi ve tartışmaları ise kaliteden uzak. Iki kişi seviyesiz bir şekilde Yavuz Biçer'i destekleyici, ADD Hildesheim'ı suçlayıcı ithamlarda bulunuyor. Kullanılan kelimeler ve üslup incelendiğinde kalitesizlik göze batıyor. Atatürkçülük bunlara kaldıysa vay halimize. Bu kadar detay durum üzerine analiz yapmanıza yeterli olacaktır diye düşünüyorum. Diğer kaynaklara girmeye lüzum görmüyorum. Yönetime girmek istemeyen Yavuz Biçer ve sanal alemde seviyesiz ve kalitesiz tartışmalara müdahil olup Yavuz Biçeri padişah yapmak isteyenler 21.05.2017 toplanarak Hildesheim'da ikinci bir Atatürk Düşünce Derneği kuracaklar. Yeni derneğin ismi Atatürk Kültür Derneği. (Parantez açalım bu isim konusunda da epey ilginç, komik ve acemi olayların kimler arasında yaşandığını ve isminin nasıl değiştirildiğini çok iyi biliyoruz.) Bu kişiler kimden destek alıyor. Avrupa Düşünce Derneği Birliği başkanı Mustafa Tosun bu sorunlara neden el atmıyor. Yoksa Mustafa Tosun'da Yavuz Biçer'in derneğini mi destekliyor?
Bu kara komediye dahil olanların o gün o toplantıya katılmalarını önemle ricaediyoruz. Körler sağırlar birbirini ağırlar mantığı ile siz derneğinizi kurun. Birbirinizin gözünün içine bakarak yalan yanlış konuşarak verin mehteri, verin mehteri. Biz kim ak kimin kara olduğunu çok iyi biliyoruz. Sizin Atatürkçülüğünüz bir gram bile değil.


11.05.2017 Heidelberg