12 Şubat 2017 Pazar

Her Çobana Evet Demenin Tehlikeleri

Her Çobana Evet Demenin Tehlikeleri
Size bir çobandan bahsetmek istiyorum. İsmi çoban Hesiodos ve MÖ 700 yılında Yunanistan'ın Askra köyünde dünyaya gelmiş. Gavurun teki, müslümanda değil. Eminim bu domuz eti falanda yemiştir. Üstelik hiç sevmediğimiz bir ırktan yani yunanlı. Hesiodos'un ailesi de yoksul bir aile ve çobanlık yaparak geçimlerini sağlıyor. Standartlarımızın çok altında bir insan. Yaşamı hakkında pek bir bilgi bulunmuyor ve bilinmiyor. Ne zaman öldüğüde kayıtlarda yok. Bu yunanlı yani elin gavuru didaktik şiirin babası sayılır. Kendisi köylüdür, çobandır ve diplomasızdır. Bu çoban, İÖ 6 yy da 'İşler ve Günler' isminde bir kitap yazar. Kitabında yaşamına ilişkin bilgi verirken aileden kalan mirasın büyük bölümüne el koyan ve yöneticilere kendisini desteklemeleri için rüşvet veren açgözlü ağabeyini şiddetle eleştirir. Yöneticilere ödevlerini hatırlatmak için onları, bir tanrıça olarak gördüğü adaletten saygı dolu bir korku duymaya çağırır. Ona göre adalet tanrıçasını yatıştırmak, mutluluğa ulaşmak demekti ve insanın çektiği acılardan kurtulması için tek çıkar yol buydu.
Yaşadığımız güne çok benziyor Hesiodos'un hırsız, aç gözlü abisiyle mücadele ettiği dönem. Adaletin yok edildiği günümüzde, cahil, diplomasız bir çoban tarafından bir keramete bindirildik ve bismillah, allahü ekber nidalarıyla kıyamete götürüldüğümüzün bilmem farkındamısınız?. Lakin bu köylü, diplomasız çoban Hesiodos bu kitabı nerden bakarsak bakalım İÖ 6 yy yazmıştır. Günümüz insanının ve politikacıların yapamadığı, yazamadığını ve karşı duramadığı yozlaşmaya, haksızlığa o yıllarda meydan okumuştur. Bu köylü, diplomasız çoban Hesiodos, 'İşler ve Günler' kitabının ilk bölümde insanoğlunun sefil yaşamında onurun ve çok çalışmanın önemini gösteren iki efsane anlatır. Bunlardan biri, merakını yenemeyip kutuyu açarak insanlığın başına türlü belalar saran Pandora’nın öyküsünü aktarır. Günümüzde de törpülenmemiş cehaletiyle kendini bir halife, bir dünya lideri gibi lanse eden bir diplomasız da pandoranın kutusu ile eşdeğerde olan ve bu ülkenin bağımsız bir ülke olmasının temel taşı kabul edilen Lozan antlaşmasınıda tartışmaya açmasıda, Pandora'nın kutusunun içindekiler kadar zehirlici ve yanlıştır. Bu mevcut sınırlarımızı ve tüm kazanımlarımızı yeniden bir kez daha emperyalizmin masasına yatırılmasıdır. Ve Sevr denen yüzyıllık ihanetin hortlatılmasıdır.
Biz bizim köylü, diplomasız cahili bırakıp, Hesiodos denen cahile bakalım. Hesiodos denen cahilden her eve, her ülkeye lazım. Bu gavur cahil kafasıyla neler neler yazmış. Kitabın diğer efsanesi ise insanın Altın, Gümüş, Tunç ve Kahramanlık çağlarından, Hesiodos’un yaşadığı sefil Demir Çağına değin gerileyişini yansıtır. Bu bölüm başlı başına araştırma konusu olması gereken bir konu. Kısaca sen değerli kardeşim, kendi sefil hayatlarını inkar edip varlık içinde saltanat süren çobanlara itibar etme ve etmeyin! Bu kişilere vereceğin en iyi cevap HAYIR dır.
Hesiodos ayrıca bu eserinde abisi Perses’e doğrudan seslenerek entrikalarından vazgeçip bundan böyle geçimini kendi emeğiyle yılmadan çalışarak kazanmasını ister. “Ölümsüz tanrılar, başarının önünde alın terine yer verdiler”, der. Ona göre zenginlik ve saygınlık kazanmanın tek yolu çok çalışmaktır. Burada çok çalışmadan bir halkı dolandıran, soyan zihniyetten kaçınmak gerekir. Yani bu kitaba para verin ve okuyun ve o zaman her çoban'a EVET demenin e kadar tehlikeli olduğunu anlayın. Kitabı okumak için zamanda kalmadı. Şunu unutmayın ki bir el tüm işleri yapmak için her zaman yetersizdir ancak hırsızlığı tek elle yapabilirsiniz. Yaşamak için namusumuzla yaşayabilmek için iki elimize her zaman iyhiyacımız var. Tek elli sisteme EVET demenin ne olduğunu anladığınızı umuyorum.

Gavur diplomasız çoban Hesiodos aslında günümüz ülkelerin başında durması ve olması gereken birisidir. Yozlaşan ve itibar kaybeden siyaset dünyasında Hesiodos gibi isimlerin acilen yer alması şart. Siz siz olup Hesiodos'u her diplomasız çobanla karıştırmayın, ve her çobanı takip etmeyin. Zira diplomasız cahil çoban sizi bir oyuna getirir ve mezbaha da kesiverir. Evet demekle kendi ölümünüze onay vermeyin. Hayır demenin onurunda kalın.
Ülkene sahip çık Türkiyem.


12 Şubat 2017 Heidelberg

KAPATIN TV’LERİ KAPATIN

“Aklınız karışmasın! Algı operasyonu yapanları, referandum sandığı açılana kadar dinlemeyin. 
İzlemeyin yandaş yalaka kanalları! İzlemeyin haber programlarını, okumayın militan yetiştiren satılmış gazete ve onun yazarlarını. 
Alenen alay ediyorlar, Mustafa Kemal’in zeki diye tanımladığı, çalışkan diye övgüye layık bulduğu; yüksek karakterli diye yere göğe sığdıramadığı aziz Türk milletiyle alay! 
Siz milleti hem kör hem sağır hem de kurbağa akıllı olarak mı görüyorsunuz? 
Daha dün Fetö ile aynı sofrada aynı çanağa yalayan; birlikte kaşık sallayan siz değil miydiniz? 
Daha dün PKK terör örgütünü Habur sınır kapısında davullu zurnalı karşılayan siz değil miydiniz? 
Habur sınır kapısına çadır kurup, hakimleri/ savcıları teröristin ayağına siz göndermediniz mi?; 
PKK’lı terörist pişman değiliz derken, pişmanlık yasasından yararlandıran serbest bırakan fetö terör örgütü müydü? 
İktidara geldiğiniz de, DHKPC bitmiş, PKK eylem yapamaz hale gelmişti. Fetö terörü de, yer altında köstebek gibi toprağı eşeleyerek patates yumrusu arıyordu. 
İktidarınızın diliyle, eliyle, suyuyla yeşerdi hepsi; toprağa kök saldı, gökyüzüne dal budak oldu… 
Be kardeşim, siz ağzınızdan laf çıkarken, hiç aynaya bakmıyorsunuz? 
Yalan söylerken, hiç yüzünüz kızarmıyor mu? 
Söz meclisten dışarı bir de dindar geçiniyor, arkanızda kamera ordusuyla CAMİLERİ dolduruyor; cemaat oturunca ayakta resim vererek , gerçek inanları kaldırdığınızı zannediyorsunuz. 
Garip gurabayı, saf masum inanları kaldırdığınızı farz edelim, Allah’ı nasıl kandıracak, onun huzuruna nasıl çıkacaksınız? 
Kendiniz inanıyor musunuz? Yaptığınız şu çarpık algı operasyonu “ Feto, PKK, DHKPC” hayır diyormuş da; iktidar da onun için evet dermiş kandırmaca sının işe yarayacağına? 
Bu kadar küçük görmeyin bu milleti, güldürmeyin dostu düşmanı kendinize. 
Aynaya bakın aynaya; görünce yüzünüzdeki sahte maskeyi, başkasından önce kendiniz tüküreceksiniz kendi yüzünüze. 

Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan demiş ki ““İşin sırrını açıklıyorum: Ne yapıyorsa tersini yap” sandığa gidecek, kendi geleceğine oy verecekler için bundan daha acık ifade olur mu? 
Bence Cumhuriyete sahip çıkmak isteyenler, bu anlaşılır basit cümlenin derinliğini görmeli; iktidar referandum için ne istiyorsa tersini yapmalı. 
Zira Türk milletinin geleceği, Atatürk’ün işaret ettiği muhasır medeniyetten geçiyor. 
Hayır diyelim ki bu yol açık kalsın! Hayır diyeli ki çocuklarımız, torunlarımız geleceğe ümitle baksın. 
Diktatörlük iyi rejim olsa, Saddam Hüseyin’in Irak’ı güllük gülistanlık olurdu. 
Diktatörlük özenilecek rejim olsa Suriye, kan gölüne dönmez; Suriyeli göçmenler Türkiye’nin başına bela olmazdı. 
Diktatörlük iyi bir rejim olsa, Libya’nın uzatmalı lideri Kaddafi hala Libya’nın başında kalırdı. 
Ve son olarak diyorum ki, Almanya’ya bir göz atın! Almanya’nın kalkınması ne zaman başlamış ne zaman zirveye ulaşmış lütfen inceleyelim. 
Adolf Hitler iktidarında ikinci, dünya savaşı yıllarını bir hatırlayın! Ve sandık başına giderken bir partili olarak değil, kendi geleceğini, çocuklarının, torunlarının istikbalini düşünen biri olarak gidelim. 
Kapatalım televizyonlarımızı, okumayalım gazeteleri, yandaş kiralık kalemleri; dinlemeyelim haber bültenlerini. 
Biz Atatürk’ün deyimiyle zeki bir milletin torunlarıyız. Bize doğru yolun ne olduğunu gösterecektir kalbimiz.”
Değerli dostlar, Cumhuriyete sahip çıkmak suç mu? Saltanata karşı durmak günah mı? Yayından kaldırılan yazım Genç Yazı’da, Yeni Tarafta, Google’de; ve facebook’ta yayında!” demek ki ben suç işlemişim.
Kaldı ki Cumhuriyeti kuranlar, bu toprakları kanlarıyla sulayarak kurdular. Korkunun ecele faydası olmaz diyen de bizim atalarımız değil mi?
Necati Kavlak