31 Ocak 2018 Çarşamba

Halk Fırkası, YCHP ve Delege Sistemi


Halk Fırkası, YCHP ve Delege Sistemi


Bu yazı CHP'nin 36. Genel Kurulunda oy kullanacak olan delegelere tarihi görevlerini hatırlatmak amacıyla yazılmıştır.

Yıl 1922, Emperyalizme verilen savaş kazanılmıştı. Fakat Amerikan mandacıları, İngiliz muhipleri, yüzyılar boyunca süre gelen Osmanlı yönetiminin yarattığı düşünce ve aydınlanma üzerindeki baskı, saltanat ve hilafet'e olan biat kültürünün tesirinde kalanlar başta İstanbul olmak üzere Türkiye topraklarında kalmıştı. Bu unsurlar Atatürk'ün gerçekleştirmek istediği Türk Devrimlerinin önünde engel olarak çıkmak için hazır haldelerdi. Falih Rıfkı Atay o yılların Türkiye'sini şöyle anlatmaktaydı; ' denize açılmak için limandan ayrılmış, ancak rotasını kaptanından başka kimsenin bilmediği bir gemi.'

Atatürk, bağımsızlığını kazanan Türkiye'nin sağlam temeller üzerine kurulmasının öneminin farkındaydı. Var olan engelleri akılcı çözümler bularak ilerliyor ve ülke için en doğru kararları, yapacaklarını halkına anlatarak ve onlarla fikir alışverişi yaparak alıyordu. Yaptığı tüm devrimlerin halkı tarafından kabul edilmesi çok önemliydi. Zira kendi deyimiyle fani Mustafa Kemal ölüp gittiğinde bu devrimlere sahip çıkacak olan halktı. Türk halkına güveni sonsuzdu ve emanet olarak bırakacağı her devrimini sonuna kadar savunacaklarına ve yaşatacaklarına inanıyordu. Atatürk'e göre Türk halkı kendi kendini yönetmeli ve yönetime birebir dahil olmalıydı.7 Aralık 1922'de Hakimiyet-i Milliye ve Yeni Gün gazetelerine bir açıklama yaptı. 'Halktan gördüğüm sevgi ve güvene layık olabilmek için sıradan bir yurttaş olarak, yaşantım boyunca sürdürmek ve ülke yararına adamak amacıyla, halkçılık temelinde ve Halk Fırkası adıyla bir parti kurmak istiyorum.' Atatürk'ün Halk Fırkasının kurmaktaki en temel amaç budur. Ne zayık ki günümüz YCHP'si halkçılıktan uzaklaşmış bu ilke sadece isim olarak altıokun içinde yer almaktadır.

Halk Atatürk için kutsaldı. Yapmış olduğu bu konuşma sonrasında Anadolu köylülerinin arasından da katılımcılar saptamak ve halk ile karşılıklı fikir alışverişinde bulanabilmek için 14 Ocak 1922'den 13 Aralık 1922'ye kadar Anadolu'yu gezmiş ve Halk Fırkasını anlatmıştır. Mustafa Kemal 1919 yıllarında ki gibi yine halkın arasında ve halkıyla birebir sıcak ilişkiler kurarak kuralacak olan yeni Türkiye'yi anlatıyordu. Amacı, savaş meydanlarında Türk halkı tarafından Emperyalizme karşı verilen başarılı savaşın siyasi arenada da Halk Fırkası adı altında devamını sağlamaktı. Ve bu yeni partiye Türk halkının desteğini almaktı. Günümüz YCHP'si gerek Emperyalizm gerekse içimizdeki uzantılarıyla mücadele edememektedir veya etmemektedir. CHP Tehdit altındadır. Kurtarılması mecburidir.

Atatürk yaptığı bu gezilerde hem halk ile hemde Müdafaa-i Hukuk yöneticileriyle görüşüyordu. 'Örgütünüzü dağıtmayın, yabancı düşman gitti, ama savaş bitmedi. Ülke vatan hainleriyle dolu, Örgütünüzü genişletin. Yeni Türkiye'yi birlikte kuracağız. O Türkiye ki, kanınızla, canınızla yeniden elde ettiniz. Onu, dışta ve içteki tüm düşmanların saldırılarına dayanabilecek kadar sağlam temeller üzerine kurabiliriz. Halk Fırkası'nı sizler kuracaksınız. Bütün sadık Türkleri örgütümüzün çatısı altında toplayın. Türkiye'yi yönetecek olan sizlersiniz; yani halktır, Halk Fırkası'dır' diyordu. Düşmanın Türkiye'den hiç gitmeyeceğinin farkında olan Atatürk, Halkını örgütlemeye çağırıyor ve kurulacak olak Halk Fırkası etrafında toplanılmasının önemine vurgu yapıyordu. Türkiye'nin kurtuluşu olarak gördüğü Halk Fırkası yaşadığımız bugünlerde düşman işgali altındadır. Bu açık ve nettir. Gerçekleşecek olan genel kurul da bu gerçek göz önünde bulundurulmalı veya bu gerçeklerin farkında olan bireylerin delege olarak seçilmesi önemlidir. Ayrıca Müdafaa-ı Hukuk gibi küçük örgütlenmelerin oluşturulması gereklidir. Apartman apartman, mahalle mahalle, köy köy, şehir şehir örgütlenmelerin yapılması çok önemlidir. Düşman sinsice her hücremizi ele geçirmiş ve hedefine doğru ilerlemektedir. Batı tarafından dayatılan ayrıştırılmalara son vererek kenetlenilmesi ve birlik olunması Türkiye'nin geleceği için ilk şarttır.

Atatürk, Türk halkını yönetmek için aday olanların bir adım öne çıkanların her zaman halka karşı dürüst olmaları gekliliğine inanıyor ve bunu öne çıkaran konuşmalar yapıyordu. 15 Ocak 1922'de Eskişehir'de, 'Ülkeye ve millete gerçekten hizmet etmek isteyenler, düşüncelerini ve yapacakları işleri, halka açık olarak söylemelidirler. Bunu yapamazlarsa, boş sözlerle milleti yanıltıyor, aklını karıştırıyorlar demektir. Şiarımız (inancımız) her zaman millete gerçekleri anlatmak olmalıdır. Millet, ancak böyle aydınlığa götürülebilir. Benim hayatım boyunca izlediğim yol budur. Şimdiye kadar millete yapamayacağım bir söz vermedim' demiştir. O yıllardan bu yıllara Türk siyasetinin nasıl yozlaştırıldığını bire bir canlı olarak tanıklık ediyoruz. Bu düşünceleri gerçekten benimseyen siyasetçiler yetiştirebilseydik eğer Türkiye bugün mutaasır medeniyetler seviyesine ulaşmış hatta geçmiş olabilirdi. Bu açıklama, Türkiye'nin aydınlık geleceği için halkçı vekillerin yetişmesinin önemine bir kez daha vurgu yapmaktadır.

Atatürk Türkiye'yi çok iyi tanıyor ve sınıfsal ayrılıkların olmaması gerektiğine dair bütünleştirici açıklamalar da yapıyordu. Çünkü bu sınıfsal, etnik veya dinsel farklıkların Emperyalizm tarafından kullanılabileceğini biliyordu. Bunun için bütün milleti kapsayan bir partinin kurulması gerekiyordu. Eskişehir'de yaptığı konuşmasında bu ayrıntıya da değinmiş ve şöyle demişti. 'Ülkemizde her zümreyi içeren bir halk vardır ve bu halk çatışmayı değil, bağımsızlığını ve egemenliğinin korunmasını istiyor. Milletin ana çıkarlarını sağlamak için, bütün millete dayanan bir partinin (fırkanın) kurulması gerekir. Böyle bir partinin programı, yalnızca bir kişinin kafasından çıkamaz. Bu konuda inceleme yapmış, ülkenin ihtiyacını görmüş kişilerden yararlanılmalıdır. Program yaparken, haddimizi ve atacağımız adımı bilmeli, hayallere kapılmamalıyız. Amaca ulaşmak için özleyeceğimiz yolu, duygularımızla değil, aklımızla çizmeliyiz.'

Türkiye'yi yönetmek isteyenlerin iyi donanımlı olması Atatürk için çok önemliydi. Siyaset her insanın yapabileceği veya üstesinden gelebileceği bir uğraş alanı değildir. Gerek Türkiye'yi gerekse dünyayı daha iyi koşullara taşımak vaadiyle gelenlerin verdikleri sözlerin eri olması ve bu alanda çaba sarfetmesi önemlidir. Fakat siyaset, siyaset yapabilecek vasıflara sahip olmayanların elindedir. Dünyada ortaya çıkan kara tablonun nedeni budur. Atatürk, yaptığı gezilerinde bunun da öneminde bahsetmiştir. 'Benim ve hepimizin düşünmek zorunda olduğu şey, bu ülke ve bu milleti gerçekten kurtarabilecek beyinlerin, vatanseverlerin, bir araya gelmesini sağlamaktır. Bu yetenekte olan insanlar, her neredeyse, onları bulup milletin geleceğini yürütme işini verdiğimiz Meclis'e sokmak gerekir. Davranışlarımızın belirlenmesinde; akıl, bilim, deneyim, egemen olmalıdır.' Bu açıklamanın önemini kavrayarak yerine getirebilirsek Türkiye'nin çok kazançlı olacağı kanısındayım.

Atatürk, partileşme ve örgütlenmenin bir ülkeyi ayakta tutan önemli temel taşlardan biri olarak görüyordu. Fakat bu parti ve örgütlenmelerin de güvenilir kişilerce yapılması gerektiğinin altını çiziyordu. Çıkar ve menfaat gruplarınca yanlış yönlendirilen halkların ilelebet özgürce yaşamayacaklarının farkındaydı. Bu yapılaşmaların peşinden giden halkların bağımsızlıklarını kaybedeceklerini inanıyordu. Atatürk'e göre Türkiye Cumhuriyeti her daim Bağımsız olarak kalabilmeliydi. Özellikle söz konusu olan ülke Türkiye olunca buna daha çok dikkat etmesi ve bu konuda halkına gerekli uyarıları yapmanın kaygısını içindeydi. Yaptığı yurt gezilerinde de bu konuya değiniyordu. ' Türk milleti, daha önce olduğu gibi, çıkarcı grupların kurduğu partilerin peşinden gitmemeli, kendi program ve partisini yaratarak siyasete katılmalıdır. Tam bağımsız, kayıtsız ve şartsız egemenlik ilkelerine dayanan bir program izlemeliyiz. Ülkeyi, hızla zengin ve mutlu kılmak için ne yapmak gerekirse onu yapmalıyız. Şunun bunun sözüne, şu ya da bu kurama bakmadan kararlılıkla yürümek istiyoruz. Ancak bunu yaparken, madem ki bu yönde yürümeye gücü yetmeyerek önümüze çıkan karşıtlarımız vardır, onları tepelemek ve yürümek gerekir... Bugün elimizde, bağımsızlığı ve egemenliği kurtarmak için millete yol göstererek tarihi görevler yapmış, Anadolu Rumeli Müdafaa-ı Hukuk derneği vardır ve ben bu derneğin başkanıyım. Ancak, bu bir fırka değil, dernektir. Müdafaa-ı Hukuk Dernekleriyle bütün milli kuruluşlar birlikte çalışarak bir fırka oluşturulmalıdır. Ben buna Halk Fırkası demeyi ugun buluyorum. Halk Fırkası, halkımıza siyasi eğitim verecek bir okul olmalıdır.'

Bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin ilk partisi bu şekilde ete kemiğe bürünüyordu. Atatürk yaptığı tüm bu gezilerden elde ettiği notlarla, aydın ve uzman görüşleri dikkate alarak ve İzmir İktisat kongresinin kararlarından da faydalanarak 8 Nisan 1923 seçimlerinde kullanılmak üzere 'Dokuz İlke' (umde) adını verdiği bir bildiri yayınladı. Bu dokuz ilke Halk Fırkası programının ön taslığıydı. Dokuz İlke'nin giriş bölümünde, 'ülkeyi ve ulusu parçalayarak yıkılma felaketinden kurtaran Büyük Millet Meclisi'nin ulusal egemenlik esasına dayanan bir halk devleti ve hükümeti kurduğu, şimdi görevinin ise, ekonomik gelişmenin tamamlanması ve milletin gönence kavuşturulması olduğunu bunu başarmak içinde ulusal egemenlik temelinde bir siyasi örgüte erişmek' gerektiğini açıklıyordu. Atatürk Dokuz İlke bildirisi ile Türkiye'yi ulaştırmak istediği refah ve her yönden bağımsız bir ülke hedefine çıkarmak isteği çok net gözlenmektedir. Dokuz ilke'nin hedeflediği amaçlar kısaca şöyleydi; 'Egemenlik, kayıtsız koşulsuz ulusundur ve halkın kendi kendini yönetmesi esastır... Saltanın kaldırılması ve ulusal egemenliğin Meclis'in yetkisinde olduğunu kabul eden kararlar, hiç bir biçimde değiştirilemez... Ülkede huzur ve güven sağlanıp korunacak yasalar, ulusal gereksinime ve hukuka uygun olarak yeniden ele alınacaktır... Aşar vergi yöntemi düzeltilecek, tarım desteklenecek, çiftçi ve sanayicilere kredi sağlanacak, demiryolları geliştirilecek... Eğitim, yeni yöntemlerle yaygınlaştırılacak ulusal gereksinimlere göre yeniden yapılandırılacaktır. Ulusal üretim ve sanayi, dışa karşı korunacaktır. Sağlık ve sosyal yardım kuruluşları geliştirilecek, işçi ve subayların gönenç düzeyi yükseltilecek; gazi, dul ve yetimlerin yoksulluk çekmesi önlenecektir. Ekonomi, siyaset, maliye ve yönetimde, bağımsızlığı zedeleyecek bir barış antlaşması, kesinlikle kabul edilmeyecektir.'

Halk Fırkasının kurulması artık an meselesiydi. 8 Nisan 1923 şeçimleri gerçekleştirilmiş ve Müdafaa-ı Hukuk adayları büyük bir oranla meclise girmişti. Milletvekilleri '7 Ağustos 1923'den 9 Eylül'e dek çalışarak Halk Fırkası'nın tüzüğünü hazırladılar. Tüzük 9 Eylül 1923'de kabul edildi, 11 Eylül'de genel başkan seçildi.23 Ekim'de genel başkan olarak Mustafa Kemal, genel sekreter Recep Peker'in imzaladıkları dilekçe ile İçişleri Bakanlığı'na başvuruldu ve Halk Fırkasının kuruluşu resmen tamamlanmış oldu. Yeni parti, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin örgütsel ve düşünsel temelleri üzerine oturduğu için, cemiyetin kuruluşu olan Sivas Kongresi Halk Fırkası'nın kuruluş kongresi olarak kabul edildi. 1924'de Cumhuriyet Halk Fırkası adını aldı. Bu ad, 1935'te Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirildi. Bugünkü CHP'nin kuruluşu olarak kutlama yapılan 9 Eylül, tüzüğün kabul edildiği gündür.'

Fırkanın birinci maddesi 'fırka bir devrim partisidir. Halktan yana olanların üye olabileceği fırka ulusal egemenliğin halk tarafından halk için uygulanmasına öncülük edecekti. Fırka üyeleri, hiç bir aile, sınıf, cemaat ve kişi ayrıcalığını kabul etmeyen ve mutlak özgürlük ve bağımsızlığı taşıyan birelerden oluşacaktı.'

CHP'nin kurulma aşaması ve amaçları burada çok net anlatıldığını düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Fırkasının yani CHP'nin bugün getirildiği noktanın ne kadar yanlış olduğunu göremeyenlere karşılatırma yapmaları için bu örneklerle anlatmaya çalıştım. Yaşadığımız çağı doğru analiz etmekte zorlanıyoruz. Tüm sistem bize yıllar evvel sunulmuşken bizler okumamazlığımızın ceremesini çekiyor ve yanlış adımları atanları destekliyoruz. Bu gerçekleri göz önünde bulundurulmalı ve CHP'nin yaklaşan 36 Genel Kurul'unda oy kullanacak delegelerin bu tarihsel gerçekliği göz önünde bulundurmaları ve dikkate almaları gerekmektedir. Tarihin omuzlarınıza yüklediği yük ağırdır. Yapacağınız hatalar sonrasında Türk tarihine ve Türk halkına hesap vermekle yükümlü olacağınızı unutmamanız dileğiyle.

Bu yazı 1922 ve 1938 yıllarına ait ve ana kaynak olarak kabul edilen kitapların tümünü okuyarak 'Atatürk ve Türk Devrimi' isminde her daim kaynak olarak faydalana bileceğimiz bir kitaba imza atan Metin Aydoğan'ın kitabındaki bilgiler doğrultusunda hazırlanmıştır. Atatürk ve Türk Devrimi gibi muazzam bir eseri bizlere kazandıran Metin Aydoğan'a teşekküreder bu kitabı okumayanlara ise tavsiye ederim.


31 Ocak 2018 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ

30 Ocak 2018 Salı

Kemal Kılıçdaroğlu ve Dava Adamları 2


Kemal Kılıçdaroğlu ve Dava Adamları 2

CHP'nin 36 Genel kurulu 3 ve 4 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek. Geri sayım başladı. Ümit Kocasakal, Muharrem İnce ve Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlık için yaraşacak. Yarış sadece liderler arasında olmayacak PM üyeleri arasında da amansız bir rekabet ve yarış var. Söylem ve duruşlarıyla CHP'li olamayacak kişiler şimdiden Ali Cengiz oyunları çevirerek PM üyesi olmak için çalışmalar yapıyor. CHP bunlara kaldıysa yazık. Genel kurul günü PM adaylığı için türlü dalaverelere imza atanların hepsini sahneye toplamalı ve hanginiz 'CHP'nin tüzüğünü ve programını okudunuz' diye sorulmalıdır. Alacağınız cevap CHP'nin neden iktidar olamadığının açık cevabı olacaktır. PM adaylarının %99'nun CHP'nin programından ve tüzüğünden haberi yoktur okumamıştır. Bizim Sinoplu meşhur Diyojen'e bir el feneri verip, yapılacak CHP genel kurul salonuna salıversek ne olur? Diyojen haykırarak ilerlese 'CHP'nin Tüzük ve Programını okuyan gerçek CHP'li arıyorum' diye. Genel kurul salonunda bir elinin parmaklarını geçmeyecek kadar az CHP'nin Tüzük ve Programını okumuş CHP'li bulur. Bunları okumamış ve bir şekilde il ve ilçe başkanlıklarına, PM'ye veyahut millet vekili seçilmiş kişiler CHP'nin ekseninden kaymasına neden olur. CHP günümüzde ne durumda. Ekseninden kaymış farklı taraflarda savrulmuş bir parti konumunda. Demek ki aday belirlemek zor bir iş ve bende adayım diyen herkesi parasına bakmadan dayısı amcası var mı yok mu demeden gerçek bir adaylık süreçinden geçirilmesi şart.

Yaklaşan genel kurul ve seçimler nedeniyle Türkiye'de adaylar öne çıkmaya başladı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Türkiye'deki dava adamları zaten uzun zamandır ortada ve hepsinin ne kadar yetenekli olduklarını defalarca gördük. Ben bunlardan farklı olarak Kemal Kılıçdaroğlu'nun yurtdışındaki dava adamlarını size tanıtmak istiyorum. Her biri birbirinden değerli, yüksek siyasi donanıma sahip, yüksek kültür ve vizyon sahibi, CHP'nin Tüzük ve Programını defalarca okuyarak her satırını ezbere bilen, Albert Einstein'dan daha zeki, son derece sevimli, en iyi Atatürkçü, en iyi Türkiye sevdalısı ve en iyi CHP'li olan dava adamlarından bazılarını teker teker tanıyalım.


1. Almanya'nın kalbi başkenti Berlin'den başlayalım. CHP Berlin başkanı Kenan Kolat. PM üyeliğine aday olabilmek için bugünlerde her taşın altında sevimli yüzünü gösteriyor. Sevimli dediğime bakmayın, gerek Berlin ve gerek Almanya'nın diğer şehirlerinde yaşayanlar Kenan Kolat ismini duyduğunda kaçacak delik arıyorlar. CHP'ye getirilmesi sonrasında CHP yurtdışında büyük bir tepkiyle karşılandı. Kenan Kolat daha önce başkanlığı yaptığı derneğin 13.000 avrosunu kendi ihtiyaçları için kullandığına dair suçlamalarla karşı karşıyayken CHP Berlin'in başına getirilmesi büyük bir hataydı. Ak partinin hırsızlık ve dolandırıcılıklarını eleştiren CHP'nin Berlin temsilcisi olarak geçmişinde bu tür suçlamaları bulunan birisini ataması ona yetki vermesi sizce doğru mu? Başkanlığı sürecince CHP Berlin'in başarı grafiğini ne kadar yükseltebilmiştir? CHP Berlin birliği hakkında yazdığım daha önceki yazımda Kenan Kolat'ın ne kadar yetenekli bir siyasetçi olduğunu anlatmıştım. Diğer mağrifetlerini öğrenmek için o yazımıda okuyabilirsiniz.

  1. CHP Baden-Württemberg birliğinin eski başkanı Kazım Kaya. Bundan 3 yıl evvel Mannheim'da bir işverenler derneğinin yeni yıl kutlamasında derneğin Pakistanlı genel sekreteri konuşmak için mikrofonu eline almış ve Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret içeren bir metin okumuştur. Elin Pakistanlısı Atatürk'e hakaret ediyor ve salonda yeterli tepki gösteren olmamıştır. Sonrasında bu haber yayılınca tepkiler çoğalmış ve genel sekreter görevinden uzaklaştırılmış. Yerel bir gazeteci geceye katılanlarla birer söyleşi yapıp gazetede yayımlamıştı. Kazım Kaya bu konuyla ilgili olarak Atatürk'e hakaret etmeyi düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirmiş ve Pakistanlı genel sekretere verilen görevinden uzaklaştırma cezasına çok üzüldüğünü belirtmiştir. Atatürk'ün partisinde Atatürk'e hakaret edebilirsiniz bu düşünce özgürlüğüdür diyen bir birlik başkanına. Ayıptır, yazıktır, günahtır CHP'ye bu kadar zarar vermek akla ziyandır. Yine Kazım Kaya'nın yönetim kadrosunda bulunan bazı yönetim kurulu üyelerinin PKK'lıların organize ettiği yürüyüşlere katılması ve Apo posterleri altında çekildikleri fotoğrafları sanal alemde yayınlamaları büyük tepkilere neden olmuştu.Kazım Kaya'nın bu yönetim üyeleriyle hala yola devam ediyor olması ise sorgulanması gereken başka bir problemdir.  Kazım Kaya çeşitli Ali Cengiz oyunları çevirerek PM üyeliğine ve millet vekili seçilmek için mücadelesine devam ediyor. Kurulması tasarlanan CHP İnt'te görev alabilmek için birlik yöneticiliğinde geri çekilen Kazım Kaza CHP BW birliğini kaybetmemek için başkanlığa başkan olma vasıfları bulunmayan ve kolayca kontrol edebileceği Mehmet Yıldırım'a bırakması bölgede büyük bir memnuniyesizliğe ve birlik içinde huzursuzluğa neden oldu. Mehmet Yıldırım'ı beğenmeyerek arkasından konuşanlar şimdi başkanlığı karşısında yalakalık yapmak için hazırola geçmiş vaziyetteler.

  2. CHP Nrw Birliğinin İki kafadarı Yaşar Yorulmaz ve Cemal Bulut'ta kurulacak olan CHP İnt'e görev alabilmek için dönerci İbrahim Vural'ı başkan yaptılar. CHP'ye en çok zarar veren ve kuruldukları günden itibaren sorunlara ve skandallarla adını duyuran bu kişiler CHP'ye faydadan çok zarar verdikleri ortadadır. Bu gruba birde melek yüzlü … Ceren Sarıyer'i eklemeyi faydalı görüyorum. Yaptıkları genel kurul ve toplantılarda bayrak ve Atatürk posterleri asmayan, cemevelerinde genel kurul yapan, Atatürkçü düşünce derneğine üye olanlar genel kurulda aday olamaz diye anons yapan, kendilerinden olmayanları dışlayan bir grup. Özellikle Cemal Bulut daha düne kadar Muharrem İnce düşmanı iken Kılıçdaroğlu'dan istediğini alamayınca rotasını İnce'ye yöneltmiş ve onun yanında yer almaya başlamıştı. Yine İnce'nin listesinden geçen genel kurulda PM listesine aday olmayı başarmış fakat kazanamamıştı. Cemal Bulut Genel merkezde PM adayı olabilmek için türlü dalavereler çevirmiş hatta bir gazeteye küfür ettiği gelen duyumlar arasında.  İnce'nin bu kez genel başkanlığa aday olması Cemal Bulut'u mutlu etmiş olacak ki şimdiden millet vekilli oldum havalarında.
  3. CHP Kuzey Bavyera Birliği eski başkanı Yaşar Yuvanç. Nürnberg ve çevresinde kangren olmuş bir CHP birliğidir. HDP'yi kardeş parti ilan etmiş, bir afiş hazırlatıp HDP ile ortak panel yapmıştır.
  4. CHP Köln Platformu başkanı Günay Çapan. Yaptığı tüm etkinliklerde PKK sempatizanları ile yanyana olmasından dolayı çok eleştirilen bir isim. En son 21 Ocak'ta düzenlediği Nazım Hikmet'i anma gecesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun PKK bir grup tarafından yuhalatılması skandalının baş mimarı.
  5. CHP Belçika Birliği başkanı İsmet Yılmaz. Kasım 2016 PKK'nın Köln şehrinde düzenlediği mitinge katılarak destek vermişti. Sonrasında fotoğrafları basında çıkanca uzun tartışmalara neden olmuştu.

  6. CHP Fransa Birliği başkanı Uğur Bayram Güven ve onursal başkanı Hüseyin Çiçek. Bu birliğin facebook yöneticisi Kasım 2017 tarinde PKK'nın kolu olduğu bilinen bir derneğin etkinliğini paylaştı. Paylaşılan bu etkinlikte cumhuriyete karşı isyanların bastırılması "katliam" gibi gösterilip Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen'den "Dersim'i bombalayan" kişi olarak sözedildi.

  7. CHP İngiltere Birliği ve başkanı Hasan Dikme.    PKK ve sempatizanları ile arasına mesafe koyamayan bir başka CHP yurtdışı birliği başkanı Hasan Dikme'dir.   CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Aralık 2017'de CHP İngiltere Birliğinin davetlisi olarak İngiltere'ye gitmiş sonrasında İngiltere'de PKK'nın temsilcileriyle daha önceki gidişinde buluştuğu ve bu buluşmayı gerçekleştirenin de şuan ki başkan Hasan Dikmen'in olduğu basına yansımıştı.  Kemal Kılıçdaroğlunun yurtdışı gezilerinde bu kadar zor durumda bırakılmasının tek nedeni yönetici adaylarının PKK sempatizanlarıyla aralarını mesafe koyamayışındandır.                       
            
  8. CHP Hollanda birliği ve başkanı Arzu Özalp. Ekim 2015 tarihinde Hollanda basınında bizlere ulaşan bir haberde CHP Hollanda birliğinin HDP ile ortaklaşa düzenledikleri bir yürüyüşte PKK bayraklarıyla beraber yürüyüş yaptıklarına dairdi.   Tüm eleştirilerde başkanların isimleri yazılmış olsada burada ki suçta başkanlar kadar bu negatif durumlara göz yuman diğer yöneticilerinde payı vardır.   Genelleme yapıldığığında ve aynı hataların değişik şehir ve ülkelerde tekrarlanması ve birbirine benzemesi CHP yurtdışı örgütlenmelrinin ne kadar sağlıksız ve yanlış kulvarlarda yapıldığı çok net görülmektedir. 
                                   

Bu liste uzayıp gidiyor inanın hepsini yazmak zor. Aslında içlerinden iyileri yazmak isterdim ama içlerinde hiç iyi yok. Bu nedenle listede ismi olmayanlar sevinmesin. Gün olur sıra onlarada gelir. CHP yurdışı birklerinden sorumlu Tekin Bingöl önderliğinde yeni skandallara imza atmaya devam ediyor. Hiç kimse CHP'ye zarar vermeyelim faydalı işler yapalım CHP'yi yurtdışında daha iyi yerlere taşıyalım diye bir kaygısı yok. Yahu biz napıyoruz bu işi beceremiyoruz artık bırakalım yeter dedikleride yok. Eleştiri yok eleştirene saldırmak çok. CHP yurtdışında da kangren olmuş vaziyette. Kemal Kılıçdaroğlu'nun yurtdışındaki dava adamları bunlar. Şimdi gelin bunlardan memleketi kurtarmasını bekleyin. Hiç kimsenin CHP'yi bu kadar küçük düşürmeye hakkı yoktur. CHP'de bir daha bunların yaşanmaması için değişim şart. 


30 Ocak 2018 Heidelberg

29 Ocak 2018 Pazartesi

Kanayan Yara: Ermeni Mezalimi Fotoğraf Sergisi



Prof. Dr. Kemal Arı ile ortak çalışmamız 'Ermeni Sorunu Dün, Bugün, Yarın' kitabımız Aralık 2017'de kitap severlerle buluştu. Daha rahat okunması için bu önemli konuyu söyleşi tarzında ele aldık. Soru ve cevap şeklinde Ermeni sorununu  dünden bugüne ele alarak tarihi gerçekleri belgeleriyle sizlere göstermek istedik. Bu bilgilerin sadece kitapta kalmaması içinde şehir şehir gezerek bu konuda bilinen yanlışları düzeltmek ve doğruları anlatmaya çalışıyoruz. 

Bu zamana kadar Almanya'da Kiel, Lübeck, Hamburg, Bremen, Hannover şehirlerinde 6 konferans gerçekleştirdik. Konferanslarımız Almanya'da değişik şehirlerde ve ülkelerde devam edecek. Ermeni Sorunu konusunda büyük bir bilgi eksikliği ve kasıtlı bazı lobi ve kişilerce yapılmış bilgi kirliliği var. Yurtdışında yaşayan insanlarımızın aklı bu konularda karışık.  Birde kitap okuma ve araştırma özelliklerimizin az olduğu göz önünde bulundurulursa bu konuya çok önem vermemiz gerektiğinin farkına vardık. Sözlü, soru  ve cevap şeklinde yapılan bu konferanslar elbette başarılı olacaktı ama daha iyisini yapmalıydık. Halkımıza Ermeni Sorununu daha iyi anlatabilmeliydik. Bunun da fotoğraf sergisi ile daha verimli olacağına karar verdik. Genel Kurmay arşivlerinden derlediğimiz belge ve fotoğraflardan oluşan 'Kanayan Yara: Ermeni Mezalimi'  isminde bir fotoğraf arşivi hazırladık kendimize. Gittiğimiz Bremen, Hannover ve Hamburg şehirlerinde konferanslarımızın yanı sıra bu sergimizi açtık. Ermeni Sorununu fotoğraflarla anlattık.  İlgi büyüktü katılımcılar bu çalışmadan memnun kaldılar. Amacımıza ulaşmak bizleri mutlu etti.

Peki ne vardı bu fotoğraflarda. Milleti Sadıka olarak bilinen, Osmanlının en sadık cemaatinin Emperyalizm tarafından nasıl kullanıldığını belge ve fotoğraflarla sunuyoruz. Osmanlı'nın yıkılma döneminde ayakta kalmak için mücadele ederken, Ermenilerin bu mücadelede nasıl düşman kuvvetleriyle işbirliği yaparak Türk halkına verdiği zarar ve katliama dair görüntüler mevcut. Toplu mezarlar, öldürülen masum çocuklar ve kadınlar, yakılan çarşılar, kurşunlanan camiler, Ermeni çetelerinin intikam yeminleri, ellerindeki silahların çokluğu ve yurtdışından bu çetelere  yapılan çeşitli yardımlar... 
Fotoğraf ve belgeleri izleyen insanlarımızın gözlerinde ki ışıltı bu iddiaları çürütmeye yeter. 

Ne yazık ki günümüzü doğru dürüst analiz edemeyen bazıları bundan 100 yıl evvel yaşanmış karşılıklı bir kırım hakkında gerçeği yansıtmayan açıklamalar yapmaktadır. Dünya Ermeni Sorununa tarafsız yaklaşamamakta ve tarihsel gerçekleri yok sayarak sorunu siyasileştirmekte ve Soykırım olarak kabul etmektedir. Tarihsel bir utançdır bu.   
Ermeni Soykırım iddiası 100 yıl evvel Türkiye'yi parçalamak isteyenlerin iddiasıdır. Barışı istemeyenlerin iddiasıdır. Türkiye arşivleri bu konuda aydınlatıcıdır ve açıktır. Arşivlerini açmaya cesaret edemeyenler ortadadır.  'Kanayan Yara: Ermeni Mezalimi' fotoğraf sergimizde kullandığımız fotoğraflar bu belgelerin küçük bir kısmıdır. Yalanlarla ve sahte belgelerle beyninizin yıkanmasına izin vermeyin. Bilmiyorsanız okuyup araştırın. Ancak bilimle ve ilimle çıkabiliriz aydınlıklara. Daha bilgi dolu günler dileğiyle.

29 Ocak 2018 Heidelberg


Prof Dr Kemal Arı ile Ermeni Sorunu Konferansları


Prof. Dr. Kemal Arı ile ortak çalışmamız 'Ermeni Sorunu Dün, Bugün, Yarın' kitabımız Aralık 2017'de kitap severlerle buluştu. O gün bugündür bu kitaptaki bilgileri halkımıza aktarmaya çalışıyoruz. Bu konferanslarımızın 5. Hannover şehrinde gerçekleştirdik. 
Atatürkçü Düşünce Derneği Hannover ile Azerbaycan Bakü Derneğinin 21 Ocak Günü Hannover şehrinde Prof. Dr. Aygün Attar ve Prof Dr. Kemal Arı'nın katılımıyla 'Ermeni Sorunu: Dün, Bugün, Yarın ve Hocalı Katliamı' konulu bir konferansa imza attık.. Konferans öncesi Prof Dr Kemal Arı ile konferanslarımızda kullanmak için  Genel Kurmay arşivlerinden derlediğimiz fotoğraflardan oluşan 'Kanayan Yara: Ermeni Mezalimi' isimli fotoğraf sergisinin açılışınıda gerçekleştirdik. Bir konunun sözlü anlatımı kadar görselliğide önem verilmesi çok önemli. Zira ele aldığınız konu Ermeni Sorunu gibi ciddi bir sorun ise konunun daha iyi anlaşılabilmesi için arşivlerde kayıtlı belge ve fotoğraflardan oluşan bir görsel sunumun hazırlanması çok önemlidir. Biz bu görsel sunumu fotoğraf sergisi olarak düşündük ve çokta yaralı olduğunu gördük. Hannover konferansımızın bir başka değerli konuşmacısı daha vardı.  Giresun Üniversitesi rektörü Prof . Dr. Aygün Attar. Büyük bir katılımın olduğu konferans da ilk söz Prof Dr Aygün Attar'a verildi.


Prof Dr Aygün Attar 'Ermeni soykırımını var olduğunu iddia edenler 26 Şubat 1992 yılında Hocalı'da yapılan katliamları görmemezlikten geliyor. Körpe kızlarımızın derileri yüzüldü, hamile kadınlarımızın karınları deşilerek doğmamış bebeler süngülendi. Dünya kayıtsız kaldı buna. Ölenler müslüman olunca dünya hep sessiz kalıyor ama Hristiyanlar ölünce yaygarayı koparıyorlar. Bu adalet anlayışını kabul etmiyoruz.' dedi. 'Ayrıca 20 Ocak Azerbaycan tarihinin Kara Cumartesi günüdür. Biz buna 20 Anvar Şehitlerini anma diyoruz. 13 Ocak 1990'da başlatılan Bakü katliamını durdurmak iddiası ile Rus Ordusu Bakü'ye girerek isyanı kanlı bir biçimde bastırdı. Sovyet Birlikleri, 20 Ocak 1990'da Ermenileri korumak iddiası ile Bakü'ye giderek 143 kişiyi öldürdü. O gün orada bende vardım. Yaşanan vahşete bire bir bende tanıklık ettim ve yaşadım. Sovyet Ordusunun sert müdahalesi Azeri halkında büyük tepkilere neden oldu. Bu bastırmayı protesto eden Azerileri cezalandırmaktan öte, artan milliyetçi akımları ve bağımsızlık girişiminde bulunabilecek tüm Sovyet Cumhuriyetlerine bir göz dağı  niteliğindeydi. Ancak bu taktik geri tepti ve Sovyet yönetimi altındaki Azerbaycan'da, diğer sovyet Cumhuriyetlerinde de olduğu gibi, milliyetçilik ve bağımsızlık talebini hızlandırarak, Azeri halkında Sovyet yönetiminin topluca reddine neden oldu ve Sovyetler birliğinin çöküşünü hızlandırdı. ' dedi.
  
 
Prof Dr Kemal Arı, ise konuşmasına Pierre Loty'den  alıntı yaparak başladı. ' Ey Türk bütün dünya biliyor ki birinci dünya savaşında, Ermeni olayında sen Ermenilerden daha fazla can kaybettin. Fakat bunu hiç bir zaman kabul ettiremeyeceksin. Çünkü sen Müslümansın o ise Hristiyan.' Sözünü hatırlatarak dünyanın olaylara nasıl baktığını anlattı.
'Osmanlının 1. Dünya savaşına sokulması sonrası anadolunun işgali sırasında Ermeni çetelerinin özellikle Rus birlikleri ile birlikte olup onlara öncülük ederek lojistik bilgiler vermişlerdir. Ve önlerine çıkan yerleşim yerlerini insanlık dışı yöntemler ile yakıp yıkmışlardır. Van bu zalimliklere en iyi bir örnektir. O zamanki şartlarda yokluk ve açlıktan çok sayıda insan ölmüştür. Bugün bile dünyada yaşayan Ermeni sayısı 5-6 Milyon civarındadır, buradan yola çıkacak olursak, iddia edildiği gibi 3 milyon Ermeninin öldürülmüş olması mümkün değildir. Bütün bu kayıtlar Osmanlı arşivlerinin yanında yabancı kayıtlardada bunlara yakın bilgiler bulunmaktadır. “Ermeni soykırımı” idiası emperyalist güçlerin kurduğu bir oyundur. Bizim de istediğimiz, tarihi gerçeklere ulaşmaktır. Belgeler ışığında tarafsız bir şekild, her konuda önyargılardan arınmış ve nefreti kabul etmeyen yaklaşımlarla toplumların karşılıklı güven içinde yan yana yaşamaları sağlanmalıdır.' 


Katılımcılardan büyük alkış alan Prof Dr Aygün Attar ve Prof Dr. Kemal Arı panel sonrasında soruları cevaplayarak Ermeni Sorunu üzerine akıllarda var olan soru işaretlerini tarihi belgeler doğrultusunda açıkladılar. 
Konferans bitiminde Prof Dr Kemal Arı katılımcılarla birebir sohbet ederek kitaplarını imzaladı.
Bu etkinliklerimizin gerçekleştirilmesinde emek verek Add Hannover ve herkese teşekkürederiz. 

Halil Fehmi Dağ
21 Ocak 2018 Hannover

24 Ocak 2018 Çarşamba

Kemal Kılıçdaroğlu'nu Wuppertal'da PKK'lılar Neden Yuhaladı ve Sorumlusu Kim?

Kemal Kılıçdaroğlu'nu PKK'lılar Neden Yuhaladı ve Sorumlusu Kim?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl ile, CHP Köln derneğinin başkanı Günay Çapan'ın önderliğinde 20 Ocak'ta Almanya'nın Wuppertal'da yapılan '56 yıllık göçün öyküsü, Bizim Hikayemiz' isimli belgeseli izlemek hemde Nazım Hikmet'in doğum yıldönümünü kutlamak amacıyla hazırlanan geceye katıldı. Geceye Türkiye'den Zülfü Livaneli, Rutkay Aziz, Genco Erkal, Leman Sam, Ferhat Livaneli, Tilbe Saran, Melike Demirağ ve Nebil Özgentürk'te katıldı. Yapılan etkinlik çok anlamlı ve ayakta alkışlanması gereken bir çalışma bir emek. Halk arasında sıkça söylenen bir deyim vardır;'bir çuval incirin içine etmek'. Bu etkinlikte içine edilen incire dönüştürüldü. 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun kürsüde yaptığı konuşma şudur.
"Büyük acılar yaşıyoruz. 30-35 yıldır terörden büyük acılar yaşayan bir Türkiye'yiz. Anaların göz yaşları dinsin dedik. Ülkemizde huzur istedik. Ülkemizde ve ülkemizin dışında yaşanan olaylar yeni acıları önümüze, gündemimize getirdi. Ben şimdi burada konuşurken, Afrin'de çarpışan kahraman askerlerimiz var. Biz hiçbir ülkede terör olmasını istemeyiz. Hiçbir ülkede acının, kanın, gözyaşının olmasını istemeyiz. Komşularımızla huzur içerisinde, birlikte yaşamak isteriz. Bizim bütün komşularımızla kültürel ilişkilerimiz var. Biz burada acıları paylaşırken, acıları yaşayan anneler var Türkiye'de. Hiçbir annenin acı çekmesini istemeyiz. Bugün Afrin’de çarpışan askerlerimize; sadece ve sadece şimdilik şu dilekte bulunuyorum. Allah onların yardımcıları olsun, biz kendi ülkemizde kardeşçe yaşamak istiyoruz. Kendi ülkemizde barış içinde yaşamak istiyoruz, komşularımızla huzur içinde, barış içinde yaşamak istiyoruz" 

Konuşma metni birleştirici ve yapıcı bir konuşma fakat özelikle Kılıçdaroğlu'nun Afrin'e yapılan müdahaleyi destekleyici sözleri salonda bulunan PKK sempatizanları tarafından Kılıçdaroğlu'nun yuhalanmasına neden oldu. PKK'ya yakınlığı ile bilinenler ve ayrıca Kılıçdaroğluna yapılan bu saygısızlığı kabul etmeyen bazı CHP'liler salonu terk etti. Birileri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu yurtdışı ziyaretlerinde hep PKK ile yan yana getirmeye çalışmaktadır. Kamu oyunda oluşturulan imaj budur. Bunun en son örneğini Kılıçdaroğlu'nun İngiltere ziyaretinde gördük. Bu tarz sahneler bir çok kere değişik ülke ve şehirlerde gerçekleşmiş ve Kılıçdaroğlu PKK'lılar ile aynı ortamlara sokulmuştur. Açıkca CHP'nin geleceğine suikast düzenlenmektedir. Ortada Kılıçdaroğlu'na oynanan ciddi bir sorun vardır. CHP genel başkanının bu tarz ortamlarda yuhalatılması, küçük düşürülmesi ciddi bir sorundur. Afrin tartışılabilir fakat konu CHP'nin genel başkanına yönelik itibar zedeleyici davranışları, 4.000 kişinin katıldığı bir etkinlikte yuhalatılmasını kabul etmek mümkün değildir. Sorumluları cezalandırılmalıdır. PKK sempatizanları ile aralarına mesafe koyamayanların, CHP'nin programı ve tüzüğü göz önünde bulundurulursa CHP'li olabilme ihtimalleri yoktur. Kılıçdaroğlu'na yapılan bu saygısızlığın sorumluları CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl ile, CHP Köln derneğinin başkanı Günay Çapan olarak görülmektedir. Bu iki isim bu konuda daha tutarlı bir tavır sergileyebilselerdi bu durum hiç yaşanmayabilirdi. Demokrasiden bahsediyorlar fakat bir genel başkanının yaptığı açıklamayı kendi taraflı demokrasi anlayışlarına uygun bulmuyorlar ve yuhalayıp alkışlarla konuşmasını engelliyorlar. Sizin demokrasi anlayışınız Emperyalizme uşaklık etmekten geçiyor. Emperyalizmin ortadoğuda oynadığı cinayetleri görmemezlikten geliyor susuyorsunuz.
Konumuza dönerek yukarıda bahsi geçen iki ismin bu konudaki sorumsuzluklarını  inceleyelim.

  1. Günay Çapan'nın kurduğu CHP Köln derneği CHP genel merkezi tarafından kabul edilmemektedir. Elinde Faruk Loloğlu'ndan gelme bir belge vardır ama yok hükmündedir. Birliklerin iddiası bu yöndedir.  Bu nedenle Genel merkezin onay verdiği birlikler ile ciddi sorunlar yaşamaktadır.
    2. Kasım 2017 tarihinde genel merkezli onaylı CHP NRW birliğinin yaptığı çalıştayda Tekin Bingöl imzalı bir belge üzerine tartışmalar yapıldı. Bu belgede yurtdışında bazı derneklerin CHP adını kullanarak etkinlikler yaptığını ve bunu engelemeye yönelik, hem CHP isminin hemde 6 ok belirtkesinin (amblem) kullanımının yasaklanmasına dair bir belge.
    3. Tekin Bingöl imzalı bu belgede hedef olan dernek genel merkezin onayıyla kurulan CHP yurtdışı birliklerinin rakip olarak gördükleri Günay Çapan'ın derneği ve diğerleridir. Buna rağmen Tekin Bingöl Wuppertal'daki bu etkinliğe katılmıştır. Tekin Bingöl kendi belgesiyle ters düşmüştür. Ayrıca Tekin Bingöl'ün yurtdışı birliklerini başarı grafiğini ilerletememiş aksine bu oluşumların kangren olmasına göz yummuştur. 
    4. PKK sempatizanları ile arasına mesafa koymayan, kendi sanal alem sayfasında Seyh Sait'i anması gibi daha pekçok CHP ile örtüşmeyen paylaşımlara imza atan Günay Çapan'nın bu olay ilk vukuatı değildir. Capan'a dikkatli olması yolunda gerekli eleştirileri hep yaptık. İyi niyetine inanmak istiyoruz fakat yaptığı yanlış atılımlarla çok emek verdiği bu anlamlı etkinliklere gölge düşürmektedir. Kendi kendine zarar vermektedir. Nazım'ı anma ve Göçün 50. yılını kutlama etkinliklerinde PKK sempatizanların propaganda yapmaları doğru değildir. 
    5. Ocak 2016 tarihinde CHP Köln başkanı Günay Çapan Essen şehrinde yine Nazım Hikmet anma etkinliği düzenlemiştir. Bu etkinlik kapsamında CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve pek çok CHP vekili Essen'e gelmişti. Genel merkez onayıyla kurulan CHP Yurtdışı birlikleri bu buluşmayı önce iptal ettirmeye çalışmış başarılı olamayınca etkinliğe katılmayarak protesto etmişlerdi. Yani genel merkez onayıyla kurulan örgütler kendi genel başkanlarını protesto ediyor. Neden? Günay Çapan'ın etkinliğine katıldığı için. Bu nasıl bir sığ anlayıştır, nasıl bir siyasi yöntemdir? Essen ettkinliğinde sivil toplum kuruluşları ile yapılan özel bir toplantıda, yurtdışı örgütlenmesi ile gelen çok fazla eleştiriden sonra, Kılıçdaroğlu bu birliklerin faaliyetlerinin durdurulduğu söylemişti. Kılıçdaroğlu'nun bu söylemi ne yazık ki ciddiye alınmadı ve yerine getirilmedi. Aynı toplantıda arka sıralarda oturan bir sivil toplum kuruluş yöneticisi söz alarak 'Neden önsırada PKK'lılar oturuyor' diye tepkisini göstermiş ve salonda büyük bir gerginlik yaşanmıştır. Anma gecesinde ise pek çok derneğin yöneticisi o salonda olmasına rağmen alevi federasyonunun başkanlığını yapan ve PKK ile yakınlığı kamooyu tarafından bilinen Hüseyin Mat'a söz hakkı verilmesi diğer sivil toplum kuruluşlarını rahatsız etmişti. Mat konuşmasında kürt hareketini alevilik ile karıştırmış ve Seyit Rıza ile ilgili bir konuşma yaparak salonda tansiyonun yükselmesine neden olmuştu.
    6. Kasım 2016 tarihinde Köln şehrinde PKK'nın gövde gösterişine dönüşen, miting alanına ellerindeki Atatürklü Türkiye bayraklarıyla gelen tekerlekli sandalyede bulunan ve beraberinde üç kadına, Pkk sempatizanları tarafından sözlü saldırı yapılmış, PKK sempatizanları Türkiye adına küfürlü sloganlar atmış ve öfkeli kalabalık Alman polisiyle çatışmıştı. Bu mitingin organizasyonunda da Günay Çapan aktif rol almış ve PKK ile yakınlıkları bilinen derneklerle bu mitingin  gerçekleştirilmesine katkı sunmuştu. Hatta yurtdışında yaşayan CHP'lilerin bu mitinge katılmaları yönünde çalışmalar yapmıştır. Almanya merkezli bir televizyon programına Tekin Bingöl'ü canlı bağlantı yaptırmıştır. Tekin Bingöl nasıl bir tuzağın için çekildiğinden habersiz belkide haberli  PKK'nın bu mitingine CHP'lilerinde destek vermesi çağrısında bulunmuştu. Miting alanında PKK gövde gösterişi yapmış gelen CHP'liler PKK'nın destekçisi olarak gösterilmiştir. Olay akabinde büyük bir soruna neden olmuştu. Görüldüğü gibi ortada sürekli olarak tekrarlanan bir hata vardır. Bu davranışlar CHP seçmeni üzerinde bir memnuniyetsizliğe neden olmaktadır. CHP'yi yurtdışında yönetmeye aday kişilerin bu konularda daha dikkatli davranmaları çok önemlidir. Bu konulara hassasiyet verilmeli ve ona göre adım atılmalıdır. Herşeyden önemlisi CHP'nin tüzüğü ve programını bu kişilerin okuması ve ezberlemesi gerekmektedir. 
Bu konularla ilgili görsel ve yazılı basında çok fazla haber mevcuttur. Detaylıca okuyup analiz yapabilirsiniz. CHP yurtdışı örgütlenmelerinde tepeden görevlendirilenlerin neredeyse hepsi PKK ile arasına mesafe koyamamaktadır. Bu kişiler CHP'nin tüzüğü ve programını bilmemektedirler. HDP'yi kardeş parti ilan eden, PKK'yı temsil eden flama ve Apo posterleriyle yürüyüşlere katılan, fotoğraflar çekilen bunları sanal sosyal sitelerde utanmadan paylaşan, Atatürk'ü hakaret etmeyi düşünce özgürlüğü olarak değerlendiren, daha önceki derneklerini dolandırıp dolandırıcılıktan adı çıkmış kişiler, Ermeni soykırımı savunanlar CHP'yi yurtdışında işgal etmiş durumdadır. Bu kişiler CHP 'yi yurtdışında HDP çizgisine taşımaktadır. Yine bu kişiler PKK'nın temsilcisi olduğu bilinen kişilerle Kılıçdaroğlu'nu yan yana getirmektedirler. Geçmişteki hayatlarında CHP ile ilgisi olmayan bu kişilerin CHP'nin yurtdışı örgütlenmesini büyük bir sekteye uğratmaktadır. CHP'nin yurtdışında bu zihniyetlerden zaman kaybetmeden kurtarılması mecburidir. Kendi hayatlarında ciddi bir başarı elde edememiş bu kişiler kendi küçük iktidarlarını sağlamlaştırmak için Cumhuriyet Halk Fırkasının içini oymakta ve yozlaşmasına neden olmaktadır.
Tüm hatayı yöneticiyim diye öne çıkan isimlere mal etmek hatalı olur. Suçun bence en fazlası bu yöneticilerin hatalarını görüp ses çıkartmayan gerçek CHP'ye gönül vermiş CHP seçmenindir. Sessiz kalmayın! Suça ortak olmayın!
Burada gerek Çapan gerekse diğer yöneticiler hatalarının farkına vararak artık bu hataların tekrarlanmasına son vermelidir. Umudumuz budur. Eleştirimiz bu yöndedir. Kamu oyunda ortaya çıkan görünüm bu yöndedir. Eleştirimizde bu görünüm üzerinde yapıcı bir şekilde yapılmıştır. Çoğu kişinin bilmediği fakat söz konusu kişilerin bildiği CHP'ye zarar verecek ayrıntılar ele alınmamıştır. Geç olmadan kendinizi sorgulayın. Hatalar yapmaktan vazgeçin. Daha iyi bir CHP örgütlenmesi yapmak mümkün. Bunları yazdığım için boş yere öfkelenip köpürmeyin. Attığınız adımlar yanlış düzeltin kendinizi. Size faydalı olacak bilgiler bunlar. Bireysel bir karalama yok burada bireysel olarak yaptığınız hatalarınızın CHP'ye verdiği zararı göstermek amacım. CHP'nin program ve tüzüğüne aykırı davranışlar içindesiniz.
25 Ocak 2018 Heidelberg

23 Ocak 2018 Salı

Ermeni Lobisi ve Yurtdışındaki Türkler

Ermeni Lobisi ve Türkler

Günümüzde en güçlü lobilerden biri ermeni lobisidir. Ermeni Lobisi’nin temel amacı sözde soykırım iddiası ve bu iddialarını dünya kamuoyuna kabul ettirip, bir Türkiye karşıtlığı oluşturmaktır.   Bunun için birçok ülkede aktif bir şekilde siyasetçiler ve siyasi mekanizmalara kendi tarihini anlatıp, kendi haklılığını savunarak onları ikna etmeye çalışmaktadırlar. 
Örneğin 100 bin Türk'e karşılık 5 bin Ermeni'nin yaşadığı Köln şehrinde 14 Mart 2017'de soykırım anıtı açıldı. Düşünebiliyor musunuz 100 bin Türk'e karşılık 5 bin Ermeni! Bu konuyla ilgili bir Mücadele yapıldı ama yetersizdi. Açılışı yapılan anıt Almanya'da açılan ilk anıt değil ve bu gidişle sonda olmayacak. Almanya merkezli 'Tehdit Altındaki Halklar Topluluğu' bir dernek var. Bu dernek, 2.5 milyon Ermeninin soykırıma uğradığını iddia ediyor. Oysa belgeler 1915 yılı öncesinde yaklaşık 1 milyon 200 bin Ermeni'nin Anadolu'da yaşadığını gösteriyor. Yine bu dernek Avrupa'daki tüm şehirlerde Soykırım anıtı açılması için yoğun bir çalışma içindedir. Yarın bir gün yaşadığımız şehirde evimizin karşında böyle bir anıt ile karşılaşılması olasıdır.
Ermeni lobisi karşısında bir kibrrit çöpü kadar zayıf bir durumdayız ve çabucak kırılıyoruz.

Peki Ne Yapılmalı?

Yaşadığımız ülkelerde siyasileşmiş bu sorunlarla mücadele etmenin tek yolu siyasette var olmamızdır. Her ne kadar sokaklara çıkıp Türkçe protesto yaparsak yapalım ilgili kurumlara mailler gönderirsek gönderelim başarı elde etmemiz olanaksızdır. Çözüm Ermeni sorunu gibi daha pekçok konuda donanım sahibi olmalı bu konular hakkında araştırmalar yapmalı, kitaplar okumalı öğrenmeli ve bilgilenmeliyiz. Akabinde bulunduğumuz şehirlerde ki Alman siyasi partilere üye olmalı ve bu siyasi platformun içinde mücadele etmeye mecburuz. Bizler siyasette var olmadıkça veya uzak durdukça siyasetteki boşlukları isimleri Türkçe olmasına rağmen, Türklüğe ve Türkiye'ye zarar vermek isteyen kişiler tarafından doldurulmaktadır. Bu kişiler, Alman parlamentosunda YPG bayrakları açarak, terör örgütlerini överek ve Ermeni soykırım tasarasına el kaldırarak karşımıza çıkmaktadırlar. Olması gereken milli duygulardan kopmamış Türklük ve Türkiye için mücadele edecek adaylar çıkartmalı ve bu adaylara oy vererek Alman parlamentosuna, başka parlamentolara veya belediye meclislerine göndermek için emek harcamalıyız. Özellikle gençlerimizi ve çocuklarımızı siyasete yönlendirmeli ve siyasette aktif rol almalarını sağlamalıyız.

Yurtdışında Yaşayan Türkler Ne Durumda?

Yurtdışında ki Türkler, paramparça olmuş bir vaziyette. Zaten emperyalizmin istediği de bu değil midir? Bölebildiğin kadar parçala böl. Şaçımızın telinden ayak tırnağımıza kadar ayrıştılmış ve kutuplaştırılmışız. Bütün bunlar yetmezmiş gibi birbirimizle mücadele ediyor ve birbirimizin kuyusunu kazıyoruz. Ermeni sorunu gibi ciddi bir sorun karşısında bile bir araya gelmekte zorlanıyoruz. Çok geç olmadan daha fazla bölünme ve dağılmaya son vererek birlik olmaya ve güç birliği yapmaya mecburuz.


23 Ocak 2018 Kiel
Ermeni Lobisi ve Türkler

Günümüzde en güçlü lobilerden biri ermeni lobisidir. Ermeni Lobisi’nin temel amacı sözde soykırım iddiası ve bu iddialarını dünya kamuoyuna kabul ettirip, bir Türkiye karşıtlığı oluşturmaktır.   Bunun için birçok ülkede aktif bir şekilde siyasetçiler ve siyasi mekanizmalara kendi tarihini anlatıp, kendi haklılığını savunarak onları ikna etmeye çalışmaktadırlar. 
Örneğin 100 bin Türk'e karşılık 5 bin Ermeni'nin yaşadığı Köln şehrinde 14 Mart 2017'de soykırım anıtı açıldı. Düşünebiliyor musunuz 100 bin Türk'e karşılık 5 bin Ermeni! Bu konuyla ilgili bir Mücadele yapıldı ama yetersizdi. Açılışı yapılan anıt Almanya'da açılan ilk anıt değil ve bu gidişle sonda olmayacak. Almanya merkezli 'Tehdit Altındaki Halklar Topluluğu' bir dernek var. Bu dernek, 2.5 milyon Ermeninin soykırıma uğradığını iddia ediyor. Oysa belgeler 1915 yılı öncesinde yaklaşık 1 milyon 200 bin Ermeni'nin Anadolu'da yaşadığını gösteriyor. Yine bu dernek Avrupa'daki tüm şehirlerde Soykırım anıtı açılması için yoğun bir çalışma içindedir. Yarın bir gün yaşadığımız şehirde evimizin karşında böyle bir anıt ile karşılaşılması olasıdır.
Ermeni lobisi karşısında bir kibrrit çöpü kadar zayıf bir durumdayız ve çabucak kırılıyoruz.

Peki Ne Yapılmalı?

Yaşadığımız ülkelerde siyasileşmiş bu sorunlarla mücadele etmenin tek yolu siyasette var olmamızdır. Her ne kadar sokaklara çıkıp Türkçe protesto yaparsak yapalım ilgili kurumlara mailler gönderirsek gönderelim başarı elde etmemiz olanaksızdır. Çözüm Ermeni sorunu gibi daha pekçok konuda donanım sahibi olmalı bu konular hakkında araştırmalar yapmalı, kitaplar okumalı öğrenmeli ve bilgilenmeliyiz. Akabinde bulunduğumuz şehirlerde ki Alman siyasi partilere üye olmalı ve bu siyasi platformun içinde mücadele etmeye mecburuz. Bizler siyasette var olmadıkça veya uzak durdukça siyasetteki boşlukları isimleri Türkçe olmasına rağmen, Türklüğe ve Türkiye'ye zarar vermek isteyen kişiler tarafından doldurulmaktadır. Bu kişiler, Alman parlamentosunda YPG bayrakları açarak, terör örgütlerini överek ve Ermeni soykırım tasarasına el kaldırarak karşımıza çıkmaktadırlar. Olması gereken milli duygulardan kopmamış Türklük ve Türkiye için mücadele edecek adaylar çıkartmalı ve bu adaylara oy vererek Alman parlamentosuna, başka parlamentolara veya belediye meclislerine göndermek için emek harcamalıyız. Özellikle gençlerimizi ve çocuklarımızı siyasete yönlendirmeli ve siyasette aktif rol almalarını sağlamalıyız.

Yurtdışında Yaşayan Türkler Ne Durumda?

Yurtdışında ki Türkler, paramparça olmuş bir vaziyette. Zaten emperyalizmin istediği de bu değil midir? Bölebildiğin kadar parçala böl. Şaçımızın telinden ayak tırnağımıza kadar ayrıştılmış ve kutuplaştırılmışız. Bütün bunlar yetmezmiş gibi birbirimizle mücadele ediyor ve birbirimizin kuyusunu kazıyoruz. Ermeni sorunu gibi ciddi bir sorun karşısında bile bir araya gelmekte zorlanıyoruz. Çok geç olmadan daha fazla bölünme ve dağılmaya son vererek birlik olmaya ve güç birliği yapmaya mecburuz.

23 Ocak 2018
Halil Fehmi Dağ

8 Ocak 2018 Pazartesi

Küba'ya Kimler Gitmeli Kimler Gitmemeli!

Küba'ya Kimler gitmeli kimler gitmemeli!

Türkiye'den Küba'ya aktarmasız uçuşların başlamasıyla Küba'ya ilgi artı. Artık Küba'ya gitmek moda. Moda'nın rüzgarına kapılan kendisini Küba'ya atıyor. Küba ile hiç bir duygusal bağı bulunmayan, Küba ve devrimi hakkında bilgisi olmayanlar sırf modadan geri kalmamak adına Küba'ya gidiyor. Sonuç bu kişiler için hayal kırıklığı yaratırken Küba'ya karşı özel ilgi duyanlar bu güzel karabik adasına hayran kalıyor. Memnun olmayanların elleri bir de kalem tutuyor ve bir yerlerde yazıyorlarsa (ben onlara Aydın artığı diyorum) Küba hakkında atıp tutuyorlar. Yok aç kaldım, yumurta yok, patates bile yok, internet yok, kurtarın beni buradan... Bre muallebe çocuğu modern dünyanın zavallısı ne işin var senin Küba'da. Sen Küba'ya değil kapitalizmin senin için yarattığı bu kokumuşluk içinde çürümeye layıksın.
Birde hayatlarında hiç Küba'ya ayak basmadan Küba hakkında atıp tutan 'Aydın Artıklarımız' var. Onların deli zırvalamalarına hiç değinmemek en iyisi.
Küba'ya karşı yıllardır özel bir ilgi besleyen, iki kere baştan aşağı Küba'yı gezen, Küba devrimin başladığı noktadan bittiği noktaya kadar keşfeden ve bu güzel karabik ülkesi hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olduğum kanısındayım. Kendimi yukardakilerle kıyaslıyorum. Benden daha bilgili olanlarda var. Tanıyorum ve seviyorum bu insanları.
Gelelim konumuza, 'Kimler Küba'ya gitmeli veya gitmemesi gerekir' hakkında bazı bilgiler vereceğim size. Her konuda olduğu gibi bu konuda da istisnaların olduğu unutulmamalıdır.
Çocukluğunu kırsal kesimde geçirmiş, derme çatma, çatısı damlayan, evinde televizyonu, buzdolabı jakuzisi olmayan, bahçeye yakılan ateşte bir teneke ile ısıtılan su ile leğende yıkananlar, yere serilen ve mis gibi arap sapu kokan döşekte üç beş kişi koyun koyuna yatan, sabahın köründe horuzu öten, kedisiyle, köpeğiyle, ineği ve koyunuyla, atıyla ve eşeğiyle, ninesi ve dedesiyle yedi kuşak ailesiyle mutlu şekilde büyüyenler Küba'ya gitmeli. Kendinizi geçmişinize dönmüş gibi hissedeceksiniz. Kırsal yaşamın ne olduğunu bilmeyen lüks apartman çocukları veya sonradan görme lüks takıntılılar, jakuzi düşkünleri, konforlu koltuklar, dev plazma televizyonlar zartlar zurtlar bir horuzun nasıl öttüğünden haberi olmayanlar Küba'ya gitmemeli. Kübalıları çok fakir görebilir ve kendinizi oraya ait hissetmeyebilirsiniz.

Kendi tarlasını eken biçen, kışlık yiyeceğini kendi el emeği ile yapan, makarnasını, salçasını evinde hazırlayan, biberini, patlıcanını kendisi kurutanlar veya böyle bir kültürden gelenler, bir meyveyi dalından koparıp yemenin tadına varabilenler Küba'ya gitmeli. Hep gitmek için hayal ettiğiniz Küba'nın size benzediğini görüp mutlu olacaksınız. Tropikal meyveleri sizi bekliyor. Toprağın işlemesini bilmeyen, beton binalar arasında büyüyen ve yaşamı sadece büyük alışveriş merkezlerini gezerek markalı yiyecekler ve giyecekler alma telaşına düşenler sakın Küba'ya gitmemeli. Küba'da en iyi marka markasızlık.
Çamurlu sokaklarda ıslanarak oynayan, unutulmaya yüz tutmuş (körebe, istop. çelik çomak vb.) oyunları oynayanlar Küba'ya mutlaka gitmeli. Küba'da çocukluğunuzu bulacaksınız. Kapalı oyun salonlarında oynayanlar ve daha çok teknolojik oyunlar oynayarak büyüyenler sokakta oynamanın ne anlama geldiğini bilmeyenler Küba'ya gitmemeli. Teknolojik oyunlar olmadan da mutlu olabilmeyi başaran Küba'lı çocukları gördüğünüzde utanırsınız.

Unun suyla karıştırılmasıyla yapılan ve yaygın olarak 'kaçamak' ismiyle bilinen yemekle, salçalı ekmekle veya bir dilim ekmeğin üstüne toz şeker serpip üzerini suyla ıslatarak karnını doyuranlar Küba'ya gitmeli. Küba'da ki lezzetler size fazlasıyla yetecektir. Tüm öğünlerine kuş sütünden pastırmasına kadar eksik etmeyen, o kolundan aşağı tuz dökerek meşhur olan etçiye gidip tonlarca para vererek sonrada kazık yedik diyenler Küba'ya gitmemeli. Kazık yiyemeyecekleri için canları kazık yemek çekebilir.

Bir tabak yemeğini, bir dilim ekmeğini paylaşmasını bilen, komşuluğun, arkadaşlığın, anneliğin, babalığın yani aile olmanın değerini anlayan ve insanlarla çıkarsız iletişimde bulunanlar, her şeye rağmen teknolojiye direnen, çocuklarına masallar anlatan, arkadaşlarınla, ailesiyle sıcak ilşkiler kurabilenler Küba'ya gitmeli. Karibik'in en sıcak kanlı insanları sizi bekliyor. İnsanları sömüren, ezen, hırs ve hedefleri doğrultusunda kullanan, kıskanan ve çekemeyenler, teknolojinin kölesi olmuş yediği, içtiği, sıçtığı her altı facebook'ta paylaşan sonrada fazla beğeni alamayınca çıldıranlar Küba'ya gitmesinler. Küba halkının sıcak sevgilerinden ve teknoloji (facebook) olmadan da yaşayanları gördüklerinde bunalabilirler.

Doğaya, tarihe, sokak müziğine ve dansa, emekçi puro işçilerine, ıssız kumsallara, huzura, mutluluğa, azla yetinmesini bilenler, Küba'ya gitmeli. Cennet sizi bekliyor. Tatil deyince lüks tatil yerlerinde kazık yeme pahasına tatil yapan, gündüz yiyip içen gecede eşekler gibi tepinenler, hava atma hastası olanlar, tatil anlayışlarıda kendileri gibi yozlaşmış kişiler Küba'ya gitmemeli. Bu Karabik adasında bu kavramlar bilinmiyor.

Che, Jose Marti ve Fidel'i anlayan, devrimin heyecanını yüreğinde hisseden, emperyalizme onurlu bir dik duruş sergilemeyi bilenler Küba'ya gitmeli. Özgürlüğün bağımsızlığın ne olduğunu göreceksiniz. Kapitalizmin tek düze insan modeline soktuğu, beyin kanalları, kalp damarları tıkanmışlar Küba'ya gitmemeli. Hayatlarının bir boktan daha değersiz olduğunu görebilirler.

Uzatmak mümkün ama gerek yok. Eğer kapitalizmin size yüklediği boş sıfatlardan, markalı kıyafetlerden, alışveriş hastalıklarınızdan, bilenmemiş cehaletinizden, insana yakışmayan daranışlarınızdan kendinizi temizleyebilirseniz Küba'ya derhal gidin. Yoksa karabik'in bu güzel ülkesinde mutlu olmanız mümkün değil.

Küba sıcak insanların ülkesidir insanlığı soğumuş insanlar Küba'nın bu sıcaklığını kaldıramaz. 

Halil Fehmi Dağ
8 Ocak 2018
Heidelberg

6 Ocak 2018 Cumartesi

İlk Kitap Neden Ermeni Sorunu Üzerine

İlk Kitap Neden Ermeni Sorunu Üzerine

1. Mevcut Durum;
Türkiye 21. yüzyılda olması gerektiği konumda değildir. 'Muasır Medeniyetler' seviyesinden uzaklaştırılmış ve hızlı bir şekilde bilim ve ilimden koparılmaktadır. Tarihi gerçekler yok sayılarak tarihi ve bilimsel bir temele dayanmayan ideolojiler Türk halkına dayatmayla kabul edilmek istenmektedir. Türkiye ve Türk halkı tarihinden uzaklaştırılmakta ve eğitim seviyesi bilinçli hazırlanan yöntemlerle düşürülmektedir. Türkiye, Batı'nın yüzyıldır değişmeyen isteklerini gerçekleştirebilmesi için hazır hale getirilmektedir. Hasan Saka'nın başbakanlık, İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde 27 Aralık1949'da ABD ile imzalanan ortak Eğitim Komisyonu Kurulması antlaşması (Fulbright Antlaşması) bunun en iyi örneğidir. Fulbright Antlaşması ile Atatürk'ün gerçekleştirdiği en önemli devrimlerinden biri olan 'Eğitim' alanındaki aydınlanma ve bilinçlendirme çalışmaları yani 'Milli Eğitim' kavramının yok edilmesinin önü açılmıştır. Zaman içerisinde Türkiye'de her kurum yozlaştırılmış ve amacından saptırılmıştır. Siyasetçisi siyasetçi, aydını aydın değildir. Toplumun kanaat önderleri olarak ortaya çıkanlar, Emperyalizm ile açıkça iş birliği içindedirler. Amaçları, Atatürk'ün akıl ve bilim üzerine kurduğu 'Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmaktır. Araştırma, okuma ve öğrenme istekleri köreltilen Türk halkı sistemsel bir şekilde tarihi gerçeklerden uzaklaştırılmaktadır. Batılı güçler tarafından masa başında hazırlanıp dünya medyasına sunulan ve tarihle örtüşmeyen sorunlar ile Türkiye ve Türk halkı büyük bir tehdit altındadır. Bu tehditlerin en önemlisi de 'Ermeni Sorunu'dur.

2. Avrupadaki Türk dernekleri (Almanya);

2009 yılından itibaren Almanya'da yaşamaya başladım. Sosyal bir çevre edinebilmek için her türlü inanç merkezi ve derneklerine, hemşehri derneklerine, akademisyenler, işadamları, siyasi partilerin yurtdışı örgütlenmeleri, sol, sağ ve muhafazar gruplara, kültür ve sanat derneklerine, Atatürkçü düşünçe derneklerine ve benzeri pek çok derneğe girdim. Tüm bu derneklerdeki en dikkat edici özellik büyük bir ayrışma ve kutuplaşmanın göze çarpmasıydı. Her ne kadar Türkler tarafından kurulan dernekler gibi görünselerde sanki farklı ülkelere mesup bireylermiş gibi davranmaları ve çatışma halinde olmaları üzücüydü. Bu cami bizim, şu cami sizin, CHP alevilerindir, sünniden sosyal demokrat olmaz, biz evetçi MHP'yiz, Kürtlere özgürlük verilmesini savunanlar, Fetöcüler buraya giremez, Milli görüşçüler oraya, akademisyen olmayı bölücülüğü desteklemekle karıştıranlar, bu Atatürkçü düşünce dernekleri Vatan Partisine ait diğerleri bizden değil diyen zihniyetler, siyaseti dine, dini siyasete alet edenler, Atatürk'e hakaret etmek düşünce özgürlüğüdür, Osmanlı ruhu geri gelecek, Ermenilere soykırım yapılmıştır, biz sizden değiliz siz bizden değilsiniz vb söylemler. Özellikle Ermeni sokyıkırımını savunanların emek verdiğim CHP'nin içinde yer almaları beni çok rahatsız etmiştir. Bu kişiler CHP'nin tüzük ve programından habersiz, siyasi görüşleri güç dengelerine göre değişen çıkarcı gruplardır. CHP ile de ilgileri yoktur. Karşılaştığım bu acı gerçekler Türkiye'ye tehdit olarak kurulan dernekler değildir bilakis Türkiye'ye fayda sağlamak amaçlı kurulmuş derneklerdir. Fakat, içimizdeki tüm bu olumsuzluklardan Türkiye'ye tehdit oluşturan dernek ve lobiler beslenmektedir. Kangrenli bir yapıya dönüşmüş olan bu dernekler ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Avrupa'da yok edilmiş, parçalanmış, kutuplaştırılmış ve birbirine düşman hale getirilmiş bir Türk toplumu vardır. Ne yazık ki bu dernekler inandıkları din, ilim, bilim, savundukları düşünce veya sempati duydukları dünya görüşününe dair donanıma sahip değillerdir. Yani araştırma, okuma ve öğrenme çabaları yoktur. Bu derneklerin içinde iyi ve doğru çalışmalar yapanlarda yok değildir. Fakat bu çoğunluk karşısında azınlıktadırlar.
3. Ne yapılmalıdır;

Bu oluşumların içindeki sorunlarla uğraşmak ciddi anlamda zaman ve enerji gerektiriyor. Zaten bu çarpıklığı gören vatanseverler bu derneklerden uzaklaşmaktadırlar. Bu derneklerden uzaklaşan bizlerinde suya sabuna dokunmadan yaşamaları kabul edilemez. Bunun için yanlış gördüğümüzü eleştirerek ve sürekli olarak aynı hataların yapılmasına engel olmaya çalışıyoruz. Okumanın, araştırmanın ve öğrenmenin önemli olduğunun altını çiziyor ve anlatıyoruz. Yurtdışında yaşayan Türklerin tarihini iyi öğrenmeleri ve mevcut ayrışmalara son verilerek Türkiye için birlik olunması gerektiğinin öneminden bahsediyoruz. Tüm farklılıklarımız ortak zenginliklerimizdir. Bir bütün olmayı başarabilmeliyiz.

4. Ermeni Sorunu;

Yurtdışında ki Türk toplumunu daha iyi yerelere taşıyabilmek ve aydınlatabilmek için bu yola çıktık. Ermeni lobisi, her geçen gün güç kazanarak Avrupa parlamentolarında bizleri zora sokacak kararlar çıkmasını sağlamaktadır. Mücadele ancak bilgilenme ve akabinde bir bütün olarak hareket edebilmek ile mümkündür. Prof. Dr. Kemal Arı ile gerçekleştirdiğimiz 'Ermeni Sorunu Dün Bugün Yarın' isimli söyleşi kitabımız bu hedefler doğrultusunda ilk çalışmamızdır. Kitabımız 7 Aralık 2017'de tüm kitapçılarda okuyucuların ilgisine sunulmuştur. Bu ortak çalışmalar içinde Aralık ayının ilk haftasında Lübek, Kiel ve Hamburg şehirlerde tanıtım, imza ve konferanslar gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarımızı 19, 20 ve 21 Ocak 2018'de Bremen, Hannover ve Hamburg'da yapacağımız konferans, tanıtım ve 'Kanayan Yara: Ermeni Mezalimi' isimli sergimiz takip edecektir. Kitabımızın şuan almanca çevirisi yapılmaktadır. En kısa zamanda 'Ermeni Sorunu Dün Bugün Yarın' kitabımız Almanca olarak raflarda yerini alacaktır. Bizler üstümüze düşen görevi yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.

5. Son Söz;
Yüz yıldır ayaklarımıza, dilimize, düşüncelerimize vurulan bu prangalardan, okumakla kurtulabiliriz. Unutmayalım ki 'okudukça bilgileneceğiz ve bilgilendikçe bu prangalardan kurtulacağız.'
Halil Fehmi Dağ
6 Ocak 2018
Halil Fehmi Dağ