12 Mart 2017 Pazar

Erdoğan, Almanya ve Hollanda Sürtüşmesi

Erdoğan, Almanya ve Hollanda Sürtüşmesi

Referandumdan Evet çıkmayacağını anlayan AKP ve Erdoğan'ın imdadına önce Almanya sonrasında Hollanda yetişti. AKP'li bakanların ülkelerinde propaganda amaçlı girmelerine izin vermedi bu iki ülke. Sonrasında, ikinci bir ONE MİNUTE benzeri olaylara tanıklık ettik. Bir devlet yönetme kültürüne, bilgi ve hoşgörüsüne sahip olmayan devlet yetkililerinin gereksiz söylem, tehdit, küçük düşürücü sözler sarfetmesi ile yoz bir siyaset arenasında bulduk kendimizi. Devletlerin en üst kademesinde başlayan bu gerilim sokaktaki sıradan bir insanın bile tek sorunu haline geldi. Sıfır sorunla göreve başlayan AKP hükümeti neden her zora düştüğünde hemen bir ülke ile siaysi sorun polimiğine giriyor. Komşularımızla yaşanan sorunlar yetmezmiş gibi düşürülen Rus uçağı sonrasında Rusya ile siyasi bir sorun yaşadık. Bu sorunlara dün Almanya bugün ise Hollanda dahil oldu. Peki yarın sırada hangi ülke var. Sırada Fransa, Belçika, İngiltere, Danimarka vb gibi ülkeler hazır bekliyor. Bu tür polimiklerle AKP'ye enerji takviyesi yapılıyor bu şekilde ki devletler arası yapılan siyasi söylem savaşlarıyla. Erdoğan kaybediyor zira Erdoğanın kaybetmesi demek, bu iki ülkenin, AB'nin, emperyalizmin ve siyonizmin kaybetmesi anlamına gelmektedir. Parçalanmış bir Türkiye'nin hayali içinde olan bu ülkelerin AKP'li bakanlara ülkelerine girme yasağı getirerek yapmak istedikleri aslında nedir?
İsterseniz bir hafızamızı tazeleyelim. Tarihler 18 Şubat 2017 Başbakan Yıldırım Merkel ile bir görüşme yaptı.Yeni posta gazetesi haberine göre; 'Başbakan Yıldırım, 53. Uluslararası Münih Güvenlik Konferansı’na katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere geldiği Almanya’da mevkidaşı Merkel ile kahvaltılı toplantıda bir araya geldi.
Münih’teki Bayerischer Hof Oteli’nde basına kapalı gerçekleşen görüşme, yaklaşık 50 dakika sürdü.Toplantıda, AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın ile diğer yetkililer de yer aldı.' Basına kapalı yapılan bu toplantıda neler konuşuldu ne tür planlar yapıldı hiç bilinmiyor. Ama 18 Mart'tan sonra yaşanan olaylar ise Türkiye'yi sarsacak cinsten. 
Bu toplantı sonrasında ise Almanya ile siyasi ortam birden gerildi. 2 Mart'ta Gaggenau şehrinde Bekir Bozdağ'ın yapacağı toplantı iptal edildi. Dakikalar sonra  AKP'li Nihat Zeybekçi'nin Köln de yapacağı toplantının da iptal edildiğini öğrendik. 6 Mart'ta Enerji bakanı Tener Yıldız'ın toplantısıda iptal edildi. 7 Mart'ta Dışişleri bakanı Mevlüt Cavuşoğlu'nun Hamburg da yapacağı toplantıda iptal edildi.  Merkel ile yapılan basına kapalı toplantı sonrasında arka arkaya yaşanan bu siyasi kriz sizce nedir? Yapılmak istenen ve amaç nedir? Bizler Almanya'ya esip gürlerken yani bu siyasi oyunun bilinçsiz figüranları olurken 4 Mart'ta  Petrol Ofisi Hollandalı Vitol gruba satıldı. 6 Mart'ta ise THY ve Halkbank varlık fonuna aktarıldığını öğrendik. Almanya ile oluşturulan bu  kargaşada bunları göremedik. 4 Mart'ta Petrol ofisinin Hollandaya satıldığı gün, Hollanda Türk yetkililerinin Rotterdam şehrinde 11 Mart'ta düzenleyeceği toplantığı iptal ettiklerini açıkladı. Reuters'a konuşan Hollanda hükümetinden bir yetkili, kararın en kısa sürede Ankara'ya iletileceğini söyledi. Birileri bizimle ciddi bir şekilde dalga geçiyor ve oyuna getiriyor. 
 Gelin önce bu ülkelerde ki seçmen yapısına ve AKP'nin aldığı oy oranına bakalım. Almanya'da 1 Kasım seçimlerinde seçmen sayısı 1.411.198 kişi olup 575.564 kişi oy kullanmıştır. AKP'nin aldığı oy %59.70 yaklaşık 340 bin oy. Hollanda genelinde ise seçmen sayısı 245.523 kişi ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde 114.555 kişi oy kullanmıştır.AKP'nin oranı %69,66 dır. Yani 78.793 kişi AKP'ye Hollanda da oy vermiştir. Bu seçimlerde gerek AKP ve HDP çok organizeli çalışmış, daha önce tespit ettikleri taraftarlarını seçim zamanı kiraladıkları otobüslerle oy kullanmaları için sandıklara taşımıştır. Yani AKP ne kadar bu iki ülke ve diğer ülkelerde propaganda yaparsa yapsın bu oy oranlarını yükseltmesi mümkün değildir. Peki bu oy oranını yükseltmek için ne yapılmalıdır. Devletler arasında çıkarılacak bir siyasi gerilim sonrasında, bu ülkelerde yaşayan muhafazakar Türklerin milliyetçiliği yükseltilecek ve yapılacak olan referanduma katılımı çoğaltacak ve bu kesimin EVET yönünde oy kullanmalarına neden olacaktır. Almanya'da Mhp, Saadet, Bbp vb partilerin oy oranı yaklaşık 50 bin kişi, Hollanda da ise bu partilerin oy oranı yaklaşık 15 bin kişidir. Tüm AB ülkelerini ele aldığımızda Akp'nin oy oranı yaklaşık 600 bin kişidir. Almanya ve Hollanda ile yaşanan bu siyasi gerilim, AB ülkelerinde yaşayan Türklerin milliyetçilik duygularını alevlendirmekte ve diğer küçük partilerin oylarının AKP'ye kaydırmaktadır ve AKP'nin oy oranı 1 milyon sınırlarına gelmektedir. Erdoğan'a bundan daha güzel bir destek verilebilir mi? Siyasi arenada savaşan filler lakin arka tarafta Türkiye'yi nasıl yok edeceğiz planları yapanlar değil midir?

Gelin birde olaya Avrupa Birliği açısından daha genel bakalım bu süyasi gerilime. AB sürecinin Türkiye'yi ve Türkleri kandırma, oyalama ve amaçlananın çok farklı olduğu bilinmektedir. Bir oyalamacadır gidiyor yok AB ye gireceğiz, yok vizesiz dolaşım hakkı alacağız gibi suni kandırmalar sonrasında AB bizlere ağır yaptırımlar ve şartlar sunarak bizi tuzağa düşürüyor.
AB sürecinde Türkiye'de bütün mevzuatın elden ve gözden geçirilmesi, özgürlük yönünden sorun yaratan maddeler varsa bunların düzeltilmesi öne sürüldü ve bütün yasalar masaya yatırıldı. Yasalar bugüne kadar AB nin isteği doğrultusunda değiştirildi. Bizler AB ye gireceğiz daha mesut ve bahtiyar olacağız havasıyla sevinirken AB'nin Türkiye'nin parçalanması ve sömürgeleştirilmesine yönelik taleplerini tam idrak edemedik. Ama tamda AB'nin istediği şeyler gerçekleşti Türkiye'de. Türkiye uluslararası ilişkilerde saygınlığını ve gücünü yitirdi, Türkiye'nin ekonomisi zayıflatıldı ve hatta çökertildi, insanlarımız çaresizlik içinde etnik kimliğe sarıldı, tarikat ve cemaatlerin kucağına düştü, alım güçleri düşürüldü, can korkusu yaşamaya ve can güvenliğinin olmadığı algısı yaratıldı, bir paket makarnaya bir çuval kömüre muhtaç hale getirilip, yandaş medyanın yaptığı algı operasyonları sonucunda etkisiz tepkisiz bir ülke konumuna getirildik. Yani AB'nin asıl amacı ülkeyi zayıflatmak, insanlarımızı ayrıştırmak ve birbirine karşı saflaştırmaktır. Ve bu isteklerini kiminle yaptı. AKP ve Erdoğan ile yaptı. Türkiye AB kapısında bekletilerek, ekonomik olarak sömürmek ve emperyalizm ile Türkiye'yi parçalanabilir bir hale getirilmiştir. Bu istekleri de BAŞKANLIK sistemi şeklinde karşımıza çıkmıştır. Halkımiz Evet/Hayır arasına sıkıştırılmıştır. AB Türkiye'ye sunulmuş en sinsi oyundur aslında. Talepleri ağırdır ve Türkiye'nin uluslarası ilişkilerinin zayıflatılması, Türkiyenin bölgesel güç olmasının engellenmesi, uluslararası düzeyde ülkemizin itbarının zedelenmesidir. Almanya ve Hollanda'nın yaptığı sizce bu saydığımız özellikler değil midir? Ayrıca bu AB'nin kıbrıs ve ege adaları konularındaki talepleri, Ermeni soykırımına ilişkin talepleri ve Türkiyenin bir bölümünü Ermenistan'a vermeyi amaçladığı unutulmamalıdır. Patrikhane ve Heybeliada Ruhban okuluna ilişkin talepler ile, devletimizin laik yapısına darbe indirmek ve cemaat ve tarikatlara dayalı bölünmelere teşvik ederek ülkemiz sınırları içinde Vatikan türü bir yapılanmanın kapısını açmaktadır. AB Türkiyede ki etniksiteleri birer azınlık gibi göstermekte ve onlara çeşitli kültürel hak ve özgürlükler verme çabasındadır. AB'nin gerçek amacı Türkiye'nin ulus devlet yapısını ve bütünlüğünü bozmak, parçalamak, insanlarımızı birbirine düşürmek ve topraklarımızda eyaletler yaratmaktır. 94 yıllık Türkiye Cumhuriyetini bitirmek ve 100 yıllık Sevr hayallerine kavuşmaktır. Bu bağlamda AB'nin Sevr den farkı yoktur. AB'nin koruyup kolladığı Erdoğan saydığımız bu şartları bu zamana kadar yerine getirmedi mi? AB ne istediyse Erdoğan yapmadı mı? Erdoğan 15 yıldır Türkiye'yi AB'nin istediği noktaya getirmedi mi? Tüm bunları gözönünde bulundurduğumuzda, Almanya, Hollanda ve Erdoğan arasında tamda kritik bir referandum öncesinde yaratılan bu gereksiz siyasi sürtüşme sizce ne kadar inandırıcı. Bu siyasi sürtüşme referandum sürecinde sıkıntıya giren Erdoğan'a verilen bir dopingdir. Bu siyasi sürtüşme Erdoğan'a fayda sağlamakta ve güçlenmesine neden olmaktadır. Bu siyasi sürtüşmenin tek kaybedeni Türkiye, Türkiye ekonomi ve Türklerdir. Türkiye uluslararası arenada itibarsızlaştırılmakta, turizm sektörümüze ağır darbe vurulmakta ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik yapılan ırkçı ve ötekileştirici yayınlarla yurtaşlarımız yurt dışında hedef hale getirilmektedir.
Canım ülkem ve yurttaşlarım oyunun bir parçası olmayın, inadına bir olun güçlü olun. Daha fazla ayrıştırılmaya ve ötekileştirilmeye fırsat vermeyin.


12 Mart 2017 Heidelberg