3 Haziran 2020 Çarşamba

Corona mı yoksa Irkçılık mı daha tehlikeli?


Corona mı yoksa Irkçılık mı daha tehlikeli?

Haziran tüm sıcaklığıyla sarıyor insanlığı. Haziranda ölmek zor be Nazım. Doğa en ihtişamlı döneminde. Kelebeği, börtü böceği, yeni doğmuş kuzuları, ağaç dallarında yavru kuşlar... Al duvaklı gelincik tarlaları, buram buram kokan güller, ya ıhlamur ağaçlarına ne demeli. Denizde esen meltem, yosun kokusu canımın için İzmir'im gibi... Canım şiir çekti, şimdi okkalı bir şiir okuma zamanı Nazım'dan. Bardağımda kendi suyunda sarhoş olan üzüm. Şimdi beni dinle İnsanoğlu.

İkimiz de biliyoruz, sevgilim
öğrettiler:
aç kalmayı, üşümeyi,
yorgunluğu ölesiye
ve birbirimizden ayrı düşmeyi.
Henüz öldürmek zorunda bırakılmadık
ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan. Nazım


İnsanoğlu tüm bu güzelliklerden yoksun, bilinçsizce doğayı ve insanlığı yok etmeye devam ediyor. İnsanlık tarihinden daha eski olan Okjokull buzulu öldü İzlanda'da. Ağlamadık çünkü anlayamadık. Kuruyan dereler, nehirler, göller, yok olan yer altı suları, nesli tükenen hayvanlar, kirlenen denizler, hava, gittikçe ısınan dünya... Koca bir kıta Avustralya aylarca yandı. Yanan ağaçlar mıydı sizce? Hepsi daha çok zenginleşebilmek ve daha çok lüks yaşayabilmek uğruna. Dünyamız gibi ölüyor insanlığımızda.

Dünya sistemini değiştirmek isteyen büyük güçlerin senaryosuyla 2019'un sonlarında tanıştık. Corona salgınıyla telef oldu insanlık. Tedavi etmeye, gömmeye yetişemez olduk. Coronadan kaç kişinin öldüğü gerçeğini hiç bir zaman öğrenemeyeceğiz. Bizler Coronadan korkarken Almanya'nın Hanau şehrinde ırkçı bir saldırı ile sarsıldık. 11 göçmen daha nedensiz yere öldürüldü. Acı vatan Almanya'nın şansız insanları göçmenler, öldürüldükçe sessizliğe gömüldüler. Zaten 'En iyi göçmen sessiz göçmen' değil midir? Irkçılıkla hepimiz tanışacağız. Kaçış yok. Bir rakı şisesine kurulmuş hıyar turşusu gibi hissediyorum kendimi... İçmeden şarhoş olmak bu olsa gerek. Ağlamalı mıyım? Şiir konuşabileceğim hiç kimse yok çevremde.

Öyle yıkma kendini, / Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,/ içerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne, / Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile / Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Ahmet Arif

Bugünlerde Amerika yangın yeri. Çikolata renkli George Flyod bir polis tarafından öldürüldü. Bizler Sezen Cumhur Önal'ın anonsuyla çikolata renkli şarkıcıları dinleyerek büyüdük. Kristof Klomb'un katil torunları ise tıpkı dedeleri gibi yerli halkı ve siyahileri öldürerek büyüyor. İnsanlar sokaklarda hak adalet peşinde. Hak adalet bu dünyada hiç var olmadı ki. Bu dünyada hak ve adaletin olduğu yanılgısından kurtarın kendinizi.


Bu sene Haziran çok sıcak, petunyalarım ölmüş. Kafam kaynar kazan, unuttum sulamayı, bol su versem yeşerir mi yine. Kurtulurlar değil mi. Bu kadar çabuk ölemezler. Bak Corona da öldürmedi bizi. Ölüm müdür yoksa gerçek midir acı olan. Hayatımda karşılaştığım en zor soru buydu. Bügünlerde karşılaştığım bir soru daha var. Cevabını 9 yaşında ki çocuğuma vermekte zorlandığım. Irkçılık. 9 yaşında ki oğlum okulunda ırkçılık ile tanıştı. 22 kişilk sınıfı öğretmeni iki gruba bölmüş, bir grupta müslüman öğrenciler ile öğrenme zorluğu çeken öğrenciler diğer grupta ise saf Alman ve güya çalışkan çocuklar. İki büklümdü eve geldiğinde. Bir terslik olduğunu anladım sordum.
-Baba sen haklı çıktın. Dediğin gibi oldu müslümanları engelli çocuklarla bir grup, Almanları bir grup yapmışlar. Onlardan nefret ediyorum.
Aklım almıyor çocukların nefretini neden alır büyükler. Çocukları neden kirletiriz büyütürken.
Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,

Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık…
Ve zehir-zıkkım cıgaram.
Gene bir cehennem var yastığımda, Ahmet Arif...

Haziranda doğa bu kadar güzel ve Nazım'ın, Orhan Kemal'in, Ahmet Arif'in şiirleride olmasa çekilmeyecek bu dünya. Haziranda ölmek zor. Bu üç büyük şaiiri Haziran da kaybettik. Çocuğuma, herşeye karşı onu koruyabileceğimi söylerdim. Fakat bugün Irkçılığa karşı koruyamayacağımı farkettim. Bugün, Irkçılığa karşı bizleri hiç kimsenin koruyamayacağı gerçeği ile yüzleştim. Haziranda ölmek zor. Ama ölmeyeceğiz. İnadına şiirler okumaya devam edeceğiz inadına savaşmaya...

Gurbete düşersin
Sıla çağırır
Sılana kavuşursun
gurbet el eder... Orhan Kemal.

Corona mı yoksa Irkçılık mı daha tehlikeli?

3 Haziran/Kiel

1 Mayıs 2020 Cuma

Hangi 1 Mayıs Hangi İşçi Bayramı


Hangi 1 Mayıs Hangi İşçi Bayramı

Dünyanın çarkı acımazsızca dönmeye devam ediyor. Ezenler lüks yaşamlarından taviz vermezken, emekçiler karın tokluğuna yaşamlarını sürdürüyor. 1856'da Mallbourne şehrinde taş ve inşaat emekçilerinin sermayeye karşı başlattıkları hak ve hukuk arayışının üzerinden 164 yıl geçti. Yıl 2020 ne değişti?


Evet bugün 1 Mayıs 2020, sanal alemde 1 Mayıs çılgınlığı devam ediyor. Herkes en güzel paylaşımı yapma derdinde. Herkes işçiden daha işçi, emekçiden daha emekçi. Ya işçinin ve emekçinin hali? Yüzyıldır değişmeyen söylemler, ağdalı cümleler havalarda uçuşuyor. Gerçekler umrunuzda değil. 1 Mayısmış daha fazla aldatmayın kendinizi.

Güçlü güçsüzü sömürmeye devam ediyor. Yetişkin iş gücü yeterli olmayınca veya daha ucuz olduğu için sistem çocuklarımızı bile sömürmeye devam ediyor. Uluslararası Çalışma Örgütünü (ILO) 2019 raporlarına göre, 152 milyon çocuk işçi bulunuyor ve bunların 73 milyonu tehlikeli ilerde çalışıyor. Yani ölümle heran yüz yüzeler. Çocuklarımızın çocukluklarını yaşamaktan alıkoyan, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine zarar veren sisteme karşı koyabiliyor muyuz? Türkiye'de 2 milyon çocuk işçimiz var. İşçi sağlığı ve İş güvenliği Meclisinin yayınladığı 2019 raporunda, 2019 un ilk 5 ayında 26 çocuk işçi yaşamını yitirdi. Yaşasın 1 Mayıs!

Günümüzün en büyük sömürü sistemi olan taşeron sistemine ne demeli. Bu kan emiciler, işçilerin ücretinden, sigorta primlerinden, tazminatlarından, yıllık izinlerine kadar pek çok konuda işçiyi sömürerek büyüyor. Bu karşılık işçi hakları küçülüyor. Yaşasın 1 Mayıs!

Karın tokluğuna zor şartlarda çalışmak bedava. Ölüm bedava. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş güvenliği Meclisinin 2019 raporlarına göre 2019'da 1736 işçi iş kazasından hayatını kaybetti. Ölenlerden 115'i kadın, 65'i çocuk. Son 15 yıldır mevcut iktidar döneminde ölen işçi sayısı 24 bini aştı. Yaşasın 1 Mayıs!

1 Mayıs 2020
Halil Fehmi Dağ

21 Şubat 2020 Cuma

Masallar Şehri Hanau Irkçı Bir Saldırı ile Kana Bulandı...


Masallar Şehri Hanau Irkçı Bir Saldırı ile Kana Bulandı...

Hanau şehri Almanya'nın Hessen eyaletinde yaklaşık 30 bin Türk'ün yaşadığı bir şehir. Şehir, Grimm kardeşlerin şehri olarak ta biliniyor. Şehrin her yeri Grimm kardeşlerinin ve masallarının heykelleri ile süslüdür. Grimm kardeşler deyince akla hemen, Pamuk Prenses ve 7 Cüceler, Rapunzel, Hansel ve Gratel, Bremen Mızıkacıları, Parmak Çocuk, Uyuyan Güzel, Fareli Köyün Kavalcısı, Kırmızı Başlıklı Kız gibi ünlü masallar geliyor. Hanau şehri böylesine büyük bir yazar kardeşlerin şehri olduğu için her zaman gururluydu. Fakat 19 Şubat 2020 saat 22 sularında bu güzel şehir ırkçı bir saldırı sonrasında kana bulandı.
Hanau belediye başkanı Claus Kaminsky 'Bundan sonra şehrimiz böyle anılacak' dedi. Masallar şehri Hanau'nun geleceği ırkçı bir saldırı ile kana bulandı.
Olay yerini ziyaret eden Almanya Başbakanı Angela Merkel ise 'Irkçılık zehirlidir, Nefret, Kin zehirlidir' açıklamasında bulundu.
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier'da olay yerini ziyaret ederek çelenk bıraktı. 'Toplum olarak birlikte dyuruyourz, hiç bir şeyin gözümüzü korkutmasına izin vermiyoruz ve ayrışmıyoruz.' dedi.


Yapılan bu bidik ve sıradan açıklamalar Hanau daki ve Almaya'nın genelindeki göçmenleri rahatlatmaya yetmedi. Almanya'nın pek çok şehrinde bu saldırıyı protesto amaçlı mitingler yapıldı. Hanau saldırısı Almanyada aynı anda birden fazla kişinin ölmesine neden olan ve silahla gerçekleştirilen en büyük ırkçı saldırı olarak tarihe geçti. Irkçı saldırgan Alman Tobias Rathjen, internette paylaştığı videolarında, 'Orta Doğu, Kuzey Afrika, Latin Kökenliler, Yahudiler ve Türkleri artık Almanyadan sürmenin imkanı kalmadığı için yok etmeyi düşündüğünü' belirtiyor. Saldırgan ayrıca, 'beni polis takip ediyor biliyorum ' açıklamasında da bulunuyor. Fakat Alman polisi tarafından bir önlem alınmıyor ve o kanlı saldırı gerçekleşiyor. 43 yaşında ki saldırgan aşırı sağcıların internet sitelerini aktif olarak kullandığı ortaya çıktı. Saldırıda kullandığı silahı ise internetten satın aldığı gelen bilgiler arasında. Söz konusu silah 2016 da Münih'te bir alışveriş merkezinde gerçekleştirilen saldırıda da kullanıldığı ortaya çıktı. Saldırganın aynı zamanda bir avcı derneğine üye olduğuda belirlendi. Katil, Hanu şehrinde iki farkli Nargile kafeye ve bir büfeye yönelik gerçekleştirdiği silahlı saldırıda 5 Türk olmak üzere 9 kişiyi katlediyor. Büfe saldırısında hamile bir Alman ile eşide hayatını kaybediyor. Katil daha sonra evine giderek annesini öldürüyor ve cinayetleri kendisi işlediğine dair bir mektup yazarak intihar ediyor. Alman yetkili makamları bu çok bilindik senaryoya inanmamızı istiyor.
Görgü tanıklarının anlattığına göre saldırı iki kişi ile yapıldı. Peki diğer saldırgana ne oldu? Bu konunu araştırılmasına bile gerek görülmedi. Saldırgan saldırısını gerçekleştirdi ve evinde intihar etti ve olay kapandı. 9 masum insanın ölümüyle sonuçlanan bu feci saldırının hikayesi bu kadar basit olmamalı.


Almanyada yapılan ırkçı saldırılarda saldırganların sağ olarak ele geçirilmesi nedense mümkün olmuyor. NSU davasında iki saldırganın karavanda ölü ele geçirildiğini ve suçlarını kabul ettiklerine dair bir not bıraktıklarını unutmayalım. Yakalanan tek sanığın yargılanması ise başlı başına bir hukuk skandalı idi. Yine 2 yıl evvel Berlin'de Noel pazarına bir kamyon girmiş ve insanların ölmesine neden olmuştu. Olayın akabinde katil zanlası olay yerinde kimliğini düşürüyor ve sonrasında bulunduğu yerde silahsız olmasına rağmen öldürülerek ele geçiriliyor. Hanau olayında da benzer bir senaryo ile karşı karşıyayız.


Hanau da yapılan bir sokak röportajnda görgü tanıklarından birinin ifadesi ise son derece ilginç. Saldırganı kaçarken gören bu görgü tanığı aynen şunları söylüyor. 'Alman medyasının katil diye verdiği kişi ile benim gördüğüm kişi aynı değil.' https://www.youtube.com/watch?v=bLYZOwXgoTY 
                                             Alman medyasına göre katil Tobias Rathjen

Her saldırının ardında olduğu gibi bu saldırıda da şüpheli noktalar var. Bu saldırı ile biz göçmenlere bir cafede bile artık rahat oturamazsınız deniliyor. Irkçılık, Almanya ve Avrupada gittikçe güçleniyor. Siyasi otoriterler bu konu hakkında önlem almak için çaba sarfetmiyor. Gittikçe güçlenen ırkçı partilerden, güç ve cesaret alan yabancı düşmanları çok rahat bir şekilde kanlı saldırılar düzenleyebiliyor. Avrupada yaşayan göçmenlerin geleceği büyük bir tehlike altında. Hanau bu saldırıların ilki değil ne yazık ki sonuncusu da olmayacak.

Bu saldırı, Almanya'da güçlenen aşırı sağ partisi AFD nin oylarını düşürmeye yönelik bir saldırı olabilir mi? Aşırı sağ partisi AFD daha geçen günlerde NRW eyaletinin Krefeld şehrinde Türk düşmanlığı ile ilgili resimlerin olduğu bir boyama kitapçığını dağıttı. Boyama kitapçığında bulunan bazı resimleri aşağıda, dikkatli bir şekilde inceleyerek gelinen tehlikenin boyutlarını görebilirsiniz. 




Sadece ekmek parası kazanmak için memleketinden bu topraklara gelen gurbetçiler günümüzde ne yazık ki ırkçıların hedefi haline geldiler. Yarın hangi göçmenin hayalleri bir ırkçı tarafından kana bulanacak. Bizler yarın hangi göçmen için ağlayacağız, feryasın edeceğiz. Irkçılık yüzünden sönen ocaklar, yanan yürekler ve akan gözyaşları hiç dinmeyecek ve bitmeyecek. Başın sağolsun Hanau.

21 Şubat 2020
Heidelberg


10 Mart 2019 Pazar

Almanya’da Savaş Suçlusu Krizi


Suriyede gerçekleşen savaş nedeniyle, canını kurtarmak isteyen milyonlarca Suriyeli ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştı. Dünyanın değişik ülkelerine ve özellikle Batı Avrupaya yoğun bir insan göçü gerçekleşti. Almanya'da bu göç dalgasından büyük ölçüde etkilendi ve 500 bin üzerinde savaş mağduru mülteciye 2015 de sınırlarını açtı. Mülteci akınlarının başladığı ilk günlerde Almanlar bu durumdan son derece rahatsız oldu. Kimileri mülteci olayına karşı olduklarını açıkça söylerken büyük bir çoğunluğu susmayı tercih etti. Zira 'Nazi' damgasıyla damgalanmaktan korkuyorlardı. Alman halkı üzerinde oluşan bu negatif düşünceyi yok etmek için medya kuruluşları devreye sokuldu. Gelen mültecilerin, üniversite mezunu olduğu ve Almanya ekonomisine büyük katkı sağlanacağına dair yazılar yazıldı, reklam filmleri çekildi. Alman halkından, mültecilere karşı sevecen olmaları ve kucak açmaları istendi.

Fakat yapılan bu tür göz boyama taktikleri Almanlar üzerinde etkili oldu. Almanlar, bir şekilde mülteci akınını kabullenir hale getirildi. Almanya mültecilere kapılarını açarak ciddi sorunlarla karşılaşacağından habersizdi. Alman medyasının yaptığı açıklamalar gerçeği yansımıyordu. Gelen mültecilerin %75 eğitimsiz kişilerden oluşmaktaydı. Daha o yıllarda mülteci olarak Batı Avrupaya gelenlerin savaş suçlularından oluştuğunu söylemiş fakat ciddiye alınmamıştık. Bu büyük mülteci grup daha çok erkeklerden oluşmaktaydı. Oysa savaşlarda en çok mağdur olan, kadınlar, çocuklar ve yaşlılardı. Nedense bu mülteci grubunun içinde bu kesimde pek insana ratslanmmıyordu. Almanya'da 2015 den günümüze kadar Suriyeli mültecilerin karıştıkları, pek çok cinayet, gaps, tecavüz, taciz, kavga ve benzeri olaylar gerçekleşti. Almanya karşılaştığı bu şiidet olayların karşı şaşkındı. Bu olayların artış göstermesi Almanya ve Batı ülkelerinde sağ partilerin oy artışına neden oldu. Gözle görülür bir şekilde ciddi bir yabancı düşmanlığı başladı. Bu yabancı düşmanlığını, Almanyada yaşayan her kesimden göçmen hissetti.

Almanya'da bugünlerde mülteci olarak gelen savaş suçluları siyasette ciddi bir kriz nedeni.
FDP milletvekili Linda Teuteberg'in soru önergesine hükümetin verdiği cevaba göre, 2014-2019 yılları arasında savaş suçlusu şüphesiyle 5 bin ihbar yapıldı. Federal Göç ve Mülteci Dairesi (BAMF) bu ihbarları ‘Uluslararası Hukuka Göre Suç’ başlığıyla Alman Asayiş Şubesi (BKA) ve Federal Savcılığa iletti. Başka yerlerden de 210 ihbar geldi. Savaş suçlusu şüphesi bulunan bu kişilerin iltica başvurusu yaptıkları belirtildi. Ancak Asayiş Şubesi ve savcılık şimdiye kadar 129 olayla ilgili soruşturma başlattı.

2015-2016 yılları arasında gelen 3 bin 800 ihbardan ise sadece 28’i hakkında soruşturma açıldı. Olayın ortaya çıkması üzerine bir açıklama yapan Federal İçişleri Bakanı Horst Seehofer, dosyaların rafa kaldırılmadığını, önceliğine göre tarihlendirildiğini kaydetti. İçişleri Bakanlığından bir sözcü de sayının çok yüksek olmasının, hepsinin ifadesine başvu
rulmasına imkân sağlamadığını kaydetti. Soru önergesini veren FDP milletvekili Linda Teuteberg, “Almanya savaş suçlularını koruyamaz.' açıklamsını yaparak tepkisini gösterdi.

Alman medyasının bu konuyu haber bültenlerine taşıması ise Alman vatandaşları arasında tedirginliğe neden oldu. Mülteci konutlarında kalan mültecilerin savaş suçlularını ihbar ettiği ve tahmine göre 7000 savaş suçlusunun Almanyadan bulunduğu tahmin edilmekte.


8 Mart 2019 Cuma

Almanya 15 Yaşındaki Rebecca'nın Cesedini Arıyor


Berlin polisi yaklaşık iki buçuk haftadır kayıp olan 15 yaşında ki Rebecca'yı aramaya devam ediyor. Bir polis sözcünün yaptığı açıklamaya göre arama çalışmaları Berlin'in güneydoğusunda bulunan Storkow yakınlarında ki ormanlık alanda 90 tane polis, arama köpekleri ile devam ediyor. Arama çalışmalarına bir helikopter de havadan destek veriyor. Görünürlük ve hava koşulları izin verdiği müddetçe devam edileceği belirtildi.


Rebecca'nın kaybolması çarşamba akşamı ZDF de yayınlanan ve kriminal olayların çözülmesi ile ilgili olan 'Aktenzeichen XY' yer aldı. Programa 300 den fazla yeni bilgiler geldi. Gelen her bilgi savcılık tarafından titizlikle inceleniyor.

15 yaşında ki Rebecca 18 Şubat sabahı kız kardeşi ve eşinin kaldığı evde kayboldu. Kriminal polisler Rebecca'nın öldürüldüğünün üzerinde durmakta ve araştırmalrını bu yönde yapmaya devam etmektedir. Şuan için gözlem altında tutulan eniştesi Florian (27) tek şüheli durumunda.

Şef dedektif Michael Hoffman, 'Bu olayın bir cinayet suçu olduğunun üzerinde durduklarını söyledi. Rebecca'nın cep telefonu ve yönledirici veriler incelemeye alındı.

Rebecca'nı kaybolduğu saatlerde enişte Florian R'nin sahip olduğu Renault Twingo marka arabasıyla iki kez Berlin ile Frankfurter (Order) karayolunu kullandığı tespit edildi. Gözlem altında tutulan Florian R. bu saatlerde otobanda neden bulunduğuna dair açıklama getirememekte ve susmayı tercih etmektedir. Rebecca'nın ablası ve ailesi ise damatlarının bu kaybolma olayı ile ilgisinin olmadığına inandıklarını ve damatlarının böyle bir şey yapmayacağını basına açıkladılar. Aile damatlarının o saatlerde otobanda neden bulunduğunu bildiklerini fakat bu konuda açıklama yapmayacaklarını açıkladılar.

Hoffmann, Ailenin gizemli ve yeteri kadar açıklayıcı cevaplar vermemesi ve damat Florian R' nin sessiz kalmasının normal olmadığını ve olaya cinayet şühesiyle yaklaştıklarını belirti. Polis, Rebecca'nın menekşe renkli polar bir battaniye ile kaybolduğunu ve battaniye ile ilgili bir fotoğraf yayınladı. Yapılan araştırmada Florian R'ni aracının bagajında söz konusu battaniyeden parçalar ve Rebecca'nın saç örneklerinin bulunduğu açıklamasını yaptı. Bu açıklama üzerine Rebecca'nın annesi Briggte (52) 'Battaniye onunla birlikte en az 15 kez geziye çıkmıştı'.

Rebecca ile 150 x 200 santimetre, Menekşe polar battaniye kayboldu. Polis, bu tür bir battaniyeden, ilk defa bir fotoğraf yayınladı. Araştırmacılar aile arabasının bagajında battaniyeden elyaflar ve Rebecca'dan gelen saçları buldular. Aslında kayınbiraderin ağır ağırlığına dayanabileceğinin bir göstergesi. Ancak: Rebecca'nın annesi Brigitte (52) de bunun için uygun bir açıklama sunuyor: "Battaniye, onunla on beş geziye çıkmıştı."
Ayrıca, damat Florian R'nin, Rebecca'nın kaybolmasından hemen önce cep telefonu kullanımıyla ilgili çelişkili ifade vermesi gözden kaçmadı. Florian R, o saatlerde uyuduğunu iddia etmesine rağmen polis bu bilgilere inanmadı. Şüphelinin o saatlerde kiminle mesajlaştığı araştırılıyor.


23 Kasım 2018 Cuma

Almanya Mölln Şehrinde ki Neo-Nazi Saldırısının Ardından


Almanya Mölln  Şehrinde ki Neo-Nazi Saldırısının Ardından

'Bu acıyı ancak yaşayan bilir, hiç bir zaman azalmıyor.' Mölln mağduru baba Faruk Arslan

23 Kasım 1992 Almanya'nın Schleswig Holstein eyaletinde bulunan Mölln kasabasında iki Neo-Nazi genç, Lars C. 19, Michael P. 25 hazırladıkları molotof kokteylleri ile önce Ratzenburger sokağı 13 numarada bulunan bir Türk ailenin evini kundakladılar. Ardından itfaiyeyi arayarak 'Ratzeburger sokağında yangın var. Heil Hitler!' diyerek telefonu kapattılar. Evde yaşayan 9 Türk ağır yaralanarak hastaneye sevk edildi. Hayatını kaybeden olmadı. 90 lı yıllarda Almanya'da patlak veren Neo-Nazilerin ilk eylemi bu şekilde başlamış olmuş. İlk saldırıda yangın söndürüldü. Ortalık sakinleşti. Fakat Neo-Nazi iki genç eylemine devam etti. İlk evi kundakladıktan yaklaşık bir saat sonra, 500 metre ileride ki Mühlen sokağındaki 9 nolu binayı hedef aldılar. Evin koridoruna benzin döküp yine molotof kokteyllerini kapıdan içeriye doğru attılar. Bir anda alev topuna dönen binada büyük bir can pazarı yaşandı. Alevler her yeri sarmıştı. Kaçmak imkansızdı. Hedef aldıkları binada Karadenizli Arslan ailesi yaşıyordu. Baba Faruk Arslan Hamburg'da kardeşinin yanındaydı. Arslan ailesinin tek çıkış yolları olan merdiven ve koridor alev içindeydi. Büyük bir can pazarı yaşandı evin içinde. Korku, panik, ateş...

Arslan ailesi çareyi pencereden atlamakta buldu. Önce 8 aylık Namık Arslan, ardından 6 yaşındaki Emrah Arslan, Havva Arslan, Ayten Arslan ve dede Nazım Arslan ikinci kattan atlayarak hayatlarını kurtarabildiler. Alevler evin her tarafını sarmıştı. Daha içeride kurtarılması gereken 4 can  vardı. Onlardan ses seda gelmiyordu. Alev topuna dönen evde canlı bir şeyleri görmek imkansızdı. Yangın söndürüldüğünde, yatak odasında babaanne Bahide Arslan (51), torunları 10 yaşındaki Yeliz Arslan ve 14 yaşındaki Ayşe Yılmaz yanmış halde bulundu. Hastaneye yetiştirilmek için ambulansa konuldular. O sırada baba Faruk Arslan olay yerine geldi. Ambulanstaki 10 yaşındaki kızı tanınmaz haldeydi. 10 yaşındaki Yeliz Arslan babasının gözlerinin içine bakarak sadece 'Baba' diyebildi. Ve ardından orada vefat etti. Baba Faruk Arslan'ın aklı karmakarışıktı. Olanları anlamakta zorluk çekiyordu. Neden? Yaşadığı bu kabus gerçek olabilir miydi?

Bu yangının en umutlu tarafı, yangın söndürüldükten sonra evin mutfağında ıslak battaniyeye sarılmış halde 7 yaşındaki İbrahim Arslan canlı olarak bulundu. O daha küçük bir çocuk. Ve bu çocuğa bu acıları yaşatan gencecik iki insan.

Oysa kimseye zararı dokunmayan bir aileydi Arslan ailesi. Mölln'de restaurant işletiyorlardı. Annane Bahide Arslan sokakta yaşayan insalara ücertsiz yemek vermeyi severdi.  Ellerinden geldiği kadarıyla başkalarına yardım ederlerdi. Paylaşmayı seviyorlardı. Fakat başlarına böyle bir felaketin geleceğinden habersizdiler. Ailenin dedesi Nazım Arslan mahkemede verdiği ifadesinde şunları söylüyor. 'Türk olduğumuzdan dolayı neden eşimin ve çocukarın ölmek mecburiyetinde olduklarını anlamam mümkün mü? Gelmemiz istendi misafir işçi olarak çıktık geldik. Misafirperverliğin Türkiye’de ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Böylesine merhametsiz bir suçu anlamam mümkün değil“


90'lı yıllarda patlak veren Neo-Nazi saldırılarının ilk kanlı eylemiydi Mölln yangını. Ve Arslan ailesi ilk mağdurları. Küçük İbrahim ise bu anlamsız savaşın ilk umutu... Umutları çoğaltmaya ve yaşatmaya mecburuz. 

Saldırı iki Almanya'nın birleşmesi sonrasında yabancılara yönelik gerçekleştirilen ilk Neo-Nazi eylemiydi. Almanya'nın iç güvenliğine yapılan ilk saldırıydı. Kundaklama olayından sonra dönemin Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel ve Çalışma Bakanı Norbert Blühm Mölln'de ki anma törenlerine katılırken, dönemin başbakanı Helmut Kohl, Berlin CDU'nun parti kongresine katılmıştı, Federal Basın konferansı'nda yürekli bir basın memuru 'Mölln anma törenine neden katılmadınız?' diye sorunca salonda soğuk rüzgarlar esti. Hükümet sözcüsü soğukkanlılıkla o unutulmaz cevabı verdi.
'Federal hükümeti taziye turizmine dönüştürmek istemiyoruz.' Taziye turizmi ne demek? Dönemin Die Zeit gazetesi ise 'Mölln kendini suçsuz hissediyor' diye başlık atmıştı. Ortada yanarak can vermiş 3 masum insan ve alevler arasında tüm dehşeti yaşamış 7 yaşadaki ibrahim var. Buna rağmen Mölln kendini suçsuz hissediyor. Söylenecek söz yok bu ayıp karşısında.

Saldırıdan sonra yakalanan iki Neo-Nazi saldırgan Lars C. 19, Michael P. 25, 3 kişiyi öldürmek, 39 kişiyi öldürmeye teşebbüsten yargılandı. 19 yaşındaki Lars C, 10 yıl gençlik cezaevinde hapis cezasına, 25 yaşındaki Michael P.'ye ise ömür boyu hapis cezası verildi. Lars C. 7 buçuk yıl sonra Haziran 2000 de, Michael P. ise 2007'de serbest bırakıldı. Katiller aramızda yeni kimlikleriyle yaşamaya devam ediyor.

Ya Arslan ailesine ne oldu. Arslan ailesinin dramı bundan sonra başladı ve halen devam ediyor. Kısaca baba Faruk Arslan, ailesi alevlerle boğuşurken onların yanında olamadığı için halen kendisini suçlu hissediyor. Ya ıslak battaniyeye sarılı halde bulunan küçük İbrahim? Bugün 33 yaşında, halen o korkuları üzerinden hissediyor. Yangın sonrasında kronik öksürük hastalığına yakalanmış. Havai fişek atıldığında, ocakta kaynayan yemekten,  ateşle ilgisi olan her şeyden korkuyor. Yılbaşlarında patlatarak zevk aldığınız havai fişekler bir çocuğun hayatını kabusa çeviriyor. Yeni yıl geliyor bu yazıyı okuduktan sonra havai fişek patlatabilecek misiniz? Kapatın gözlerinizi ve düşünün alevler arasında ıslak battaniye sarılmış bir çocuk. O çocuğun yaşadığı dehşeti, korkuyu düşünün... Hiç bir çocuğun yaşamaması gereken felaketler bunlar. Dünyayı güzelleştirmek adına, çocuklarımızı sevgiyle büyütmeye mecburuz. Büyüdükçe canavarlaşan çocuklar yetiştirmeyelim. 

Mölln saldırısı üzerinden 26 yıl geçti. Koskoca 26 yıl ama acılar düştüğü yerde halen kor halinde. Neler değişti bu zaman dilimi içinde. Almanya, yükselen ırkçılığın önüne geçebildi mi? Almanya, ırkçılık konusunda gerekli önlemleri hiç almadı. Ve bu saldırılar günümüze kadar devam etti. Türklere, müslümanlara yönelik ırkçılık halen ciddi bir sorun Almanya'da. Bir de siyaset dünyasında yıldızı parlatılan Neo-Nazi partisi AFD unutulmamalı. Yarınlar hep acılara gebe. Avrupa'da yaşadığımız acılar bizleri birleştirmeli. Büyük bir güç olabilirsek bu acıları hafifletebilir ve yarınlara daha umutlu bakabiliriz.

Son söz olarak Arslan ailesinin dedesi Nazım Arslan'ın şu cümlelerine kulak vermemiz gerekir. 'Eğer azrail kılığıyla aramızda yaşayan katiller ve onların suç artakları, tarihin imha ruhuyla yeniden hayatımızı cehenneme çevirmek istediklerini ilan ediyorlarsa, yapmamız gereken tek şey ayağı kalkmak ve karşılarına hayatın ruhuyla dikilmek olmalıdır.'

22 Kasım 2018
Halil Fehmi Dağ

22 Kasım 2018 Perşembe

Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk Dancaya Çevriliyor


Atatürk'ün Ölümsüz Eseri Nutuk Dancaya Çevriliyor
Atatürk'ün ölümsüz eseri nutuk, İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, Çince gibi dillerden sonra şimdide Danca'ya çevriliyor. Danimarka'da yaşayan Esma Sultan Öcal koordinatörlüğünde bir avuç vatansever (Sadi Tekelioglu, Cengiz Karakus, Yigit Tas, Vakur Bor, Yasar Sahin, Erdal Kayacan) Nutuk'un Dancaya çevirisi için çalışmalara başladılar. Çeviri grubu, 'Danimarka’da hayatını idame ettiren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, siyasi kimliklerimizi bir kenara bırakıp, milli değerlerimize sahip çıkıp ve bu değerlerimizi geniş kitlelere tanıtmak en büyük gayemiz.' açıklamasında bulundular. Nutuk kitabı, Atatürk'ün Samsun'a çıktığı tarih olan 19 Mayıs 1919'dan, Cumhuriyet sonrası inkılap dönemine kadarki (1927) zaman diliminde olan olayları anlatmaktadır.

Atatürk, TBMM'de, 15 Ekim 1927 Cuma günü okumaya başladığı Nutuk’u, günde altı saat okumak üzere altı günde okudu. Yazmak için ise, yaklaşık dokuz ay bilgilerini yeniledi, belge topladı. Mücadele arkadaşlarıyla sıkça bir araya geldi, kendi düşünce ve hazırlıklarını aktarırken, onların “görüş ve değerlendirmelerini”aldı. Anımsıyamadığı ayrıntılar için, olayı birlikte yaşadığı insanları bulduruyor, değinmek istediği bir olayı birkaç kanaldan doğrulamadan kullanmıyordu. Hata yapmaktan ve hatırlamadığı detayları yazmaktan çekinirdi. Bunu için emin olmadığı olaylarda ve iyi hatırlayamadığı olayları o anda yankınında bulunan dotlarını arar bulur ve onlarla müzakare ederdi. Doğruluğunu gördüğü uyarıları kesinlikle değerlendiriyor, uyarılara hak verdiğinde, günler süren çalışmasını yeniden ele almaktan çekinmezdi. İçeriğe olduğu kadar yazılıma da önem veriyordu. Yazdığı notları derleyip son biçimini verirken, beş yüz sayfalık yapıtı “kendi elleriyle yazdı”; yüzlerce belgeyi,“bizzat kendisi toplayıp değerlendirdi.”Tümceler (cümleler), sözcükler (kelimeler) üzerinde titizlikle duruyor, dil bilgisi kurallarına aşırı özen gösteriyor; uygun olan sözcük kullanımına çok önem veriyordu. İşte Nutuk bu şartlar altında yazılarak gün ışığına çıktı.

Nutuk bugüne kadar, Almanca, İngilizce, Fransızca, Rusça, Arapça, Kırgızca, Kazakça, Türkmence, Frasça, Japonca, İspanyolca olmak üzere 11 farkli dile çerilmiştir. Tüm bu çeviri çalışmaları, Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yapıldı. Fakat bugün Nutuk 12. dile yani Dancaya, Danimarka'da yaşayan bir avuç vatansever tarafından çevriliyor. Çeviriye büyük bir önem vererek titizlikle çalışan çeviri grubu, 'Atatürk ve onun eseri hepimizin ortak değeri ve buna hepimiz sahip çıkmalıyız. Atatürk’ün ilk ve en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ni hepimiz ayakta tutmakla görevli ve yükümlüyüz.' diyerek yapılan çeviri bittikten sonra baskı ve dağıtım aşamasında herkesten yardım dileklerini belirtiler.
Diğer ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın da buna benzer çalışmalar içinde bulunması umuduyla. 
Her Türkün okuması gereken bir kitaptır Nutuk. Okuyun ve okutun.

Halil Fehmi Dağ
22 Kasım 2018