Çakalların Ortadoğuda ki Dansı...
Elek gibi delik deşik edilen, milyonlarca kişinin doğıu büyüdüğü topraklarından zoraki göçe zorlanan, kalanların acımasız bir katlima kurban edilen acılı bölge Ortadoğuda gerçek amaç ortaya çıkıyor. ABD besleyip büyüttüğü ve kullandığu bir lideri daha tarihin karanlık dehlizlerine gömüyor, harcıyor.
6 yıldır tüm acımasızlığıyla küresel çetelerin besleyip büyüttüğü ve ortadoğuda sahneye sürdüğü katiller sürüsü milyonlarca insanın hayatını cehenneme çevirdi neden? Bölgede büyük İsrail devleti kurmanın sadece bir aşaması olan kukla bir Kürt devleti kurmaktı. Bölgede hedeflenen referandumun Evet oyu ile sonuçlanması için bölgedeki diğer etnik unsurlar ya öldürüldü yada göçe zorlandı. Göçe zorlananlar evlerine geri dönemeden referandum yapıldı. Irak'ın ikinci büyük petrol sahalarının bulunduğu ve Kerkük'teki Türkmen Cephesi Suphi Saber'in belirttiğine göre 400 bin Türkmeni barındaran Kerkük şehri bile Barzaniye teslim edildi. Ortadoğuda süregelen kanlı şavaşta sessizliğini koruyan İsrail, Barzani'nin 25 Eylül de yapacağı referandumuna destekleyen tek ülke oldu. Referandum sürecince İsrail bayrakları ile kutlamalar yapıldı. Netanyahu yaptığı açıklamada İsrail'in Kürtlerin bağımsızlığını desteklediğini ve Kürtler için “Bizim değerlerimizi paylaşan cesur, Batı yanlısı bir halk” ifadelerini kullandı.
Bayan Hitler’ olarak anılan İsrail Adalet Bakanı Ayelet Şaked ise 20 Eylül de yaptığı açıklmada bağımsız Kürt devleti kurulmasına büyük destek verdiğini ve bu yeni devletin Türkiye ve İran arasında yer alması gerektiğini söyledi. Bağımsız bir Kürt devleti hayalinde olan Kürtler 25 Eylülde kendi bağımsızlıklarını değil Büyük İsrail Devletinin Orta İsrail devletinin bağımsızlığını oyladılar. İsrail'in bir sonra ki hedefi Arslan Bulut'un belirttiği gibi İsrail'in asıl hedefi ise su ve gıda deposu olan GAP bölgesini kontrol altına alarak, "tek dünya devleti" hedefine doğru yürümektir. Yani Türkiyenin mevcut sınırları içinde ki Kuzey İsrail'i ele geçirmektir.
Zaten 13 Eylül de basına sızan Kuzey Irak’ta yayınlanan İsrail-Kürt Dergisi, yayınladığı dosyada İsrail ve Barzani ilişkilerine yer vermiş ve Barzani İsrail’de yaşayan yaklaşık 200 bin Yahudi’nin geri dönmesine yönelik beklentilerini açıklamıştı.
Kürtler aldatılan ve kullanılan tarafta fakat hiç kimse farkında değil. Arkasına aldığı Batı ve ABD desteği ile kendisini bölgede tek lider gören Barzani ise referandumun üzerinden çok geçmeden uykusundan uyandı. Kullanıldığını, aldatıldığını, harcandığını farkına vardı. Barzani 29 Ekimde yaptığı açıklamada Barzani ABD’yi de suçladı: “Irak ordusu ve Haşdi Şabi güçleri, ABD’nin gözü önünde ve onların silahlarıyla Kürdistan’a saldırdı. ABD buna neden sessiz kaldı? Barzani "Kürtlerin haklarını tanıma gibi bir anlayışa sahip değiller. Federalizme de inançları yok. Referandumu sadece bahane edip saldırmak istediler. Bu gelişmelerin hepsi daha önce programlanmıştı" dedi.
Diğer devrik liderler gibi Barzani'nin de son kullanma süresi, doldu mu bunu hep birlikte izleyerek göreceğiz.
30 Ekim 2017 Heidelberg
30 Ekim 2017 Pazartesi
9 Ekim 2017 Pazartesi
Amerikanın Koyunu Çıkar Erdoğan'ın Oyunu!
Amerikanın
Koyunu Çıkar Erdoğan'ın Oyunu!
Birileri
bizimle dalga geçiyor farkındamısınız?
Tarihler
22 Eylül 2017 gösterdiğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
ve ABD Başkanı Donald Trump, New York'ta düzenlenen 72'inci
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantıları kapsamında bir
ikili görüşme gerçekleştirdi.
Trump Erdoğan için, 'Benim arkadaşım oldu' diyerek
ekledi, ABD ve Türkiyenin ''hiç olmadığı kadar
yakın'' olduğunu ve ''Erdoğan
çok, çok ilgili ve açık olmak gerekirse çok puan topluyor. ABD
ile birlikte çalışıyor'' dedi.
İki lider Barzaninin yapacağı referanduma da karşı olduğunu
söyledi. Barzani referandumunu yaptı.
Trump
ve Erdoğan kim ne derse desin can ciğer iki kuzu sarması. Modern
bir Romeo&Juliet. Aradan sadece iki hafta geçti, bakın neler
oldu.
Ve
esas oğlanla esas kızın arasına karakedi girer.
Esas
oğlandan hamle;
Tarih
4 Ekim 2017, ABD'nin İstanbul Konsolosluğu görevlisi Metin Topuz
Fetö soruşturması kapsamında, 'Anayasal düzeni ortadan
kaldırmaya teşebbüs, Casusluk ve Türkiye hükümetini ortadan
kaldırmaya teşebbüs' suçlarından tutuklandı. Gülmeyin gerçek.
Metin
Topuz'a yapılan bu suçlamaları AKP ve Erdoğan zaten kendisi
işlemiyor mu? Anayasal düzeni değiştirmek ve Türkiye hükümetini
ortadan kaldırmak için çalışan Erdoğan ve haramileri değil mi?
Karşı hamle geçikmedi.
Esas
kız boş durur mu?
Tarih
8 Ekim 2017 ABD Büyükelçiliği vizeleri askıya aldı. Gülmeyin
buda gerçek. ABD büyükelçiliği 'Çalışanlarımıza
yönelik temelsiz ve kaynağı belirsiz iddialar, bizim uzun dönemli
ortaklığımızı baltalamakta ve bu ortaklığın değerini
azaltmaktadır' açıklamasını
yaptı. Bize ne kardeşim senin vizenden, senin ülkeme
yerleştirdiğin işbirlikçilerin, ajanların, paraya şımarttığın
kalemlerin düşünsün.
Esas
oğlan geri kalır mı sizce? Hayır.
ABD'nin
hamlesine jet hızıyla cevap verir ve Türkiye ABD vatandaşlarının
vize başvurularını askıya alır.
Değerli
yurttaşlar, bu dalevere uzar gider. Bizler bu yalan dolan
senaryolarla oyalanırken kah ABD'ye ateş köpürürken kah
Erdoğan'ı kahraman ilan ederken köprünün altından sular gürül
gürül akar, atı alan Üsküdar'ı geçer ve memleketimizde kaosu
icat edenler, memleketi bölünme noktasına getirenler amacına
ulaşır. Çark döner ve biz çarkta un ufak oluruz. Geçin bu çakma
danışıklı dövüşleri, artık vazgeçin bu halkı kandırmaktan.
Ülkemiz ABD'nin işgali altında. Her şehrimizde ABD ordusunun üssü
bulunmaktadır. İşte size iyi bir fırsat kapatın bu üsleri,
ABD'yi defedin topraklarımızdan. Bizde sizin samimiyetinize
inanalım. Bu ülkeye huzur ABD'yi bu topraklardan kovduğumuz zaman
gelecektir.
Hadi
boş sözlerle, danışıklı dövüşlerle bu halkı oyalamayın
kapatın gitsin ABD üslerini. Ülkemizdeki ABD üslerini bilmeyenler
için aşağıda dökümü yapılmıştır.
Bakın;
Türkiye’de örtülü ABD işgal üsleri nerelerde:
*Ankara, Karamürsel, Sinop, Hakkari, Hatay, Erzurum Kargapazarı;dinleme üsleri.
*Ankara Cevizlibağ, Elmadağ, İstanbul, İzmir;dinleme ve harekat merkez üsleri.
*Adana-Hatay Toroslar;CIA, Gladio eğitim üssü.
*Tekirdağ Çorlu Havaalanı;Lojistik destek üssü.
*Konya;AWACS erken uyarı uçakları bu üste.
*Gaziantep-Batman Havaalanı;Lojistik destek amaçlı havaalanları. Heronların üssü.
*Sabiha Gökçen Havaalanı;Lojistik destek havaalanı.
*Mersin Taşucu Limanı;Limanda liman ve helikopter pisti var.
*İskenderun Limanı;Türkiye’nin en geniş konteynır alanına sahip bulunuyor.
*Adana İncirlik;Nükleer bombaların yer aldığı, ABD’nin bölgedeki tek harekat üssü.
*Diyarbakır;Hava üssü, NATO askeri var.
*Şırnak-Silopi;Lojistik depolama yeri.
*Mardin;İncirlik Üssü’ne ve İskenderun’a gelen ABD asker ve teçhizatları için geçiş yeri.
*Şanlıurfa;yakıt ikmal üssü.
*Ankara, Karamürsel, Sinop, Hakkari, Hatay, Erzurum Kargapazarı;dinleme üsleri.
*Ankara Cevizlibağ, Elmadağ, İstanbul, İzmir;dinleme ve harekat merkez üsleri.
*Adana-Hatay Toroslar;CIA, Gladio eğitim üssü.
*Tekirdağ Çorlu Havaalanı;Lojistik destek üssü.
*Konya;AWACS erken uyarı uçakları bu üste.
*Gaziantep-Batman Havaalanı;Lojistik destek amaçlı havaalanları. Heronların üssü.
*Sabiha Gökçen Havaalanı;Lojistik destek havaalanı.
*Mersin Taşucu Limanı;Limanda liman ve helikopter pisti var.
*İskenderun Limanı;Türkiye’nin en geniş konteynır alanına sahip bulunuyor.
*Adana İncirlik;Nükleer bombaların yer aldığı, ABD’nin bölgedeki tek harekat üssü.
*Diyarbakır;Hava üssü, NATO askeri var.
*Şırnak-Silopi;Lojistik depolama yeri.
*Mardin;İncirlik Üssü’ne ve İskenderun’a gelen ABD asker ve teçhizatları için geçiş yeri.
*Şanlıurfa;yakıt ikmal üssü.
9
Ekim 2017 Heidelberg
7 Ekim 2017 Cumartesi
Fatih Akın, Ermeni Diasporası ve Kesik Filmi 2
Kesik/The Cut filmini, Ermeni Sorununa tek taraflı yaklaşan tarihi yanıltmak
amaçlı hazırlandığını daha ilk cümleden de çok rahat
anlayabiliriz. Film 'Osmanlı
azınlıkları bir gecede düşman ilan etti' sözüyle
başlıyor. Bu size birşeyler hatırlattı mı? Çünkü bu tarzı
Can Dündar'ın Sarı zeybek filminde de görüyoruz. Sarı Zeybek
filmi 'Bir
İmparatorluğu Yıkan Adam'
cümlesiyle başlıyor. Zaten Can Dündar Kesik filmini övmek için 'bu
bir hesaplaşma filmidir' diyor. Ermeni sorununu bu kadar kolay ele
almak ne kadar doğru ve tarafsız bir film yapmanıza imkan sunar?
Ermeni sorununun sebeplerinin temeline inilmeden, dönemin
özellikleri iyi anlaşılmadan, olaylar arasında neden sonuç
ilişkisi kurulmadan bir gecede Osmanlı azınlıkları düşman etti
demek Soykırım lobisinin ekmeğine isteği marka reçeli sürmektir.
Zaten lobinin istediği de bu değil mi? Oysa Ermenistan arşivlerini
açarak bu filmin daha sağlam temeller üzerine kurulu daha barışçıl ve sorun çözücü bir film
olmasına katkı sunabilirdi. Bu durumda dünya kamu oyunda büyük
meblağların döndüğü soykırım lobisi çökerdi.
Film
de kızlarını tehcir (onlar soykırım kelimesinde iddialı)
olayında kaybeden bir babanın kızlarını arama macerası
anlatılıyor. Filmde Türkler Türkçe, Kürtler Kürtçe, Kübalılar (İspanyolca)
kendi dilleriyle konuşurken Ermeniler ingilizce konuşuyor. Akın bu
konuda yapılan eleştirilere ben Ermenice bilmiyorum diyor ve
ekliyor “Ermenice
bilmiyorum. Oyuncumu yönetebilmek için bildiğim bir dilde
konuşması lazımdı”.
Filmde kürtçe ve İspanyolcanın'da konuşulduğunu göz önünde
bulundurursak ve Akın'ın bu açıklamasına bakarsak Akın, Kürtçe
ve İspanyolca biliyor görünüyor. Sizce biliyor mu?
Akın, bu film için Erivan hükümetiyle ortak çalışıyor, oyuncuların bir kısmı Ermeni olduğu halde ve hatta senaryoyu ortak yazdığı Mardik Martin'in Ermeni olmasına rağmen filmdeki Ermeniler İngilizce konuşturulmuştur. Neden? Çünkü Ermeni soykırım yalanını dünyaya ancak bu dille pazarlayabilirsiniz. Kurnazlıkla seçilmiş bir yöntem. Filmde Türkleri soykırımcı ve katil gösteren, Türklüğü aşağılayan çok fazla sahne var. Türklerin Halep şehrinden taşlanarak gönderilmesi Türkleri aşağılayan sahnelerden sadece birisi. Soykırımı savunanların en çok beğendiği sahnenin bu olduğundan ve çok alkışladıklarından eminim.
Akın, bu film için Erivan hükümetiyle ortak çalışıyor, oyuncuların bir kısmı Ermeni olduğu halde ve hatta senaryoyu ortak yazdığı Mardik Martin'in Ermeni olmasına rağmen filmdeki Ermeniler İngilizce konuşturulmuştur. Neden? Çünkü Ermeni soykırım yalanını dünyaya ancak bu dille pazarlayabilirsiniz. Kurnazlıkla seçilmiş bir yöntem. Filmde Türkleri soykırımcı ve katil gösteren, Türklüğü aşağılayan çok fazla sahne var. Türklerin Halep şehrinden taşlanarak gönderilmesi Türkleri aşağılayan sahnelerden sadece birisi. Soykırımı savunanların en çok beğendiği sahnenin bu olduğundan ve çok alkışladıklarından eminim.
Filmin gişede beklenilen başarıyı yakalaması Ermeni soykırımı
savunucularını ve yıldızı düşen Fatih Akın için çok
önemliydi. Beklenenin tersi oldu film ilgi görmedi. Bu durumda
Ermeni lobisi ve Akın, adım adım farklı taktikler izlemeye
başlayor. Medyada tartışma fitilleri ateşlendi. Manşetler atıldı 'Bir Türkten Soykırım filmi! Bu
nasıl olur? Akın, boş durmuyor Erivana gidiyor soykırım anıtını
ziyaret ediyor vs. Ayrıca Akın filminin
71. Venedik Film Festivali'nde ana yarışmada Altın Aslan için
yarışacağı belli olduğunda Türkiye'deki
bazı milliyetçi gruplardan ölüm tehditleri aldığını ve buna
ilişkin , "Sanat için ölmeye değer" ifadelerini
kullanarak ilgi çekmenin başka bir yöntemini kullanıyor. Bunlar
da yeterli olmayınca kamu oyunda sunni bir tartışma yaratılıyor.
Birden filmi beğenen ve beğenmeyenler tartışması başlatılıyor.
Bu tartışmalara katıların hepsi neredeyse Soykırımı savunan
tarafta olması ise olayı ayrıca ilginç bir hale getiriyor.
Ermeni aktör Simon Abkarian ise, The Cut'ın, 'Ermenilerin beklediği bir film' olduğunu dile getirerirken, Can Dündar 'bu bir hesaplama filmi' diyor. Ermenistan film eleştirmenlerinde Ardvzi Bakhjinyan 'Akın'ın politik bir dava ya da soykırım kanıtlama gibi bir hedefi olmadığını anlıyoruz' gibi güya negatif eleştiri yapıyormuş gibi görünerek tartışmaya renk katıyor. Bir başka sinema eleştirmeni olan Siranuş Galstyan ise, 'Filmin başındaki sarsıcı, seyirciyi şok eden sahneler yavaş yavaş yumuşuyor ve filmin sonunda olanlar unutuluyor.' diyor. Tüm bunlar güzel bir denge içinde yapılırken sahnenin büyük aktörleri filmi yere göğe sığdıramıyor. Yaptıkları ilginç açıklamalarla sinema seyircisinin aklını karıştırmaya devam ediyorlar. Los Angeles Times’ta çıkan eleştiride ise Fatih Akın’ın ‘soykırımı ele alan en tutkulu sinema örneklerinden birini ortaya koyduğu” söyleniyor. Film ‘tarihi bir destan’ olarak tanımlanıyor
Ermeni aktör Simon Abkarian ise, The Cut'ın, 'Ermenilerin beklediği bir film' olduğunu dile getirerirken, Can Dündar 'bu bir hesaplama filmi' diyor. Ermenistan film eleştirmenlerinde Ardvzi Bakhjinyan 'Akın'ın politik bir dava ya da soykırım kanıtlama gibi bir hedefi olmadığını anlıyoruz' gibi güya negatif eleştiri yapıyormuş gibi görünerek tartışmaya renk katıyor. Bir başka sinema eleştirmeni olan Siranuş Galstyan ise, 'Filmin başındaki sarsıcı, seyirciyi şok eden sahneler yavaş yavaş yumuşuyor ve filmin sonunda olanlar unutuluyor.' diyor. Tüm bunlar güzel bir denge içinde yapılırken sahnenin büyük aktörleri filmi yere göğe sığdıramıyor. Yaptıkları ilginç açıklamalarla sinema seyircisinin aklını karıştırmaya devam ediyorlar. Los Angeles Times’ta çıkan eleştiride ise Fatih Akın’ın ‘soykırımı ele alan en tutkulu sinema örneklerinden birini ortaya koyduğu” söyleniyor. Film ‘tarihi bir destan’ olarak tanımlanıyor
New
York Times’ta çıkan makalede ise “Fatih Akın, “The Cut”
filmi, kanlı zalimliği ve olayların yarattığı çalkantıyı
yumuşatmadan 1915 Ermeni Soykırımı’nı anıtsal ölçekte bir
destana çeviriyor” deniyor.
Guardian,
“Kesik”i,
“duygusal
derinlikten ve incelikten yoksun”
bulurken, Variety
dergisi,
“Akın’ın
epik filmi, Kesik’i yansıtmaya yetmedi”
başlığını attı. 'Bazı sahneleri okul müsameresi düzeyinde' diyor. Medyada ki bu yapay tartışmalarla film ilgi odağı haline getirilmek isteniyor.
Kesik/Cut filminin iki tane senaryo danışmanı var biri Wolfgang Gust diğeri ise Taner Akçam. Wolfgang Gust, Lepsius
tarafından 1919 yılında yayınlanmış olan “Deutschland
und Armenien 1914-1918” ( Almanya ve Ermenistan 1914-1918) adlı kitabını tekrar yazan kişidir. Der Spiegel dergisinin
redaktörlüğünü yapmış alman ırkçılarındandır. Taner Akçam
ise Türk ulusu yoktur, kemalistler 80
yıldır müslümanlara zülm ediyor diyen Alman
Gladyosu’nun Türkiye masası şefi
Udo
Steinbach'ın öğrencisidir. Ermeni lobisinin en çalışkan, Almanya da dernek dernek dolaşarak ücret almadan Türkler Ermenilere soykırım yapmıştır yalalarını pazarlayandır.
Akın
yeteri kadar araştırma yaptım filmi çektim demesine bakmayın
balık baştan kokmuş. Hocalarına bakın Akın'ın ne olduğunu
anlarsanız. Sinemada kazanç elde edemeyince diaspora lobisinin
emrine girdiği gayet açık.
Gişede başarı sağlayamayan The Cut/ Kesik filmi Ermeni disapora lobisini üzdü. 5 milyon Avro’ya mal olan film Akın'ın diğer filmleri arasında en
maliyetli film. Film Ermeni diaspora lobisinede pahalıya patladı.
Ermeni Lobisi zengindir ve içimizdeki truva atlarını parasıyla satın alır. Fatih Akın yeni
projesi terör örgütü YPG li bir kadın teröristin filmini
çekmek için kolları sıvadı bile. Ermeni lobisine sırtını yaslayanların sırtı yere gelmez. Bunu hep birlikte göreceğiz. Şimdi sırada ödüllerle Fatih Akı'nın dünyaya nasıl pazarlandığını göreceğiz.
7
Ekim 2017 Heidelberg
Fatih Akın, Ermeni Diasporası ve Kesik Filmi 1
Ermeni lobisi, gerçek dışı belgelerle, belgesel ve fimlerle,
Üniversitelerde yapılan tek taraflı 'Soykırım' çalıştaylarıyla,
batılı devletlerin kendi içlerinde maddi olarak destekledikleri
Enstitülerle Soykırımı tüm dünyaya kabul ettirmeye
çalışmaktadır. Ayrıca içimizden seçtikleri kişilere yani
bizlerin ağzından 'Ermeni
soykırımı'
vardır cümlesini söyleterek, Türkler de 1915 olaylarına
soykırım diye bakıyor demeye getirmekte ve algı yaratmaktadırlar. Gelin hep birlikte
bu isimleri ele alalım ve lobi çalışması içinde neler
yaptıklarına bakalım.Bu konu kapsamında ilk ele almak istediğim kişi Duvar filmiyle yıldızı parlayan, popürlerliği Almanya
sınırlarının dışına taşan fakat sonraki yıllarda başarısını
sürdüremeyen ve büyük kan kaybeden Fatih Akın'ın Ermeni
Soykırımı'nı savunan Kesik/Cut filmi ile başlayalım.
Film vizyona girdikten sonra Uğur Vardar'ın Fatih Akın ile gerçekleştirdiği bir söyleşi 09.12.2014 tarihinde Hürriyet gazetesinin Kelebek ekinde yayınlandı. Öncelikle bu söyleşide dikkat çeken açıklamalara bir bakalım.
Film vizyona girdikten sonra Uğur Vardar'ın Fatih Akın ile gerçekleştirdiği bir söyleşi 09.12.2014 tarihinde Hürriyet gazetesinin Kelebek ekinde yayınlandı. Öncelikle bu söyleşide dikkat çeken açıklamalara bir bakalım.
Yapılan
söyleşide Akın 1915 Ermeni meselesi için 'Ermeni Soykırımı'nı
kulandığını açıkca söylüyor. Kendi ifadesine göre Soykırım'a
ilişkin fikirleri ve düşünceleri ilk kez 17-18 yaşlarında
kafasını kurcalamaya başlıyor. Akın Osmanlı İmparatorluğunun
çöktüğünü, çok kısa bir zaman diliminde çok büyük
toprakların, Balkanların, Kafkasların kaybedildiğini ve
Anadoluya doğru bir çekilmenin başladığını söylüyor. Bu
durumun Osmanlı için büyük bir travmaya neden olduğunu ve
yaşadıkları travmanın nefrete ve şiddete dönüştüğünü ve
Enver, Talat, Cemal paşaların bu travmayı başka noktalara,
yerlere kanalize ettiklerini 'Anadolu artık eldeki tek yer, onu da
içimizdekilere kaptırmayalım' fikrinin baş gösterdiğini
söylüyor. Akın'ın yaptığı araştırmalar sonrasında ulaştığı bu sonuçlar yıllardır Ermeni Lobisi tarafından dillendirilen gerçek dışı ithamlardır. Batı cephesinin değişmeyen söylemleridir bunlar.
Akın
söyleşisinde Ermeni sorunundan uzaklaşıp konuya 'Mübadele'yi de ekliyor ve
diyor ki, 'Yunanlıların
zaten bir ülkesi var ki onlarla daha sonra 'Mübadele' vasıtasıyla
hesap görülüyor'
diyor. Akın'ın Mübadele konusunda da hiç bir şey bilmediğini bu
cümlesinde rahatlıkla anlayabiliyoruz. Fakat bu açıklamasında
hedefe Atatürk'ü oturtmaya çalıştığını görmeliyiz.
Mübadele İngilterenin fikri olduğu ve Lozan da masaya
yatırıldığını ve Mübadele olayının yeni Cumhhuriyetin
kuluşunun ilk yıllarına denk geldiğini düşünürsek, yani 1923 ile 1924 yılları arasında gerçekleştiğine
göre Akın'ın hedefi Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürktür. Zira
yukarda belirttiği açıklamada Yeni Türkiye Cumhuriyeti yani
Atatürk Mübadele ile Yunanistan'dan hesap soruyor anlamı çıkmaktadır. Fatih Akın'ın söyleşide emperyalizmin yıllardır değişmeyen fikirlerini kendi fikirlerim diye açıklıyor
Bu
eksik bilgi sonrasında Akın'ın Ermeni sorunu ile ilgili ne kadar
bilgisiz olduğunu ve 1915 olaylarına noktayı koyacak şu açıklamayı
yapıyor. Akın'a göre Enver, Talat, Cemal paşalar 'Ermeniler
yarın bir gün çıkar, başımıza iç açarlar'
diye düşüyorlarmış. 'Hele bir de arkalarına Rusya Fransa gibi ülkeleri alırlarsa korkusu
da varmış'.
Böylece soykırım gerekçesinin şekillendiğini söylüyor.
Soykırım yapılırken yani etnik gruplar arasında problemler
yaşanırken bizimkiler araya girmeyerek , ezenlere ezme hakkını,
tecavüz etme ve öldürebilme hakkı tanındı diyor. Bizler Ermeni
meselesi üzerine boşuna kafa yoruyor ve zaman kaybediyoruz zira
Akın olayı çözmüş ve noktayı koymuş. Akın, aleni bir şekilde Ermeni lobisinin sinemadaki propaganda aracı haline gelmiş.
Akın
1973 doğumlu söyleşi tarihinde 41 yaşında ve Soykırım
olaylarıyla 17- 18 yaşında ilgilemeye başladığını belirtiyor. Cut/Kesik filmi için 7 yıl çalışma yaptığını, film dolayısıyla
çok şey öğrendiğini, çok fazla kitap okuduğunu, araştırma
yaptığını, Erivan'a gittiğini insanlarla konuştuğunu
söylüyor. Neredeyse 23 yıldır bu konuda çalışma yapan Akın
ortaya Soykırımı savunan bir tavırla Soykırım filmini
çıkartıyor. Akın, tarafını açıkca belli ederek toplumsal barışa bir baltada kendisi vuruyor. Ermeni Meselesinde 23 yıl araştırma yapan birisinin
ve yahut gerçekten bu konu hakkında kitaplar okuyan birisinin Ermeni Meselesine
Soykırım gözüyle bakması akla ve mantığa aykırıdır. Bu
konularda Akın'ın açıklamalarının gerçeklikle uzaktan yakından
ilgisi yoktur. Akın, açıklamalarıyla kendisiyle sürekli çelişiyor. Şöyle ki 30.07.2014 de Evrim Kaya ile yaptığı söyleşide (Uğur Vardar'ın söyleşisi Aralık 2014 de yapılmıştır.) Evrim Kaya, Fatih Akın'a aynen şunları söylüyor; 'Dört yıl önce (2010) konuştuğumuzda Ermenilerle ilgili pek az şey bildiğinizi anlatmıştınız' diyor. Fakat Akın bu söyleşiden neredeyse 5 ay sonra Uğur Vardar ile yaptığı bu söyleşide ise kendisinin Ermeni Sorunu ile 17 yaşında ilgilenmeye başladığını söylüyor. Her iki söyleşi ve diğer söyleşileri incelendiğinde ortada çok fazla çelişki çıkıyor. Akın, Ermeni sorunu ile gerçekten ne zaman ilgilendiğini dair farklı açıklamalar yapıyor.
Uğur
Vardar filme yapılan eleştiriler ve popüleritesini kaybetmesi hakkında bir soru soruyor ve şu
cevabı alıyor.
'Evet hep el üstünde tutuluyordum, çok şımartılmıştım! Ama bu, bu işin bir parçası, Boks gibi bir şey, yeniyorsun yeniliyorsun, yumruk atıyorsun, yumruk yiyorsun, Rock'de vardı ya hani, 'önemli olan yediğin yumruğun sertliği değil ayağa kalkma çaban' türü yaklaşımlar. Biraz böyle bir durum yaşadım.
'Evet hep el üstünde tutuluyordum, çok şımartılmıştım! Ama bu, bu işin bir parçası, Boks gibi bir şey, yeniyorsun yeniliyorsun, yumruk atıyorsun, yumruk yiyorsun, Rock'de vardı ya hani, 'önemli olan yediğin yumruğun sertliği değil ayağa kalkma çaban' türü yaklaşımlar. Biraz böyle bir durum yaşadım.
Söyleşinin
tam bu noktasında acı bir gerçeği dile getiriyor Akın bu
açıklamasında yeniden ayağa kalkmaktan bahsediyor. Yani Duvar
Filmiyle birlikte çok ünlendiğini, şımartıldığını ve
devamında aynı popülaritede kalamadığını, yere düştüğünü,
yenildiğini ve çöküş yaşadığını açıklıyor. Yok olmakla karşı karşıya kalan Fatih Akın zorluklardan
kurtulabilmek ve tekrar ayağa kalkmak, şaşalı yıllarına geri dönmek için Ermeni Lobisiyle iyi ilişkiler kurarak Cut/Kesik filmine imza atıyor.
Akın
Hollywood'da çalışmayı çok istiyorum diyerek amacı belli ediyor. Bu
amaca ulaşmak ve yahudilerin elinde bulunan Hollwood'da
merdivenleri tırmanmak için yaptığı bu Kesik filmi bir başlangıç
olabilir. Belki çekeceği diğer bir filmde amacına daha kolay
ulaşabilir. Zira düşüşe geçen bir yönetmen yeniden parlak günlerine geri dönmek istiyor. Bunun için herşeyi rahatlıkla yapabilir. Fatih Akın gelecekte bu tarz filmlere daha çok imza atacağı belli. Sinemada verilen Altın küre, Oscar gibi heykelcikleri rahatlıkla alabilir. Yeterki Türk'ü Ermeni katili olarak göster!
Halil Fehmi Dağ
7
Ekim 2017 Heidelberg
Söyleşin
devamını bu adreste bulabilirsiniz.
6 Ekim 2017 Cuma
CHP Belçika Birliğinde Koltuk Kapma Savaşları
Avrupa da yaşanan bu olumsuzluklar CHP'ye hiç bir zaman yakışmadı, yakışmıyor. Fakat o koltukları işgal edenler nedense birden en iyi politikacı oluyor, koltukları kabarıyor ve cin olmadan adam çarpmaya başlıyorlar. Hemen muhalif olanlarla kılıçlar çekiliyor ve düzeysizce savaşlar gerçekleşiyor. Hiç biri yahu memleket yangın yeri bari biz bu yangına körükle gitmeyelim ortak ne yapabiliriz memlekete nasıl fayda sağlayabiliriz deme cüretinni göstermiyor. Hele birde Kılıçdaroğlu ile yanyana bir fotoğraf çektirdiyseniz tamam sizde daha kralı yok.
Dev çınarımız, Mustafa Kemal Paşam 'ın partisi Chp nin Avrupa da getirildiği durum utanç verici. Başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmemiz gerekiyor. Vatan ve Chp için mi yoksa kendi menfaatlerimiz için mi çaba harcıyoruz.CHP Belçika birliğinde yaklaşan genel kurul için iç hesaplaşmalar ortaya saçıldı.' Tratışma sanal ortama sıçradı. Aşağıdaki yazıyı CHP Belçika Birliğinin başkanı İsmet Yılmaz kendi Facebook hesabında 1 Ekim de paylaşttı. Derken sanal alemde hiç olmayan bir tartışmaya neden oldu. Gelin fazla yoruma girmeden paylaşılan yazı ve yapılan yorumllara göz atalım.
KAMUOYUNA DUYURULUR
Kurucuları arasında bulunmaktan onur duyduğum CHP Belçika Birliği’nin, birliğimize daha sonra katılan ve katıldığı andan itibaren kişisel koltuk ihtirası yolunda her şeyi göze almasıyla dikkat çeken sayın Zuhal Kayhan’ın CHP Belçika Birliği başkanlığına aday olduğunu basın ve sosyal medyadan öğrendim. Açıklamasında belirtmesine ragmen kendisinin henüz birliğimize yapılmış resmi bir başvurusu yoktur. Bu da bu kişinin manipülasyon ve gerçekleri çarpıtma becerisinin bir örneğidir. Avrupa Birliği temsilcimiz sayın Kader Sevinç’e kişisel hakaretler yapan ve gerçek dışı ithamlarda bulunan sayın Zuhal Kayhan, genel merkezimiz tarafından da kavgacı kişiliğiyle bilinen biridir. Rakip partililere karşı kullandığı dil ve söylemlerinin partimize zarar verdiği ise aşikardır.
Sayın genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun defalarca vurguladığı gibi “yalancıdan başkan olmaz”. Genel Başkan Yardımcımız Gürsel Tekin’in 1 Aralık 2014 tarihinde Brüksel’de lokalimizde verdiği konferansta o zamanki CHP Belçika Birliği başkanı olarak hiç yüzü kızarmadan birliğimizin 3 bin üyesi olduğunu açıklamıştır. Bu konuda basında çıkan haberlerde bu yalanı bulabilirsiniz.Başkanlığı döneminde yapılan yurt dışı birliklerinin çalıştaylarında da bu yalanı tekrarlamış ve birliğimizi komik duruma düşürmüştür.
Ortalıkta kendisini CHP Belçika Birliği’ne yüklü bir şekilde finansal destek yapan zengin işkadını olarak gösteren ve birliğimize 10 bin Euro para verdiğini yayan sayın Zuhal Kayhan’ın bu iddiaları da tamamen yalana dayanmaktadır. Birliğimizin içine düştüğü son mali kriz sırasında sadece 500 Euro bağışta bulunmuştur. Bu kişi medyayı yanıltarak rakiplerine saldırılmasını sağlamakta ve Facebook’ta hakaretler yağdırmaktadır.
Bu özelliklerdeki bir kişinin CHP Belçika Birliği’nde başkanlığının söz konusu olması beni tekrar başkan adayı olmaya zorladı. Sağlık ve iş nedeniyle devretmeyi düşündüğüm bu bayrak yarışını birliğimizin ve partimizin geleceğini düşünerek sürdürmeye karar verdim ve yeniden başkanlığa aday oluyorum.
Geçen dönemde özellikle sayın Zuhal Kayhan’ın listesindeki kişilerin yönetime girmesi ve bu arkadaşların çalışmaları bloke ederek beni engellemesi nedeniyle gerçekleştiremediğim Gençlik Kolu, Parti Okulu, Kadınlar Kolu ve sahada çalışma ve örgütlenme gibi tüm projelerimi bu dönemde hayata geçirmek istiyorum. Partimizin ilkelerine uyan kişisel ihtiras ve koltuk savaşı yerine hizmet yarışını esas alan diğer tüm başkan adaylarına başarılar dilerim.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
İsmet Yılmaz
CHP Belçika Birliği Başkanı
Kurucuları arasında bulunmaktan onur duyduğum CHP Belçika Birliği’nin, birliğimize daha sonra katılan ve katıldığı andan itibaren kişisel koltuk ihtirası yolunda her şeyi göze almasıyla dikkat çeken sayın Zuhal Kayhan’ın CHP Belçika Birliği başkanlığına aday olduğunu basın ve sosyal medyadan öğrendim. Açıklamasında belirtmesine ragmen kendisinin henüz birliğimize yapılmış resmi bir başvurusu yoktur. Bu da bu kişinin manipülasyon ve gerçekleri çarpıtma becerisinin bir örneğidir. Avrupa Birliği temsilcimiz sayın Kader Sevinç’e kişisel hakaretler yapan ve gerçek dışı ithamlarda bulunan sayın Zuhal Kayhan, genel merkezimiz tarafından da kavgacı kişiliğiyle bilinen biridir. Rakip partililere karşı kullandığı dil ve söylemlerinin partimize zarar verdiği ise aşikardır.
Sayın genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun defalarca vurguladığı gibi “yalancıdan başkan olmaz”. Genel Başkan Yardımcımız Gürsel Tekin’in 1 Aralık 2014 tarihinde Brüksel’de lokalimizde verdiği konferansta o zamanki CHP Belçika Birliği başkanı olarak hiç yüzü kızarmadan birliğimizin 3 bin üyesi olduğunu açıklamıştır. Bu konuda basında çıkan haberlerde bu yalanı bulabilirsiniz.Başkanlığı döneminde yapılan yurt dışı birliklerinin çalıştaylarında da bu yalanı tekrarlamış ve birliğimizi komik duruma düşürmüştür.
Ortalıkta kendisini CHP Belçika Birliği’ne yüklü bir şekilde finansal destek yapan zengin işkadını olarak gösteren ve birliğimize 10 bin Euro para verdiğini yayan sayın Zuhal Kayhan’ın bu iddiaları da tamamen yalana dayanmaktadır. Birliğimizin içine düştüğü son mali kriz sırasında sadece 500 Euro bağışta bulunmuştur. Bu kişi medyayı yanıltarak rakiplerine saldırılmasını sağlamakta ve Facebook’ta hakaretler yağdırmaktadır.
Bu özelliklerdeki bir kişinin CHP Belçika Birliği’nde başkanlığının söz konusu olması beni tekrar başkan adayı olmaya zorladı. Sağlık ve iş nedeniyle devretmeyi düşündüğüm bu bayrak yarışını birliğimizin ve partimizin geleceğini düşünerek sürdürmeye karar verdim ve yeniden başkanlığa aday oluyorum.
Geçen dönemde özellikle sayın Zuhal Kayhan’ın listesindeki kişilerin yönetime girmesi ve bu arkadaşların çalışmaları bloke ederek beni engellemesi nedeniyle gerçekleştiremediğim Gençlik Kolu, Parti Okulu, Kadınlar Kolu ve sahada çalışma ve örgütlenme gibi tüm projelerimi bu dönemde hayata geçirmek istiyorum. Partimizin ilkelerine uyan kişisel ihtiras ve koltuk savaşı yerine hizmet yarışını esas alan diğer tüm başkan adaylarına başarılar dilerim.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
İsmet Yılmaz
CHP Belçika Birliği Başkanı
Bu paylaşıma yapılan yorumlar ise aşağıdaki gibidir. Tartışma büyüyünce CHP Belçika Birliği Başkanı paylaşımı silerek tartışmalara son noktayı koydu.
Biz yinede bir şeylerin değişeceğini umut edelim.
Halil Fehmi Dağ
6 Ekim 2017 Heidelberg
6 Ekim 2017 Heidelberg
Cumhuriyet Bayramı Yerine ADALET Gecesi/ CHP İsviçre
Cumhuriyet Bayramı Yerine ADALET Gecesi
CHP İsviçre hangi zihniyete hizmet ediyor.
Ne ADALET miş yahu. Sizler Adaletin gözlerimizin önünde taciz edilerek, kevgir gibi delik deşik edilmesi seyirci kalın, hem de dolaylı yoldan destek verin, Türkiye'nin boynuna emperyazlimin 100 yıldır geçirmek istediği halatın geçirilmesinde emek verin sonrada meydanlarda ADALET ADALET diye bağırın. Atalarımız boşuna dememiş 'Akılsız başın cezasını ayaklar çeker'. Bizlerde cezayı çekmiş ayakların resimlerine bakıp ahlayıp pohlayıp ah derisi kalkmış vah tırnakları çıkmış diyerek kendimize mazlumdan bir kahraman yarattık. Türkiyenin mazlumlardan kahramana ihtiyacı yok. Türkiye'nin Atatürk'ün gösterdiği hedeflere emin adımlarla yüreyebilecek ve Emperyalizme boğun eğmeyecek vatanperverler ihtiyacı var. Muhalafet gerçekten muhalafet görevini yapsaydı AKP bu kadar rahat bu coğrafyada özgürce at koşturabilir miydi?
AKP'nin hayatımıza yerleştirmek istediği çakma darbe, kurtuluş ve bayramlar gibi CHP de hayatımıza yeni bayramlar ve kutlamalar eklemeye mi çalışıyor? Yoksa yakında Cumhuriyet bayramımızın yerine ADALET bayramı mı kutlamaya başlayacağız. Akıl ve kavram karmaşıklığımıza bir de törpülenmemiş cehaletimizi ekleyince ortaya akıl almaz sonuçlar çıkıyor. Bakınız afişte de görüldüğü gibi CHP İsviçre Birliği 4 Kasım'da 'ADALET GECESİ' düzenliyor. Oysa bu tarihlerde Avrupa da yaşayan biz Cumhuriyetçiler Cumhuriyet bayramını kutluyoruz. Cumhuriyet karşıtı olanlarda kendi aralarında yeni kutlamalar ve etkinlikler yaparak kutlanan Cumhuriyet kutlamalarına katılımı engellemeye önemini yok etmeye çalışılıyor. Bu engellemeler neredeyse tüm milli bayramlar için geçerli.
Gelelim afişimize CHP İsviçre birliği yöneticileri Cumhuriyet bayramını pek önemli görmemiş olacaklar ki 'CHP İşviçre Birliği Cumhuriyet Bayramının 29 Ekimde kutlandığını bilmiyor da olabilir.' kutlamayı akıllarına dahi getirmemiş ve 4 Kasım da ADALET GECESİ yapmanın daha dahiyane bir fikir olduğuna karar vermişler. Şaşılacak bir durum neredeyse 20 ye yakın yöneticisi var belli şehirlerde örgütlenmeleri ve bu örgütlenmelerinden sorumlu yetkilileri var ve düzenleyecekleri 'ADALET GECESİ' etkinliklerini sorunsuz gerçekleştirmek için fikir alışverişinde bulunuyorlar da yahu içlerinden biri çıkıpta o tarihlerde bizim CUMHURİYET BAYRAMIMIZ var bu önemli günümüz dururken ADALET GECESİ de nedir diye sormuyor. Bu zor bir soru akıllarına gelmemiş olabilir. Ama yine içlerinden biri çıkıp o tarihlerde CUMHURİYET BAYRAMIMIZ var onuda afişe yazalım birlikte kutlama yapalım diyemiyor. Cumhuriyet Bayramının önemini idrak edemiş olan bu kişiler ne yazık ki Cumhuriyet Halk Partisini yönetiyor veya ynettiğini sanıyor. Acaba bunlar CHP'nin ne anlama geldiğni idrak edebildiler. Yoksa CHP'yi kendilerine bir yol açarak mecliste ki kırmızı deri koltuklara taşıyacak bir araç olarak mı görüyorlar.
Ne büyük bir yaman çelişkidir ki ADALET GECESİni düzenleyen CUMHURİYET Halk Partisi İşviçre Birliği, konuk katılımcılar CUMHURİYET Halk Partisi milletvekilleri ve Pm üyesi ama bu kadar Cumhuriyetin olduğu bir ortamda Cumhuriyet Bayramı yok ADALET GECESİ var.
Milli duygularınız, eğitiminiz, vatan ve millet kavramlarınız eksik olabilir. Alınan kararları enine boyuna düşünerek karara bağlayın. Memleketin içinde bulunduğu zor koşullarda amacınız menfaat ve çıkar odaklı değil bilakis vatan ve vatanın refahı olmalı. Amaç önce milli benlik ve değerlerimize sahip çıkmak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak olmalıdır.
6 Ekim 2017 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ
CHP İsviçre hangi zihniyete hizmet ediyor.
Ne ADALET miş yahu. Sizler Adaletin gözlerimizin önünde taciz edilerek, kevgir gibi delik deşik edilmesi seyirci kalın, hem de dolaylı yoldan destek verin, Türkiye'nin boynuna emperyazlimin 100 yıldır geçirmek istediği halatın geçirilmesinde emek verin sonrada meydanlarda ADALET ADALET diye bağırın. Atalarımız boşuna dememiş 'Akılsız başın cezasını ayaklar çeker'. Bizlerde cezayı çekmiş ayakların resimlerine bakıp ahlayıp pohlayıp ah derisi kalkmış vah tırnakları çıkmış diyerek kendimize mazlumdan bir kahraman yarattık. Türkiyenin mazlumlardan kahramana ihtiyacı yok. Türkiye'nin Atatürk'ün gösterdiği hedeflere emin adımlarla yüreyebilecek ve Emperyalizme boğun eğmeyecek vatanperverler ihtiyacı var. Muhalafet gerçekten muhalafet görevini yapsaydı AKP bu kadar rahat bu coğrafyada özgürce at koşturabilir miydi?
AKP'nin hayatımıza yerleştirmek istediği çakma darbe, kurtuluş ve bayramlar gibi CHP de hayatımıza yeni bayramlar ve kutlamalar eklemeye mi çalışıyor? Yoksa yakında Cumhuriyet bayramımızın yerine ADALET bayramı mı kutlamaya başlayacağız. Akıl ve kavram karmaşıklığımıza bir de törpülenmemiş cehaletimizi ekleyince ortaya akıl almaz sonuçlar çıkıyor. Bakınız afişte de görüldüğü gibi CHP İsviçre Birliği 4 Kasım'da 'ADALET GECESİ' düzenliyor. Oysa bu tarihlerde Avrupa da yaşayan biz Cumhuriyetçiler Cumhuriyet bayramını kutluyoruz. Cumhuriyet karşıtı olanlarda kendi aralarında yeni kutlamalar ve etkinlikler yaparak kutlanan Cumhuriyet kutlamalarına katılımı engellemeye önemini yok etmeye çalışılıyor. Bu engellemeler neredeyse tüm milli bayramlar için geçerli.
Gelelim afişimize CHP İsviçre birliği yöneticileri Cumhuriyet bayramını pek önemli görmemiş olacaklar ki 'CHP İşviçre Birliği Cumhuriyet Bayramının 29 Ekimde kutlandığını bilmiyor da olabilir.' kutlamayı akıllarına dahi getirmemiş ve 4 Kasım da ADALET GECESİ yapmanın daha dahiyane bir fikir olduğuna karar vermişler. Şaşılacak bir durum neredeyse 20 ye yakın yöneticisi var belli şehirlerde örgütlenmeleri ve bu örgütlenmelerinden sorumlu yetkilileri var ve düzenleyecekleri 'ADALET GECESİ' etkinliklerini sorunsuz gerçekleştirmek için fikir alışverişinde bulunuyorlar da yahu içlerinden biri çıkıpta o tarihlerde bizim CUMHURİYET BAYRAMIMIZ var bu önemli günümüz dururken ADALET GECESİ de nedir diye sormuyor. Bu zor bir soru akıllarına gelmemiş olabilir. Ama yine içlerinden biri çıkıp o tarihlerde CUMHURİYET BAYRAMIMIZ var onuda afişe yazalım birlikte kutlama yapalım diyemiyor. Cumhuriyet Bayramının önemini idrak edemiş olan bu kişiler ne yazık ki Cumhuriyet Halk Partisini yönetiyor veya ynettiğini sanıyor. Acaba bunlar CHP'nin ne anlama geldiğni idrak edebildiler. Yoksa CHP'yi kendilerine bir yol açarak mecliste ki kırmızı deri koltuklara taşıyacak bir araç olarak mı görüyorlar.
Ne büyük bir yaman çelişkidir ki ADALET GECESİni düzenleyen CUMHURİYET Halk Partisi İşviçre Birliği, konuk katılımcılar CUMHURİYET Halk Partisi milletvekilleri ve Pm üyesi ama bu kadar Cumhuriyetin olduğu bir ortamda Cumhuriyet Bayramı yok ADALET GECESİ var.
Milli duygularınız, eğitiminiz, vatan ve millet kavramlarınız eksik olabilir. Alınan kararları enine boyuna düşünerek karara bağlayın. Memleketin içinde bulunduğu zor koşullarda amacınız menfaat ve çıkar odaklı değil bilakis vatan ve vatanın refahı olmalı. Amaç önce milli benlik ve değerlerimize sahip çıkmak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak olmalıdır.
6 Ekim 2017 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ
Çıplak Kız Kim Phuc, Bir Fotoğrafın Öyküsü
8 Haziran 1972’de, Kuzey Vietnam’da saklandıkları tapınağa bir Amerikan uçağından dört napalm bombası atıldı. Sağ kalan çocuklar, elbiseleri, saçları, vücutları yanık içinde, çığlıklar atarak kaçışırken, foto muhabiri Nick Ut kendisine Pulitzer ödülünü getirecek olan kareyi çekti. Ortada, çığlık çığlığa koşan çıplak kız, Vietnam Savaşı’nın bütün dehşetinin isimsiz simgesi haline geldi. Amerika’yı dünya kamuoyunun önünde mahkum eden bir simge… * * * 1982’de bir Alman gazeteci “Resimdeki Kızın” peşine düştü. Kızın adının Kim Phuc olduğu ortaya çıktı. Bütün vücudu yandığı için Saigon’da 14 ay hastanede yatmış, yanık derisi ayıklanırken her seferinde acıdan bayılmıştı. İleri bir yaşta, kocasıyla gittiği Moskova dönüşü siyasi mülteci olarak Kanada’ya sığınmıştı Kim. O günlerde 34 yaşındaydı. Evliydi, 3 yaşında bir oğlu vardı. Astım ve şeker hastasıydı, sık sık migren krizi geçiriyordu. Vücudunda, her vesileyle azan, silinmek bilmez yaralar taşıyordu, cildi nefes alma yeteneğini kaybetmişti, ama “Ama ne talihliymişim ki yüzümde en küçük bir leke bile yok!” diye avunuyordu. 1995 senesinde Washington’da Vietnam Savaşı’nı anmak için bir tören yapıldı. Kim Phuc da oradaydı… Kürsüde konuşurken, “O bombaları atan pilotla karşılaşsam, ona “Geçmişi değiştiremeyiz…” derdim,”Ama bugün ve yarın, barışa hizmet etmek için elimizden geleni yapabiliriz!” Salondan sessizce ayrılıyordu ki, eline bir kağıt sıkıştırdılar, göndereni işaret ettiler. Kim Phuc önce dönüp adama baktı. Adam orada öylece durmuş, eli ayağı titreyerek Kim Phuc’a bakıyordu. Sonra elindeki notu okudu Kim Phuc… “Kim, o adam benim!” yazıyordu. 8 Haziran 1972 günü, Vietnam’daki o mabede napalm atan uçağın pilotu John Plummer’di orada duran… Savaştan sonra yıllarca kendine gelememiş, ne yapacağını bilememiş, din adamı olmuş, “O küçük kızın” resmini gazeteden kesip her an cüzdanında taşımıştı. Kim bir an adama baktı, sonra kollarını açarak ona doğru koştu… Hangisinin yarası daha derindi dersiniz?
Halil Fehmi Dağ
6 Ekim 2015 Heidelberg
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















