28 Mart 2018 Çarşamba

Dünyanın Merkezine Yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 2


Dünyanın merkezine yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 2
Ne mi yapıyorum? Çocukluk hayallerimi gerçekleştiriyorum. Yaşadıklarımı ve yaptıklarımı anlatsamda hiç bir zaman tam olarak ne hissettiğimi yazamayacağım. Bu zor çok zor. Doğmakla başlıyor her insanın yolculuğu. Çoğumuz toplumun bize dayattığı hayatı yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Oku, meslek sahibi olup evlen, çoluk çocuğa karış, köle gibi çalış, borcu içine gir ev ve araba al, çocuklarını büyüt, evlendir, torun sahibi ol, emekliye ayrıl ve ölümün omuzlarına usulca oturmasını bekle. Ne kadar sıkıcı, tek düze ve boktan. Aslında bu sıkıcı çarkın içinde çürüyüp giderken de ara sıra çarkın dışına çıkmak mümkün. Çarkın dışına çıkarak çürümeyi biraz daha geçiktirmek sizin elinizde. Yani kardeşim lüks bir evin ve eşyaların olmasın bırak araban senin ayaklarını yerden kesmeye ve ihtiyacını görmeye yetsin. Başkasına hava atma derdine düşerek ömrünü heba etme. Her ne kadar yazarsak yazalım bu tip ağır vakaların değişmesi mümkün değil. Ama yinede birileri bu yazıları okurda içinde bulunduğu hayata isyan eder ve çemberin dışına çıkmayı dener. Neden olmasın. İnsanların cesarete ihtiyacı var. Belki bu yazılarım kimilerine cesaret verir. İçindeki cevheri keşfetmeye mecburdur her insan.
2009 yılında Almanya'ya yerleştim. Almanya'ya yerleşmem hayallerime ulaşmamda büyük imkanlar sundu. Zamanla masallara ve sevdiğim insanların yaşadıkları kentlere doğru bir yolculuk yapma fikri oluştu kafamda. Bisikletle ilk yolculuğumu Viyana'a Mozart'a yaptım. Mozart'ın yaşadığı şehirlerde izini sürerek kaldığı evleri gezerek gerçek mezarına kadar gidip buldum. Sonra bir başka yolculuğumu yine bisiklet ile Almanya'dan Paris'eydi. Bu yolculuğumda kimler yoktu ki. Victor Hugo'dan tutun, Ediht Piaf'a, Ahmet kaya'dan, Yılmaz Güney'e kadar çok fazla ismin izini sürdüm. Ama en önemlisi La Fontaine'nin doğduğu Chateau Thierry kasabasına gitmek, La Fontaine'nin koşup oynadığı şehirde var olmaktı. Beni çok mutlu eden olaylar bunlar. La Fontaine, Ezop kadar sevdiğim bir yazardır. Çocukluk kahramanlarıma ulaşarak ve bana harika bir dünya bıraktıkları için teşekkür ediyorum hepsine. Bununla yetinmedim. 5 yaşındaki oğlumu bisikletin arkasına atıp yine Almanya'dan İşviçre'nin Vevey şehrinde gömülü olan siyah beyaz sessiz sinemanın dahi adamı Charlie Chaplin'e ziyarete gittik. Oğlum takma ismidir Chaplin'dir. Hikayesini anlatarım bir ara. Bremen mızıkacılarının şehri Bremen, fareli köyün kavalcısının şehri Hamm şehrini gezdim. Hayatımda birde Andersen'in ayrı bir yeri vardır. Ve biz bir gün yine ailem ile Andersen'ın doğduğu kasabaya gittik. İnanabiliyor musun hayal gibi. Hatta hayalden öte imkansız bir şey bu. Ama ben istedim ve başardım. Danimarka'nın Odensee kasabasındaki Andersen'ın doğduğu evi gezdik oğlumla ve onun yaşadığı şehri keşfettik. Sonrasında hayatını devam ettirdiği Kopenhang şehrinde de kaldığı yerleri gezdik. Masallar ve yaratıcıları benim için çok önemlidir. Çocuklarınızı masalsız bırakmayın. Masalsız büyütmeyin dünyanın en sevimli bireylerini. Biz hergün masallar okuyoruz oğlumla. Masalların gizemli dünyasını seviyoruz. Bu sevgi çok fazla bizde. Daha bu yaz Ağustos 2017'de izlemekten ve okumaktan çok zevk aldığımız tahta kuklanın yaratıcısının mezarına gittik oğlumla. Kim bu tahta kukla? İyi kalpli bir erkek çocuğu olmayı hayal eden Pinokyo. Evet pinokyonun yazarı Carlo Collodi'nin Floransa'da bulunan mezarını ziyaret ettik. Teşekkür ettik Collodi'ye bize böylesine bir kahraman bıraktığı için. Yaşadığım sürece bu yolcuklarım hiç bitmeyecek. Oğlumda bende mutluyuz.
Şimdi Dünyanın merkezine doğru yolculuğa çıkıyorum. Aklınız karıştı değil mi? Neresi dünyanın merkezi. Böyle bir yer varmı? JulesVerne'in Dünyanın Merkezine Yolculuk romanına göre dünyanın merkezi İzlanda'nın batısında bulunan Snefells yanardağı. Kitabı okudunuz bilmiyorum ama size kısaca hikayeyi anlatmak istiyorum. Hikayenin kahramanı Axel Lindenbrock ve amcası Profesör Otto Lindenbrock Hamburg şehrinde küçük bir evde yaşamaktadır. Axel'in babası yıllar evvel kaybolmuştur. Prof. Otto Jeologdur. Bir gün abisinden kalma şifreli bir belge bulurlar. Fakat bilmedikleri bir dilde yazılan bu şifreyi çözemezler. Axel bir müddet sonra şifrede bir ismin yazdığını fark eder. Şifrede Arne Saknussemm yazmaktadır. Ayrıca Saknussemm 16 yüzyılda İzlanda da yaşamış bir bilim adamıdır. Ve ona göre İzlanda'nın batısında bulunan Sneffells yanardağından dünyanın merkezine inildiğini okur. Axel babasının bu dağa gittiğine inanır ve amcası Otto ile onu aramak için İzlanda'ya gider. İzlanda'da avcılık ve rehberlik yapan Hans Bjelke ile Sneffells yanardağına giderler. Yaklaşan fırtına sonrasında geriye dönemezler. Yanardağın içine girerler ve kaybolurlar. Çeşitli maceralar yaşadıktan sonra rehberleri Hans, Axel'in babasının cesedini bulur. Onu dağın içinde bulunan bir yeraltı denizinin kumsalına gömerler. Babasının notlarından bulundukları mağaranın etrafının mağma ile çevrili olduğu ve belli zamanlarda sıcaklığın artarak var olan her şeyi yaktığı yazmaktadır. Kaçmaktan başka bir careleri kalmaz. Bu yanardağ mağarasından kultulmanın tek yolu bir kaynaç (Gayzer) bulmak ve onun yardımıyla yeryüzüne çıkabilmektir. Axel'in babası kaynaç'ın yer altı denizinin diğer tarafında olduğunu not etmiştir. (Gayzer, Geysir, Kaynaç yer altı sularının magmaya yakın bir yerden geçmesi veya magma ile temas etmesi sonrasında basınçla bulduğu bir kaynarcadan yer yüzüne suyun fışkırdığı deliklere deniliyor.) Geç olmadan ağaç dallarından sal yapıp gölü geçmeye başlarlar. Gölde değişik canavarlar yaşamaktadır. Çeşitli maceralar yaşarlar. Et yiyen dev bitkiler, canavar balıklar, dinozorlar, soyu tükenmiş hayvanlar... Verne'nin olağanüstü hayal gücü romana yansımıştır. Soluksuz bir maceraya dönüşür kitap. Çıkan bir fırtınada salın perdesini tutuğu için rüzgar Axel'i havalandırır ve Axel kaybolur. Otto bu duruma çok üzülür ama onun sağ salim kaynaç'a ulaşacağını bilir. Bir kaç gün sonra yaralı bir şekilde Axel'i bir dinazorun saldırısından kurtarırlar. Buldukları bir dinazor kafatasını tekne yaparak yeraltı ırmağından kaynaç'ın yer yüzüne çıktığı yöne doğru giderler. Yanardağ hareketlenmiş ve ısısı artmıştır. Ve kaynaç patlar. Kahramanlarımız fışkıran su ile yer yüzüne çıkarlar. Yeryüzüne çıktıkları yer ise Sicilya adasının yakınında bulunan Stromboli yanardağıdır. Güzel bir bilim kurgudur. Verne bu kitabı 1864 yılında yazmıştır. Bir kaç kere filmede çekilmiştir. Filmde yeryüzüne çıktıkları dağı Vesüv olarak verilmektedirler. Türkçe tercümesi öyledir. Gerçeği Stromboli'dir. Çoçuklarınıza ve içinizdeki çocuğa oku(t)manız gereken bir romandır.

Biraz konu dışı olacak ama Jules Verne'nin İnatçı Keraba diye bir romanı daha var. Jule Verne hayranı olan bir Fransız bu romanda yer alan yerleri gezerek bir belgesel çekmiş. Bir zamanlar rastgele Alman kanalında bu belgeseli seyrettim. Konusu İstanbul'da başlıyor bu romanın. 1883 yılında yazılmış bir roman. 2 Mahmut zamanında Osmanlı topraklarında geçen bir gezi romanıdır. İstanbulda yaşayan tütün tüccarı Keraban'ın macerası anlatılır. O yıllara ait İstanbul tasvirleri ve karadeniz çevresindeki Osmanlı topraklarının tasvirleri vardır. Konusuda ilginçtir. Hollandlı tütün tüccarı Van Mitten uşağı Bruno ile bir ramazan günü İstanbul'a gelir. Hava sıcaktır, halk oruçludur. İstanbul terk edilmiş bir şehir görünümündedir. Keraban ile buluşurlar. Keraban dostlarını Üsküdar'da bulunan villasına yemeğe davet eder. Fakat ortada büyük ciddi bir sorun vardır. 2 Mahmut boğazdan karşıdan karşıya geçen tekneler için 10 paralık bir vergi koymuştur. İnatçı Keraban bu vergiyi vermek istemez. Bunun üzerine Üsküdar'a boğazdan tekneyle değil, Trakyadan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna Odessa, Kırım, Rusya, Gürcistan ve doğu Karadeniz üzerinden Üsküdar'a ulaşırlar. At arabası ile yaptıkları bu gezileri bir ay sürer. Avrupa yakasından Üsküdara gitmek için Karadenizi komple dolaşırlar. Gezdikleri şehirleri ayrıntısıyla anlatır kitabında. İnatçı Keraban Genç Türklerin yönettiği hükümete karşıdır. Genç Türkler fes takarken İnatçı Keraban inatla eski Türkler gibi türban takmaya devam eder. Jules Verne'nin İstanbul'a hiç gelmediği bilinir. Ama bu kitabında o kadar güzel anlatır ki İstanbul'u halen gelip gelmediği konusunda kafalar karışıktır. Hatta Osmalıların evlerinde bulunduğu eşyalarından tutun günlük yaşamlarına kadar herşey detaylıca anlatılır kitapta. Çok bilinen kitaplarının yanı sıra bu kitabınıda okumanızı tavsiye ederim.
Jules Verne'ye şimdi daha yakınım. İzlanda'da Snesffells yanardağındayım. Bulduğu bir delikten yanaradağın kalbine balıklama atlayacağım. Kim bilir belki bende Axel ve amcası Otto gibi Stromboliden çıkarım yeryüzüne. Ne derseniz....

28 Mart 2018 Heidelberg




Dünyanın Merkezine Yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 1


Dünyanın merkezine yolculuk, İzlanda ve Jules Verne 1
Meraklı bir çocuktum egenin küçük bir köyünde. Daha o yaşlarda dünyayı merak etmeye başladım. Neye benziyordu dünya. Anamın yaptığı yağlı pide veya salça sürüp yediğim bir dilim köy ekmeği kadar tatlı mıydı acaba. Dünya yaşadığım köye benziyor muydu? Köyümden kaç kat büyüktü dünya. Ben köyümü koşarak yarım saatte gezebilirdim. Peki dünyayı koşarak kaç saatte gezebilirdim. Hayal gücüm yaşadığım köyden büyüktü. Ve daha o küçük yaşlarda dünyayı görme isteği oluştu içimde. Bu isteğim hiç körelmedi aksine büyükdükçe benle birlikte büyüdü. Beni bu kadar yol sevdalısı yapanlar ise kitaplardır. Kitapları okudukça kitapların içindeki dünyanın peşine düştüm.
Küçükken masallara karşı ayrı bir ilgim vardı. Halen var, bu alışkanlığım hiç kaybolmadı. Fantastik hikayelerin gizeminde kaybolurdum çocukken. Televizyon lükstü. Veya bizim iyi bir televizyonumuz olmadı hiç bir zaman. Televizyon kanalımız daha iyi çeksin diye antene eski metal tencere kapağı takardım o yıllarda. Ama ne hikmetse yunan kanalları daha net izlenirdi bizim evden. Yunancaya aşinalığım bu yüzden. Bu yüzden yunanca şarkılara olan sevgim. Çocukluk alışkanlıkları terk edilmiyor kolay kolay.
Ağır bir kekemeydim çocukken. Hayvan gücüyle yol alan kağnılar gibi ağır... Dışlanan ve bu nedenle kendimi garip hisseden bir çocuktum. Aklı kaçık bir komşumuzun bana 'marazlı' demesini hiç unutamam. Yani hastalıklı anlamına geliyor marazlı. Aklı kaçık bir kadındı o tüm giysilerini giydikten sonra üzerine sütyenini giyerdi. O şekilde dolaşırdı sokakta. Masal kahramanı gibiydi. Kekemeydim bu nedenle birinci sınıfta Elif öğretmenim 'seni sınıfta bırakıyorum nedenini yıllar sonra anlayacaksın' diyerek beni sınıfta bıraktı. Çift dikişle bitirdim birinci sınıfı. Elif öğretmenim ile yollarımız 3 sınıfta tekrar kesişti. Bir gün Türkçe dersinde sıra arkadaşıma okuması için bir okuma parçası vermişti. Benim kekemeliğimi bildiği için bana okumam için hiç söz hakkı vermezdi. Kendimi kötü hissetmemem içindi bu. Arkadaşım kötü okuyunca Elif öğretmenim okumasını son verdi. Ve başladı sınıfa nasihat vermeye. Sınıfa nasihat veriyordu ama Elif öğretmenimin hedefinde ben vardım. Ne zaman başımı kaldırıp ona baksam hep gözlerimiz keşişti. Elif öğretmenim kitap okumanın faydalarından bahsetti ders saati boyunca. Kitap okumanın bizleri geliştireceğini, bambaşka hayatlar ve ülkeleri tanıyacağımızı anlattı. Dünyamızın ve ufkumuzun genişleyeceğini, konuşmamızın düzeleceğini, yaşanan olayları daha rahat anlayabileceğimizi ve doğruları daha kolay bulabileceğimizden bahsetti. Kitap okumakla iyi bir insan olmanın mümkün olduğunu belirtti. O an farkına varmayabilirdim. Ama ben farkına vardım. Elif öğretmenim hayallerime ulaşmanın yolunu göstermişti bana. Kitap okumalıydım.
Tamam da kitabı nasıl alacağım. Köydesin, okuma yazma bilmeyen çiftçi bir ailenin çocuğusun ve üstelik para da yok. Önce okulumuzun her sınıfında bulunan kitaplık köşesindeki kitaplardan başladım. Sonra çikolata yerine Kitap almasını istedim annemden. Düşünebiliyor musunuz çikolatayı kitaplara değişebilen bir çocuktum ben. Okumak ve daha çok okumak istiyordum. Çünkü dünyayı keşfetmeliydim. Kitapların içinde dünyayı sevmiştim. Köyümüzün sahilinde bulunan ve zenginlerin kaldığı Artur tatil köyünün çöplüğünü keşfettim sonra. Bu çöplükte bir sürü kitap buldum. Çöplükte geçimini gazete toplayarak kazanan yaşlı bir amca vardı. Benim kitaplara düşkünlüğümü bilirdi. Bulduğu kitapları benim için biriktirir ve ben çöplüğe gittiğimde kitapları bana verirdi. Çok mutlu olurdum çok. Kitapları satarak para kazanmak varken o kitapları bir çocuğa vererek mutlu olmasını sağlayan o çöpçü güzel insanı nasıl unutulabilirim. O çöplük bana dünyanın kapısını açtı. Bulduğum tüm masal kitaplarını okudum. Okumakla kalmaz adeta birebir yaşardım kitap sayfalarının arasında ki maceraları. Bu çöplükte bulduğum kitaplardandır Jule Verne kitapları. 80 Günde Devri Alem, İki Yıl Okul Tatili, Dünyanın Merkezine Yolculuk. Daha sonraki yıllarda Esrarlı Ada, Dünyanın Ucundaki Fener, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ve İnatçı Keraban'ı da okudum. İçimdeki çocuğun çocuk kalışını bu kitaplara borçluyum. Bu kitapları okuduğum yıllarda dünyayı keşfetmem gerektiğine ve bunu yapabileceğime inandım. Jules Verne bunu başardığına göre ben de başarmalıydım. Önce bir kaç arkadaşımla denize keşfettim. Ara sıra kaçar giderdik egeye. Ege hep maviydi ve bazen dalgalanır ve biz korkardık. Sonra dağları, tepeleri ve komşu köyleri keşfettim. Yıllar geçti, aynalar o dünyayı keşfetme meraklı küçük çocuk yerine göbekli, kır saçlı bir adamı gösteriyor şimdi. Herşeyi hayal ederdim de, birgün büyüyüp göbekli ve kır saçlı bir adam olacağımı hiç hesaba katmamıştım. Beni takip edenler masallara yolculuklar yaptığımı bilecektir. Küçükken hayatıma yön veren kitaplara, yazarlara doğru bitmek bilmeyen yolculuklar... Yukarda ki başlıktan da anlaşılacağı gibi bu kez Jules Verne'nin Dünyanın Merkezi Yolculuk kitabına yolculuğum. Ama önce Jules Verne'yi biraz tanıyalım.
Bana göre en önemli gezgincilerden biridir Jules Verne. Dünyada Agatha Christie'den sonra yabancı dile çevrilen ikinci yazar üstelik. Ne büyük bir başarı. William Shakespeare bile ondan sonra geliyor. 1828 Şubat'ının soğuğunda Fransa'nın Nantes şehrinde dünyaya gelmiştir Jules. Daha küçük yaşlarda yaşadığı kasabadan akan nehirde gezen gemileri izleyerek geçirir çocukluğunu. O gemilerdir Jules Verne'de gezginciliği körükleyen ateş. Ve 12 yaşındayken teknelerin birinde tayfa olmak için evden kaçar. Babası son anda yakalar küçük Jules'i. Ve kulağını çekerek öfkeli bir ses tonuyla 'artık sadece hayallerinde seyahat edeceksin' der. Bu konuda söz alır babası. Jules Verne babasına verdiği sözü tutmaz. O yine yüreğinin isteği yerlere yani hayallerinin peşinden koşar. Gençlik yıllarında hikaye ve şiirler yazmaya başlar. Paris'e hukuk eğitimi almaya gider ve bitirir okulunu. Fakat baba mesleği avukatlığı yapmaz. O edebiyata aşıktır. İlgilendiği ilginç konular sayesinde Fransa'da bilim kurgunun babası olacaktır. Viktor Hugo gibi Fransa'nın tanıdık edebiyatçılarıyla dostluklar kurar. Babası edebiyata yönelen Jules'e maddi desteğini keser. Jules buna aldırış etmez. İnandığı yolda emin adımlarla yürümeyi tercih eder. Jules Verne bir gemi ile dünyayı dolaşmış olan seyyah ve yazar olan Jacgues Arago ile dost olduktan sonra hayatı değişir. Aragos dan etkilenerek başka yerler, ülkeler hakkında yazılar yazmasına neden olur.
Jules Verne'nin Çocukluk hayalleri 1859 gerçekleşir. İngiltere'yi ve adalarını gezer. Ardından İskandinavya ülkelerini gezmeye çıkar. 1861 yılında Amerikaya gider ve bu yolculuğu Denizler Altında Yirmi Bin Fersah'ın konusu olur. 1872'de hayalini kurduğu yelkenliyi satın alır ve oğlunun ismini bu tekneye verir St. Micheal. 12 yaşında babasının engel olduğu gemi tayfalığını bu kez kendi yelkenlisinin kaptanı olarak yapmaya başlar. Bitmek bilmeyen bir yolculuğa çıkar. İngiltere, Manş adaları, Lizbon, Fas, Cebelitarık, Hollanda, Danimarka, Almanya, Cezayir Malta ve İtalya seyahatlerine yapar. Çocukluk hayalini bir bir gerçekleştirir. 1886 yılında evine döndüğünde akıl sağlığı yerinden olmayan yeğeni tarafından vurulur. Ölümden kurtulmuştur ama yaşamı boyunca baston kullanmak zorunda kalır. Yakalandığı şeker hastalığı ilerler ve kısmi körlük yaşamaya başlar. Maceraperest Jules Verne 1905'de bu dünyaya veda eder. Hepimizde merak konusu olan diğer dünyaya doğru bir seyahate çıkar. Kitaplarını bulup okuyun. Çoğu kitabı filme de çekilmiştir bulup izleyin. Sahi nerden çıktı Jules Verne. Yapacağım gezimle yakından ilgisi olduğu için anlattım size. Jules Verne'nin Dünyanın Merkezine Yolculuk kitabında dünyanın merkezine inileceği varsayılan ve İzlanda da bulunan Sneffells yanardağına gidiyorum. İzlanda beni bekliyor. Dünyanın Merkezi beni çağırıyor. Egeli küçük çocuğun bir hayali daha gerçekleşiyor.
28 Mart 2018 Heidelberg