26 Şubat 2018 Pazartesi

Hocalı Soykırımı ve İki Yüzlü Emperyalizm


Hocalı Soykırımı ve İki Yüzlü Emperyalizm

Hollanda sözde ermeni soykırımını kabul etti. Ermeni lobisi olmak üzere Türkiye karşıtı lobiler bu karardan memnunlar. Dün Almanya, bugün Hollanda yarın başka bir ülke. Ya birgün TBMM'de oylamaya sunulursa? Alçakgönüllülüğe devam edersek başımıza buda gelecek.

Batı yaşadığı çağı doğru dürüst analiz edemiyor veya etmek istememektedir. Çağımızda çıkarları doğrultusunda hareket eden Batı, 1915 olayları için ne kadar sağlıklı karar verebilir. Yüz yıl önce yine kendilerince kışkırtılmış Ermeni çetelerinin Anadolu'da yaptıklarını görmemezlikten gelmektedir. 1915 olaylarında bir tarafı resmen yok sayarak kendi suçlarını örterek sadece dini bir bağ kurdukları Ermenistan'ı mutlu edecek kararlar almaktadır. Batı'nın adaleti her ırka, her dine eşit işlemez. Bunun en güzel örneği Hocalı Soykırım'ına gözlerini kapatan Batı, söz konusu 1915 olunca tarihi gerçekleri yok sayıyor. Hukuk'un çözüme kavuşturması gereken konuda hukuk'a ve tarihe aykırı kararlar alıyor.

Bugün 26 Şubat Hocalı Soykırım'ının 26. yılı. Yabancı basında bugün Hocalı soykırım'ına dair hiç bir haber, küçücük bir anma, kınama yok. Eğer bugün 24 Nisan olsaydı yabancı basının manşetlerinde günlerce haber konusu olurdu. 24 Nisan'la yatar, 24 Nisan'la kalkar, ABD'nin yapacağı açıklama merak konusu olurdu. Ermenilerin sadece 'hadise' diyerek geçiştirdikleri Hocalı Soykırım'ında ölenler Türk değilde Ermeni olsaydı ne olurdu? Yani Ermeniler değilde Türkler Hocalı'da Soykırım yapsaydı? Ermenileri öldürseydi... Bu durumun sonuçlarını düşünebiliyor musunuz? Batı bu duruma kayıtsız kalarak görmemezlikten gelebilir miydi? Ermenistan lobisi ve Ermenistan yaşananları 'hadise' olarak değerlendirebilir miydi. Hayır kesinlikle hayır. Bu konuyla ilgili filmler çekilir, kitaplar yazılırdı. Batı, parlamentolarında aceleyle Soykırım olarak onaylar. Ahim'e davalar çoktan açılır ve Azerbaycan Soykırım suçuyla cezalandırılırdı. Oysa Soykırıma uğrayan Türkler. Söyler misiniz ağlamak ve sızlanmak dışında ne yaptık? 26 yıldır modern dünyanın gözleri önünde işlenen Hocalı Soykırım'ına vahşet demekten başka ne yapıldı. Soykırım demeye bile ürküyor, korkuyoruz. Katilleri yargılanmasını sağlayaya bildik mi? Uluslararası hukuk mahkemelerinde Ermenistan'ı cezalandırabildik mi? Hangi Batı ülkesi yanımızda durarak Hocalı'da Türklere soykırım yapıldı bunu asla kabul etmiyorumz diyerek kendi parlamentosunda Hocalı'yı Soykırım olarak kabul etti? Uyanmak için daha ne kadar çok ölmemiz gerekiyor.

Artık Türklerin bu haklı davlarda cesaretli olma zamanı gelmedi mi? Neden Batı'nın şamar oğlanı rolünü kabul ediyoruz. Yedi düvele meydan okuyan ve emperyalizme hakkettiği cevabı veren bir ulusun torunları değil miyiz? Sanal alemde bir günlük paylaşımlar yaparak bu amansız savaşı kazanabilir miyiz? Geçelim bu aldatmacaları bu gidişle en büyük zararı kendimize veririz. Acele olarak devlet eliyle programlar oluşturulmalı, çalışmalar yapılmalı, üniversitelerde kürsüler açılmalıdır. Halkımız bu konu üzerine ciddi anlamda eğitilmeli ve profesyonel akademisyenler yetiştiştirilmelidir. Tarihte yaşanan Ermeni sorunlarına dair belgeseller ve filmler çekilmeli. Sadece soykırım günlerinde değil yılın 365 günü bu konu üzerine ciddi etkinlikler ve çalışmalar yapılmalı. Türk halkında, 'Ermeni Sorunu' üzerine sağlam bir bilinç oluşturulmalıdır. 24 Nisan'da Ermenistan'ın acılarını paylaşanlar nerde? Devletin yetkili makamlarından Hocalı Soykırım'ına dair bir açıklama gelmedi henüz. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Erivan'daki soykırım anıtını ziyaret etti. Gül, Hocalı için ne yaptı? TBMM de soykırım yapılmıştır diyen HDP vekilleri bugün o kürsüden Hocalı Soykırımını kınıyoruz neden demiyor? Halkların kardeşliği diye haykıran soytarılar neden bugün Hocalı Soykırımı için yazıp çizmiyor ve Azerbaycan halkına başsağlığı dilemiyor. Hepimiz Ermeniyiz diyenler bugün neden hepimiz Hocalıyız diyemiyor. Ermeni soykırımı pankartının ardında yürüyenler Hocalı için bir pankart yazıp neden yürüyemiyor.

Görüldüğü üzere emperyalizm neredeyse ruhumuzu işgal etmiş vaziyette. Soykırımcılar her yerde fakat sözkonusu soykırım Türk'e yapıldığında ortalıkta hiç kimse yok. Yozlaştırılmış bu sstemin değişmesi çok önemlidir. Güç halk olarak bizlerin elindedir. Toplumsal sorunlarımızda bir arayarak gelerek güç birliği yapmaya mecburuz. Eğer hala ayrışmalara ve kutuplaşmalara devam edersek yarın başka bir Hocalı ile yüzleşmek zorunda kalırız. Bir oldukça güçleneceğiz. Güçlendikçe bir daha aynı acıların yaşanmasına fırsat vermeyeceğiz.

26 Şubat 2018 Heidelberg


17 Şubat 2018 Cumartesi

Türkiye'yi Türksüzleştirmeye Devam, E-Devlet Soyağaçı Sorgulama



Türkiye, Batı'nın kirli hedefleri doğrultusunda kimliksizleştirilmeye devam ediliyor. İçten kuşatılan Türkiye, kendi içinde etnik kimliklerle parçalanmaktadır. Özellikle son 10 yıldır Türkiye'nin tüm etnik yapısı dışardan destekle kendi kimliklerini ön plana çıkartmaktadır. Hortlatılan Osmanlıcılık, Kürtçülük, Pontosçuluk, Helenleştirme, Megali İdea (Archon), Alevilerden bir ulus yaratma çabası en göz önünde  olanlarıdır. Türkiye'de bir kimlik bunalımı yaratılmaktadır. Tüm bunlar etnik çeşitliliğimiz, farklılığımız zenginliğimizdir aldatmacası ile yapılmaktadır. Adına 'Demokrasi' ve 'Demokratikleşme' denilmektedir. Oysa amaç, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nde ki 'Türklük' kavramının olmadığını yaygınlaştırmaktır. Akabinde de Bağımsız Türkiye'yi bağımlı hale getirerek parçalamak ve Batı'nın sömürüsü haline getirmektir. Daha düne kadar etnik kimliğinden haberdar olmayan Türkiye halkı bugünlerde Emperyalizmin armağan ettiği yeni kimliklerle ayrışma tuzağına düşmüş vaziyettedir. Yine son dönemlerde Türkiye'nin etnik yapısını araştıran kurumlar artmış ve Türk halkının etnik yapısı, yapılan anketlerle rakamlara dökülmeye başlanmıştır. Tehlikenin büyük resmi ve nihai amacı Türkiye'yi Türksüzleştirmek ve Türksüzleştirilen Türkiye'yi parçalamaktır. 

Mevcut iktidarın 'Türkiye'yi Türksüzleştirmek' adına uzun zamandır çalışmalarına tanıklık ediyoruz. Bunların hepsini sıralamaya tekrar etmeye gerek yok. Son gelişmelerle birlikte bir kaç örneği ele almak durum analizi yapmak adına yeterli olacağı kanısındayım. Erdoğan'ın hedefinde geçenlerde yaptığı açıklamalara göre Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) adında ki ‘Türk‘ ve Türkiye Barolar Birliği’ndeki (TTB) ‘Türkiye‘ kelimesinin çıkarılması vardı. Bu konu üzerine tartışmalar yoğun bir şekilde sürerken hükümetin E-Devlet Soy Ağaçı uygulaması ile karşılaştık. Andımız, Milli bayramlarımız, Türkiye Cumhuriyeti (TC ) yazısı derken belleklerde ki Türklük kavramına da bu şekilde bir darbe yapıldı. Böyle bir çalışmanın yapıldığına dair hiç bilgimiz yokken birden soyumuzu öğrenme gerçeği ile karşı karşıya kaldık. Bu uygulamaya yoğun bir talep olduğunu ve sistemin kitlendiğini okuduk. İktidarlığı boyunca yaptığı işlerle güven kaybeden, sandıklara hile karıştırıp oy çalan bir hükümetin bu uygulamasına ne kadar güvenebileceğiz. Durup dururken nereden çıktı bu uygulama. E-Devlet Soy Ağaçı sorgulama Emperyalizmin Türkiye ve Türk halkı üzerine oynadığı bir oyundur.  Amaç Türkiye'nin Türklere ait olmadığını göstermektir. Türkiye halkı bu yemi yutmuş ve soy aramasına katılarak dedelerinin Türkiye'ye nerelerden geldiğini, hangi ırk ve hangi ırklarla etkileşimde olduğunu öğrendi. Pek çoğumuz Türkiye'ye ait olmadığımız gerçeği ile karşılaştık.


Hatırlayalım Akp'nin İstanbul il başkanı Aziz Babuşçu 'Akp iktidarından  önce hepimiz Türk'tük. Etnik farklılıkları bahane ederek farklı isteklerde bulunmak yasaktı' demişti. Yani AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk. Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı ve AK Parti MKYK üyesi Prof.Dr. Yasin Aktay katıldığı bir konferansda 'Türk diye bir ırk yok' demişti. E-Devlet Soy ağaçı uygulaması ile Kürt, Rum, Ermeni, Çerkez, Arap, Laz ve benzeri kimliklerle  tanıştı Türkiye. Türk halkının benlik algısını bu yeni sistem ile ezip geçtiler. Türkiye'nin Türkiye olarak kalabilmesi mümkün mü? Türkiye halkı Türk olmadığını öğrendi. AKP'nin ve Emperyalizmin yüzyıllardır istediği de bu değil miydi? Artık Türk ve Türkiye'yi silerken engelle karşılaşma riskini en aza indirdi AKP.

E-Devlet Soyağaçı sorgulama ile Türkiye dünyanın hiç bir ülkesinde bulunmayan bir uygulama ile ulus kimliğine yönelik ciddi bir yara almıştır.






17 Şubat 2018 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ





16 Şubat 2018 Cuma

Ermeni Lobisi, Taner Akçam, Yurtdışında ki Aleviler ve Atatürkçüler



Ermeni Lobisi ve adamları yurtdışında çok aktif bir şekilde yıllardır çalışıyor. Bunlardan en tanınmış siması Taner Akçam'dır. Akçam, özellikle Alevi yurttaşlarımızın çoğunlukta bulunduğu derneklere ücretsiz giderek sahte belgeleriyle soykırım iddiasını anlatmaktadır. 1913 ve 1916 yılları arasında Halep'te çalışan memur Naim efendinin anılarını ele alarak soykırım yapıldığını gösterme çabasındadır. Naim bey'in anıları ilk olarak Aram Andonyan'ın kitabında ele alınmıştır. Söz konusu belgeler, Halep'te tehcir ile sorumlu olan büroda çalışan Naim bey tarafından kendisine verilmiş. Andonyan'a göre Naim bey iyi bir Türkmüş. Ermenilere yapılanlara dayanamamış ve vicdanını rahatlatmak için bu belgeleri kendisine vermiş. Fakat Andonyan 1937 yılında yazdığı başka bir mektupta ise 'Naim bey kumara ve alkol bağımlısıydı ve bu belgeleri çok pahalıya bana sattı' diye yazmıştır. Şinasi Orel ve Süreyya Yuca bu konuyu araştırmış ve 'Ermenilerce Talat Paşa'ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü' izimli kitabı yazmışlardır. Yapılan araştırmalara ve kitapta anlatıldığı üzerine, o dönemlerde Halep'te Naim bey isimli bir memur yok. O dönemde yazıldığı iddia edilen bu belgeler o dönemin kağıt ve mürekkebiyle yazılmadığı ispatlanmıştır. Tehcir yıllarında Halep'te Alman konsolosu olan Walter Rössler ise Naim bey isminde bir memuru hatırlamadığını belirtiyor. Naim beyin hatıraları ile ilgili en güzel cevabı 1985'de Orly savunmasında Mümtaz Soysal tarafından verilmiştir. Sanıkların avukatlarından olan Bourget; "Talat Paşa Halep Valisi'ne telgraf çekerek Ermenileri ortadan kaldırın diye emir vermedi mi?"Mümtaz Soysal - "O telgrafın sahte olduğu kanıtlanalı çok oldu. Sanık avukatı bunu bilmelidir. O telgraf 1921'de bir Ermeni yazar tarafından imal edilmiştir. Sonradan Türk arşivleri açılarak ispat edilmiştir ki, telgrafın ne tarihi, Osmanlıların kullandığı tarih sistemine uyuyor, ne telgrafın çekildiği Halep Valisi o zamanki Halep Valisi'dir, ne de telgrafın kağıdı Osmanlıların kulladığı kağıda benziyor. Ayrıca, üzerindeki imza da sahtedir. Bu da gösteriyor ki, bu soykırım iddialarının büyük bir kısmı bu gibi sahteciliklere dayanmaktadır" diyor.
Gelin birde dünyadan bazı aydınların Aram Andonya'nın bu kitabı 'Naim beyin hatıratı' hakkında görüşlerine bakalım.
Michael Gunter: 'Andonyan'ın kitapları bilinen sahte eserlerdir'.
Andrew Mango: 'Talat paşaya atfedilmiş şüpheli telgraflar.'
Erick-Jan Zürcher: 'Andonyan evraklarının sahte olduğu ispatlanmıştır.'
Guenter Lewy: 'Orel ve Yuca'nın bu belgeler hakkında son derece itinalı analizleri belgelerin otantikliği hakkında yeterince soru işareti doğurdu ve bu sayede bu belgelerin ciddi bilimsel araştırmalarda kullanılmaları kabul edilemez hale geldi.'
Taner Akçam'ın anlatmaktan bıkmadığı Naim efendinin anıları ve Talat Paşanın itiraflarının gerçeği bu.

Hrant Dink’i Talat Paşa’nın intikamını almak için öldürdüler.' diyen Taner Akçam'ı merak edenler Hasan Yalçın'ın 'Dönekler' kitabını okuyabilir. Akçam'ın ünlü olmasını sağlayan kişi, BND Almanya gizli istihbarat kurumu ile bağlantısı olduğu bilinen Dr. Tessa Hofmann'dır. Hofmann, Ermeni yazarlar birliğinin onur üyesidir. Hofmann, Taner Akçam’ı “Ermeni soykırımını doğrudan bir suç olarak eleştiren ilk Türk” diye dünya kamu oyuna sunmuş ve yıldız haline gelmesini sağlamıştır. Taner Akçam Türk müdür?
Hofmann, Nazilerin işlediği soykırımı Türklerin Ermenilere karşı izlediği soykırımdan esinlendiğini ve hatta gaz odalarının ilk Türklerin ermenilere karşı kullandığını yazacak kadar tarih bilgisinden yoksundur. 'Ermeniler ve Ermenistan' kitabında ise “İttihatçılar gözleri kan bürümüş ırkçılar topluluğu. Mustafa Kemal, iki milyonu aşkın Ermeni ve Rum’un katili. Ermeni isyancılar ise umutsuzluğun verdiği bir cesaretle savaşan aile reisleridir. Van, Erzurum, Bitlis ve Trabzon Ermenilerin yurdudur” yazmıştır. Uzatmanın anlamı yok, Akçam'ın kimlerle çalıştığı ortadadır. Daha detaylı bilgiye gereksinim duyanlar araştırmalarına devam edebilirler.

Gelelim Taner Akçam'ın yurtdışındaki özellikle Almanya'daki Alevi yurttaşlarımızın çoğunlukta olduğu derneklerde verdiği 'Soykırım' konferanslarına. Yurtdışındaki halkımız genel itibariyle bu konulardan, bilgilerden yoksundurlar. Alevi yurttaşlarımız gerek Ermeni lobisinin gerekse PKK'nın baskısı ve beyin yıkama tehditleriyle karşı karşıyadırlar. Anadolunun aydınlık, vatansever ve Atatürkçü yurttaşları olan Aleviler, Emperyalizmin işbirlikçileri tarafından kandırılmaktadır. Alevi yurttaşlarımızdan PKK'ya destek vermeleri, Türkiye'de ezilen halklar olarak PKK'nın verdiği sözde bağımsızlık mücadelesinde destek olmaları gibi daha pek çok konuda baskı altındadırlar. Alevi derneklerinde ciddi bir asimilasyon uygulanmaktadır. Alevi yurttaşlarımızın vatan ve Atatürk sevgileri erozyona uğratılmaktadır. Bu nedenle Alevi dernekleri arasında bölünme sözkonusudur. Yeni kuşak ne yazık ki ilk kuşak kadar vatansever ve Atatürkçü değildir. Emperyalizm ve işbirlikçileri bu genç nesli asimile etmeyi başarmıştır. Bunların içinde PKK'ya, HDP'ye sempati ile bakan ve 'Ermeni Sorunu'nu soykırım olarak nitelendirenler çoğunluktadır.

Tekrar Taner Akçam'a dönecek olursak. Geçen aylarda Hannover ve Hamburg şehirlerinde bazı alevi derneklerinde konferanlar gerçekleştirdi. Hamburg'da yapılan konferansda Akçam yine bildik sahte belgeleri delil diye göstererek katılımcıları soykırım iddiasına inandırmak için çaba sarfetti. İnamayacaksınız ama başarılı oldu. Bize aktarılan bilgiye göre, Atatürkçü olduğu bilinen ve Hamburg'un tanınmış bir siması ayağa kalkarak söz hakkı aldı. ' Sayın Akçam, bir Atatürkçü olarak Ermeni komşularımın yüzüne bakamıyorum utançtan, neden Türkiye hala soykırımı kabul etmiyor.  Atalarımızın Ermenilere uyguladığı soykırım için özürdilerim' dedi. Bu cehalete bu rezalete bakar mısınız.   Hanımefendi Atatürk'ü temsilen nasıl bir cehalete imza atıyor. ADD derneklerine yurtdışında çok görev düşüyor. Çoğu yurttaşımızın bilgisi yok ve Ermeni lobisi tarafından veya başka lobiler tarafından rahatlıkla beyni yıkanmaya müsait. Ve yıkandığıda ortada. Ciddi bir sorundur bu. Vatansever ve Atatürkçü oldukları bariz olan pek çok dernek bu konulardan ve daha pek çok konuda bilgisizdir. Kahvaltı düzenleyerek, dedikodu yapılarak nasıl bir başarı elde edebilirsiniz. Yıllardır Avrupada var olan bu dernekler gerçekten Atatürk ve Türkiye için ne yaptılar. Başarıları nedir? Bu derneklerimiz her ülkede var. Peki bu dernekler bulundukları ülkelerin diliyle Atatürk'ü anlatabildiler mi? Bulundukları ülkelerin siyasetinde söz sahibi olabildiler mi? Yaşadıkları ülkelerde tüm yurttaşlarımızı bir araya getirebildiler mi? Yoksa kendi küçük derneklerinde Kralcılık mı oynadılar? Veya Taner Akçam gibi lobinin adamlarımca beyinleri mi yıkandı. ADD derneklerine  Üzülerek belirtmeliyim ki bu konuda eksikliklerimiz çoktur. Birbiri ile mücadele eden birbirinin kuyusunu kazan, Atatürkçülüğü ve Türk tarihini bilmeyen kişilerce bu dernekler yönetilmektedir. Bazı kişiler, bu dernekleri belli siyasi partilerin arka bahçesi haline getirerek, ADD'leri o siyasi partilere rant kapısı haline getirmektedirler. Hal böylesine vahim iken Ermeni Lobisi, PKK gibi daha pek çok zararlı dernekle nasıl mücadele edilecek.

Yurtdışındaki Türklerin yeniden bir aydınlanma, bilgilenme çağına ihtiyacı vardır. Tüm ayrışma ve kutuplaşmalardan uzaklaşarak bir araya gelmeye ve güç birliği yapmalıdırlar. Emperyalizmi dize getiren Mustafa Kemal Atatürk'ü ve kurtuluş Savaşını iyice öğrenmelidirler. En önemlisi bulundukları ülkenin diliyle konuşup, yazmalılar ve o ülkenin siyasetinde yer almalıdırlar. Başka kurtuluş yok.

16 Şubat 2018 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ




14 Şubat 2018 Çarşamba

Teşekkürler ADD Dortmund


Teşekkürler ADD Dortmund
Add Dortmund'un davetlisi olarak hem 'Ermeni Sorunu Dün, Bugün, Yarın' konulu konferansımızı ve Genel Kurmay arşivlerinden hazırladığımız belge ve fotoğraflardan oluşan 'Kanayan Yara:Ermeni Mezalimi' isimli fotoğraf sergimizi açmak için 11 Şubat'ta Dortmund'daydık.

Yol uzun. Dile kolay Kiel'den kalk Dortmund'a git. Hem de bu karda kışta kıyamette. Bu sene çok kar yağdı Kiel'e. Yollar kötü bu nedenle tren yolculuğunu tercih ettim. Saat 5'te düştüm yollara trene biner bitmez kar yine yağmaya başladı. Eyvah kar devam ederse trenler gecikmeli kalkacak. Peki ben yetişebilecek miyim? Elimde bir valizde kitap, bir valizde sergi malzemesi ve bir elimde bir kova yumurta. Gülmeyin tavuklarım var benim, dokuz tane güzel cins kızım. Çikolata renkli, beyaz, mavi yumurtalar. Kış nedeniyle biraz tenbellik yapıyor bizim kızlar fazla yumurtlamıyorlar. Zor zoruna biriktirdiğim yumurtaları Nariye öğretmenime götürüyorum. Mustafa kemal Atatürk'ün idealist öğretmenlerinden.

Hava soğuk ellerim dolu, bir yandan aman yumurtalar kırılmasın, sergi malzemelerim bozulmasın, kitaplara birşey olmasın, bir yandan hangi peronda indim, hangi perona gideceğim, bindiğim tren doğrumu, kaç dakikam var, kahretsin tren kaçtı, sonraki treni bekle... Tam bir kızılca kıyamet. Kemal hocam dün uçakla geldi İzmir'den. Bana mesaj yazıyor, Halil gel kahvaltı yapalım. Ah hocam keşke mümkün olsa. Bir savaşın içinde gibiyim. Neyse ite kaka , düşe kalka, yumurtaları kırmadan geldim Dortmund'a.


Merhaba Dortmund. Şanslıyım konferansı yapacağımız yer tren garının hemen yanında. Fazla yürümeme ve adres aramama gerek kalmadan buluyorum adresi. Add Dortmund'un çalışkan yönetimi salonu hazırlanmaya başlamışlar bile. Bir kaç hanımefendi evlerinden yaptıkları leziz yiyecekleri masalrın üzerine yerleştiriyorlar küçük salonda. Büyük salonda iki genç bayrakları asma telaşında. Genç dediğime bakmayın, 50'lili yaşlarda ama pek çok gençle yarışacak güce sahip hep genç kalmayı başarmış Mustafa Kemal'in askerleri. Ben Tülay ADD Dortmund kadın kolları başkanıyım diyor bir hanımefendi. Tanışıyoruz ayak üstü. Biri bana yardım edebilir mi diyorum. Fırlayıp gidiyor diğer salona sanki içerdeki gruptan en çalışkanını bana getiriyor. İsmi Neslişah diyor birde tembihliyor Halil beye yardım et. 20'li yaşlarda genç bir arkadaşımız. Yumurtaları bir sandalyenin üstüne koyarak yer ayırıyorum Nariye öğretmenime. Bir ara Kemal hocamı beklesem mi diye düşünüyorum. Ya geç kalırsa. Riske atmaya gerek yok. Hemen başlıyoruz Neslişah ile İçerdeki masalara bir masa daha ilave ediyoruz. Kitapları çıkartıp sayarak masanın üzerine diziyoruz. Sonrasında sergiyi hazırlıyoruz beraberce. Ben bir şey demiyorum. Elime aldığım her işin ucunda hemen tutuyor Neslişah. Yani laf demeden leblebiyi anlıyor. Hal böyle olunca çabukcak bitiyor işimiz. Neslişah içinde cevher saklı gençlerimizden. Pırıl pırıl umut vaad edici. Atatürk'ün her zaman güvendiği ve Cumhuriyeti emanet ettiği gençlerimizden sadece biri. Bu telaş arasında ADD Dortmund'un başkanı Ahmet beyin eşi Naciye hanımı görüyorum. Konuşuyoruz ayak üstü. Karaağaç'tan yeni dönmüşler. Karaağaç benim köyümdür aynı zamanda. Yani bir köylü dayanışması bu konferans. Köylüyüz, topraktan çıkartırız ekmeğimizi, alın terimizi karıştırdığımız toprağımız memleketimiz kadar bereketlidir. Toprağına sahip çıkan, savaşmaktan ve ölmekten yılmayan kuvvayı milliyenin torunlarıyız biz.

Gözüm yumurtalarda Nariye öğretmenim gelemedi henüz. Unuttu mu yoksa? Salon dolmaya başladı. Değerli basın mensubu Ahmet Birinci ile karşılaşıyoruz. 'Ermeni Sorunu Dün Bugün Yarın' kitabımız çıktığında bir tane göndermiştim kendisine. Okuyup güzel bir değerlendime yazısı ile gazetede yayınlayarak destek vermişti bize. Uzun uzun konuşuyoruz Ahmet beyle. Trabzon'da basımı yapılan ama artık yayınlanmayan bir edebiyat dergisini okumam için bana hediye ediyor. Ahmet bey çok iyi biliyor o derginin her satırını okuyacağımı. Bu nedenle hep söylüyorum; 'Okudukça bu prangalardan kurtulacağız.' Okumaya mecburuz.


Salon kalabalıklaşıyor. Gözüm yumurtalarda. İnsanlardan göremiyorum yumurtalar sandalyenin üzerinde mi değil mi, kırıldı mı kırılmadı mı? Gözlerim Nariye öğretmenimde aklım yumurtalarda. Kemal Hocamda yok ortalıklarda. Acaba bir terslik mi oldu? Boş durmuyoruz. Sergiyi gezenlere sergiyi anlatıyorum bazen de kitapları almak isteyenlere kitaplar hakkında kısa bilgiler veriyorum. Neslişah sağ kolum. Birden Wuppertal'dan Ali Özgün çıka geliyor. CHP yurtdışını yorumlarıyla tir tir titreden adam. En son bir buçuk yıl önce görüşmüştük. Kitabımından bir tane de Ali'ye göndermiştim. Okumuş beğenmiş. Biraz siyasete dalıyoruz ama çabuk bunalıyoruz. Türkiye'nin çakma siyaseti çabuk bunaltıyor insanı.

Hay allah saat ilerliyor. Yumurtalar duruyor sandalyenin üzerinde. Nariye öğretmenim yok, Kemal hocamda yok. Nazan hanımı telefonla arıyorum pat diye telefon kapanıyor. Tam da sırası. İlknur Yorulmaz beliriyor o kalabalıkta. Yalnız gelmiş eşi Abdurrahman bey küçük bir ameliyat geçirmiş evde dinleniyormuş. Geçmiş olsun Abdurahman bey. Çok zariftir İlknur hanım sağolsunlar eşiyle beraber tüm çalışmalarımızı takip ediyor ve destek veriyorlar. Konferansımızın başlama saati geçti. Nihayet Kemal hocam içeriye girdi. Hocam her şeyi halletim. Yine her zaman ki gibi başlayabiliriz diyorum. Kitap imzalıyoruz ve fotoğraf çektiriyoruz. Bu arada ADD Dortmund başkanı Ahmet Singör ile biraz konuşma fırsatımız oluyor. İkimizde yoğunuz. Sorun değil yazın bol bol görüşeceğiz. Aynı köylü değil miyiz? Nariye öğretmenim ortalıklarda yok. Yumurtalar elimde kaldı.


Kemal hocamla programın akışı hakkında kısa bir plan yapıyoruz. Ahmet Singör'ün kısa açıklayıcı konuşmasından sonra mikrofon Kemal hocama geçiyor ve başlıyoruz. Nariye öğretmenim hala yok. Yumurtalar duruyor. Genel kurmay arşivindeki fotoğraflardan oluşturduğumuz 'Kanayan Yara: Ermeni Mezalimi' isimli sergimizi Kemal Hocam katılımcılara anlatıyor. Sonrasında kısa bir kitap tanıtımı yapıyoruz. Her kitabın konusu hakkında kısa bilgiler veriyor hocam. Akabinde konferansa başlamak üzere masaya oturuyoruz. Kemal hocam, ilk cümlesine başlamadan Nariye öğretmenim, eşi Ahmet abi ve kızları Nazan hanımla kapıdan içeriye giriyor. Birden ayağa kalkıp yer vermek isteyenler, Nariye öğretmenimi öpenler, hoşgeldiniz diyenler. Kemal hocam soruyor bana. 'Halil devam edelim mi?' Hocamda şaşırdı bu ilgiye, biraz bekleyelim Nariye öğretmenim önemli biri. Nariye öğretmenime güzel bir karşılama merasimi yapılıyor. Kemal hocamla tokalaşıyor Nariye öğretmenim, biz sarılıyoruz birbirimize. Hemen tanıtıyorum, Kemal hocam Nariye öğretmenim bu. Bende bir rahatladma. Nazan hanım oturmuş yumurtaların yanına. Hemen yanına gidip selamlaşmadan sandalyenin üzerinde yumurtalar var dikkat edin kırılmasın diyorum. Galiba beni anlamadı... Ön sırada oturan Ahmet Singör yerini Nariye öğretmenim ve ailesine veriyor. Eyvah yumurtalar yine arkada yalnız kaldı.


Bu karşılama merasimi bittikten sonra Kemal hocam başladı konuşmasına. Konuştukça salon büyülendi. Genel kurmay arşivlerinden, Osmanlıda ki ermenilerin durumundan, Ermeni lobisinin adamını olan Justin McCarthy'nin nasıl Türkçe ve Osmanlıca öğrenerek arşivlerde çalıştığını ve sonunda elde ettiği bilgiler doğrultusunda soykırıma uğrayanların Ermenilerin değil aslında Türklerin olduğunu dünya kanuoyuna duyurduğu anlattı. Benim gözüm yumurtalarda. Kemal hocam mikrofonu bana uzattı sıra sende dedi. Tamam, saat 5'de kaltım uykusuz, yorgun ve açım üstelik aklım yumurtalarda. Bende kısa olarak Avrupada yaşayan bizleri ilgilendiren Ermeni lobisi ve Türklerin durumu hakkında bazı değerlendirmelerde, eleştirilerde ve önerilerde bulundum. Soru ve cevap bölümüyle programın tamamladık. Tekrardan kitap imzalama ve fotoğraf faslı. Sergiyi ve kitapları topla. Ne çok yoruldum. Ama değdi.


Halkımız bu konulara duyarlı. Bu pazar gününü 'Ermeni Sorunu'nu dinlemek için bize ayırdılar. Benim Anadolu insanım vefalıdır. Vatanına nerde olursa olsun sahip çıkar. Vedalaştık her biriyle. Onlarda bizde memnun ayrıldık. En sonunda sağ sağlim teslim edebildim yumurtaları Nariye öğretmenime. Halil seni bırakmıyoruz bize gidiyoruz demez mi Nariye öğretmenim. Ah keşke mümkün olsa. Vaktim yoktu yine trenle geri dönmeliydim. Kemal hocamla'da vedalaşıp ayrıldık. tren garında beni evime götürecek trene bindim. Trende oturduğumda farkettim ne kadar yorulduğumu. Gözlerim açmakta zorlandım. Yarı uyur bir halde döndüm evime.



Dortmund'a büyük bir emek ve ilgi vardı. Add Dortmund Başkanı Ahmet Singör ve ekibine, sevgili Neslişah'a değerli basın mensubu Ahmet Birinci'ye, sevgili Ali Özgün'e ve İlknur Yorulmaz'a, yumurtaları kırmadan teslim ettiğim Nariye öüretmenim ve ailesine, pazar gününü bizlere ayırarak orda bulunan herkese sonsuz teşekkürlerimizle. Artık konuşma zamanı. Konuşacağımız anlatacağımız çok konularımız var. Teşekkürler Dortmund.




13 Şubat 2017 Kiel
Halil Fehmi Dağ

13 Şubat 2018 Salı

Dört Cenaze, Peki Sorumlusu Kim?


Dört Cenaze, Peki Sorumlusu Kim?

Hayat şaka gibi...

5 Şubat 2017 tarihinde gazete manşetlerinden öğrendik. Almanya'nın Stuttgart şehrine yakın bir kasabada Trabzonlu genç bir çift (29 yaş) ile 6 ve 4 yaşlarında iki çocuklarıyla birlikte evlerinde ölü bulundu. Sebep karbonmonoksit denildi. Üzüldük. Üzülmek yeterli mi? Bu olayın arkasındaki gerçekler nedir, sorumluları kimdir? Tüm bunları görmemezlikten gelip sorgulamazsak yarın yine benzer ölümlerle karşılaşacağız.

Türk medyası bilinen haber taktiğiyle konuyu medyaya taşırken Alman medyası olaya daha profesyolce ve gerçekçi yaklaştı. Bu olayla iligili Türk medyasında yer alan haberler şöyle. Genç aile evlerinde ölü bulundu. Nedeni karbonmonotsit olduğu belirlendi. Cenaze namazı kalabalık oluğu için okul bahçesinde kılındı. Cenazeler memleketlerinde toprağa verildi tarzında başlıklarla haberleştirdi. Alma medyası ise olayın karbonmoksit gazından kaynaklandığını, polislerin içeriye maskeyle girebildiklerini, ailenin yavaş yavaş zehirlendiğini, evin her tarafında ağrı kesici tarzında ilaçların olduğunu, yavaş yavaş zehirlenmenin baş ağrısına neden olduğunu bu nedenle ailenin bu ilaçları kullandığını yazdı. Aile bireylerinin cansız bedenleri evin farklı noktalarında bulunmuş. Karbonmonoksit gazının doğal gaz bağlantısından kaynaklandığını ve araştırmaların devam ettiğini okuduk. İki medya arasındaki gerçeklik bu.

Karbonmonoksit diyerek olayın detaylarına inmemek hata olur. Yaşadığımız Almanya ve çoğu Avrupa ülkesinde doğalgaz, kalorifer baplantıları, şömine ve soba bacası yapımı son derece önemlidir. Bu işler bu iş üzerine 3 yıl eğitim almış kişiler tarafından yapılır. Ustalık, şef veya müdür gibi görevlerde bulunabilmek için eğitim seviyesi uzar. Doğal gazcı veya kaloriferci evinize gelir tüm işlemlerini bitirdikten sonra gaz ölçer aleti ile bitirdiği işte bir gaz kaçığı var mı yok mu diye kontrol eder. Eğer her hangi bir sorun yoksa size hoşçakal der gider. Faturasını daha sonra gönderir. Yapılan işten teknik bir sorun çıkarsa hemen arayarak problemi belirtirsiniz ve gelip düzeltirler. Belli aralıklarla periyodik kontroller yapılır. Önlemler çok sıkıdır. İnsan canına değer verirler.

Kamin veya soba bacası mı yaptırmak istiyorsunuz. Bu işlemde son derece önemli ve profesyonelce yapılmaktadır. Yani duvarı del, sobayı kur, yak, keyfine bak şeklinde olmamaktadır. Öncelikle belediyeden izin alınmalıdır. Yine baca konusunda 3 yıl eğitim almış birisi gelir şömineyi kurmak istediğiniz yeri tespit eder ve bacanın boyunu hesaplar ona göre kaliteli maldan tüm malzemelerini hazırlar. Monte işini dikatlice yapar, kaminin duvara uzaklığı, bacanın uzunluğu ve daha pek çok ayrıntıya ve kurala dikkat ederek işini bitirir. Hoşçakal der gider ve faturası sonradan gelir. İşlem bitmesine rağmen kamin veya sobayı yakamazsınız. Bölgenizden sorumlu kamin ustası gelir ve herşeyin kuralına göre yapılarak doğru malzemelerin kullanılıp kullanılmadığına bakar. Yakacağınız odunun kuruluğunu inceler. Herşey tamamsa size onay verir ve kamininizi kullanmaya başlaya bilirsiniz. Sonraki aylarda sürekli bir şekilde baca kontrolü yapılır. Görüldüğü gibi en ufak hatayı kabul etmeyen bir çalışma disiplini mevcut. Almanlar erbabı oldukları işlerinde disipline ve işi güvenli bir şekilde yapılmasına çok önem verirler.

Talihsiz olaya dönersek. Genç aile evlerini kendileri yaptırıyor. Ve yukarıda anlatmaya çalıştığım kurallara ne kadar uyuldu bilemiyorum. Eğer kurallara uygun ve faturalı bir şekilde bu doğal gaz tesisatı yapıldıysa o kişiler bu işten sorumlu tutularak ağır ceza alacakları bir gerçektir.

Peki, göçmeler bu işlerin ne kadarını profesyonel meslek sahiplerine yaptırıyor?
Yurtdışında yaşayan göçmenler bu konularda fazla kurala uymuyorlar. Tasarruf yapmak adına bu işlemler faturasız, bazen bu meslek alanında eğitim almamış kişilere yaptırılıyor.Bu işlerden hiç anlamayanlar, yahu ne olacak bir boru değil mi yaparım ben diyerek işi daha ucuza yapıyor. Tasarruf yapalım derken bedeli daha ağır manzaralar ile karşılaşabiliyoruz.

Alman polisi olay ile ilgili araştırmaya devam ediyor. Sorunun kaynağı ve sorumluları elbette ortaya çıkcaktır. Acı verici sonuçlarla karşılaşmamak adına bundan sonra daha profesyonelce düşünüp işi o işlerin erbabına faturalı yaptırmak çok önemlidir.

13 Şubat 2017 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ


10 Şubat 2018 Cumartesi

YCHP ve Ermeni Lobisinin Adamları


Ey Türk Evladı İşgale Dur De!

Ermeni sorunu, CHP'nin programında sayfa 131 ve 132 'de ele alınmıştır.  CHP'nin ve CHP'lilerin bu sorun karşısında nasıl bir tutum takınmaları gerektiğinin altı çizilmiştir.

Chp'nin programına göre; 'Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesinde, Ermenistan'ın işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesi, dünyadaki ermeni örgütleri vasıtasıyla Türkiye'ye karşı uluslararası hukuka aykırı biçimde soykırım iddiasıyla girişimlerde bulunmaktan vazgeçmesi ve Ermeni devletinin resmi belgelerinde Türkiye'ye ait bazı topraklarda Ermenistan'ın emelleri olduğu izlenimini veren ifade ve sembollerin çıkartılması koşullarına bağlıdır.'

Bugün Ermeni igalinde olan Azeri toprakları ve Karabağ yoğun bir Ermeni yayılmacılığı tehditindedir. Bölge hızlı bir şekilde Ermenileştirilmektedir.

CHP, Ermeni Sorunu ile ilgili duruşunu şu şekilde belirtiyor; 'CHP, Sözde Ermeni Soykırımı iddiası ile ülkemizin haksız önyargılarla suçlanmasına karşı bugüne kadar partimiz öncülüğünde sürdürülen kararlı duruşa sahip çıkmaya devam edecektir.' 
Sizce günümüzde bu duruşa sahip çıkılıyor mu? Birazdan detaylıca ele alarak durum analizi yapacağız. 
Ermeni sorunu ile ilgili CHP'nin programındaki çözüm ise şöyledir; 'Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan önceki dönemde gerçekleştirdiği iddia edilen sözde Ermeni soykırımı konusunda ülkemizi suçlayıcı keyfi kararlar alınmaktadır. CHP, 1948'de BM Genel Kurulu'nda oybirliği ile kabul edilen Soykırım Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi tarafından yapılan açık tanım çerçevesinde, konunun bağımsız tarihçiler tarafından, Türkiye, Ermenistan ve Rusya dahil ilgili tüm ülke arşivlerine erişim olanakları kendilerine tanınarak, iddiaların gerçekçi ve doğru zeminde, önyargılara kapılmadan incelenmesi gerektiği görüşündedir.'

Görüldüğü gibi Chp'nin programında, CHP'nin 'Ermeni Sorunu'na karşı  tutumu ortadır. Fakat gerçek yaşamda durum nasıldır? Gelin hafızalarımızı tazeleyerek neler yaşandığını hatırlayalım. 

1.  19 Ocak 2015, yer İstanbul Hrant Dink adına düzenlenen anma yürüyüşü amacından saptırılarak soykırım propagandasına dönüştürülmüştü. Yürüyüşte kullanılan pankartlarda 'Yüzleşin Hrant'la, Soykırımla', '100 Yıldır Susuyor 8 Yıldır Katilleri Koruyorsunuz' gibi sloganlar yazıyordu. Ne acıdır ki Atatürk'ün partisinde vekil olanlar bu pankartların arkasından yürüyerek CHP'ye resmen ihanet etmiştir. İhanet gözlerimiz önünde gerçekleşmiştir bu rezilliğe güzel kılıflar takarak bu ihaneti aklamaya çalışmakta suça dahil olmaktır. Kim bu soykırım meraklısı ve dektekçisi vekiller? Hatırlayanınız var mı? Yoksa hepiniz balık hafızalı mı oldunuz? Ben teker teker sayabilirim size. CHP Genel Başkan Yardımcısı Şafak Pavey, CIA ajanlığı tescillenmiş olan Sezgin Tanrıkulu, milletin vergisiyle karnını doyuran milleti sırtıntan bıcaklayan milletin vekilleri Umut Oran, Süleyman Çelebi,Hüseyin Aygün, Kadir Gökmen Öğüt, Alaattin Yüksel ile Mustafa Moroğlu'dur. Bu rezillik sonrasında sadece hatırladığım kadar Umut Oran yanlış yaptığını açıklamış ve pankartdaki yazıyı okuduktan sonra olay yerinden ayrıldığını açıklamıştı. Diğerlerinden bir şey duymadık. Chp eski üyesi Prof. Dr. Kayhan Kantarlı bu soykırım sevicilerinin partiden ihraçı için bir dilekçe göndermiştir. Sonrasında ne oldu? Olay hasır altı edildi. O yıllarda bu rezilliğe imza atanları CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler ise cesurca sert bir şekilde eleştirerek, 'Emperyalist soykırım yalanına pankart olan CHP genel başkan yardımcısı ve parti meclisi üyelerinin bu sıfatları düşmüştür' derken Atatürk'ün partisinde vekil olanlar sessizliğini korumuş ve hatta bazıları bu 'Ermeni Soykırım'cılarını savunmuştu.  Şimdi çoğunuz hemen atlayıp şunu diyecek o kadın zaten ulusalcı. Yahu siz o kadının saçının teli olamazsınız. O kadın kadar vatansever, milliyetçi ve Atatürkçü olabilseydiniz eğer CHP şimdi hayal ettiğiniz ve bir ütopyadan öteye gidemediğiniz iktidarı çoktan elde etmiş olacaktınız. 

Ayrıca Hrant kim soykırımı savunmak kim. Hrant Dink 1915 olayları tehciri için “Atalarım ‘kıyım’ derdi, ben ‘yıkım’ diyorum ve o yıkım olmasaydı ülkem daha güzel bir yer olurdu, biliyorum. Ve geleceğimi geçmişimin içinde boğmaya çabalayan emperyalizmin, alçak hakemliğini, kabul etmiyorum” demiştir. Yani Emperyalizme meydan okumuş karşı çıkmış ve Emperyalizmden  Ermeni sorununu üzerinden kirli ellerini çekmesini istemiştir. Bir takım cahiller sürüsüde kalkıp Hrant'ı soykırım ile yan yana getirerek Hrant'ın ruhuna ihanet etmektedir. .


2. Chp'nin Ermeni Sorunu karşısında zora düştüğü durumlardan bir diğeri ise, Ermeni Lobisinin sözde soykırım iddiasının 100. yılında Ermeni asıllı Selina Doğan'ın Haziran 2015 seçimlerinde İstanbul 2. bölgeden adaylığı ile ortaya çıktı. Bu hanımefendi CHP'ye bu zamana kadar nasıl bir emek vermiş? Bu konuda bilgisi olan varsa çıkıp açıklasın? Bu hanımefendinin adaylığını kim istedi veya neden bu kişi aday yapıldı? Selina Doğan yaptığı adaylık açıklamasında; 'Ermeni Soykırımı'nın 100 yılında aday gösterilmemin simgesel bir anlamı var. Böyle bir dönemde aday gösterilmem çok anlamlıdır. 1915 olaylarının 100'üncü yılında mağduriyet aynı şekilde devam ediyor. O mağduriyetleri yasal zeminde gidermek için elimizden geleni yapacağız.' demiştir. Ermeni lobisinin Atatürk'ün partisi CHP'nin hücrelerine kadar nasıl nüfuz ettiğini görebiliyor musunuz? Soykırım savunucusu bu hanımefendi bununla yetinmedi ve Almanya'nın 2 Haziran 2016 soykırım tasarısını kabul etmesi üzerine; 'Bizim de artık kafamızı kuma gömmekten vazgeçmemiz gerekiyor' diyerek, 'CHP'nin TBMM'de komisyon kurması' gerektiğini belirtmiştir. Bunların ne anlama geldiğini lütfen dikkatlice düşünün. Yok böyle birşey yandaş medyanın karalaması bunlar demekten vazgeçin. Açık gözünüzü adım adım işgal ediliyoruz. Ayrıca Selina Doğan'ın eşi Erdal Doğan soykırımcılar tarafından sevilen ve sayılan bir isimdir. Soykırımcı Doğan ailesinin soykırım çalışmalarını Prof.Dr. Suat Çağlayan şu şekilde derleyip sıralamış.

a-Ermeni olaylarının bir soykırım olduğunu kanıtlamak ve uluslar arası hukuk mekanizmalarını bu yönde harekete geçirmek için büyük gayretler göstermiştir.
b-Türkiye’yi, kültürel soykırım yapmakta olduğu iddiasıyla uluslararası mahkemelere şikayet etmiştir.
c-Dersim olaylarının bir soykırım olduğunu iddia eden yazılar yazmıştır.
d-“Atatürk, Dersim soykırımının siyasi sorumluluğunun tartışmasız birinci dereceden sorumlusudur!” diye yazmıştır. (Bakınız; Kurmeş Derneği Resmi Web Sitesi)
e-“Son yüzyıl içinde soykırımın (Dersim) en başarılı aktörü kuşkusuz CHP’dir” demiştir.



Bunların kabul edilmesi mümkün değil. Türkiye'nin tarihine ve toprak bütünlüğüne açıkça yapılan bir saldırıdır bu. TBMM'de çok sesliliğin olması elbette gereklidir ve çok önemlidir. Fakat Ermeni Lobisinin temsilciliğine soyunanların veya PKK'ya terör örtgütü diyemeyenlerin, Emperyalizmin kuklalalığını yapanların, Türkiye'nin varlığını ortada kaldırmayı amaçlayanların TBMM'de yeri olması olması sizce ne kadar doğru. Almanya, Fransa, İngitere veya başka bir Avrupa ülkesinin parlamentosunda o ülkenin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığı tehdit eden bir düşünceyi temsil edebilir misiniz? Yada Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde hangi partinin içinde olursanız olun bu partilerin içinde Ermeni Soykırımı yoktur, YPG terör örgütüdür dediğinizde sizi siyasi kariyeriniz o an bitirirler. Bu konularla ilgili pek çok yurttaşımız ciddi sorunlar yaşamış ve siyasi kariyerlerini bitirmek zorunda bırakılmışlardır.  Bırakın Avrupa parlamentolarını, Ermenistan'da bir Türk millet vekili seçilebiliyor mu? Seçildi diyelim Ermenistan meclisinde 'Ermeni Sorkırımı Yoktur, Ermeniler Hocalı'a Soykırım Yapmıştır', diyebilir mi? Hani nerede hürriyet, nerede demokrasi? 

3.  10 Kasım 2015 tarihinde yani Atatürk'ün ölüm yıldönümünde kurucusu olduğu partisinin bir temsilcisi Ankara'nın CHP'li Çankaya ilçesi belediye başkanı Alper Taşdelen tarafından 1915 olaylarını soykırım olduğunu anlatan 'Dildilan Kardeşlerin Objektifinden Bir Ermeni Ailesinin Yitik Geçmişi' isimli bir 'soykırım' sergisi açıldı. Kısaca hatırlatalım bu serginin mimarı Tsolag Dildilian’ın torunu olan Armen Marsoobian'dır. Armen Marsoobian, Güney Connecticut Eyalet Üniversitesinde (Southern Connecticut State University) profesörlük yapmakta ve 1915 Soykırımında Ermenilerin Edebiyatı ve Sanatsal Yaklaşımları (Armenian Literary and Artistic Responses to the Genocide of 1915) isimli  dersler vermektedir. Ermeni lobisi içinde önemli bir isimli olup soykırım kitapları bulunmaktadır. Soykırım serginin açılışını Çankaya Belediye Başkan Yardımcısı Nafiz Kaya “Bu sergiye ev sahipliği yapmak gurur verici”diyerek yapmıştı. Bu nasıl bir zihniyet bu nasıl bir açıklama.  CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu'da açılışta hazır yeralmıştı. Alper Taşdelen 6 Kasım’daki facebook mesajında 'Dünyanın en güzel sergilerini getirmeye devam edeceğiz', demiştir. Dünyada çok güzel sergiler mevcuttur. Fakat Soykırım sergisini dünyanın en güzel sergisi olarak  tanıtması akıllara zarar bir durumdur. Bu soykırım sergisinin hayata geçirilmesi Soros'un derneği olan Tesev'in kurucu üyelerinden  Osman Kavala'nın desteği ile gerçeklşetirilmiştir. Görüldüğü gibi Yahudiler, Ermeniler, Emperyalizm ve onların uşakları işbirliği içinde. Bu Atatürk'ün partisi CHP ve Türkiye için büyük bir tehlike değil mi? Hala bu olaylara pembe gözlüklerimizin ardından bakmaya devam mı edelim?


4. Ermeni Soykırımcısı İstanbul İl Başkanı. CHP içinde Ermeni soykırım savunucuları bunlarla sınırlı değildir. Daha geçenlerde bir enkaz daha yaşandı. CHP'nin İstanbul il başkanlığına CHP'li demeye bin şahit gerektirecek Canan Kaftancıoğlu, Kılıçdaroğlu'nun adayı olarak seçime girdi ve kazandırıldı. Kaftancıoğlu'nun Twitter hesabında yaptığı soykırımı destekleyici ve bazı paylaşımları tartışma konusu oldu. Bu kriz CHP'de ciddi anlamda bir ikili gruplaşmaya neden oldu. Bu gerginliği genel kurultaya da yansıdığını hep birlikte gördük. Kaftancıoğlu'ndan bir CHP'li yaratmak mümkün değil. Hanımefendi aynı zamanda Birleşik Haziran Hareketinin yürütme kurulunda. Bir zahmet edinde araştırın nedir bu BHH, arkasında kimler ve hangi güçler var ve görevi nedir?

Siz işin basitine kaçın, tüm bu yaşananlara komplo deyin, suçu yandaş medyanın, trollerin üzerine atın. Güzel kardeşim Ermeni lobisinin bu birbirinden becerikli ve sevimli ajanları tarafından soykırımcılığa alıştırılıyoruz. Üzerimizde büyük bir algı operasyonu yapılıyor. Sanal alemde, basında, çevremizdeki çeşitli derneklerde takip ediyorum, Ermeni Soykırımı Yoktur diyenler gittikçe azalıyor. Şimdiden Türk halkının beyni bulandırılmış, büyük bir kısmı bu yalana inandırılmış. Türkiye, Ermeni lobisinin mağdur edebiyatı ile kandırılıyor. Gelecek yıllarda TBMM'de Ermeni soykırım tasarısı oylamaya sunulursa şaşırmayın. Eğer TBMM içinde bu düşüncenin temsilcileri çoğalırsa ortaya soykırımı kabul eden bir TBBM gerçeği ile karşılaşır ve yapılan soykırım tasarısı  oylaması kabul edilir. Bu imkansız değil bilakis bizleri bekleyen gerçek bir tehlikedir.  Gelişmeler bu yöndedir. 

Türkiye sınırları içinde ne kadar yabancı konsolosluğu varsa (ihanet listesine dahil olanlar) kapısına kilit vurulmalı ve sınır dışı edilmelidir. Sonrasında onların işbirlikçilerine hukuki yaptırımlar uygulanmalıdır. Türk halkına, Türk milliyetçiliği tekrar aşılanmalı ve Türk tarihi yeniden öğretilmelidir. Türkiye ve Türk halkı Emperyalizmin zehirinden arındırılmalı milli duygularla tekrar doğması sağlanmalıdır. Hala CHP'yi kurtarıcı bir güç olarak görenlerin bu yazılanları doğru anlamalrı çok önemlidir. Bu ülkede vatan hainleri, vatanseverlerden daha cesur ve hepsi siyasetle uğraşıyor. Çünkü siyaseti ele geçirdiklerinde istediklerini çok rahat alacaklarını çok iyi biliyorlar. Vatanseverlerinde cesur olma zamanı gelmedi mi? Bu ülkenin sorunu, vatanseverlerin siyasetten uzak, vatan hainlerinin ise siyasette aktif rol almasıdır.


Prof. Dr Kemal Arı ile ortaklaşa 'Ermeni Sorunu Dün Bugün Yarın' isimli bir söyleşi kitabı çıkarttık Bu sorunla ilgili Almanya'nın şu ana kadar Bremen, Hannover ve Hamburg şehrinde üç konferans gerçekleştirdik. Konferanslarımızın devamı gelecek. Yine bu konferanslarımızda Genel kurmay Arşivinden elde ettiğimiz özel fotoğraflardan oluşan 'Kanayan Yara: Ermeni Mezalimi' isimli sergimizi açtık. Bir konferansımızın bitiminde CHP'li bir katılımcı kitabımızı aldı ve ayak üstü 'Hocanın anlattıklarına katılmıyorum' dedi. Bende bu konu hakkında yeteri kadar araştırma yapmadığını ilettim kendisine. Adam 400 tane kitap okudum demez mi? Cevap olarak 400 tane kitap okuyan birisi bu olaya soykırım vardır diyemez. Senin 400 tane kitap okuduğuna inanmıyorum dedim. Görün bu gerçekleri. Bu kitabı yazmama neden olanlar ise kuruculuğunu ve yöneticiliğini yaptığım bir CHP birliğinde 'Ermeni Soykırım'ını kabul edenlerdir. Bu kitap bu soykırım sevicilerine cevap niteliğindedir. Sen hem CHP'yi temsil edeceksin hemde utanmadan soykırım vardır diyeceksin. Orada duracaksın haddini bileceksin. CHP'nin programı ortadadır açıp okuyacaksın ya uyacaksın yada ait olduğun partiye gideceksin. Cehaletinle Türkiye'yi karalamaya izin vermem. Sende sevgili kardeşim CHP'nin tüzüğü ve programı ortadadır. Bunları yok sayarak hem Türkiye'ye hemde CHP'ye zarar vermek isteyenlere dur de. Fırsat verme! Ülkeni ve partini bu ihanet şebekesinden ve bu cehaletten koru.


Atatürk 'Cumhuriyet Halk Partisi'nin bende sonra, sonuna kadar partim olarak kalacağını nereden bileyim'  diyerek kaygısını belirtmiştir. Gerçek vatansever , gerçek CHP'li, CHP'nin Atatürk'ün partisi olarak kalması için mücadele edendir. Açın gözünüzü bu amansız işgale dur de, Emperyalizme bir kez daha Türk'ün gücünü göster ve emellerine ulaşmasına geçit verme. 
9 Şubat 2018 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ