29 Aralık 2017 Cuma

İsrail'e Satılan Topraklarımız

İsrail topraklarını nasıl genisletti....
1915'ten 2008'e kadar Yahudiler Filistin toprağını nasıl ele geçirmişler görüyorsunuz bu haritada. Şimdi bu sorun varken neyi konuşalım ki? Ben geleceğim, evinizin önce bir odasını sonra iki odasını üç odasını işgal edeceğim. Sonra sizi, balkonda yaşamaya zorlayacağım. Aynen yaşanan hadise budur. Hal böyleyken uluslararası hukuk nasıl İsrail'i haklı buluyor? Eğer bu konuda İsrail'i haksız bulmak anti-semitizm ise ben bir anti-semitistim.Eğer bir adam, yahudi olduğu için Leningrad'dan, İzmir'den, Etiyopya'dan Filistin'e göç ettirilen bir Yahudi, Filistinlileri öldürüyorsa ve bunu yahudi olduğu için yaptığını söylüyorsa, buna karşı olduğum için ben mi anti-semitist oluyorum? 
Malezya'dan, Rusya'dan ve dünyanın dört bir yanından Filistin'e göç eden yahudiler ile dünyanın gelişmiş ülkelerinden göç eden yahudilerin ortak noktası nedir? Hepsi, Filistin'i kutsal kabul ediyor. Ancak orası Müslümanlar içinde Hristiyanlar içinde kutsal. Şimdi kalkıp 1.5 milyar Müslüman olarak, Filistin'e göç etsek kutsal olduğu için, ne olur? Yahut 1.5 milyar hristiyan kalkıp Filistin'e göç etmeye karar verirse ne olur? Filistin dediğiniz, haritada gördüğünüz tüm alan 27.000 kilometre karedir. Yani Adapazarı kadar. Son 15 yılda, Sovyetler dağıldıktan sonra, Batı Şeria'ya yaklaşık 700.000 yahudi getirilerecek yerleştirildi. O yüzden bu harita bu halde, fare kemirmiş gibi. Haritada gördüğünüz, yeşil alanlardaki beyaz kısımlar hep yahudi yerleşim birimleri. Batı Şeria'da 600 İsrail kontrol noktası vardır. 16 yaşında olan her yahudinin mutlaka silahı vardır. Bundan hariç bir de kontrol noktaları var. Bunlar da ciddi ciddi psikolojik baskı demek aslında.Şimdi birileri çıkıp diyor ki 'Filistin halkı İsrail'i rahatsız ediyor'." şeklinde sözlerini sürdüren Hüsnü Mahalli, bölgedeki dengelerin İsrail tarafından oluşturulduğunu ve bu operasyonun da bu dengenin bir unsuru olduğunu öne sürdü.
VE TÜRKIYE YANI ISRAIL LOBISININ IKTIDAR YAPTIGI AKP: İsrail’e toprak satışında kolaylık sağlayan genelge yayımlandığı ortaya çıktı.
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, imzasıyla yayımlanan gizli genelgeyle İsrail vatandaşlarının Türkiye’de taşınmaz satın alabilmeleri için gerekli olan 6 aylık ikamet şartı kaldırıldı.
İsrail için gizli satış genelgesi
AKP yabancıya toprak satışındaki ısrarını sürdürüyor. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun imzasıyla yayınlanan “gizli genelge” ile İsrail’in Türkiye’den toprak satın alabilmesi kolaylaştırıldı.
19 Temmuz 2003 ile 19 Nisan 2005 tarihleri arasında toplam 7 milyon 889 bin 406 metrekarelik 13 bin 031 adet taşınmaz satıldı.
Türkiye'nin kaderi Filistine benzeyebilir mi?

Halil Fehmi Dağ 27 Aralık 2017 Heidelberg

28 Aralık 2017 Perşembe

Gardrop Atatürkçülüğü ve CHP Berlin Birliği

     Türk tarihini ve Atatürk'ü iyi öğrenemiş, doğru anlayamamış günümüz yöneticileri masa başında, mangalda kül bırakmayan açıklamalar yapmakta ve davranışlar sergilemektedirler. Sağlam bir bilgiye sahip olmayan bu kişilerin fikirleri kendileri gibi, eğilmeye, bükülmeye, çıkar ve menfaatlerine göre değişmeye müsaittir. Savunduğu ideolojik düşüncelerin derinliğini bilmeden kendilerini her düşünce kavramının altına yerleştirmektedirler. Fakat yaptıkları eylem ve faaliyetleri ile kendilerini inkar etmekte ve sığ bir düşüncenin ötesine gidemektedirler.
     Chp yurtdışı örgütlenme çalışması ile önemli bir adım attı. Fakat Atatürkçü ve CHP'li olmayanların bu örgütlenmeleri işgal etmesi yurtdışı yapılanmalarını kangeren haline getirdi. Bugün CHP'yi temsil edenleri büyük bir çoğunluğu Atatürkçü Düşünce Derneklerine üye değildirler. CHP yi temsil edenlerde (CHP'li gibi görünenler) bir Atatürk fobisi vardır. Atatürkçü Düşünce Dernekleri içinde de Atatürk'le Aldatanlar çoğunluktadır. Bu kişiler kendilerini hem Atatürkçü olarak göstermekteler hemde CHP'yi gerek yurt içinde ve gerekse yurtdışında temsil etmelerine rağmen HDP düşüncesinde hareket etmektedirler.
     Bu kişiler, kaprisli, itici ve yaşamları boyunca gerçek anlamda hiç bir başarıya imza atamamıştırlar. Her konuyu en iyi onlar bilir, çok konuşurlar. Ne kendilerini kurtarabilmişlerdir nede emek verdiklerini iddia ettikleri derneklere yarar sağlayabilmişlerdir. Çoğunun geçmişte yöneticilik yaptıkları derneklerle ilgili olarak yüz kızartıcı şuçlamalar vardır. Bu gerçekleri görmemezlikten gelerek yaşadıkları ülkelerde kendilerini o ülkenin en önemli kişisi olarak görmekteler ve kendilerini bu şekilde pazarlamaktadırlar. Sürekli ayak altında dolaşır göz önünde bulunurlar ve herşeyi ben yapıyorum bakın ben burdayım mesajı verirler. Kurnazdırlar her şeyden kendilerine pay çıkartırlar. Fakat çuvallamaktadırlar ve herkes bu gerçeğin farkındadır. Emperyalizme karşı olduğunu belirtir ama ABD ve Batı'nın beslemesi olan HDP karşı net bir tavır koyamaz. Atatürkçü olduğunu iddia eder ama Atatürk'ü kendi koltuk altında saklamaya Gardrobundan çıkartmamaya özen gösteririr. Çok Atatürkçü değildirler, çok Atatürkçü olanları sevmezler, Çok Atatürkçülerden korkarlar, Türkçülüğü savunmazlar ama kürtçülüğü desteklerler. Atatürk'ün halk fırkasından bugünün CHP'sinin tüzük ve programından haberleri yoktur. Okumazlar, araştırmazlar bunun için okuyan, araştıran yani kendilerinden daha akıllı kişileri sevmezler. O kişileri CHP'den uzaklaştırmak için her türlü Ali Cengiz oyunlarını yazıp çizip oynarlar. Kendi küçük iktidarlarını sağlama almak için kontrol altında tutabilecekleri insanları çevrelerine toplarlar. Tüm bunları yaparken Atatürk'ün CHP'sine en büyük zararı kendilerinin verdiklerinin farkında değillerdir. Bu yazıda her ne kadar CHP ele alınsada durum diğer siyasi partilerde de çok farklı değildir.

     Anlatmaya çalıştığım bu kişileri Attila İlhan yıllar evvel şöyle tanımlamıştı; 'Halktan görünen maskeli ihanet şebekeleridir onlar. Allah ile aldatırlar, Atatürk'le aldatırlar, kendi milletlerini aldatma karşılığı, küresel efendilerden parsa kapmaya çalışırlar. Küresel islamcıdırlar, küresel Türkçüdürler, küresel solcudurlar...' der.

     İlhan Selçuk ise 1966 yılında yazdığı 'Gardrop Atatürkçülüğü' yazısı ile bu kişileri bakın nasıl tanımlıyor. 'Türkiye'de hiç kimse gardrop Atatürkçüsü kadar Atatürkçülüğe zarar vermedi. Hiç kimse gardrop Atatürkçüsü kadar devrimleri kemirmedi. Hiç kimse Türkiye'nin çağdaş medeniyet seviyesine erişmek çabasını gardrop Atatürkçüsü kadar baltalayamadı. Atatürk'ün milli kurtuluş savaşını, Amerikan kapitalizmine, emperyalizmine satmakta mezat memuru... Çünkü onlar gerçekte Atatürkçü değil. Atatürk'ün bükülmez iradesi altına girip hizmet görmeyi hiç bir zaman için çıkarlarına uygun bulmamışlardır. Gerçek Atatürkçülere ve Atatürkçülüğün devrimcilik, devletçilik, halkçılık temel ilkelerine düşmandırlar. Atatürk'ün yaptıkları devrimlerin yanında görünürler, ama Atatürkçülüğün devletçilik, devrimcilik, halkçılık ilkeleri köklü reformlar gerektirdiği için karşıdırlar. Milliyetçiliği milliyetsizlerin, müslümanları sahtecilerin elinden kurtarmak gerektiği gibi Atatürkçülüğü , Atatürkçülüğün A'sından nasipsiz bu kişilerden kurtarmak gerekir.'

     Bu yazılanları somutlaştırmak ve yukarıdaki açıklamaların daha iyi anlaşılabilmesi için Kenan Kolat başkanlığında CHP Berlin birliğini ele alalım. Tabii bir dernek çatısı altında alınan kararlar yönetimin ortak rızası ile alındığını baz alırsak burada Kenan Kolat ve yönetimi demek daha doğru olacağı kanısındayım.
     23 Aralık 2018 de Berlin'deydim. Yaptığım görüşmelerde hoş olmayan şeyler duydum. CHP adına üzüldüm. CHP Berlin Birliği Mustafa Kemal Atatürk'ün Berlin'e gelişinin 100. yıl nedeniyle Atatürk'ün kaldığı Adlon Hotel'de bir kutlama gecesi yaptı. Takdir edilmesi gereken bir durum. Fakat kurnazca bir yöntemle bu etkiliğe herkesin daha doğrusu kendilerine muhalafet olanların katılması engellenmiş. Atatürk belli bir kesimin malı haline getirilmiş ve halktan koparılmış. Giriş yapılabilmesi için verilen telefon numarasından geri bildirim almanız gerekiyor. Zaten davet edilecekler daha önceden belirlenmiş. Fakat yinede muhalafetten birileri gelmek isterse diye bu yol bulunmuş. Mevcut telefon numarasına gelmek istediğinizi belirten bir mesaj gönderdiğinizde öncelikle kara listede olup olmadığınıza bakılıyor. Eğer kara listede iseniz kibarca bu etkinlik sadece CHP üyelerimize yöneliktir diye bir cevap gönderiliyor. Oysa o gece oraya CHP'ye üye olmayan hatta CHP'nin program ve tüzüğünü bilmeyen ve Atatürk'ü iyi ve doğru idrak edememiş kişiler, Atatürkle Aldatanlar, Gardrop Atatürkçüleri, Recep Tayyip Erdoğan'a eliyle döner yedirenler. HDP'ye sempatiyle bakan kişiler vardı. Halktan kopuk bir CHP yönetiminin, hayatını halkına adamış bir lideri halktan uzaklaştırması yanlıştır. Atatürk'ün CHP'si belli bir zümrenin değil halkındır. Bu kadar hassas bir dönemde tüm halkın katılımına açık olan birleştirici ve bütünleştirici etkinlik yapılması şarttır. Hala particilik adı altında ego tahmini yapmaya çalışanların bu tutumu kabul edilemez. Adlon Hotel'de yapılacak bir etkinlik yerine daha çok katılımın sağlanacağı daha halkçı daha birleştirici ve bütünleştirici bir kutlama yapılabilirdi. Atatürkçülük, Atatürk'ü lüks salonlara hapsedip sadece belli bir zümre arasında karşılıklı hava atma, ben yaptım diyerek böbürlenme faaliyeti değildir. Atatürk yaşasaydı bu salonda yer almak yerinde dışarda halkının yanında yer almayı tercih ederdi. Kendisini salonlara ve kişisel çıkarlarına alet edenlerin yüzüne bakmazdı. Mustafa Kemal gibi halkına mal olmuş yaptığı bütün devrimlerini halkıyla sohbetler ederek fikir alışverişinde bulunarak gerçekleştirmiştir.
     Atatürk'ün CHP'yi (Halk Fırkası) kurarken ilke edindiği fikir şuydu; 'fırka bir devrim partisidir. Yalnızca halktan yana olanların üye olabileceği fırka, ulusal egemenliğin halk tarafından halk için uygulanmasına öncülük edecekti. Fırka üyeleri hiç bir aile sınıf cemaat ve kişi ayrıcalığını kabul etmeyen ve mutlak özgürlük ve bağımsızlığı tanıyan bireylerden oluşacaktı.' Chp Berlin birliğinin bu tanımla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. CHP'nin özüne ihanet içindedir.
     Yukarda kullandığım HDP ve PKK kelimelerini okuyanlar hop oturup hop kalkacak böyle bir şey yoktur yalan diye nutuk atacaktır. Ya da geçmişte yapılan bazı hatalara kendilerince bir kılıf giydirip kendilerini hatalarından aforoz etme telaşına düşecektirler. Suçu başkalarının üzerine yükleyeceklerdir. Oysa bu tarz bir yaklaşıma girenleri Temmuz 2017'de Berlinde gerçekleştirilen Adalet Yürüyüşü adı altında düzenlenen PKK nın show yaptığı etkinliğe göz atmalıdır. Olay şu güya Berlin'de Adalet Yürüyüşüne destek amaçlı bazı dernekler bir araya gelerek bir yürüyüş organize ediliyor. CHP Berlin Birliği, Atatürkçü Düşünce Derneği Berlin, Halkçı Devrimci Birliği (HDF), bu derneğin çatı örgütü olan Halkçı Devrimci Birliği Federasyonu (HDF) ve Dersim Cemaati Berlin. Üç aşağı beş yukarı PKK nın showuna dönüşen yürüyüşü organize eden dernekler bunlar.Yapılan yürüyüş Pkk'ya, Kürtlere adalet şeklinde yorumlanması ise ayrı bir skandaldı.  Eksik varsa eksikleri tamamlayabilirsiniz. Olması gerekeni söylüyorum ilk dört dernek Atatürk'ü ve onun kurduğu Bağımsız Türkiye Cumhuriyetini tartışmasız her yerde savunması gereken dernekler olması gerekiyor. Son dernek bölücü faaliyetlerle tanınan ve değişik şehirlerde şubesi olan Atatürk'ü ve onun kurduğu Bağımsız Türkiye Cumhuriyetini kabul etmeyen bir dernektir. Fakat yürüyüş öncesi bu dernekler kendi aralarında anlaşarak miting alanına Atatürk bayrağının sokulmaması için bir karar alıyorlar. Atatürkçü olduğunu iddia edenler derneklerde bunu kabul ediyor. Tepki çekmemek için buna bir kılftı bulunuyor bütün bayrak ve flamalar yasak. Gardrop Atatürkçüleri eski köye yeni adet getiriyor. Atatürklü Türk bayraklarını miting alanlarında istemeyen PKK dır. Ne acıdır ki Atatürkçü olduklarını iddia edenler PKK'nın bu isteğine karşı çık(a)mamaktadır. Bu sistem uzun zamandır Avrupa'da çok moda. Şu çok iyi bilinmektedir ki Pkk meydanlarda kendini güçlü göstermek için özellikle CHP ile (CHP'li gibi görünenler) flört etmekte ve yaptıkları mitinglere CHP üyelerini çekerek gövde gösterişi yapmaktadır. 2014 de Erdoğan'nın Berlin'e gelişini protesto etmek amaçlı düzenlenen miting ve Kasım 2016 da Köln de düzenlenen mitingler bu anlamda büyük tepkilere neden olmuştur. PKK'nın, Atatürkçüleri (Gardrop) etkisi altına aldığı Berlin mitinginde kahraman bir Türk kadını Al bayrağı ile doğru olanı yapıyor ve bu cahiller sürüsüne büyük bir ders veriyor. 'Ben CHP üyesiyim bana kimse bayrağımla gelme demedi. Bu herhangi bir Bayrak değil.' diye haykırıyor. Ne olduğu belli olmayan bir grup sinirli erkek ise kahraman Türk kadınının başarısı karşısında çıldırıyor. Aşağıdaki linkte bulunan haberi ve vidoyu lütfen izleyin. http://www.ensonhaber.com/berlinde-chp-yuruyusune-turk-bayragi-almadilar.html
Yukarıda Atatürkçü olarak saydığımız derneklerin hepsini toplayıp bin ile çarpsınız bu Türk kadının yanına yaklaşamaz. Hem Atatürkçü olup hemde Atatürk'ün Halk fırkasını temsil edenlerin beyinleri önce temizlenmeli sonra Atatürkçülük ve CHP yeniden öğretilmelidir. Hatalarını kabul etmeyen bu tipler yok Vatan Partililer geldi yok Ulusalcılar provoke amaçlı bayrak açtı gibi söylemlerle bu büyük ayıptan kendilerini kurtarma derdindedir. Atatürk'e en çok halk fırkası (CHP) sahip çıkmalıdır.
     Gelelim bu kadar başarısızlıklara imza atan hakkında hala negatif dedikoduların konuşulduğu CHP Berlin başkanı Kenan Kolat'ın ilk başkan seçilmesiyle büyük bir kriz yaşanmasına neden olan olaya. Bu yüz kızartıcı olayı ben şahsen yazmak veya eleştirmek istemiyorum. Bu tür suçlamalara maruz kalanların CHP'yi temsil etme yetkisinin olmaması gerektiğine inanıyorum. Zira AKP'yi dolandırıcılık ve hırzılıkları ortadayken CHP'yi temsil edenlerin bu suçlara karışması kabul edilemez.  Daha çnce başkanlığını yaptığı Türk toplumu derneğinin 13.000 avrosu almasıyla suçlanıyor. Yaptığı bu yüz kızartıcı suçu hafifletebilmek için kendini dolandırıcılık yaptığını Alman makamlarına ihbar etmiş. Namuslu bir insanın yapamayacağı yapsada toplum önünü bir daha çıkamayacağı bir utanç değil midir bu? Aşağıdaki linklerde Kenan Kolat'ın karıştığı yolsuzluk ile ilgili bazı haberleri bulabilirsiniz. 
http://www.yeniposta.de/chpnin-almanya-orgutlenmesinde-kenan-kolat-krizi.html
https://odatv.com/chpde-yolsuzluk-kavgasi-2710161200.html

http://www.tagesspiegel.de/politik/tuerkische-gemeinde-krach-um-kenan-kolat-spaltet-den-verband/11953648.html
http://www.zeit.de/gesellschaft/2015-04/kenan-kolat-untreue-tuerkische-gemeinde-deutschland


     CHP'nin bu tarz kişilerle başarı elde etmesi mümkün değildir. Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923 yılında Eskişehirde yaptığı konuşmada izlenmesi gereken siyaseti şöyle anlatmıştır. ' Bugünkü gücümüzün kaynağı, milletin ruhuna, vicdanına, eğilimlerine dayanmamızdır. İzlenmesi akla uygun siyaset, milletin doğal yeteneklerine ve ihtiyaçlarına uyumlu olandır.' Ben siyaset yapıyorum diyenlerin Atatürk'ü yeniden öğrenmeleri şart.

Halil Fehmi Dağ
28 Aralık 2017 Heidelberg



21 Aralık 2017 Perşembe

Ataol Behramoğlu İle Yıllar Sonra Kesişen Yollar

Ataol Behramoğlu İle Yıllar Sonra Kesişen Yollar

     

                                     Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
                                    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
                                    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
                                    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği...


     İlk kez Sivas Üniversitesinde okuduğum yıllarda tanıştım Ataol Behramoğlu'nun şiirleriyle. Yıl 1999 belki 1998 de olabilir. Yaş ilerledikçe tarihler ufukta kaybolan gemiler  gibi siliniyor hafızalardan. Beynimin karanlık dehlizlerinde şiirden bir ateş yakarak o yıllara ait kırıntılardan bir anı derlemeye çalışacağım size. Küçük bir grubumuz vardı. Çeşitli kitaplar okur (şiir, roman vb) aramızda tartışırdık. Tiyatro, sinema önemliydi bizim için. Bir arkadaşımız radyoda şiir, edebiyat üzerine program yapardı.  Programın içeriğini beraber hazırlar zenginleştirirdik. Sık sık bir araya gelip şiirler ve bağlama eşliğinde türküler söylerdik. Türkülerin, şiirin dostluğu perçinleyen en önemli usur olduğunu o yıllarda öğrendik. Türkiye'nin değişik şehirlerinden, kültürlerinden, coğrafyalarından gelmiş olmamıza rağmen aramızda farklılık yoktu. Bugünlerde farklılıklarımızı ayrışmamız için önemli bir etkenmiş gibi bizelere empoze etmeye çalışan siyasi mekanizma o yıllarda daha yeni yeni canlanıyordu. O bozuk siyaset anlayışı toplumuzu etkisi altına almadan bizler zaten bir bütün olmayı çoktan başarmıştık.

                                    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
                                    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
                                     Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
                                     Kopmaz kökler salmaktır oraya...
Grubumuzun en güzel şiir okuyanı öğretmen Sevgiy'di. Onun sayesinde tanıdık Ataol Behramoğlu ve şiirlerini.  O duygu, o his şiirin her kelimesine verdiği o hayat o dirilik hepimizi etkilerdi. Sevgi öğretmenin okumaktan en çok zevk aldığı şiirlerden biriydi 'Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var'. Ne zaman bu şiiri okusa tüylerimiz diken diken olurdu. Sevgi şiirin bitiminde ağlardı. Platonik bir aşk acısı çektiğini düşünürdük. Sormamıza rağmen acısını anlatmazdı bize.  Günlerden birgün yine kendi aramızdayken telefonu çaldı konuşmak için yan odaya gitti. Sesi titriyordu ve ağlamaklıydı. Gelmeyince yanına gittim akan gözyaşlarını kazağı ile sildi ve bir tebessüm etti.

-Kötü bişey mi! diyerek yanıma oturdum.
-Yakalanmış.
-Kim yakalanmış? 

     Boynuma sarıldı, başladı acısını omzuma akıtmaya. Mahallesinde kendinden yaşça çok büyük bir erkeğin küçükken kendisini defalarca taciz ettiğini korkusundan kimseye söyleyemediğini. Bu davranışından asla vazgeçmediğini çok fazla çocuğa aynı şeyleri yaptığını. Şuan 70 yaşında olduğunu ve yine küçük bir kız çocuğunu taciz ederken yakalandığını söyledi.

-Ağladığıma bakma çok mutluyum. Şimdi daha sıkı kucaklayabilirim arkadaşlarımı ve artık saatlerce bakabilirim gökyüzüne.

Sevgi'nin yıllardır kabusu olan bu acıdan kurtulduğunu ve çocuk gibi özgürleştiğini görebiliyordum. 

-Artık şiir okurken ağlamak yok anlaştık mı. Hadi diğerlerinin yanına geçelim merak etmesinler bizi. 

     Biz erkeklerin çocukların hayallerini yok etmemeye ve kabusları olmamaya dair bir dersten geçirilmeye ihtiyacı var.

                                     Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
                                     Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
                                     Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
                                     Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin


     O yıllarda fotoğrafçılık çok önemliydi benim için. Sivas'ın eski mahallelerinde dolaşır yıkılmak üzere olan eski evlerini fotoğraf çekerdim. Sokakları, gariban çocukları, mutlu insanları... Çoğu zamanda gördüğümüz insanlarla konuşur sohbet ederdik. Fotoğraf çekiminde sosyoloji bölümünde okuyan ve iki bastonuyla yürüyebilen Nihal eşlik ederdi bana. İki bastonlu olduğuna bakmayın çoğumuzun yapamadığı işleri başarmış biridir o. Şimdi evli biri ikiz olmak üzere üç çocuğu var. Hatay'da öğretmenlik yapıyor. 
Birgün;
-Bu kadar fotoğrafı ne yapacaksın?
Şaşırdım bu soruya sahi ne yapacaktım çektiğim fotoğrafları.
-Bilmem!
-Bilmem demekte ne demek. Olmaz sergi açmalısın ve herkesle paylaşmalısın bu güzel fotoğrafları.

     Nihal'i çevresindeki herekesi motive eden, güç veren, cesaretlendiren pozitif bir tarafı vardı. Ve bu konuda inatcıydı. Kısa bir an düşündüm. Sonra;
- Tamam sergi açacağım ama bunu seninle ortak yapacağız.

                                     İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
                                    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

     Şaşırma sırası ondaydı. İtiraz etmedi hemen hazırlıklara başladık. Fotoğraf seçimine başladık, bir kaç tane kurgu fotoğraf çektik. Kendi imkanlarımızla çerçeveler hazırladık ve süsledik. Üniversitemizin bahar şenliğine yetiştirdik ve şenlik kapsamında bir hafta süren bir sergi açtık. Afişimiz özeldi ve şöyleydi. 'Atatol Behramoğlu'nun müthiş dizesi 've hayat, sunulmuş bir armağandır insana' sözünden yola çıkarak 'Hayattan Çalınanlar' fotoğraf sergimizde görüşmek dileğiyle.
   Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
                                            Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla                                                 yanmalısın
                                 Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
                        Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Grubumuzdaki bağlama çalan arkadaşım Mustafa, Sinan ve Kiraz 'Çoğul Türküler' isminde bir müzik grubu kurdu. Çok çalışarak kısa zamanda sergi için  bir kaç güzel türkü hazırladılar. Ve sergimiz boyunda hergün belli saatlerde canlı müzik yaptık. Bahar şenliği kapsamında sergi salonumuzun yanındaki büyük salonda panel için davet edilen önemli isimler geliyordu. Sergimiz hep açık olduğu için  gelen panelistler   sergimizi gezerdi. Ahmet Taner Kışlalı, Türkan Saylan, Kıvırcık Ali, Musa Eroğlu ve o dönemde o salonda şiir dinletisi veren Ataol Behramoğlu. Türkan Saylan konferans arasında salondakileri sergimizi izlemeye davet etti. O gün o kalabalık kitle merakla sergimizi gezdi. Hepsiyle ilgilenmekten ve sorularını cevaplamaktan yorulduk. Yerel gazetelerde haberlerimiz çıktı bir kaç televizyon programına katıldık Nihal'le. Arkadaşımın sunduğu radyo programında arkadaşım bize o kritik soruları sordu. O yıllar acılı bir coğrafyaydı Irak. Emperyalizmin Irak'ı Özgürleştirme Operasyonu başlamamıştı ama hazırlıkları tüm hızıyla yapılıyordu. Küresel  çeteler  Irak'ın nükleer kimyasal ve biyolojik silahları yok etmekkten bahsediyordu. Önemli isimler suikastlara uğruyor ve öldürülüyordu. (Şiilerin dini lideri Büyük Ayetullah Seyid Muhammed Sadık El Sadr)

-Irak'ta yaşanan sorunların kısıtlanan demokrasi ve özgürlüklerle bir ilgisi olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa  Emperyalizmin, Irak'a olan bu düşmanca tavrı  maddi bir çıkar beklentisine mi dayanıyor? 
-Medya ne yazık ki gerçekleri yazmıyor ama biz biliyoruz ki Irak'ta oynanan oyunlar o bölgenin yer altı zenginliklerini ele geçirmek amaçlıdır. Bölgede ki ülkeler Emperyalizmin hedefi halindedir. Bugün Irak yarın başka bir ortadoğu ülkesi.   
-Peki 'Hayat'ta Çalınanlar' fotoğraf sergisiyle amacınız nedir?
- Üniversite ve Sivas'ı Kızılırmak üzerine kurulmuş bir köprü bağlıyor gibi görünsede aslında görünmeyen çok fazla köprü, önyargı ve kopukluk var. Şehir hayatı ile Ünivesite arasındaki bu köprüleri kaldırmak istiyoruz. Sonraki sergilerimizi şehirde açmayı planlıyoruz. 

 Ertesi gün sergimizi sivil polisler ziyaret etti.

-Size mi kaldı köprüleri kaldırmak, dediler ve gittiler.

     Bir kaç gün sonra bir arkadaşımızın yolunu polisler kesmiş. Ablamın ismini söyleyerek tanıyormusun demişler. Gelip anlattı olanları hayır demiş. İyi araştırma yapmışlar hakkımda, köyde sigortasız şartlarda tarla ve zeytincilikle geçimini sağlayan ablamı ismini söylerek göz dağı vermek istediler. Farkında olmadan mimlenmiş kişiler listesine girdik.  Ciddiye almadık, Sivas ve Üniversite arasında ki köprüleri kaldırmak için aynı sergimizi Sivas medresesinde ve sinemanın bekleme salonunda iki kere daha  açtık.

                                             Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
                                             Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
                                             Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
                                             Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı...


     Sonra ki yıllarda Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi işgal ve politik anlayışından rahatsız olduğum için Almanyaya yerleştim.Geçmiş güzel bir anı olarak kalıyor insanın belleğinde. Bazen unuttuğunu sandığınız anılar hiç olmadık bir anda canlanıyor. 

     Yıl 17 Aralık 2017 Ataol Behramoğlu ile yollarımız Almanya'nın Kiel şehrinde birkez daha kesişiyor. Soğuk bir Aralık gecesinde güzel şiirlerini  dinleyerek ısındık.Şiir insanın tüm ağırlığını alıyor. İyi geliyor kırgınlıklarınıza.
     'Ermeni Sorunu Dün Bugün Yarın' isimli Prof Dr Kemal Arı ile gerçekleştidiğimiz söyleşi kitabımızı hediye ediyorum kendisine. Biri, Bir Çocuğa Layık Olmak diğeri Aziz Nesin'li Anılar olmak üzere iki kitabını alıyorum ve oğlum Ernes adına imzalatıyorum.

     Ernes ismini duyunca gülümsüyor.
-Ernesto Che Guavera'dan mı geliyor ismi. Sonunda t harfide varmı?
- t harfi yok Ernesto Che Guavera ve Ernest Hemigway'den geliyor ismi.

     Veda ediyorum Ataol Behramoğlu'na eve gelip kitaplarını Ernes'e veriyorum. Ernes seviniyor yeni kitaplarını.
-Baba ne yazıyor okusana.
Meraklı bir şekilde sokuluyor yanıma. başlıyoruz okumaya.
-Ataol Behramoğlu bir çocuğa layık olmak.
hemen Bahar şiiri'ne göz atıyoruz birlikte.
Bu sabah mutluluğa aç pencereni
                     Bir güzel arın dünkü kederinden
                    Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
                    Çocuğum uzat ellerini...

   Gece bitti Ernes Ataol Behramoğlu ile 7 yaşında tanıştı. Hergün rüyalara dalmadan evvel şiir okuyacağız. Bir çocuğa layık olmanın ne demek olduğunu birlikte öğreneceğiz.
     Yukarda başladığım 'yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var' isimli şiirinin son kıtasına geldi sıra. Şair öyle güzel özetlemiş ki hayatı..

                     Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
                     Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına    
                     Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
                     Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana


Farkına varıp anlayabilene ve alabilene. Başınız belaya girdiğinde, umutsuzluğa kapıldığınızda, canınız yandığında yani başınıza gelebilecek her türlü felakette şiire sığının. Sizi avutabilecek en cefakar en anaç  koydur şiir. 

18 Aralık 2017 Kiel
Halil Fehmi Dağ

19 Aralık 2017 Salı

Prof Dr Kemal Arı Yeni Kitabı İle Berlin'de

     Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof Dr Kemal Arı, Hülya Yazıcı ile gerçekleştirdikleri yeni söyleşi  kitabı 'Atatürk'ü Anlamak ve Tamamlamak' ( Atatürk Portresinden Eksik Renkler) tanıtım ve imzası nedeniyle 22 Aralıkta Berlinde. 
     Uluslararası Hakimli dergi olan Tarih ve Günce dergisinin katkılarıyla hazırlanan  'Ermeni Sorunu Dün Bugün Yarın' kitabının ardında  'Atatürk'ü Anlamak ve Tamamlamak' kitabıda okuyucusuyla buluşuyor. 
     Prof. Dr. Kemal Arı ve Hülya Yazıcı yeni kitaplarının tanıtım toplantısı 22 Aralık.2017’de, saat 18:00`den itibaren TDU Türkisch-Deutsche Unternehmervereinigung Berlin-Brandenburg Kurfürstendamm 175, 10707 Berlin adresinde yapılacak.
     Üretkenliği ile bilinen Prof Dr Kemal Arı'nın 2017 yılında iki ciltten oluşan 'Zübeyde'nin Sarı Paşası Atatürk', 'Ermeni Sorunu Dün Bugün Yarın', 'Atatürk'ü Anlamak ve Tamamlamak'  ve geliştirilmiş haliyle yeniden basımı yapılan 'Atatürk ve Aydınlanma' olmak üzere dört kitabı yayımlandı. 
     Ayrıca Prof Dr Kemal Arı  CHP Berlin birliğinin  organize ettiği  Atatürk'ün Berlin'e gelişinin 100. yıl kutlamalarına konuşmacı olarak katılacak. Kutlama 23 Aralık 2017 de Hotel Adlon,  Unter den Linden 77, 10117 Berlin adresinde saat 17:00 ile 21:00 arasında gerçekleştirilecektir. 

Bu iki anlamlı etkinliği kaçırmamanız dileğiyle.

19 Aralık 2017 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ

18 Aralık 2017 Pazartesi

Almanya Neden Göçmelerden Ordu Kuruyor?

                                      Almanya Neden Göçmelerden Ordu Kuruyor?
                                                     Ahmet'in Hikayesi
     Federal Hükümetin Ordu Sorumlusu Hellmut Königshaus, ordunun askerlik mesleğine ilgi duyan personel bulmakta zorlandığını söyledi.
Konigshaus, 'Alman ordusunun yurt dışı görevlerinde farklı etnik kökenden gelen askerlerin dil ve kültürleri yakından tanımaları sayesinde işlerini kolaylaştırdıklarını ve bu şekilde göçmen askerlerin öneminin daha iyi anlaşıldığını vurguladı'.
     Federal ordu sorumlusunun kamuoyuyla paylaştığı 2012'de ki "Göçmen Askerler" raporunda bölümünde önemli bilgilere yer veriliyor. Yurtdışında ve özellikle Müslüman ülkelerde Alman ordusunun misyonlarının artmasıyla Müslüman Alman askerlerin dil ve kültürü bilmelerinin büyük katkı sağladığı ifade ediliyor. Son yıllarda militarist dış politikayla dünya üzerindeki çıkarlarını askeri yöntemlerle korumanın politikasını yapan Almanya şimdi de ordusunda ki göçmen ve mülteci asker sayısını artırma için çalışmalar yapıyor.
     Ayrıca alman "Bild" Gazetesi'nin haberine göre, ordu içinde sayıları giderek artan Müslümanlar için ordunun imam arandığı haberini Almanya Savunma Bakanlığı da doğruladı.
     Gazetenin haberine göre Müslüman askerler için orduya imam alma ihtiyacı Alman Ordusu içinde her beş askerden birinin göçmen kökenli ve genelde de Müslüman olmasından kaynaklandı.

     Aşağıda ki paragrafı lütfen dikkatli okuyun. Çünkü Ahmet'in hikayesi bölümünde bu açıklama gerçeklerle uyuşmayacak.      Alman Ordusu, yetiştirdiği askerlerde iki önemli özellik arıyor: Ahlaki ve fiziki uygunluk. Koblenz Federal Askeriye İç İdare Merkezi Uluslararası İlişkiler Uzmanı Yarbay Dr. Pihl. Uwe Ulrich, askerlerin işe alınması ve daha sonrada süreli yada mesleki asker olarak seçilmelerinde rol oynayan çok önemli iki kriterin bunlar olduğuna dikkat çekiyor.
     Alman ordusu 'Büyük Proje, Pilot Bölge Projesi, Pilotprojekt ' gibi kampanyalarla göçmeleri alman ordusuna katılmayı teşvik ediyor. Yapılan yazılı açıklamalarda, lise eğitimini veya mesleki eğitimini tamamlayamamış yani bir anlamda başarısız eğitimsiz ve Türkçe bir tabir ile daha ,y,i anlaşılması için, 'bir baltaya sap olamamış' kişilerin dahi askeriye ye almak için çalışmalar başlattı. Göçmen gençler arasında yayılan bu haber sonrasında pekçok başarısız göçmen genci Alman ordusuna başvuru yapıyor ve çoğu kabul ediliyor.
     Yazımızın kahraman Ahmet, bu kişilerden sadece biri. Aslen Halep'li bazı akrabaları Türkiye'de bazıları ise Suriye'de yaşıyor. Kendisi Almaya'da 40 yaşında, düzgün bir mesleği yok, kısa boylu ve göbekli ve miyop yani uzağı göremiyor. Koblenz Federal Askeriye İç İdare Merkezi Uluslararası İlişkiler Uzmanı Yarbay Dr. Pihl. Uwe Ulrich yukarda açıkladığı özelliklere hiç uymuyor.

     Bu özeliklere uymayan Ahmet ve Ahmet gibilerin Alman Ordusunda asıl görevleri ne olacak?

     Ahmet, arkadaş çevresinde sıkça konuşulan bu askerlik konuları sonrasında arkadaşlarıyla Alman ordusuna başvuruyor. Kabul edileceğine inanmıyor. Ama yinede denemekte fayda var diyerek başvuruyor. 40 yaşını aşmış düzenli bir mesleği ve geliri yok. Ahmet, sonuça kendiside inanamıyor ve kısa boylu ve göbekli olmasına rağmen alman ordusuna kabul ediliyor. Alman Ordusu 40 yaşına kadar parlak bir hayat kuramayan Ahmet'e inanılmaz bir fırsat sunuyor. Ahmet bir Almanla evli, 6 yaşında bir kız çocuğu babası ve şubat ayında oğlu doğacak. İçinde bulunduğu gerçeğe kendiside inanmıyor ama maddi getirisinin çok olacağının farkında. Fakat manevi götürüsünü hesaplayamıyor. Peki nasıl oluyorda hiç bir kritere uymayan Ahmet Alman ordusuna kabul ediliyor. Garip değil mi? 

     Kim bu Ahmet ve Ahmetler?
     Ahmet, Halep'li Kürtçe, Arapça, Türkçe ve Almanca biliyor. Bu özellikleri alman ordusu için aranılan kriter aslında. Fizik önemli değil. Koblenz şehrinde özel eğitimler almaya başladı Ahmet. Bugünlerde en çok konuştukları konu görev icabı yurtdışına (ortadoğu) gitmesi durumunda hesabına yatacak olan paranın çokluğu. Anlattığına göre başvuru esnasında Alman Ordusu evrak imzalatıyor 'Görev icabı yurtdışana gider misin?' Bu soruya 'evet' diyenler alınıyor 'hayır' diyenler kabul edilmiyor. Alacağı maaşı bilmiyor ama aldığı duyumlara göre 7 bin avro her ay hesabına yatacak. Normal yaşantısında bir yılda kazanamadığı bu parayı, Alman ordusu kendisine bir aylık maaş olarak ödeyecek.
Alman ordusunun Ürdün'de üssü var, gidersek oraya gidicez diyor.
- Napacaksınız Ürdün de?
  • Terörü bitireceğiz. Ürdün halkına yardım edeceğiz, Demokrasinin gelmesini sağlayacağız diyor.
    Kullandığı bu kelimelerin, kurduğu bu cümlelerin ne kadar tehlike arz ettiğinin farkında değil. Ahmet ne için kullanıldığının farkında değil. Şimdi kendisini ayrıcalıklı hissediyor. 40 yaşına kadar bir baltaya sap olamayan, kendisine ve ailesine faydası olmayan Ahmet şimdi Ürdün halkına yardım edecek.
  • Ürdüne Demokrasi götürecek.
  • Ey Ürdünlüler Kaçın Demokrasi Geliyor!
    Ahmet ve ailesi hesabına yatacak olan yüklü maaşı bekliyorlar. Hayatları kurtulacak fakat Ahmet bu cehennemden nasıl kurtulacak. Çocuklarına bir ömür babalık yapabilecek mi belirsiz.
     Bu yazıyı yazdığımda Ahmet Alman ordusuna daha yeni girmişti. Yani 2 ay önce yazılan bir yazı. Bana 6 ay eğitim alacaklarını ondan sonra Ürdüne gideceğini söylemişti. Dün Ahmet'in Ürdün'de olduğunu öğrendim. Yani 3 aylık bir eğitim sonrası Ahmet Ürdün'e gönderilmiş. 3 ay eksik eğitim aldı. Bu neyin aceleciliği. Yoksa Ahmet yarın Ürdün'e 'Demokrasi 'getirmeye mi başlayacak?
Daha önce de DEMOKRASİ yalanıyla ülkelerin talan edildiğini gördük. Yoksa yarın aynı yalanla Ürdün'ün yok edilmesine mi tanıklık edeceğiz.

18 Aralık 2017

Halil Fehmi Dağ


9 Aralık 2017 Cumartesi

'Mehmet'in Hikayesi' 4. Sergisi Kiel Şehrinde Prof. Dr. Kemal Arı

Tarih ve Günce dergisinin desteği ile 6 Aralık ile 10 Aralık tarihlerinde Almanya'nın Lübeck, Kiel  ve Hamburg şehirlerinde gerçekleştirilecek olan Neden Cumhuriyet? Neden Atatürk? konulu panellerin 2. paneli 8 Aralık 2017 de Kiel şehrinde gerçekleştirildi.



Prof. Dr Kemal Arı özelikle Nutuk'u baz alarak Cumhuriyet ve Atatürk önemini örneklerle açıklayarak anlattı. Nutuk'u doğru anlamak için dönemin koşullarının iyi bilinmesinin yani yeterli bir tarihi bilgiye, birikime sahip olunmasının Nutuk'un anlamak için önemli olduğunun altını çizdi.  Eğer dönemin koşulları ve ve yeterli bir tarih bilgisi olmadan Nutuk okunmaya başlanırsa anlamanın zor olacağını belirtti.

Türkische Gemeinde in Schleswig-Holstein derneğinin ev sahipliği yaptığı panelde Neden Cumhuriyet? Neden Atatürk? panelinden önce 'Kurtuluş Savaşının Sessiz Tanıkları Kartpostallar 'Mehmet'in Hikayesi' isimli sergi 4. kez  halkımızın ilgisine sunuldu. Serginin ilk açılışı  ABD ' de Florida şehrinde, ikincisi Samsun, üçüncüsü ADD Hildesheim'ın katkısıyla Almanya'nın Hannover şehrinde ve dördüncüsü Almanya'nın Kiel şehrinde  açıldı. Sergi Kurtuluş Savaşı  yıllarında yapılan kara kalem resimlerle ve o yılları ait kartpostallardan oluşuyor. Prof. Dr Kemal Arı'nın özel arşivinden hazırladığı bu özel sergi 10 Aralık 2017'de saat 15:00 de Hamburg'da beşincisi halka buluşacak. Kurtuluş savaşı yıllarında birer propaganda amaçlı hazırlanan bu kartpostallarda dönemin önemli olaylarını görmek mümkün. 

Katılımcılardan gelen soruları cevaplayan Arı, akabinde  Ermeni Sorunu; Dün, Bugün, Yarın söyleşi kitabımızın imza ve tanıtımını gerçekleştirdik.



9 Aralık 2017 Kiel

8 Aralık 2017 Cuma

Pror. Dr. Kemal Arı'nın Lübeck Paneli.

DEÜ Atatürk İlkeleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Arı 7 Aralık 2017 Almanya'nın Lübeck şehrinde Neden Cumhuriyet? Neden Atatürk? konulu ilk panelini gerçekleştirdi.
Prof . Dr. Kemal Arı,Schleswig Holstein Türk Toplumunun davetlisi olarak geldiği Amanya'da derneğin Lübeck şubesinde gerçekleştirilen panele katılan misafirlerle tek tek ilgilenerek, sorularını yanıtladı.

Schleswig Holstein Türk Toplumu başkanı Cebel Küçükkaraca beyin açılış konuşmasıyla başlayan panelde, Kemal Arı Atatürk'ün ve Cumhuriyetin niçin gerekli olduğu üzerine konuştu. Batı Avrupa'nın, Osmanlı ve İslam dünyasında bilimin uğradığı gelişmeleri ve gerilemeleri karşılaştırmalı örneklerle anlatarak, bilimin toplum yapısında önemine değindi. Anlattığı örneklerle pozitif bilimlerin önemini ve bilimi reddeden toplumların çağın gerisinde kaldığını vurguladı. Çağın her döneminde ve tüm uluslar da bilimin karşısında duranların var olduğunu ve bu kesimin halklarda cehaleti ve gericiliği tetiklediğinin altını çizdi. İslamın okumaya, araştırmaya ve bilime verdiği önemi de örneklerle katılımcılara aktaran Arı, gelinen noktadan İslamın bilimden de uzaklaştırıldığını söyledi.
'Atatür'ün emperyalizme karşı başlattığı milli mücadele ile Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti  kurduğunu ve akabinde çok kısa zaman içerisinde önemli reformlara imza atarak Türk halkını çağdaş toplumlar seviyesine çıkarttı. Çünkü Atatürk, Türk halkının Batı'dan geri bırakılmasının nedenlerinin farkındaydı ve bu nedenlerin ortadan kaldırılmasının gerekliliğini hissetti.Ve bunun devamında daha önce bir örneği görülmemiş bir şekilde çok kısa bir zamanda çok önemli  devrimleri gerçekleştirdi'dedi.

Cumhuriyetin aydınlığa bilime giden yol, monarşiyi, krallığı  ise karanlığa çıkan bir yola benzetti. Türkiye'nin bir karanlığa doğru sürüklendiğini ve bu durumun endişe verici ve kabul edilemeyeceğini vurguladı. Cumhuriyetin bireyi yurttaş, temayı ulus yaptığını, Atatürkçülüğün ise Türk halkın çağdaşlaştırıp daha onurlu bireyler olmamızı sağladığını belirtti. Cumhuriyet ve Atatürkçülükten uzaklaşıldığında bizi karanlıkların beklediğini ve bunun iyi sorgulanmasının ve bu duruma kafa yorulmasının üzerine dikkat çekti.

Panel bitiminde misafirlerin sorularını cevaplayan Arı, porgram bitiminde ortaklaşa kaleme aldığımız 'Ermeni Sorunu; Dün, Bugün, Yarın' isimli ksöyleşi kitabımızı tanıtım ve imzasını gerçekleştirdik.

7 Aralık 2017 Lübeck