31 Ocak 2018 Çarşamba

Halk Fırkası, YCHP ve Delege Sistemi


Halk Fırkası, YCHP ve Delege Sistemi


Bu yazı CHP'nin 36. Genel Kurulunda oy kullanacak olan delegelere tarihi görevlerini hatırlatmak amacıyla yazılmıştır.

Yıl 1922, Emperyalizme verilen savaş kazanılmıştı. Fakat Amerikan mandacıları, İngiliz muhipleri, yüzyılar boyunca süre gelen Osmanlı yönetiminin yarattığı düşünce ve aydınlanma üzerindeki baskı, saltanat ve hilafet'e olan biat kültürünün tesirinde kalanlar başta İstanbul olmak üzere Türkiye topraklarında kalmıştı. Bu unsurlar Atatürk'ün gerçekleştirmek istediği Türk Devrimlerinin önünde engel olarak çıkmak için hazır haldelerdi. Falih Rıfkı Atay o yılların Türkiye'sini şöyle anlatmaktaydı; ' denize açılmak için limandan ayrılmış, ancak rotasını kaptanından başka kimsenin bilmediği bir gemi.'

Atatürk, bağımsızlığını kazanan Türkiye'nin sağlam temeller üzerine kurulmasının öneminin farkındaydı. Var olan engelleri akılcı çözümler bularak ilerliyor ve ülke için en doğru kararları, yapacaklarını halkına anlatarak ve onlarla fikir alışverişi yaparak alıyordu. Yaptığı tüm devrimlerin halkı tarafından kabul edilmesi çok önemliydi. Zira kendi deyimiyle fani Mustafa Kemal ölüp gittiğinde bu devrimlere sahip çıkacak olan halktı. Türk halkına güveni sonsuzdu ve emanet olarak bırakacağı her devrimini sonuna kadar savunacaklarına ve yaşatacaklarına inanıyordu. Atatürk'e göre Türk halkı kendi kendini yönetmeli ve yönetime birebir dahil olmalıydı.7 Aralık 1922'de Hakimiyet-i Milliye ve Yeni Gün gazetelerine bir açıklama yaptı. 'Halktan gördüğüm sevgi ve güvene layık olabilmek için sıradan bir yurttaş olarak, yaşantım boyunca sürdürmek ve ülke yararına adamak amacıyla, halkçılık temelinde ve Halk Fırkası adıyla bir parti kurmak istiyorum.' Atatürk'ün Halk Fırkasının kurmaktaki en temel amaç budur. Ne zayık ki günümüz YCHP'si halkçılıktan uzaklaşmış bu ilke sadece isim olarak altıokun içinde yer almaktadır.

Halk Atatürk için kutsaldı. Yapmış olduğu bu konuşma sonrasında Anadolu köylülerinin arasından da katılımcılar saptamak ve halk ile karşılıklı fikir alışverişinde bulanabilmek için 14 Ocak 1922'den 13 Aralık 1922'ye kadar Anadolu'yu gezmiş ve Halk Fırkasını anlatmıştır. Mustafa Kemal 1919 yıllarında ki gibi yine halkın arasında ve halkıyla birebir sıcak ilişkiler kurarak kuralacak olan yeni Türkiye'yi anlatıyordu. Amacı, savaş meydanlarında Türk halkı tarafından Emperyalizme karşı verilen başarılı savaşın siyasi arenada da Halk Fırkası adı altında devamını sağlamaktı. Ve bu yeni partiye Türk halkının desteğini almaktı. Günümüz YCHP'si gerek Emperyalizm gerekse içimizdeki uzantılarıyla mücadele edememektedir veya etmemektedir. CHP Tehdit altındadır. Kurtarılması mecburidir.

Atatürk yaptığı bu gezilerde hem halk ile hemde Müdafaa-i Hukuk yöneticileriyle görüşüyordu. 'Örgütünüzü dağıtmayın, yabancı düşman gitti, ama savaş bitmedi. Ülke vatan hainleriyle dolu, Örgütünüzü genişletin. Yeni Türkiye'yi birlikte kuracağız. O Türkiye ki, kanınızla, canınızla yeniden elde ettiniz. Onu, dışta ve içteki tüm düşmanların saldırılarına dayanabilecek kadar sağlam temeller üzerine kurabiliriz. Halk Fırkası'nı sizler kuracaksınız. Bütün sadık Türkleri örgütümüzün çatısı altında toplayın. Türkiye'yi yönetecek olan sizlersiniz; yani halktır, Halk Fırkası'dır' diyordu. Düşmanın Türkiye'den hiç gitmeyeceğinin farkında olan Atatürk, Halkını örgütlemeye çağırıyor ve kurulacak olak Halk Fırkası etrafında toplanılmasının önemine vurgu yapıyordu. Türkiye'nin kurtuluşu olarak gördüğü Halk Fırkası yaşadığımız bugünlerde düşman işgali altındadır. Bu açık ve nettir. Gerçekleşecek olan genel kurul da bu gerçek göz önünde bulundurulmalı veya bu gerçeklerin farkında olan bireylerin delege olarak seçilmesi önemlidir. Ayrıca Müdafaa-ı Hukuk gibi küçük örgütlenmelerin oluşturulması gereklidir. Apartman apartman, mahalle mahalle, köy köy, şehir şehir örgütlenmelerin yapılması çok önemlidir. Düşman sinsice her hücremizi ele geçirmiş ve hedefine doğru ilerlemektedir. Batı tarafından dayatılan ayrıştırılmalara son vererek kenetlenilmesi ve birlik olunması Türkiye'nin geleceği için ilk şarttır.

Atatürk, Türk halkını yönetmek için aday olanların bir adım öne çıkanların her zaman halka karşı dürüst olmaları gekliliğine inanıyor ve bunu öne çıkaran konuşmalar yapıyordu. 15 Ocak 1922'de Eskişehir'de, 'Ülkeye ve millete gerçekten hizmet etmek isteyenler, düşüncelerini ve yapacakları işleri, halka açık olarak söylemelidirler. Bunu yapamazlarsa, boş sözlerle milleti yanıltıyor, aklını karıştırıyorlar demektir. Şiarımız (inancımız) her zaman millete gerçekleri anlatmak olmalıdır. Millet, ancak böyle aydınlığa götürülebilir. Benim hayatım boyunca izlediğim yol budur. Şimdiye kadar millete yapamayacağım bir söz vermedim' demiştir. O yıllardan bu yıllara Türk siyasetinin nasıl yozlaştırıldığını bire bir canlı olarak tanıklık ediyoruz. Bu düşünceleri gerçekten benimseyen siyasetçiler yetiştirebilseydik eğer Türkiye bugün mutaasır medeniyetler seviyesine ulaşmış hatta geçmiş olabilirdi. Bu açıklama, Türkiye'nin aydınlık geleceği için halkçı vekillerin yetişmesinin önemine bir kez daha vurgu yapmaktadır.

Atatürk Türkiye'yi çok iyi tanıyor ve sınıfsal ayrılıkların olmaması gerektiğine dair bütünleştirici açıklamalar da yapıyordu. Çünkü bu sınıfsal, etnik veya dinsel farklıkların Emperyalizm tarafından kullanılabileceğini biliyordu. Bunun için bütün milleti kapsayan bir partinin kurulması gerekiyordu. Eskişehir'de yaptığı konuşmasında bu ayrıntıya da değinmiş ve şöyle demişti. 'Ülkemizde her zümreyi içeren bir halk vardır ve bu halk çatışmayı değil, bağımsızlığını ve egemenliğinin korunmasını istiyor. Milletin ana çıkarlarını sağlamak için, bütün millete dayanan bir partinin (fırkanın) kurulması gerekir. Böyle bir partinin programı, yalnızca bir kişinin kafasından çıkamaz. Bu konuda inceleme yapmış, ülkenin ihtiyacını görmüş kişilerden yararlanılmalıdır. Program yaparken, haddimizi ve atacağımız adımı bilmeli, hayallere kapılmamalıyız. Amaca ulaşmak için özleyeceğimiz yolu, duygularımızla değil, aklımızla çizmeliyiz.'

Türkiye'yi yönetmek isteyenlerin iyi donanımlı olması Atatürk için çok önemliydi. Siyaset her insanın yapabileceği veya üstesinden gelebileceği bir uğraş alanı değildir. Gerek Türkiye'yi gerekse dünyayı daha iyi koşullara taşımak vaadiyle gelenlerin verdikleri sözlerin eri olması ve bu alanda çaba sarfetmesi önemlidir. Fakat siyaset, siyaset yapabilecek vasıflara sahip olmayanların elindedir. Dünyada ortaya çıkan kara tablonun nedeni budur. Atatürk, yaptığı gezilerinde bunun da öneminde bahsetmiştir. 'Benim ve hepimizin düşünmek zorunda olduğu şey, bu ülke ve bu milleti gerçekten kurtarabilecek beyinlerin, vatanseverlerin, bir araya gelmesini sağlamaktır. Bu yetenekte olan insanlar, her neredeyse, onları bulup milletin geleceğini yürütme işini verdiğimiz Meclis'e sokmak gerekir. Davranışlarımızın belirlenmesinde; akıl, bilim, deneyim, egemen olmalıdır.' Bu açıklamanın önemini kavrayarak yerine getirebilirsek Türkiye'nin çok kazançlı olacağı kanısındayım.

Atatürk, partileşme ve örgütlenmenin bir ülkeyi ayakta tutan önemli temel taşlardan biri olarak görüyordu. Fakat bu parti ve örgütlenmelerin de güvenilir kişilerce yapılması gerektiğinin altını çiziyordu. Çıkar ve menfaat gruplarınca yanlış yönlendirilen halkların ilelebet özgürce yaşamayacaklarının farkındaydı. Bu yapılaşmaların peşinden giden halkların bağımsızlıklarını kaybedeceklerini inanıyordu. Atatürk'e göre Türkiye Cumhuriyeti her daim Bağımsız olarak kalabilmeliydi. Özellikle söz konusu olan ülke Türkiye olunca buna daha çok dikkat etmesi ve bu konuda halkına gerekli uyarıları yapmanın kaygısını içindeydi. Yaptığı yurt gezilerinde de bu konuya değiniyordu. ' Türk milleti, daha önce olduğu gibi, çıkarcı grupların kurduğu partilerin peşinden gitmemeli, kendi program ve partisini yaratarak siyasete katılmalıdır. Tam bağımsız, kayıtsız ve şartsız egemenlik ilkelerine dayanan bir program izlemeliyiz. Ülkeyi, hızla zengin ve mutlu kılmak için ne yapmak gerekirse onu yapmalıyız. Şunun bunun sözüne, şu ya da bu kurama bakmadan kararlılıkla yürümek istiyoruz. Ancak bunu yaparken, madem ki bu yönde yürümeye gücü yetmeyerek önümüze çıkan karşıtlarımız vardır, onları tepelemek ve yürümek gerekir... Bugün elimizde, bağımsızlığı ve egemenliği kurtarmak için millete yol göstererek tarihi görevler yapmış, Anadolu Rumeli Müdafaa-ı Hukuk derneği vardır ve ben bu derneğin başkanıyım. Ancak, bu bir fırka değil, dernektir. Müdafaa-ı Hukuk Dernekleriyle bütün milli kuruluşlar birlikte çalışarak bir fırka oluşturulmalıdır. Ben buna Halk Fırkası demeyi ugun buluyorum. Halk Fırkası, halkımıza siyasi eğitim verecek bir okul olmalıdır.'

Bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin ilk partisi bu şekilde ete kemiğe bürünüyordu. Atatürk yaptığı tüm bu gezilerden elde ettiği notlarla, aydın ve uzman görüşleri dikkate alarak ve İzmir İktisat kongresinin kararlarından da faydalanarak 8 Nisan 1923 seçimlerinde kullanılmak üzere 'Dokuz İlke' (umde) adını verdiği bir bildiri yayınladı. Bu dokuz ilke Halk Fırkası programının ön taslığıydı. Dokuz İlke'nin giriş bölümünde, 'ülkeyi ve ulusu parçalayarak yıkılma felaketinden kurtaran Büyük Millet Meclisi'nin ulusal egemenlik esasına dayanan bir halk devleti ve hükümeti kurduğu, şimdi görevinin ise, ekonomik gelişmenin tamamlanması ve milletin gönence kavuşturulması olduğunu bunu başarmak içinde ulusal egemenlik temelinde bir siyasi örgüte erişmek' gerektiğini açıklıyordu. Atatürk Dokuz İlke bildirisi ile Türkiye'yi ulaştırmak istediği refah ve her yönden bağımsız bir ülke hedefine çıkarmak isteği çok net gözlenmektedir. Dokuz ilke'nin hedeflediği amaçlar kısaca şöyleydi; 'Egemenlik, kayıtsız koşulsuz ulusundur ve halkın kendi kendini yönetmesi esastır... Saltanın kaldırılması ve ulusal egemenliğin Meclis'in yetkisinde olduğunu kabul eden kararlar, hiç bir biçimde değiştirilemez... Ülkede huzur ve güven sağlanıp korunacak yasalar, ulusal gereksinime ve hukuka uygun olarak yeniden ele alınacaktır... Aşar vergi yöntemi düzeltilecek, tarım desteklenecek, çiftçi ve sanayicilere kredi sağlanacak, demiryolları geliştirilecek... Eğitim, yeni yöntemlerle yaygınlaştırılacak ulusal gereksinimlere göre yeniden yapılandırılacaktır. Ulusal üretim ve sanayi, dışa karşı korunacaktır. Sağlık ve sosyal yardım kuruluşları geliştirilecek, işçi ve subayların gönenç düzeyi yükseltilecek; gazi, dul ve yetimlerin yoksulluk çekmesi önlenecektir. Ekonomi, siyaset, maliye ve yönetimde, bağımsızlığı zedeleyecek bir barış antlaşması, kesinlikle kabul edilmeyecektir.'

Halk Fırkasının kurulması artık an meselesiydi. 8 Nisan 1923 şeçimleri gerçekleştirilmiş ve Müdafaa-ı Hukuk adayları büyük bir oranla meclise girmişti. Milletvekilleri '7 Ağustos 1923'den 9 Eylül'e dek çalışarak Halk Fırkası'nın tüzüğünü hazırladılar. Tüzük 9 Eylül 1923'de kabul edildi, 11 Eylül'de genel başkan seçildi.23 Ekim'de genel başkan olarak Mustafa Kemal, genel sekreter Recep Peker'in imzaladıkları dilekçe ile İçişleri Bakanlığı'na başvuruldu ve Halk Fırkasının kuruluşu resmen tamamlanmış oldu. Yeni parti, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin örgütsel ve düşünsel temelleri üzerine oturduğu için, cemiyetin kuruluşu olan Sivas Kongresi Halk Fırkası'nın kuruluş kongresi olarak kabul edildi. 1924'de Cumhuriyet Halk Fırkası adını aldı. Bu ad, 1935'te Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirildi. Bugünkü CHP'nin kuruluşu olarak kutlama yapılan 9 Eylül, tüzüğün kabul edildiği gündür.'

Fırkanın birinci maddesi 'fırka bir devrim partisidir. Halktan yana olanların üye olabileceği fırka ulusal egemenliğin halk tarafından halk için uygulanmasına öncülük edecekti. Fırka üyeleri, hiç bir aile, sınıf, cemaat ve kişi ayrıcalığını kabul etmeyen ve mutlak özgürlük ve bağımsızlığı taşıyan birelerden oluşacaktı.'

CHP'nin kurulma aşaması ve amaçları burada çok net anlatıldığını düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Fırkasının yani CHP'nin bugün getirildiği noktanın ne kadar yanlış olduğunu göremeyenlere karşılatırma yapmaları için bu örneklerle anlatmaya çalıştım. Yaşadığımız çağı doğru analiz etmekte zorlanıyoruz. Tüm sistem bize yıllar evvel sunulmuşken bizler okumamazlığımızın ceremesini çekiyor ve yanlış adımları atanları destekliyoruz. Bu gerçekleri göz önünde bulundurulmalı ve CHP'nin yaklaşan 36 Genel Kurul'unda oy kullanacak delegelerin bu tarihsel gerçekliği göz önünde bulundurmaları ve dikkate almaları gerekmektedir. Tarihin omuzlarınıza yüklediği yük ağırdır. Yapacağınız hatalar sonrasında Türk tarihine ve Türk halkına hesap vermekle yükümlü olacağınızı unutmamanız dileğiyle.

Bu yazı 1922 ve 1938 yıllarına ait ve ana kaynak olarak kabul edilen kitapların tümünü okuyarak 'Atatürk ve Türk Devrimi' isminde her daim kaynak olarak faydalana bileceğimiz bir kitaba imza atan Metin Aydoğan'ın kitabındaki bilgiler doğrultusunda hazırlanmıştır. Atatürk ve Türk Devrimi gibi muazzam bir eseri bizlere kazandıran Metin Aydoğan'a teşekküreder bu kitabı okumayanlara ise tavsiye ederim.


31 Ocak 2018 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ