1 Kasım 2017 Çarşamba

Şehir Hastanelerinin Asıl Amacı

Sağlık sektöründe vurgunun adı Şehir hastaneleri

Sağlık sektöründe halkımızın en büyük ihtiyacı, sağlığın kaliteli ve ulaşılabilir olması, eşit, katkı, katılım, pirim payı olmadan sağlığın ücretsiz sunulması değil midir. Peki Şehir hastaneleri bize bu isteklerimizi karşılamak amacıyla mı hazırlandı.
Şehir hastaneleri nedir ne değildir gelin hep birlikte inceleyerek esas amacın ne olduğuna ulaşmaya çalışalım. Bunun için 2002 de Ab ye taahhüt ettiğimiz ulusal programdan başlayalım.

Ulusal Program nedir?
Türkiye’nin AB’ye verdiği taahhütlerden oluşur, adına “Ulusal Program” denilir sağlık ile ilgili maddesi şöyledir “Sağlık Bakanlığının yeniden yapılandırılması, devlet hastanesi, sigorta hastanesi ve kurum hastanesi ayırımının kaldırılarak tüm hastanelerin tek çatı altında toplanması ve hastanelerin idari ve mali yönden özerk bir yapıya kavuşturulmasına yönelik olarak başlatılan çalışmaların tamamlanması amaçlanmaktadır.”(Ulusal Program, 2002) Türkiyeyi yönetenler bu projeler için benim hayalimdi diyor ama bu hayal kapitalizmin hayali olduğu bu taahhütte çok net anlaşılıyor.

Erdoğan 21 şehirde 29 projeyi hayata geçirerek Türkiye'nin sağlık sektörünü küresel çetelerin hizmetine sunuyor.

Gelin biraz daha detaya girerek Şehir hastanelerinin ne anlama geldiğine bakalım.
Kapitalizm sağlık sektörümüze el atıyor. Sağlıkta yapılamayan özelleştirme Şehir Hastanesi tabelası altında yapılıyor. Kamu- Özel sektör ortaklığı ile sağlık sektörümüz sermayenin hizmetine veriliyor. Oysa Kamu özel ortaklığı emperyalizmin bir planıdır.
Mahmut ÖZYÜREK Kamu özel ortaklığını şu şekilde açıklıyor. Kamu Özel Ortaklığı’nın fikir babası emperyalizmin kurnaz mimarlarından biri olan Milton Friedman’dır. Friedman,Emperyalist sistemin tıkandığı, geniş halk yığınlarının sömürüye karşı başkaldırdığı 70’li yıllarda,kitleler uyanmadan” sömürü çarkının yürütebilmesinininceliklerini” ortaya koyduğu modelin adıdır “Kamu Özel Ortaklığı” diyor.

Prof. Dr Gökhan Önem, bize allanıp pullanarak sunulan şehir hastanesi projesi yerli bir proje değildir. Dünya bankası tarafından piyasalaştırılan sağlık sistemi sonucunda İngiltere, İskoçya, Portekiz gibi ülkelerde yıllar önce uygulanmış ve olumsuz sonuçların alındığı bir projedir.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, Şehir Hastaneleri’nin Birleşik Krallık’tan ithal edilen bir sistem olduğunu belirterek, şubat ayında Birleşik Krallık kaynaklı bir rapor açıklandığını ve bu raporda Kamu Özel Ortaklığı (KÖO) uygulamalarıyla İngiliz sağlık sisteminin çökertildiği tespitinin yapıldığını aktardı. Manchester İşletme Okulu’ndan Prof. Jean Shaoul’un Birleşik Krallık’taki KÖO’ları “maliyet açısından büyük bir finansal felaket” ve “vurgunculuk” olarak nitelediğini aktaran Tükel, içerdeki felaket denebilecek sonuçlara rağmen Birleşik Krallık Hükümeti’nin dünyada KÖO’ları yaymaya çalışmasının nedeninin, şirketlerine yarar sağlama çabası olduğunu kaydetti.

Halk Sağlığı uzmanı Doç. Dr. İlker Belek göre şehir hastaneleri,
Şehir hastanesi denilen model dış dünyada Kamu Özel Ortaklığı (Public Private Partnership-3P) olarak bilinir. Devlet “param yok” diyerek hastane yatırımından çekilir. Elindeki araziyi 25 yıllığına ihaleyle özel bir şirkete devreder. Şirket arazi üzerine hastaneyle birlikte, AVM, otopark, eğlence merkezi inşaatları da yapar. Hastaneyi devlete kiralar. Diğer müştemilatı ise bir şekilde işletir. Ayrıca devlet temizlik, yemekhane, güvenlik hizmetlerini de 25 yıl boyunca yatırımcı şirketten satın alır. Bazı durumlarda bu listeye görüntüleme ve laboratuar hizmetleri de eklenir.

Adana Tabip Odası Başkanı Ökten'e göre şehir hastaneleri projesinin sağlığın tamamen piyasalaştırılması anlamına geldiğini vurgulayarak, projenin bir özelleştirme yöntemi olduğuna dikkat çekmektedir. Bunun önünün açılması için özel kanun hükmünde kararname çıkarıldığını belirtiyor.

Siz Erdoğan'ın 14 yıllık rüyamdı dediğine bakmayın bu rüya İMF'nin, Dünya bankasının, AB'nin rüyasıdır. Ülkemiz yöneticileri, gelirlerini artıramayan ve mali bunalımda olan kapitalizme bu projelerle kesesini doldurma ve rahat bir nefes alma imkanı sunuyor. Ülkemizin sağlık sektörü Batı'ya Emperyalizme peşkeş çekiliyor. Bu sistem yeni bir proje olmadığı ve küresel sermayenin Dünya bankası aracılığıyla kendisine iş sahası açması için yapılmış bir sömürü aracıdır.
2013 de dönemin başbakanı olan Erdoğan'ın ısrarla üzerinde durduğu bir konuydu şehir hastaneleri. Yandaş medya bu yeni projeleri abartarak ve gerçeğinden uzak haberle anlatırken işin gerçeği çok farklıydı. Örneğin Ankara'da yapılması planlanan 2 Şehir hastanesi için kapanacak en köklü 14 hastanede çalışan 4 bin 807 sözleşmeli personel işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştı. Düşünün sağlık için Ankara'nın çiğerleri sayılan ODTÜ ormanları talan edildi. Bu proje için Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası kesenin ağzını açarak bu proje için 100 milyon avro kredi verdi. Ayrıca İzmir ve Kocaeli şehir hastanelerinin toplam 1.4 milyar dolarlık yatırım tutarının 1.1 milyar dolarının dış kredi karşılandı. Sadece Ankara Etlik projesinde devletin ödemesi gereken kira bedeli yıllık 319 milyon Tl.

Peki nasıl işleyecekti bu sistem.
Kamu-özel ortaklığıyla kurulacak şehir hastanelerini, Devlet haznine arazisini bedelsiz verecek, yükleniciler önce inşa edecek sonra da işlemesinden yükümlü olacak. Karşılığında ise kamudan kira bedeli alacaklar, ayrıca kampus içindeki ticari alanlardan gelir elde edebilecekler. Şirketlere sunulan bütün bu mali avantajlar yetmedi ve 2013 yılında yayınlanan bir torba yasaya eklenen bir maddeyle kredi kullanan şirketlerin bütün borç yükümlülüğü, herhangi bir risk durumuna karşı, faiziyle birlikte TC devleti tarafından üstlenildi. Şehir içlerinde değerli arazilerde kalan Devlet hastaneleri bu şirketlere bedelsiz tahsis ediliyor.
Bu konu ile ilgili olarak Metin aydoğan: "Şirket aldığı devlet hastanelerinin arazilerine isterse konut, iş merkezi, AVM yapabilecek. Devlet hastanelerinin bütün arazileri kent içinde ve çok kıymetli yerler buralar. Devlet hastaneleri kalkıyor ve doktorlar ücretli taşeron eleman haline geliyor." diyor.

Sağlık bakanlığı 25 yıllık kiracı ve büyük kiralar ödemek zorunda bırakılıyor.
Sağlık Bakanlığı meclisten çıkan bu kararla sermayenin 25 yıl kiracısı olacak. Bugüne kadar yapılan ihalelerde Sağlık Bakanlığı'nın özel şirketlere ödeyeceği yıllık kira bedelleri; Kayseri 137.73 milyon, Ankara-Etlik 319 milyon, Ankara-Bilkent 289 milyon, Manisa 64.25 milyon, Konya-Karatay 88.79 milyon TL olarak belirlendi. Beş ihaledeki yıllık kira toplamı 898 Milyon 770 Bin TL'ye ulaşıyor. Bu rakam 25 yılda toplam 22 Milyar 469 Milyon 250 Bin TL ile Sağlık Bakanlığı'nın 2012 yılı bütçesinden 8 Milyar TL daha fazla olacak. Devlet bu şekilde borç bataklığına sürüklenirken normal bedelinden daha fazla paralar ödemek zorunda bırakılıyor.

Yapılan projelerde verilen rakamlarda tutarsızlık göze batıyor.
Yapılan ihaleler kamuoyundan saklanıyor ve maliyetler kamuoyuna açıklanmıyor.
DR. KAYIHAN PALA ya göre,
Şehir hastanelerinde ortalama olarak yatak başına 287 m2 kapalı alan düşüyor. Bir hastanenin gerek yapım gerekse de hizmet sunumu maliyetlerini yükseltmek için bulunabilecek en etkin yollardan birisi tercih edilmiş... Kamu-özel ortaklığı yöntemi ile ihale edilen ve “şehir hastanesi” adıyla toplumun karşısına çıkartılan yeni hastanelerin yüksek maliyetlerinin gizlendiğini belirttiyor.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın “2017 Yılı Bütçe Sunumu” 2016 yılı sonunda toplam 11 milyon 788 bin m² kapalı alanı olan ve 41.091 yatak kapasitesine sahip 29 şehir hastanesi projesi yürütülmektedir. Bakan bu projelerin toplam yatırım bedelinin yaklaşık olarak “10 milyar ABD Doları” olduğunu açıklamıştı. ( Döviz üzerinden yapılan sözleşmelerin sakıncalarını bilmeyeniz yoktur diye düşünüyorum. )

Dr. Pala bu konunun kısa ve anlaşılabilir bir matemetiksel izahını yapmış. Bakanlığın açıklamasına göre şehir hastanelerinin 1 metrekaresinin 848 ABD dolarına, 1 yatağın ise 243.362 ABD doları ediyor. 1 Doların 3.8 tl olduğunu göz önünde bulundurursak, şehir hastanelerinin 1 metrekaresi 3.222 tl'ye yatağının ise 924.776 tl'ye mal oluyor. Maliyetlerin dolara endekli olması ise doların yükselmesiyle maliyetlerinde artacağını göstermektedir. Görüldüğü gibi çok karlı bir iş.

Şehir hastanesi ve Özel hastaneleri karşılaştıma yaparsak, Örneğin Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı tarafından Haziran 2016’da yayınlanan “Özel hastane Ön Fizibilite Raporu”na göre 150 yataklı tam donanımlı bir özel hastanenin sabit yatırım tutarı 40.498.587 TL olarak hesaplanmıştır . Bu durumda 1 yatağın maliyeti 269.991 TL’dir. Şehir hastanelerinde bu tutarın bir yatak başına 654.785 TL üzerinde bir maliyet belirlenmiş olması ayrıntılı olarak incelenmelidir. Şehir hastanelerinde ortalama yatak maliyeti çok yüksektir.

Bu arada ilginç bir bulgu, Sağlık Bakanlığı’na ait yukarıda sözü edilen iki belgede, Bilkent şehir hastanesi yatak sayısının ve inşaat alanı metrekaresinin örtüşmemesidir. Bakanın Bütçe sunumunda yatak sayısı 3.662 olarak görünürken, Paranın Değeri Analiz Yaklaşımında yatak sayısı 3.704 olarak görünmektedir. Aradaki küçük gibi görünen 42 yatağın 10,2 milyon ABD doları tutarında bir maliyetinin olduğu gözden kaçırılmamalıdır. (Vurgunun boyutları ciddi boyutlarda.)

Şehir hastanelerinin Maliyeti Devlet Hastanelerin maliyetinde fazla.
2010 yılında “İhale Yöntemi” ile yapılan 1200 Yataklı Erzurum Devlet Hastanesi 193,5 Milyon TL bedelle tamamlanmıştır. Fakat buna rağmen
Kayseri Şehir Hastanesi (1538 Yatak) sabit yatırım tutarı 427 Milyon TL’yi geçmiştir. Devlet Kayseri Şehir Hastanesi için yüklenici firmaya 25 yılda 3 Milyar 443 Milyon TL kira bedeli ödeyecektir.
Yani Kayseri Şehir Hastanesi için firmaya ödenecek 1,5 yıllık kira bedeli karşılığında (1200 Yataklı) bir Devlet Hastanesi yapılabilecektir!

Şehir Hastaneleri ile Amaçlanan Nedir?
Devletin Şehir hastanelerine sağladığı akıl almaz fırsatlar ve kolaylıklar.
Rıfat Serdaroğlu devletin şehir hastanelerine sağladığı kolayları çok güzel maddeler halinde sırlamış.
Basit bir anlatımla, Türk Milletinden saklanan Şehir Hastanelerinin gerçeği şöyle;
-İhaleyi alan firmaya, hazine arazisi BEDAVA verilir.
-Devlet firmaya 25-30 yıl sürekli kira ödemesi yapmayı, hazine garantisi vererek kabullenir.
-Sözleşme süresi 49 yıla kadar çıkarılabilir.
-Hastane çevresindeki tesisleri yüklenici firma işletir, gelir onundur.
-Hastane ve çevresindeki yapılardaki işletmeler her türlü vergi-harçtan muaftır.
-Hastanelere devlet tarafından %70 doluluk garantisi verilmektedir.
-Şehir Hastanesinin çevresindeki Devlet Hastaneleri kapatılacak ve kadroları Şehir Hastanesine devredilecektir.
-Kapatılan Devlet Hastanelerinin bina ve arazilerinin tasarrufu da yüklenici firmaya bırakılacaktır.
-Sağlık tamamen PARALI ve PAHALI hale getirilmektedir diyor.

Araştırmacı yazar Metin Aydoğan ise konuyla ilgili benzer görüşler belirtiyor.
Şehir hastaneleri projesinin "Yap-işlet-devret modeline benziyor ama çok daha çarpık yanları var" diyen Aydoğan, "Projelerde merkezde otelcilik hizmeti verecek bir bina yapılıyor, etrafında ihtisas hastanelerini sıralanıyor. Yani kompleks bir yapı bu şehir hastaneleri. İhalesi gizli şartları açıklanmıyor, çağrılı oluyor ve istenilen kişilere veriliyor. Şimdi bu hastaneler hangi kentte yapılıyorsa o kentteki bütün devlet hastaneleri kapatılıyor ve binasıyla, arazisiyle, doktoruyla ve sağlık personeliyle birlikte şehir hastanesini yapan firmaya devrediliyor" Programda "Şehir hastanelerine yüzde 70 doluluk garantisi veriliyor. Yani hastalanacak bizim insanımız, hastalanma garantisi veriliyor" diyen yazar Metin Aydoğan şöyle devam ediyor: "Şimdi halk ilk başta büyük bir para ödemiyor. Sosyal güvencesi varsa zaten devlet ödüyor. Sosyal güvencesi olmaz ise kendisi ödüyor. O kompleksin merkezindeki otelcilik hizmeti kapsamında kafeler vs. var. Hasta burada yatarsa faturasını sosyal güvencesi varsa devlet, yoksa kendisi ödüyor. Parayı kim verirse versin beş yıldızlı otel faturalarıyla karşılaşılacak bir olay bu. Bunun dışında tetkiklerin tümü paralı oluyor. Bu paranın saptanması da şirketin inisiyatifinde. Bunun sonucu şu olacak; halk bir kere orada yatamayacak. Yatalak hasta sorun yaşayacak ve ucuz özel hastane aramaya başlayacak çünkü artık bildiğimiz tarzda devlet hastanesi olmayacak."
Şehir hastanelerine 30 milyar dolar ayrıldığını ve ödemesinin de taahhüt edildiğinin ifade eden Metin Aydoğan, "Bunun mülkiyeti de devletin ve o şirketin ortak mülkiyeti oluyor. Ama devlet kendi mülkünde kiracı konumuna düşüyor. 18 tane devlet hastanesine 30 milyar dolar para ödüyor. Yine geleceği borçlandıran, yine halkın üzerine yük bindirecek olan bir şey bu. Ama halk yeni binayı görüyor ve ‘harika’ diyor, ‘fazla para da vermedim’ diyor. Ama yakında şunu öğrenecek; yatalak hasta haline gelirse şehir hastanelerinin ne olduğunu görecek" dedi.
Yanlış bilgiler halk kandırılıyor.
Denizli de yapılan şehir hastanesi için Prof Dr Gökhan Önem ise, Özellikle devletin ödediği yıllık kira bedelleri o kadar yüksek ki, 3-4 yıllık kira bedeli ile devlet tüm hastaneyi kamu kaynakları ile yapabilecekken 28 yıl yüksek miktarda kira ödeyerek kamu kaynaklarının ciddi miktarda israfına yol açıyor. Torunlarımız dahi borçlandırılıyor diyor. Önem, aslında Denizli'nin ihtiyacı olan kamu yatak sayısını arttırmıyor. Proje bittiğinde Denizli merkezindeki devlet hastaneleri şehir hastanesine taşınacağı için mevcut kamu yatak sayısına ilave olarak 1000 yatak kapasiteli bir hastane yapılıyormuş gibi sunuluyor. Devlet hastanelerinin özelleştirilmesi projesi olan bu proje ile halkımızın ücretsiz tedavi hizmeti alabildiği Denizli merkezdeki Devlet hastanesi de elimizden gidecek. Şehir hastanesinde ücretsiz sağlık hizmeti almak hayal olacak. Bununla beraber şehir hastanesinin şehrin dışına yapılması nedeniyle hastaların hastaneye ulaşımında ciddi sıkıntıların yaşanacağını belirtiyor.
Bu israf neden?
Maliyeti saklanan şehir hastanelerin maliyeti ile ilgili olarak, CHP İstanbul Millet vekili Aykut erdoğdu Türkiye genelinde inşası devam eden şehir hastaneleri ile ilgili açıklamalarda bulundu. Erdoğdu, “10 şehir hastanesine yapılan harcama sabit maliyeti 3,8 milyar lira. Bunlar için 25 yıllığına ödenecek kira 37 milyar TL. Sadece ilk kiralar daha işletme ücretlerini bilmiyoruz. 37 milyar TL ödeyeceğiz tam 10 katı. Halk, 25 yıllığına 37 milyar TL para ödemek zorunda kalacak.” dedi. Şehir hastanelerinin gizli özelleştirme olduğunu ifade eden Aykut Erdoğdu, “Hatta buna hırsız tipi özelleştirme deniliyor batıda. Bakıldığında 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun ek 7’nci maddesine dayanılarak bu işlem yapılıyor.” diye konuştu.

Adana Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten yaptı. Türkiye bir taraftan tıbbi malzeme çöplüğüne dönerken, bir taraftan da dev şirketler için teknoloji pazarı olmuş durumdadır. Adana'da yapılan 1550 yataklı Şehir Hastanesi'nin maliyeti 680 milyon 452 bin 306 dolardır diyor.

Yandaş Sermayeye rant yaratılmak isteniyor.
Devlet nakit param yok diye bu işten çekiliyor ama ihaleyi kazanan şirketler yatırım için gereken parayı dışarıdan kredi alarak buluyorlar.
Örneğin 1550 yataklı Adana şehir hastanesi ihalesini kazanan grup (Sıla-Şentürkler-Rönesans) dışarıdan 430 milyon Euro kredi aldı ve bunu 18 yıl içinde 540 milyon Euro olarak geri ödeme sözü verdi.
Anlaşıldığı gibi burada çok kritik bir soru gündeme geliyor: Madem ki şehir hastanesi yatırımı için ekonomik bir yeterlilik ve nakit kaynak gerekmiyor, o halde bu işi neden devlet kendisi yapmıyor ?
Nedeni çok basit: Yandaş sermayeye rant aktarmak. Hatta yoktan yandaş sermaye yaratmak. Adana şehir hastanesi için devletin 25 yılda şirkete ödeyeceği kira bedeli yaklaşık 3 milyar TL ve bu şirketlerin inşaata başlayacak kadar bile nakiti yok. Ama olsun. AKP şirketlerin dışarıdan 25 yıla kadar vadeli kredi bulabilmesi için aracılık yapıyor, hatta bu iş için özel bir yasal düzenlemesi bile yayınlıyor.

Isparta şehir hastanesinde Akfen köşeyi dönüyor.

Mahmut ÖZYÜREK göre, 2015 yılı başında ihale süreci tamamlanmış bulunan 14 şehir hastanesinin yıllık kira bedeli toplamı 2.5 milyar TL, 25 yıllık kira bedeli toplamı ise yaklaşık 63 milyar TL idi. Isparta şehir hastanesinin toplam yatırım bedelini Akfen’in 1 milyar 150 milyon TL olarak açıkladığını dikkate aldığımızda, devletin şirketlere ödeyeceği 25 yıllık kira ile tam 55 tane Isparta şehir hastanesi yapabileceğini anlıyoruz. Ya da bir yıllık kira ödemesi ile 2 tane Isparta şehir hastanesi.
Zaman içinde devreye giren başka faktörler de şirketlere para kazandırıyor: Isparta hastanesinin ihale sürecinin başında devlet Akfen’e 29.5 milyon Dolar (yani o zamanın parasıyla 52 milyon TL) yıllık kira ödeme sözü vermiş. Bu bugünün kuruyla yaklaşık yıllık 106.5 milyon TL’ye, 25 yıllık ise 2.6 milyar TL’ye denk geliyor. Kira bedeli ile yatırım bedeli karşılaştırıldığında Akfen daha şimdiden kur farkının yarattığı avantajla 1.5 milyar TL kazanmış oluyor. Açılış töreninde Binali Yıldırım yatırım tutarını 600 milyon TL, inşaatı tamamlayan Akfen yönetim kurulu başkanı Hamdi Akın ise 1 milyar 150 milyon TL olarak açıkladı. Hangisi doğru, Akfen’in cebine havadan para mı sokuldu ?

Devlet klasik ihale yöntemiyle ve tam donanımlı olarak tamamlanan Erzurum devlet hastanesini 193 milyon TL’ye tamamlarken, aynı kapasiteli hastaneyi yapacak Adana şirketleri bu iş için 430 milyon Euro (TL değil) fiyat verdiler.

Hastalık yeni rant kapısı mı?
Sağlık mı yoksa rant mı sorusu sorulduğunda sağlığımızın ve halkımızın sermayeye rant haline getirildiği görülüyor. Amaç sağlık vermekten ziyade rant elde etmek.
Bu haliyle şehir hastaneleri teknoloji tekelleri açısından çok karlı bir yatırım alanı. Aynı şeyi halk sağlığı açısından söylemek imkansız. Zira gereksiz kullanılan teknolojinin hastanın sağlığına zarar mı yoksa yarar mı verir? %70 doluluk sözü verildiğini hatırlarsak halkımız daha çok hastalanacak veya hastalandırılacak.
Oysa dünya hastane kriterlerine bakıldığında, hastane işletmeciliği açısından en verimli tercih yatak sayısını maksimum 250-300 civarında tutmaktır. Fazlası hastane enfeksiyonlarında artışa neden olmakta, hijyen sorunları yaratmaktadır ayrıca yönetim sorunlarına, verimliliğin düşmesine yol açmaktadır.
AKP’nin şehir hastanelerinde bir yatak başına ortalama 287 m2 kapalı alan düşüyor. Oysa batıda bu yalnızca 150-200 m2’dir. Aradaki büyük farkın tıbbi bakım hizmetiyle herhangi bir ilgisinin olmadığı, ama firmalara yüklü para kazandırdığı ortada. Türk halkının sağlığı Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası (DB) ve Avrupa Birliği (AB)’nin hiç umurunda değil. Türkiye’de sağlık ciddi, bakir bir rant kapısıdır. Ve bu bakir kapı şehir hastaneleri projeleri ile ele geçirilmek istenmektedir.

Kapitalizmin iştahını açan Ülkemizde ki hastalanma rakamları.
Rant ne kadardır. Türkiye’de bir yıl içinde özel-kamu tüm sağlık kuruluşlarına 2010’da 539 milyon başvuru gerçekleşirken, 2011’de bu sayı 72 milyon artarak 611 milyona çıkmış.
2013 yılında kamu hastaneleri kurumuna toplamda günlük ayaktan başvuran hasta sayısının 766 bin, acil servise gelen sayısının ise 232 bin.
Yalnızca 2011 yılında hastanelerde yapılan muayene ve reçetelerden alınan katkı payı 3 milyar 512 milyon TL dolayında.
Katkı paylarına yapılan %23,6 oranındaki artış sonucunda 2012 yılında vatandaşın cebinden 831 milyon 329 bin TL fazladan para çıkmış. Böylece toplanan katkı payı miktarı 4 milyar 344 milyon TL ye ulaşmış.

Nüfusu 75 milyonu geçen ülkemizin hasta sayısı ve sağlık sektöründe dönen ciddi rakamlar küresel çetelerin ağzının suyunu akıtmaktadır.Ülkenin dört bir yanında açılan/inşa edilen şehir hastaneleri Hazine’yi tahminlerin ötesinde bir mali cendere altına soktumuştur. Tüm gerçeklerin karşısında Şehir hastaneleri övmek ve doğru bir yatırımdır demek büyük hatadır. Şehir hastaneleri güzel ülkemizin sağlık sistemini ranta çevirmek amaçlı hazırlanmış küresel bir plandır.

1 Kasım 2017 Heidelberg