Sağlık
sektöründe vurgunun adı Şehir hastaneleri
Sağlık
sektöründe halkımızın en büyük ihtiyacı, sağlığın
kaliteli ve ulaşılabilir olması, eşit, katkı, katılım, pirim
payı olmadan sağlığın ücretsiz sunulması değil midir. Peki
Şehir hastaneleri bize bu isteklerimizi karşılamak amacıyla mı
hazırlandı.
Şehir
hastaneleri nedir ne değildir gelin hep birlikte inceleyerek esas
amacın ne olduğuna ulaşmaya çalışalım. Bunun için 2002 de Ab
ye taahhüt ettiğimiz ulusal programdan başlayalım.
Ulusal
Program nedir?
Türkiye’nin
AB’ye verdiği taahhütlerden oluşur, adına “Ulusal Program”
denilir sağlık ile ilgili maddesi şöyledir “Sağlık
Bakanlığının yeniden yapılandırılması, devlet hastanesi,
sigorta hastanesi ve kurum hastanesi ayırımının kaldırılarak
tüm hastanelerin tek çatı altında toplanması ve hastanelerin
idari ve mali yönden özerk bir yapıya kavuşturulmasına yönelik
olarak başlatılan çalışmaların tamamlanması
amaçlanmaktadır.”(Ulusal
Program, 2002) Türkiyeyi yönetenler bu projeler için benim
hayalimdi diyor ama bu hayal kapitalizmin hayali olduğu bu taahhütte
çok net anlaşılıyor.
Erdoğan
21 şehirde 29 projeyi hayata geçirerek Türkiye'nin sağlık
sektörünü küresel çetelerin hizmetine sunuyor.
Gelin
biraz daha detaya girerek Şehir hastanelerinin ne anlama geldiğine
bakalım.
Kapitalizm
sağlık sektörümüze el atıyor. Sağlıkta yapılamayan
özelleştirme Şehir Hastanesi tabelası altında yapılıyor. Kamu-
Özel sektör ortaklığı ile sağlık sektörümüz sermayenin
hizmetine veriliyor. Oysa Kamu
özel ortaklığı emperyalizmin bir planıdır.
Mahmut
ÖZYÜREK
Kamu
özel ortaklığını şu şekilde açıklıyor. Kamu
Özel Ortaklığı’nın fikir babası emperyalizmin kurnaz
mimarlarından biri olan
Milton Friedman’dır.
Friedman,Emperyalist sistemin
tıkandığı, geniş halk yığınlarının sömürüye karşı
başkaldırdığı 70’li yıllarda,“kitleler
uyanmadan” sömürü
çarkının yürütebilmesinin“inceliklerini”
ortaya
koyduğu modelin adıdır “Kamu
Özel Ortaklığı”
diyor.
Prof.
Dr Gökhan Önem, bize allanıp pullanarak sunulan şehir hastanesi
projesi yerli bir proje değildir. Dünya bankası tarafından
piyasalaştırılan sağlık sistemi sonucunda İngiltere, İskoçya,
Portekiz gibi ülkelerde yıllar önce uygulanmış ve olumsuz
sonuçların alındığı bir projedir.
TTB
Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, Şehir
Hastaneleri’nin Birleşik Krallık’tan ithal edilen bir sistem
olduğunu belirterek, şubat ayında Birleşik Krallık kaynaklı bir
rapor açıklandığını ve bu raporda Kamu Özel Ortaklığı (KÖO)
uygulamalarıyla İngiliz sağlık sisteminin çökertildiği
tespitinin yapıldığını aktardı. Manchester İşletme Okulu’ndan
Prof. Jean Shaoul’un Birleşik Krallık’taki KÖO’ları
“maliyet açısından büyük bir finansal felaket” ve
“vurgunculuk” olarak nitelediğini aktaran Tükel, içerdeki
felaket denebilecek sonuçlara rağmen Birleşik Krallık
Hükümeti’nin dünyada KÖO’ları yaymaya çalışmasının
nedeninin, şirketlerine yarar sağlama çabası olduğunu kaydetti.
Halk
Sağlığı uzmanı Doç. Dr. İlker Belek
göre şehir hastaneleri,
Şehir
hastanesi denilen model dış dünyada Kamu Özel Ortaklığı
(Public Private Partnership-3P) olarak bilinir. Devlet “param yok”
diyerek hastane yatırımından çekilir. Elindeki araziyi 25
yıllığına ihaleyle özel bir şirkete devreder. Şirket arazi
üzerine hastaneyle birlikte, AVM, otopark, eğlence merkezi
inşaatları da yapar. Hastaneyi devlete kiralar. Diğer müştemilatı
ise bir şekilde işletir. Ayrıca devlet temizlik, yemekhane,
güvenlik hizmetlerini de 25 yıl boyunca yatırımcı şirketten
satın alır. Bazı durumlarda bu listeye görüntüleme ve
laboratuar hizmetleri de eklenir.
Adana
Tabip Odası Başkanı Ökten'e göre şehir hastaneleri projesinin
sağlığın tamamen piyasalaştırılması anlamına geldiğini
vurgulayarak, projenin bir özelleştirme yöntemi olduğuna dikkat
çekmektedir. Bunun önünün açılması için
özel
kanun hükmünde kararname çıkarıldığını
belirtiyor.
Siz
Erdoğan'ın 14 yıllık rüyamdı dediğine bakmayın bu rüya
İMF'nin, Dünya bankasının, AB'nin rüyasıdır. Ülkemiz
yöneticileri,
gelirlerini
artıramayan ve mali bunalımda olan kapitalizme bu projelerle
kesesini doldurma ve rahat bir nefes alma imkanı sunuyor. Ülkemizin
sağlık sektörü Batı'ya Emperyalizme peşkeş çekiliyor. Bu
sistem yeni bir proje olmadığı ve küresel sermayenin Dünya
bankası aracılığıyla kendisine iş sahası açması için
yapılmış bir sömürü aracıdır.

2013
de dönemin başbakanı olan Erdoğan'ın ısrarla üzerinde durduğu
bir konuydu şehir hastaneleri. Yandaş medya bu yeni projeleri
abartarak ve gerçeğinden uzak haberle anlatırken işin gerçeği
çok farklıydı. Örneğin Ankara'da
yapılması planlanan 2 Şehir hastanesi için kapanacak en köklü
14 hastanede çalışan 4 bin 807 sözleşmeli personel işsiz kalma
tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştı. Düşünün sağlık
için Ankara'nın çiğerleri sayılan ODTÜ ormanları talan edildi.
Bu proje için Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası kesenin ağzını
açarak bu proje için 100 milyon avro kredi verdi. Ayrıca İzmir
ve Kocaeli şehir hastanelerinin toplam 1.4 milyar dolarlık yatırım
tutarının 1.1 milyar dolarının dış kredi karşılandı.
Sadece Ankara Etlik projesinde devletin ödemesi gereken kira bedeli
yıllık 319 milyon Tl.
Peki
nasıl işleyecekti bu sistem.
Kamu-özel
ortaklığıyla kurulacak şehir hastanelerini, Devlet haznine
arazisini bedelsiz verecek, yükleniciler önce inşa edecek sonra da
işlemesinden yükümlü olacak. Karşılığında ise kamudan kira
bedeli alacaklar, ayrıca kampus içindeki ticari alanlardan gelir
elde edebilecekler. Şirketlere
sunulan bütün bu mali avantajlar yetmedi ve 2013 yılında
yayınlanan bir torba yasaya eklenen bir maddeyle kredi kullanan
şirketlerin bütün borç yükümlülüğü, herhangi bir risk
durumuna karşı, faiziyle birlikte TC devleti tarafından
üstlenildi.
Şehir içlerinde değerli arazilerde kalan Devlet hastaneleri bu
şirketlere bedelsiz tahsis ediliyor.
Bu
konu ile ilgili olarak Metin aydoğan:
"Şirket aldığı devlet hastanelerinin arazilerine isterse
konut, iş merkezi, AVM yapabilecek. Devlet hastanelerinin bütün
arazileri kent içinde ve çok kıymetli yerler buralar. Devlet
hastaneleri kalkıyor ve doktorlar ücretli taşeron eleman haline
geliyor." diyor.
Sağlık
bakanlığı 25 yıllık kiracı ve büyük kiralar ödemek zorunda
bırakılıyor.
Sağlık
Bakanlığı meclisten çıkan bu kararla sermayenin 25 yıl kiracısı
olacak. Bugüne kadar yapılan ihalelerde Sağlık Bakanlığı'nın
özel şirketlere ödeyeceği yıllık kira bedelleri; Kayseri 137.73
milyon, Ankara-Etlik 319 milyon, Ankara-Bilkent 289 milyon, Manisa
64.25 milyon, Konya-Karatay 88.79 milyon TL olarak belirlendi. Beş
ihaledeki yıllık kira toplamı 898 Milyon 770 Bin TL'ye ulaşıyor.
Bu rakam 25 yılda toplam 22 Milyar 469 Milyon 250 Bin TL ile Sağlık
Bakanlığı'nın 2012 yılı bütçesinden 8 Milyar TL daha fazla
olacak. Devlet bu şekilde borç bataklığına sürüklenirken
normal bedelinden daha fazla paralar ödemek zorunda bırakılıyor.
Yapılan
projelerde verilen rakamlarda tutarsızlık göze batıyor.
Yapılan
ihaleler kamuoyundan saklanıyor ve maliyetler kamuoyuna
açıklanmıyor.
DR.
KAYIHAN PALA
ya göre,
Şehir
hastanelerinde ortalama olarak yatak başına 287 m2 kapalı alan
düşüyor. Bir hastanenin gerek yapım gerekse de hizmet sunumu
maliyetlerini yükseltmek için bulunabilecek en etkin yollardan
birisi tercih edilmiş...
Kamu-özel
ortaklığı yöntemi ile ihale edilen ve “şehir hastanesi”
adıyla toplumun karşısına çıkartılan yeni hastanelerin yüksek
maliyetlerinin gizlendiğini belirttiyor.
Sağlık
Bakanı Recep Akdağ’ın “2017 Yılı Bütçe Sunumu” 2016
yılı sonunda toplam 11 milyon 788 bin m² kapalı alanı olan ve
41.091 yatak kapasitesine sahip 29 şehir hastanesi projesi
yürütülmektedir. Bakan bu projelerin toplam yatırım bedelinin
yaklaşık olarak “10 milyar ABD Doları” olduğunu açıklamıştı.
( Döviz üzerinden yapılan sözleşmelerin sakıncalarını
bilmeyeniz yoktur diye düşünüyorum. )
Dr.
Pala bu konunun kısa ve anlaşılabilir bir matemetiksel izahını
yapmış. Bakanlığın açıklamasına göre şehir hastanelerinin 1
metrekaresinin 848 ABD dolarına, 1 yatağın ise 243.362 ABD doları
ediyor. 1 Doların 3.8 tl olduğunu göz önünde bulundurursak,
şehir hastanelerinin 1 metrekaresi 3.222 tl'ye yatağının ise
924.776 tl'ye mal oluyor. Maliyetlerin dolara endekli olması ise
doların yükselmesiyle maliyetlerinde artacağını göstermektedir.
Görüldüğü gibi çok karlı bir iş.
Şehir
hastanesi ve Özel hastaneleri karşılaştıma yaparsak, Örneğin
Kuzey
Anadolu Kalkınma Ajansı tarafından Haziran 2016’da yayınlanan
“Özel hastane Ön Fizibilite Raporu”na göre 150 yataklı tam
donanımlı bir özel hastanenin sabit yatırım tutarı 40.498.587
TL olarak hesaplanmıştır . Bu durumda 1 yatağın maliyeti 269.991
TL’dir. Şehir hastanelerinde bu tutarın bir yatak başına
654.785 TL üzerinde bir maliyet belirlenmiş olması ayrıntılı
olarak incelenmelidir. Şehir hastanelerinde ortalama yatak maliyeti
çok yüksektir.
Bu
arada ilginç bir bulgu, Sağlık Bakanlığı’na ait yukarıda
sözü edilen iki belgede, Bilkent şehir hastanesi yatak sayısının
ve inşaat alanı metrekaresinin örtüşmemesidir. Bakanın Bütçe
sunumunda yatak sayısı 3.662 olarak görünürken, Paranın Değeri
Analiz Yaklaşımında yatak sayısı 3.704 olarak görünmektedir.
Aradaki küçük gibi görünen 42 yatağın 10,2 milyon ABD doları
tutarında bir maliyetinin olduğu gözden kaçırılmamalıdır.
(Vurgunun boyutları ciddi boyutlarda.)
Şehir
hastanelerinin Maliyeti Devlet Hastanelerin maliyetinde fazla.
2010
yılında “İhale Yöntemi” ile yapılan 1200
Yataklı Erzurum Devlet Hastanesi 193,5 Milyon TL bedelle
tamamlanmıştır.
Fakat buna rağmen
Kayseri
Şehir Hastanesi (1538 Yatak) sabit yatırım tutarı 427 Milyon
TL’yi geçmiştir. Devlet Kayseri Şehir Hastanesi için yüklenici
firmaya 25 yılda 3 Milyar 443 Milyon TL kira bedeli
ödeyecektir.
Yani
Kayseri Şehir
Hastanesi için firmaya ödenecek 1,5 yıllık kira bedeli
karşılığında (1200 Yataklı) bir Devlet Hastanesi
yapılabilecektir!
Şehir
Hastaneleri ile Amaçlanan Nedir?
Devletin
Şehir hastanelerine sağladığı akıl almaz fırsatlar ve
kolaylıklar.
Rıfat
Serdaroğlu devletin şehir hastanelerine sağladığı kolayları
çok güzel maddeler halinde sırlamış.
Basit
bir anlatımla, Türk Milletinden saklanan Şehir Hastanelerinin
gerçeği şöyle;
-İhaleyi
alan firmaya, hazine arazisi BEDAVA verilir.
-Devlet
firmaya 25-30 yıl sürekli kira ödemesi yapmayı, hazine garantisi
vererek kabullenir.
-Sözleşme
süresi 49 yıla kadar çıkarılabilir.
-Hastane
çevresindeki tesisleri yüklenici firma işletir, gelir
onundur.
-Hastane
ve çevresindeki yapılardaki işletmeler her türlü vergi-harçtan
muaftır.
-Hastanelere
devlet tarafından %70 doluluk garantisi verilmektedir.
-Şehir
Hastanesinin çevresindeki Devlet Hastaneleri kapatılacak ve
kadroları Şehir Hastanesine devredilecektir.
-Kapatılan
Devlet Hastanelerinin bina ve arazilerinin tasarrufu da yüklenici
firmaya bırakılacaktır.
-Sağlık
tamamen PARALI ve PAHALI hale getirilmektedir
diyor.
Araştırmacı
yazar Metin Aydoğan ise konuyla ilgili benzer görüşler
belirtiyor.
Şehir
hastaneleri projesinin "Yap-işlet-devret modeline benziyor ama
çok daha çarpık yanları var" diyen Aydoğan, "Projelerde
merkezde otelcilik hizmeti verecek bir bina yapılıyor, etrafında
ihtisas hastanelerini sıralanıyor. Yani kompleks bir yapı bu şehir
hastaneleri. İhalesi gizli şartları açıklanmıyor, çağrılı
oluyor ve istenilen kişilere veriliyor. Şimdi bu hastaneler hangi
kentte yapılıyorsa o kentteki bütün devlet hastaneleri
kapatılıyor ve binasıyla, arazisiyle, doktoruyla ve sağlık
personeliyle birlikte şehir hastanesini yapan firmaya devrediliyor"
Programda "Şehir hastanelerine yüzde 70 doluluk garantisi
veriliyor. Yani hastalanacak bizim insanımız, hastalanma garantisi
veriliyor" diyen yazar Metin Aydoğan şöyle devam ediyor:
"Şimdi halk ilk başta büyük bir para ödemiyor. Sosyal
güvencesi varsa zaten devlet ödüyor. Sosyal güvencesi olmaz ise
kendisi ödüyor. O kompleksin merkezindeki otelcilik hizmeti
kapsamında kafeler vs. var. Hasta burada yatarsa faturasını sosyal
güvencesi varsa devlet, yoksa kendisi ödüyor. Parayı kim verirse
versin beş yıldızlı otel faturalarıyla karşılaşılacak bir
olay bu. Bunun dışında tetkiklerin tümü paralı oluyor. Bu
paranın saptanması da şirketin inisiyatifinde. Bunun sonucu şu
olacak; halk bir kere orada yatamayacak. Yatalak hasta sorun
yaşayacak ve ucuz özel hastane aramaya başlayacak çünkü artık
bildiğimiz tarzda devlet hastanesi olmayacak."
Şehir
hastanelerine 30 milyar dolar ayrıldığını ve ödemesinin de
taahhüt edildiğinin ifade eden Metin Aydoğan, "Bunun
mülkiyeti de devletin ve o şirketin ortak mülkiyeti oluyor. Ama
devlet kendi mülkünde kiracı konumuna düşüyor. 18 tane devlet
hastanesine 30 milyar dolar para ödüyor. Yine geleceği
borçlandıran, yine halkın üzerine yük bindirecek olan bir şey
bu. Ama halk yeni binayı görüyor ve ‘harika’ diyor, ‘fazla
para da vermedim’ diyor. Ama yakında şunu öğrenecek; yatalak
hasta haline gelirse şehir hastanelerinin ne olduğunu görecek"
dedi.
Yanlış
bilgiler halk kandırılıyor.
Denizli
de yapılan şehir hastanesi için Prof Dr Gökhan Önem ise,
Özellikle devletin ödediği yıllık kira bedelleri o kadar yüksek
ki, 3-4 yıllık kira bedeli ile devlet tüm hastaneyi kamu
kaynakları ile yapabilecekken 28 yıl yüksek miktarda kira ödeyerek
kamu kaynaklarının ciddi miktarda israfına yol açıyor.
Torunlarımız dahi borçlandırılıyor diyor. Önem, aslında
Denizli'nin ihtiyacı olan kamu yatak sayısını arttırmıyor.
Proje bittiğinde Denizli merkezindeki devlet hastaneleri şehir
hastanesine taşınacağı için mevcut kamu yatak sayısına ilave
olarak 1000 yatak kapasiteli bir hastane yapılıyormuş gibi
sunuluyor. Devlet hastanelerinin özelleştirilmesi projesi olan bu
proje ile halkımızın ücretsiz tedavi hizmeti alabildiği Denizli
merkezdeki Devlet hastanesi de elimizden gidecek. Şehir hastanesinde
ücretsiz sağlık hizmeti almak hayal olacak. Bununla beraber şehir
hastanesinin şehrin dışına yapılması nedeniyle hastaların
hastaneye ulaşımında ciddi sıkıntıların yaşanacağını
belirtiyor.
Bu
israf neden?
Maliyeti
saklanan şehir hastanelerin maliyeti ile ilgili olarak, CHP İstanbul
Millet vekili Aykut erdoğdu Türkiye
genelinde
inşası devam eden şehir hastaneleri ile ilgili açıklamalarda
bulundu. Erdoğdu, “10 şehir hastanesine yapılan harcama sabit
maliyeti 3,8 milyar lira. Bunlar için 25 yıllığına ödenecek
kira 37 milyar TL. Sadece ilk kiralar daha işletme ücretlerini
bilmiyoruz. 37 milyar TL ödeyeceğiz tam 10 katı. Halk, 25
yıllığına 37 milyar TL para ödemek zorunda kalacak.” dedi.
Şehir hastanelerinin gizli özelleştirme olduğunu ifade eden Aykut
Erdoğdu,
“Hatta buna hırsız tipi özelleştirme deniliyor batıda.
Bakıldığında 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun
ek 7’nci maddesine dayanılarak bu işlem yapılıyor.” diye
konuştu.
Adana
Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten yaptı. Türkiye
bir taraftan tıbbi malzeme çöplüğüne dönerken, bir taraftan da
dev şirketler için teknoloji pazarı olmuş durumdadır. Adana'da
yapılan 1550 yataklı Şehir Hastanesi'nin maliyeti 680 milyon 452
bin 306 dolardır diyor.
Yandaş
Sermayeye rant yaratılmak isteniyor.
Devlet
nakit param yok diye bu işten çekiliyor ama ihaleyi kazanan
şirketler yatırım için gereken parayı dışarıdan kredi alarak
buluyorlar.
Örneğin
1550 yataklı Adana şehir hastanesi ihalesini kazanan grup
(Sıla-Şentürkler-Rönesans) dışarıdan 430 milyon Euro kredi
aldı ve bunu 18 yıl içinde 540 milyon Euro olarak geri ödeme sözü
verdi.
Anlaşıldığı
gibi burada çok kritik bir soru gündeme geliyor: Madem ki şehir
hastanesi yatırımı için ekonomik bir yeterlilik ve nakit kaynak
gerekmiyor, o halde bu işi neden devlet kendisi yapmıyor ?
Nedeni
çok basit: Yandaş sermayeye rant aktarmak. Hatta yoktan yandaş
sermaye yaratmak. Adana şehir hastanesi için devletin 25 yılda
şirkete ödeyeceği kira bedeli yaklaşık 3 milyar TL ve bu
şirketlerin inşaata başlayacak kadar bile nakiti yok. Ama olsun.
AKP şirketlerin dışarıdan 25 yıla kadar vadeli kredi bulabilmesi
için aracılık yapıyor, hatta bu iş için özel bir yasal
düzenlemesi bile yayınlıyor.
Isparta
şehir hastanesinde Akfen köşeyi dönüyor.
Mahmut
ÖZYÜREK
göre,
2015
yılı başında ihale süreci tamamlanmış bulunan 14 şehir
hastanesinin yıllık kira bedeli toplamı 2.5 milyar TL, 25 yıllık
kira bedeli toplamı ise yaklaşık 63 milyar TL idi. Isparta şehir
hastanesinin toplam yatırım bedelini Akfen’in 1 milyar 150 milyon
TL olarak açıkladığını dikkate aldığımızda, devletin
şirketlere ödeyeceği 25 yıllık kira ile tam 55 tane Isparta
şehir hastanesi yapabileceğini anlıyoruz. Ya da bir yıllık kira
ödemesi ile 2 tane Isparta şehir hastanesi.
Zaman
içinde devreye giren başka faktörler de şirketlere para
kazandırıyor: Isparta hastanesinin ihale sürecinin başında
devlet Akfen’e 29.5 milyon Dolar (yani o zamanın parasıyla 52
milyon TL) yıllık kira ödeme sözü vermiş. Bu bugünün kuruyla
yaklaşık yıllık 106.5 milyon TL’ye, 25 yıllık ise 2.6 milyar
TL’ye denk geliyor. Kira bedeli ile yatırım bedeli
karşılaştırıldığında Akfen daha şimdiden kur farkının
yarattığı avantajla 1.5 milyar TL kazanmış oluyor. Açılış
töreninde Binali Yıldırım yatırım tutarını 600 milyon TL,
inşaatı tamamlayan Akfen yönetim kurulu başkanı Hamdi Akın ise
1 milyar 150 milyon TL olarak açıkladı. Hangisi doğru, Akfen’in
cebine havadan para mı sokuldu ?
Devlet
klasik ihale yöntemiyle ve tam donanımlı olarak tamamlanan Erzurum
devlet hastanesini 193 milyon TL’ye tamamlarken, aynı kapasiteli
hastaneyi yapacak Adana şirketleri bu iş için 430 milyon Euro (TL
değil) fiyat verdiler.
Hastalık
yeni rant kapısı mı?
Sağlık
mı yoksa rant mı sorusu sorulduğunda sağlığımızın ve
halkımızın sermayeye rant haline getirildiği görülüyor. Amaç
sağlık vermekten ziyade rant elde etmek.
Bu
haliyle şehir hastaneleri teknoloji tekelleri açısından çok
karlı bir yatırım alanı. Aynı şeyi halk sağlığı açısından
söylemek imkansız. Zira gereksiz kullanılan teknolojinin hastanın
sağlığına zarar mı
yoksa yarar mı verir? %70 doluluk sözü verildiğini hatırlarsak
halkımız daha çok hastalanacak veya hastalandırılacak.
Oysa
dünya hastane kriterlerine bakıldığında, hastane
işletmeciliği açısından en verimli tercih yatak sayısını
maksimum 250-300 civarında tutmaktır. Fazlası hastane
enfeksiyonlarında artışa neden olmakta, hijyen sorunları
yaratmaktadır ayrıca yönetim sorunlarına, verimliliğin düşmesine
yol açmaktadır.
AKP’nin
şehir hastanelerinde bir yatak başına ortalama 287 m2 kapalı alan
düşüyor. Oysa batıda bu yalnızca 150-200 m2’dir. Aradaki büyük
farkın tıbbi bakım hizmetiyle herhangi bir ilgisinin olmadığı,
ama firmalara yüklü para kazandırdığı ortada. Türk
halkının sağlığı Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası
(DB) ve Avrupa Birliği (AB)’nin hiç umurunda değil.
Türkiye’de
sağlık ciddi, bakir bir rant kapısıdır. Ve bu bakir kapı şehir
hastaneleri projeleri ile ele geçirilmek istenmektedir.
Kapitalizmin
iştahını açan Ülkemizde ki hastalanma rakamları.
Rant
ne kadardır. Türkiye’de bir yıl içinde özel-kamu tüm sağlık
kuruluşlarına 2010’da 539 milyon başvuru gerçekleşirken,
2011’de bu sayı 72 milyon artarak 611 milyona çıkmış.
2013
yılında kamu hastaneleri kurumuna toplamda günlük ayaktan
başvuran hasta sayısının 766 bin, acil servise gelen sayısının
ise 232 bin.
Yalnızca
2011 yılında hastanelerde yapılan muayene ve reçetelerden alınan
katkı payı 3 milyar 512 milyon TL dolayında.
Katkı
paylarına yapılan %23,6 oranındaki artış sonucunda 2012 yılında
vatandaşın cebinden 831 milyon 329 bin TL fazladan para çıkmış.
Böylece toplanan katkı payı miktarı 4 milyar 344 milyon TL ye
ulaşmış.
Nüfusu
75 milyonu geçen ülkemizin hasta sayısı ve sağlık sektöründe
dönen ciddi rakamlar küresel çetelerin ağzının suyunu
akıtmaktadır.Ülkenin
dört bir yanında açılan/inşa edilen şehir hastaneleri Hazine’yi
tahminlerin ötesinde bir mali cendere altına soktumuştur.
Tüm gerçeklerin karşısında Şehir hastaneleri övmek ve doğru
bir yatırımdır demek büyük hatadır. Şehir hastaneleri güzel
ülkemizin sağlık sistemini ranta çevirmek amaçlı hazırlanmış
küresel bir plandır.
1
Kasım 2017 Heidelberg