31 Aralık 2016 Cumartesi

Umutlu Yıllar Türkiyem!


Umutlu Yıllar Türkiyem!
2017'de Ülkem İçin Ne Yapabilirim

Canım ülkem Türkiyem, 5 Haziran 2015 de HDP nin Diyarbakır mitinginde patlayan bombalarla tehlikeli bir sürecin eşiğine sürüklendi. 5 Haziran 2015 de ki Diyarbakır patlamasından, 17 Aralık 2016 da ki Kayseri patlamasına kadar geçen zaman diliminde, yani bir buçuk yılda, sivil, asker ve polislerin hedef alındığı tam 32 bombalı terör saldırısı gerçekleştirildi.Ülkemizin farklı yerlerindeki bu saldırılarda 363 sivil olmak üzere 460 kişi can verirken, 2 binden fazla insan yaralandı. Terör saldırılarının İşid, TAK (Teyrebazen Azadiya Kurdistan) ve PKK'nın üstlendiğini okuduk. Yani ABD ve Batı'nın besleyip büyüttüğü ve bu ülkeler tarafından Türkiyede ki mevcut rejimi yıkmak ve sınırları değiştirmek amacıyla kullandığı kanlı çetelerin katliamlarına maruz kaldık. Gerek iktidar ve gerekse muhalefet her patlamanın ardından üzüntülerini dile getirmekten öteye bir icraat gerçekleştiremediler, bir suçlu bulunup mizansen olarak tutuklanıp içeriye atıldı. Bu uygulama halk olarak bizleri korumaya yetmedi ve farklı şehirlerde aynı terör örgütlerinin hedefi haline geldik ve öldürülmeye devam edildik.

İktidarın önderliğinde hazırlanan tezkere ile Suriye topraklarında Fırat Kalkanı harekatı olarak mehmetçiklerimiz için yeni bir ölüm tuzağı hazırlandı. Tezkerenin uzatılmasına CHP'ninde EVET demesiyle 24 Ağustosta başlatılan harekatta 40 askerimiz şehit oldu. Devlet kanalımız TRT Şehit cenazelerinin evlerine ulaştırılmasını haber yaparken ekranın altına ''Şehit Cenazeleri Yeni Açılan Kavşak ve Duble Yollar Sayesinde Artık Daha Kısa Bir Sürede Memleketlerine Ulaştırılıyor.''
yazarak geldiğimiz ve içinde bulunduğumuz durumun ne kadar tirajıkomik bir durum olduğunu bizlere gösterdi.
29.12.2015 günü Şırnak Silopi'de şehit düşen 33 yaşındaki Jan. Astsubay Üstçavuş Kenan Yıldız'ın 3 yaşındaki oğlu Melih'in cenaze töreninde yanındaki arakadaşına tabuttaki babasını göstererek 'Bak, Bu Benim Babam' demesini unutmayın.

Sakın Unutmayın Eskişehirli şehidimiz Turgay Topsakaloğlu'nun annesinin son sözü olan 'Oğlum Ölmemiş Gülüyordu'' sözünü, aynı şehidimizin 7 yaşında ki oğlunun ağlayarak 'Amca Babamı Gömeceklermiş' sözlerini de unutmayın.

Daha fazla yazmak ve uzatmak istemiyorum, zira hepiniz yeniyıla heyecanla girmek için birbirinden değişik planları yapmakla meşgulsünüzdür. Lakin böylesine acıların yaşandığı bu topraklarda, ve neredeyse iç çatışmaların gölgesinde, memleketin getirildiği bölünme ve mevcut rejimin yıkılma aşamasında YILBAŞI eğlencesi yapmak, bir insanın kendi insanlığına yapabilecek en büyük hakarettir. Özgürce kendinize hakaret edebilirsiniz fakat tek ricam 2016'nın son dakikalarında, bir dakikacıkta olsa durup düşünmeniz. Ben 2017'de Ülkem için ne yapabilirim. Lütfen Ülkemiz için bir dakikanızı ayırın. Umutlu Yıllar Türkiyem!

Halil Fehmi Dağ 31.12.2016 Heidelberg



28 Aralık 2016 Çarşamba

Uyanın! Cumhuriyeti Yıkıyorlar

Uyanın! Cumhuriyeti Yıkıyorlar
Yugoslavya'ya kısa bir bakış;
Batı tarafından Yugoslavya Halk Ordusu’nu zayıf düşürmek ve Slav birliğini yıkmak için Böl ve Yönet politikası kullanılarak birbirine yakın dilleri konuşan Slav halkları birbirlerine karşı kışkırtıldı. 1980'lerin sonlarından 2000'li yıllara kadar yaklaşık 20 yıl süren kanlı bir süreç sonunda yedi ayrı egemen ülkeye bölündü. 1992 ile 1995 yılları arasında iç çatışmaların artığı ve özellikle Bosna'da yaşayan müslümanların üzerinde yoğunlaşan saldırıların sonucunda yaklaşık 200 bin Bosnalı katledilmiştir. Bu kanlı böl ve yut oyununda Batı'nın rolünü Heidelberg de yaşayan bir bir Sırp, bana çok net ifade etmişti. Sırp 'Bosna savaşında Almanya bize savaşmamız için silah verdi ve bizler arabalarımızın bagajına silahlarımızı koyarak Bosna'ya savaşmaya gittik.' demiştir. 70 li yıllarda Yugoslavya topraklarında gezerek halka, gelecek yıllarda çıkacak bir iç savaşta birbirinizi öldüreceksiniz, birbirlerinizin kadınlarınıza tecavüz edip evlerini yakıp yok edecekceksiniz ve bunların karşılığında bağımsız birer devlet kuracaksınız deseydiniz Yugoslavya halkını oluşturan hiç bir ırktan, dinde kimse size inanmazdı. Batı bir katliama göz yumarak hatta destekleyerek Yugoslavya'da amacına ulaştı.
Saddam ve Irak'a Kısa Bir Bakış;
20 Mart 2003'te ABD ve İngiltere önderliğinde kurulan çokuluslu koalisyon kuvvetleri, Irak hükümetinin insan haklarını suistimal ettiği, kimyasal silahların bulunmasını bahane ederek Irak'ı Özgürleştirme Operasyonuna imza attılar. ABD'nin Saddam Hüseyin ile dostane ilişkileri 80'li yıllarda ABD'nin Irak'ı terör ve teröre destek veren ülkeler listesinden çıkararak ve ABD kendi silahlarını Irak'a satmayı serbest bırakmasıyla başladı. . Bu silahlar çok geçmeden İran-Irak savaşında kullanıldı. Saddama açıkca destek veren ABD 1990-1991 yıllarında Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesine göz yumdu. Lakin Saddam'ı yeteri kadar kullanan ABD Saddamın Kuveyt işgaliyle yollarını ayırarak Saddamı diktatör ilan etti. Saddam'ın İsrail'e olan sert tutumu Arap dünyasında saygı görürken özelikle Batı dünyasında Zalim ve Diktatör olarak tanımladı. 2006'da Saddam yakalandı ve sudan sebeplerle suçlanarak idam edildi ve tarihin karanlık sayfalarına gömüldü. Emperyalizm sözde barış, demokrasi ve özgürlük bahanesiyle Irak'ta yaklaşık 1 milyon insanı katletti. ABD ile Saddamın dostane ilişkiler içinde bulunduğu yıllarda yani 1980'li yıllarda Irak halkına, Amerika gelecek yıllarda ülkenizi işgal edecek, kadınlarınıza, kızlarınıza tecavüz edip öldürecek, sakat bırakacak ve topraklarınızda taş üstünde taş bırakmayacak denilseydi eminim bunu hiç bir Irak'lı kabul etmeyecekti. ABD ve Batı Irak'ta da milyonlarca sivili öldürerek amacına ulaştı.
Canım Ülkem Türkiyem!
Gelelim canım memleketime, bindirildiğimiz kerametin bizi, ülkemizi nasıl bir kıyamete götürdüğünü daha hala idrak edememiş durumdayız. Bundan 10 yıl önce halkımıza, din tüccarları tarafından kandırılacaksınız, gerek dinsel gruplar, gerekse yazılı, görsel ve sözlü basın tarafından algı operasyonuna maruz kalacak ve Atatürk'ten soğutulacaksınız, mevcut rejimin değişmesinin yanında yer alacaksınız, ülkenin bölünmesine ses çıkartmayacak, etnik ve mezhepsel bazda kutuplaştırılacaksınız, Mehmetçiğin öldürülmesine tepkisiz kalacak, ülkenin değişik yerlerinde patlatılan bombalarla katledileceksiniz ama buna tepki vermeyeceksiniz ve tüm bu kaos ortamından kurtulmanın reçetesi olarak sunulacak Anayasa Değişikliği ve Başkanlık oylamasına Evet demek durumunda bırakılacaksınız. Evet demezseniz bu kaos ortamında yaşamaya devam edecek ve patlatılan yeni bombalarla ölmeye devam edilecekesiniz denilseydi halkımız bunu asla kabul etmezdi. Lakin geldiğimiz ve ABD ve Batı desteği ile getirildiğimiz noktada 94 yıllık Türkiye Cumhuriyeti yıkılmayla karşı karşıya. Emperyalizmin bu topraklarda amacına ulaşması an meselesi.
Yankee'den yükselen sesler.
Mart 2016 da Erdoğan'ı Türkiye'nin başına musallat eden isim ve 1994 de Türkiye parçalanabilir raporunun mimarı Abramowitz ile Edelman Erdoğan'a istifa çağrısında bulundu. 'Eğer Erdoğan başta söylediğimiz konularda aynı fikri koruyorsa, ya bunu gerçekleştirmeli yada derhal istifa etmelidir.' dediler. 10 Aralık 2016'da ise Amerikalı neo-con yazar Michael Rubin'den daha çarpıcı açıklamalar geldi. Rubin Türkiye'de psikolojik anlamda bir bölünme gerçekleşti,Türkiye parçalara ayrılmış durumda. Türkiye'nin sınırları yakında yakında değişecek.' diyerek BOP projesinin bitmesine ve yüz yıllık Sevr rüyasının gerçeklemesine az bir süre kaldığını bizlere açıkca söylemek istedi.
Yurttaşlarım;
Güzel ülkemin demokrat, vatansever ve aydın yurttaşları, 93 yıllık Türkiye Cumhuriyeti yıkılma aşamasında. Ben tek başıma ne yapabilirim demekten vazgeçip, yeni bir milli mücadeleyi başlatabilmek için adımlar atmaya, birlikler ve gruplar kurmaya ve ortak hareket ederek oluşturulan bu uyanışın büyümesi sağlanmalı ve kitlesel bir şekilde bize ait olanlar ve bizleri yönettiğini sanalardan o yetkiler geri alınmalıdır. Tepkilerimiz kitlesel halde sokaklarda dile getirilmeli ve geç olmadan anadolunun tüm şehirlerinde kurtuluş ve mücadele ateşlerinin yakılması gerekmekte ve mücadeleyi başlatmaya mecburuz. Yarın herşey için çok geç olmadan bugünden hareket etmeye mecburuz. Korkma, sen korku nedir bilmeyen bir ulusun temsilcisisin. Mücadele et ve Vatanını savun. Zaman eğilme vakti değil bilakis ayağa kalkma zamanıdır.

Halil Fehmi Dag 28 Aralık 2016 Heidelberg

27 Aralık 2016 Salı

Ya Başkanlık Ya Kaos 1

Başkanlığa Giden Yol Cadı kazanı....
Oyuna gelme!
Başkanlık gelmezse tehditiyle halkın beynine darbe yapılıyor. Ülke kaos ortamına sokuluyor. Patlatılan bomlarla, her gün gelen şehit haberleriyle halk içinde bulunduğu bu zor şartlardan kurtulmak istiyor ve çare arıyor. Çare yi bu ülkeyi yönettiğini sanan Başbakan Binali Yildirim dan geliyor, "Başkanlık gelmezse ülkenin bölünme riski var. `` diyor. Chp genel başkani Kemal Kılıçdaroğlunun konvoyuna silahlı saldırı düzenleniyor, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan'a Aydın da silahlı saldırı yapılıyor. Cumhuriyet gazetesine operasyon yapılarak neredeyse nesli tükenme asmasına gelen özgür medya talan ediliyor, Anıtkabire giden yollar Ankara belediye baskanı Melih Gökcek in emriyle kamyonlarla kapatılıyor, İstanbul Avcılar ilçesinin CHP'li belediye başkanı Dr. Handan Toprak Benli'nin makam aracı silahlı saldırıya uğruyor, Adıyaman Mara Mahallesi'nde bulunan Süryani mezarlığına saldırı gerçekleştirilip mezar taşları yerlerinden sökülüp kırılıyor.
Oyuna gelmeyelim, birileri inatla bu toprakların kimyasını bozmak istiyor ve canla başla calışıyor. Unutmayın ne diyordu Basbakan Binali Yıldırım "Başkanlık gelmezse ülkenin bölünme riski var. `` Başkanlığa Giden Yol Cadı kazanı ve bizi bu cadı kazanında talan ediyorlar.

Halil Fehmi Dağ 01.09.2016 Heidelberg

Muhalafet mi dediniz?

ABD ve AB, HDP/PKK’ya Destek Olur da “Üretilmiş Muhalefet” Durur mu?
“Sistem” olarak adlandırılan dışa bağımlı siyasal/ekonomik yapı, iktidarlar aracığı ile egemen olduğu topraklarda varlığını sürdürürken, iktidara “muhalif” olan odaklarla da aynı “sistemi” i besler. Farklı bir ifadeyle iktidarlar “sistemi” yürütür, “muhalefet” de iktidarın elini güçlendirecek hamleler yaparak “sistem” i besler. Türkiye’deki üretilmiş muhalefet, bu duruma verilecek en güzel örnektir. İktidara göre kendisini konumlandıran muhalefet, siyasetini, iktidarın söylemlerinin tersi söylemler üretmek, iktidarın yaptıklarının tersini salık vermek olarak belirlemiştir. Batılı devletlerle iktidar kimi zaman ters düştüğünde, iktidarın karşısında konumlanan muhalefetin Batı’ya yedeklenmesi bu açıdan zor olmamaktadır. HDP/PKK’ya karşı yürütülen operasyonlar, bizim bu tanımımızı doğrulayan en somut olaydır. Muhalefet partisinin liderinin HDP’ye yönelik operasyonlara karşı yaptığı açıklama, ABD Büyükelçiliği’nin ve AB Temsilcilerinin yaptığı açıklamadan hiç de farklı değildi. “Seçimle gelen, seçimle gider” diyen siyasi partinin lideri, aynı gün Diyarbakır Bağlar’da yaşanan terör saldırısına ve orada şehit olan polis ve sivil vatandaşlara ise değinmedi.

Bu Nasil Bir Oyun Kemal KILIÇDAROĞLU

Bu Nasil Bir Oyun Kemal Kilicdaroglu
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, AK Parti’nin dokunulmazlıkların kaldırılması teklifine “Evet” oyu kullanacaklarını ilan etmesinin ardından, zaman zaman elestiri yağmuruna tuttugumuz CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, “Yargının bugünkü haliyle dokunulmazlıklar kaldırılırsa, tüm CHP’li ve HDP’li milletvekilleri ceza alır demisti. AKP’liler de aklanır” açıklamasını yaptı. CHP de en cesur aciklamayi o dönem Mudstafa Kemal e kefere Kemal diyen Bekaroğlundan duyduk.
Akabinde ne oldu ? Hatırlayalım; AK Parti’nin mevcut fezlekelerde milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını öngören Anayasa değişikliği teklifini 316 imzayla Meclis’e sunmustu. MHP de, AK Parti’nin teklifine destek vereceğini açıklamıştı. Parlamentoda MHP’nin 40, AK Parti’nin ise Meclis Başkanı dışındaki 316 sandalyesi, Anayasa değişikliğinin referandumsuz kabul edilmesine olanak sağlayan 367 oya ulaşamıyordu. AK Parti ve MHP’nin fire vermemesi durumunda, 367 oya ulaşılabilmesi için en az 11 CHP milletvekilinin “Evet” oyu gerekiyordu. Ancak kulislerde, AK Parti’nin de fire verebileceği konuşuluyor. Bu nedenle oylamanın kaderini, CHP’deki fire sayısının belirleyeceği belirtiliyordu. Amerikanin koyunu hep sonradan çıkıyor oyunu... Sonra ne oldu 20 Mayıs 2016 da TBMM Genel Kurulunda, hakkında dosya bulunan milletvekillerinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliği teklifi, 376 oyla kabul edildi.Teklifin tümü üzerinde yapılan gizli oylamada, 531 oy kullanıldı. Kanun, 376 kabul oyu aldı. Oylamadan 140 ret oyu çıkarken, 5 milletvekili çekimser kaldı(CHP nin içindeki ulusalcilar), 7 oy boş çıktı, 3 oy da geçersiz sayıldı. İlk turda ‘hayır’ tavrı sergileyen CHP, asıl geçerli olan son turda destek verdi ve teklifin zorunlu referandum aralığını aşmasını sağladı. Bunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun 20 CHP’liden ‘evet’ oyu istemesi etkili oldu. Kilicdaroglu 20 milletvekiline “‘Evet oyu vererek bu oyunu bozun” görüşünü iletti. Ve gözümüz aydın dokunulmazlıklar kaldırıldı...
Bunların hepsini unuttunuz peki sonra ne oldu; 4 Kasımda 2016 HDP li vekiller göz altına alınarak tutklandı. Dış ülkelerin güdümünde olan muhalefet yani partimizin genel baskani Kemal Kılıçdaroglu HDP lilerin tuklanması ile ilgili olarak "Anayasa'ya ve Anayasa Mahkemesi'nin içtihatlarına aykırıdır. Bu hukuk dışı uygulamaya son verilmelidir.'' Secimle getirilen seçimle gitmeli diyerek anayasa referandumundan verdiği EVET oyunu unutarak HDP lilerin tutklanmasına karşı cikti. EVET oyunu sadece Kemal Kılıçdaroglu unutmadı. Birden tüm CHP liler HDP sevicisi olarak meydanlara döküldü olayları protesto ettiler. CHP yurtdışı birlikleride bu HDP seviciliğinden geri kalmadılar. Basta Mannheim ve daha pek cok şehirde toplatılar yapılarak olay protesto edildi. Bu protestoların en büyügü 12 Kasım da CHP Köln platformunun desteği ile Köln şehrinde yapılacak. Tutuklu HDP liler icin özgürlük diye haykıracaklar YCHP liler...
Tutuklamalara karsıyız, PKK sözcülüğü yapanlara dağdaki terörist ile batılı devletler arasinda tampon görevi yapılmasına, bombaların patlatılmasına, hırsızlığa, yalana, dolana karşıyız. Dün EVET oyu verip bugün HDPKK korumacılığına soyunan YCHP zihniyetinede karşıyız. Akıl tutulması yaşıyorsunuz ve ne yaptığınızı bilmiyor yada bu ülkenin en köklü partisinin içini oyuyor ve seçmeniyle dalga geçiyorsunuz. Dış güdümlü bu basit senaryolarla bizleri kandırmaktan vazgecin. Rahat bırakın partimizi ve toplayıp tasınızı tarağınızı ait olduğunuz yere gidin.

AKP döneminde Göç Artiyor

AKP döneminde Göç Artiyor Türkiye’den Amerika’ya öğrenci vizesi ile lise eğitimi almak için giden öğrenci sayısının 2009’dan 2015’e kadar her yıl ikiye katlanarak arttığı görülüyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu belirsiz ve güvensiz ortam nedeniyle giderek daha çok sayıda genç, yurtdışında eğitim almak istiyor. Her yıl mezunların yaklaşık yüzde 40’ının üniversite için yurtdışına gittiği Robert Koleji’nde bu yıl rekor yaşandı. 196 kisilik 12’nci sınıf öğrencisinden 115’i yurtdışındaki üniversitelere başvurdu. ABD’ye yerleşmek isteyen ve aralarında iş insanlarıyla ünlü sanatçıların da bulunduğu Türklerin en büyük endişesiyse terör olayları, ekonomik ve siyasi istikrarsızlık.
Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre Türkiye’den ABD’ye yerleşenlere hukuk danışmanlığı hizmeti veren Avukat Nurhayat Kınay, son sekiz ayda başvurularda patlama yaşandığını söyledi. CHP İstanbul milletvekili Erdoğan Toprak, hazirladigi raporda, Maddi gücü yerine olan Türk vatandaşlarının ise konut satın alarak ABD ve Avrupa’ya yerleştiğine vurgu yapan Toprak, “ABD’de Türk vatandaşlarının konut alımlarının miktarı 1 milyar doları aştı. Vatandaşlarımız, son dönemde, Teksas, Miami, Florida, Orlando gibi kentlerde toplam 1550 daire satın aldı’’ dedi. Federal Göç ve Mülteci Dairesi verilerine göre, bu yılın ilk 6 ayında 1719 Türk vatandaşı Almanya'ya siyasi sığınma başvurusu yaptı.2015 yılında ise, siyasi sığınma başvurusu yapan Türk vatandaşı sayısı 1767 olarak gerçekleşti. BBC Türkçe'ye konuşan İngiltere doğumlu bir Türk iş adamı,Türkiye'de yıllarca emek harcayıp kurduğu şirketi taşımak zorunda hissettiğini anlatıyor.
İsmini vermek istemeyen bu şirket sahibi hem çalışanlarının motivasyonunu korumak için hem deTürkiye'nin ekonomik görünümünün gün geçtikçe daha karamsar hale geldiğini düşündüğü için şirketiniTürkiye'den taşıdığını belirtiyor. AKP 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 15 üniversiteyi ve bin civarında da orta öğretim kurumunu kapattı. Alman Akademik Değişim Servisi (DAAD) Türkiye’deki öğrenci ve akademisyenlerin Almanya’ya ilgisinin arttığını doğruluyor. DAAD İstanbul Danışma Merkezi’nin Başkanı Dr. Wiebke Bachmann hem Almanya’da okumak isteyen öğrencilerin, hem de araştırma amacıyla Almanya’ya gitmek isteyen akademisyenlerin sayısının arttığını belirtiyor. Verilere göre, 2011 sonu itibarı ile OECD ülkelerine göç etmiş ve çalışan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sayısı 1 Milyon 281 Bin kişi. 2001 yılı rakamlarıyla karşılaştırıldığında artış oranı yüzde 25,2 seviyesinde. Buna karşılık OECD ülkelerine göç eden yüksek eğitimli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı 2001 yılında 99 bin 500 civarındayken, 2011 sonunda yüzde 83 artışla 182 bin kişiye ulaştı. Anadolu Ajansı, yaklaşık 90 bin Türk öğrencinin yurtdışında eğitim için her yıl 1,5 milyar dolar harcadığını kaydediyor. Türkiye yi karanliğa teslim ediyoruz.

KÜBA'DA YASAKLAR LİSTESİ

• Sömürücü ülkelerin bayraklarının yakılması yasak; çünkü onlar yöneticileri değil o ülkenin halklarını temsil ediyor. • Karalamacılardan dahi olsa birisinin ölümüne sevinmek yasak; çünkü ailesinin acısına saygı duyulur. • Birilerinin karşısında diz çökmek yasak.
• Onuru kaybetmek yasak.• Gerçekten özgür olmanın gücünü kaybetmek yasak.• Tartışmasız bir kahraman olan Fidel Castro'nun heykelini yapmak veya adına anıtlar dikmek yasak. Ona tapmak yasak, o yaptığı işleri insanlığın çıkarı için yaptığını, kişisel olarak çıkar sağlamak veya yücelmek için yapmadığını söyler.• Zaten hak olan bir şey için yalvarmak, dilemek onu bir mükafat gibi görmek yasak.• Tarihsel düşmanların özel hayatından konuşmak. Bu sebeple meşhur “Clinton ve Monica Lewinsky” meselesi hakkında bir tek Kübalının bile konuştuğu duyulmadı.• Halkın iktidarına ve yaşayış şekline karşı işler çevirmek veya ona karşı çalışmak yasak.• Cehalet yasak.• Marjinallik yasak.• Kültürel yozlaşma yasak.• Çocukların kaderine terkedilmiş bir şekilde sokaklarda uyuması yasak.• Az sayıda zenginin çok varlığının olması ve çok sayıda insanın az varlığının olmasını oluşturacak durumlara devletin göz yumması yasak.• Dünya üzerinde herhangi bir yerde üniversite okuma şansı olmayan gençlerin, hayallerine ulaşmak için ne yapacağını bilmeden çaresiz kalması yasaktır bu yüzden ELAM (Latin Amerika Tıp Okulları) kurulmuştur.• Muayene ve ameliyat parası olanağından yoksun olduğu için doktora gitme imkanını kaybetmiş insanların olması. Bu sağlık alanındaki problemler sadece Kübalıların problemi olarak değerlendirilmesi kabul edilemez. Bu sadece Kübalıların problemi değildir dünyada yaşayan kadın erkek yoksul halkların problemidir (Küba'nın yaklaşık 30,000 doktoru dünyanın yoksul ülkelerinde hizmet vermektedir.)• Beslenmede yetersiz düzeyin varlığı yasak.• Çocuk ölümlerinin olması yasak. Dünyadaki Katolik kilisesinin, dünya üzerinde kurbanlar almaya devam eden, kondom kullanılarak kaçınılabilecek hastalıkların, okullarda ve gençlik çevrelerinde konuşulmasını ve bunun önlemlerinin uygulanmasını yüzsüzce engellemektedir.• Dayanışma eksikliği yasak.• Duyarsızlık yasak.• İnsanların topluma karşı sevgi ve saygı duymaması yasak.• Dayanışma ihtiyacı olanlarla dayanışma eksikliği yasak.• İki yüzlülük yasak.• Başkalarının alınteriyle birkaç kişinin zenginleşmesi yasak.

Fidel Castro ve Küba`yı Karalamaya Çalişan Kapitalizmin Köpeklerine dair;

Bu yazı, Küba devrimi ve Küba hakkında yeteri kadar kitap okuyan, araştırma yapan, iki kere Küba`ya gitmiş ve Küba`nın %90 nını gezmiş biri olarak, Küba`lılar ile aynı ortamı paylaşmış, onları dinlemi ş ve devrimin gerçek hikayesinin nerden başlayıp nerde son bulduğunu kasaba, kasaba izini sürmüş ve devrime emek veren devrim kahramanlarının doğup büyüdüğü evleri ve kasabaları, köyleri gezmiş, devrime tanıklık etmiş özel binaları ve eşyaları yerinde görmüş ve Kübaya karşı duygusal bir bağla bağlanmış biri olarak Fidel Castro`nun ölümüyle Küba`ya yapılan haksız karalama ve yalan bilgilere nazaran yazıldı.
Vladimir Lenin’le başlayan büyük devrimciler kuşağının son temsilcisi Fidel Castro da aramızdan ayrıldı. Emperyalizmi dize getirmiş önderler içinde en ışıklı yerlerden birine sahip olan Castro, hem fikirleri hem de eylemi ile sadece Kübalıların değil dünyanın her köşesindeki yoksulların, ezilenlerin ve devrimcilerin rehberi olmuştu. Kübayi`avucunun içine alalamis olan AMERIKA Fidel Castro`nun ölümüyle, başta Abd`de ve kapitalizmin diger dünya ülkerindeki uzantılarında Castro`nun ölümüyle beraber Küba ve Fidel Castro`ya karşı bir karalama kampayası başlattılar. Bu tip cahil ve ve yoz bir sistemin sözcülüğünü yapan kişilere söylenmesi gereken sözü en başta hiç çekinmeden söyleyeceğim. ``Kapitalizmin köpekliğini yapanlar Kübayı ve Fidel Castro`yu hiç anlayamazlar.``
Gelin kısa bir şekilde Fidel Castro ile yapılan haberlere bakalım ve ABD den başlayıp bizim topraklarımıza doğru gelelim.
Küba'nın efsanevi lideri Fidel Castro'nun ölümünden saatler sonra ABD'nin yeni başkanı Donald Trump, Twitter hesabından 'Fidel Castro öldü!' yazdı. Trump ikinci bir açıklama yaparak Castro için "O, zalim bir diktatördü" ifadelerini kullandı. Peki kim bu Trump kapitalizmin ta kendisi. Ayrıca sunu bilmenizi isterim ki, Trump`un dedesi Frederick Trump askerlik görevini yapmadan yani asker kaçağı olarak Almanya`dan Amerika`ya altın aramak ve zengin olmak için gitmiştir. Dede Trump Amerika`da hayat kadınlarına oda kiralayarak para kazanmıştır. Dede Trump tekrar Alman vatandaşi olmak istediğinde ise Alman devleti asker kaçaği olduğu için Almanya Alman vatandaşlığını geri vermemiştir. Devrimden sonra Küba da ABD`nin özel mülkiyeti kamulaştırıldığından,ABD ekonomisi büyük zarar görmüş ve Fidel castro yu 638 kere öldürmeyi denemiştir ancak başaramamıştır.
Alman medyasının kalitesi düşük magazin gazetesi Bild, Fidel Castro`nun vefatını manşetten şu haberle verdi. ``Fidel Castro kübayi özgürlüğünden etti`` yaziyor ve hatta Fidel Castro´ya diktatör diyor. Halkının devletten korktuğunu, sağlık ile yapılan haberlerin ise abartıldığını belirtiyor. Haberde Fidel Castro hayranı olan ve bacağına Castro nun resmini yaptıran ünlü futbolcu Maradona`ya da yer veren Bild, Maradona zaten eroinman sen Maradonayı tedavi et söylemiyle Kübanın sağlık sektöründe elde ettiği başarilarıyla dalga geçiyor. Uyanık Bild gazetesi konuyu Bacardiye bağlıyor ve Fidel i ünlü yatırımcıyı ülkeden kaçırdıgını yazıyor. Siz Bacardi ile ilgili olarak şimdilik şunlari bilmeniz yeterli. Bacardi kübadan kaçtı, çünkü Bacardi ailesi Batista gibi ABD hayranı Küba`nın ve Küba halkının hakkini yiyen mafya vari bir aile idi. 1 Ocak 1959 Amerikan hayranı, Batista, Bacardi ailesi ve taraftarları, akrabaları Küba`yı terk edip Amerika`ya sıgındı. Daha cok ABD'nin Miami kentinde yaşayan bu Kübalılar Fidel in ölüm haberini duyunca sokaklara döküldü.
"ZORBA FİDEL" SLOGANLARI ATTILAR
Bacardi satin almayin alacaksiniz Havana Club satin alin.
Oysa gerçek vatansever Küba`lılar tarafından EXIL-Küba´lı yani kovulmuş, sürgün edilmiş ve ain gözüyle bakılan bu Amerika hayranı Küba`lılar Küba`da sevilmiyor. Özelikle Miami kentinde kutlama yapan sevinen Küba`dan kovulmuş Küba`lılara ülkemizde ki yandaş medya Yeniakit geniş yer verdi. Ve sanki dünyaya Fidel Castro`nun ölümü herkesi mutlu etti havası vermeye çalıştılar.
Yandaş medyanın bir başka yazarı Orhan Baylan isminde AKP li bir yazar, kendi sanal alem sayfasından Fidel Castro nun ölümüyle ilgili ``49 yıldır seçim yapmadan tek adam olarak ülkesini yöneten, halkını yokluğa mahkum eden, küçük adayı açık geneleve çeviren bir puştu fazla da yüceltmeyin be... diyor. Türkiyede erkek çocuklarına tecavüz edilğini, küçük kızlarla evlenme yasası meclise getiriliyor ve kadın cinayetleri%1400 artıyor bunları göremeyen bu sözde yazar Küba`yı böyle analiz ediyor.
Habertürk ten Fatih Altaylı Havanıyı şöyle anlatıyor; camsız pencerelerinden içeri bakınca gördüğüm sefalet hayatları izleyince içi parçalanıyor insanın. Kendi ülkesindeki aç insanlara üzülmeyen bir kapitalist Küba´daki sefalete ve açlığa acıyor üzülüyor. Sonra bu Fatih bir resturanta gidiyor bakın resturant ile ilgili ne diyor, Yiyecek hiçbir şey bulamayınca“Bari bir patates tava ver”dediğim garson kahkahayı patlatıp“Ben 5 yıldır tek bir patates görmedim. Sende patates varsa bana ver de çocuklarıma göstereyim”dedi. Yalan kübada yemek için herseyi bulabilirsiniz. Fatih Altaylı`nın Küba ile yazdığı yazı zaten baştan sona kadar manipüle bilgilerle dolu. Isterseniz okuyabilir bana dönüp gerçekleri sorabilirsiniz. Fatih Altaylı için zamanında en güzel cevabı rahmetli Levent Kırca zaten vermişti. Hatırlayanınız var mı? Ne demişti Levent Kırca, Fatih Altaylı ya Sen Yalakasın, Salaksın. fazla söze gerek yok.
Ertugrul Öztürk yazacak bişey bulamış ve küba ile ilgili yazısında yapılan bir açık hava konserinde "Tuvalet bile yok" diye yazıyor. Bakmasını görmesini bilmeyen bu kişiler bazen yazacaklarınıda bilmiyorlar. Ve halkimiz bu kişileri okuyor, kitaplarını satın alıyor, programlarını izliyor. Ertugrul Özkök ün ``bugüne kadar AK Parti'nin yaptığı iyi şeyleri görmezden geldiğini söyleyerek AKP yi destekleyeci acıklamalarını lütfen hatırlayın.
Küba ile ilgili detaylı araştırmamı yakında bitirip sizlerle paylaşacagım. Simdilik şunları bilmeniz yeterli olacagı kanısındayım.
Biz devrimciliği Atatürk ten öğrendik der Fidel Castro. Küba devriminin görünmeyen kahramanı Mustafa Kemal Atatürk tür. Kübada herkes eşittir, meslekler arasında maaş farkı yok. Aşırı zenginleşme yok buna bağlı olarak fakirlikte yok. Kübada karne ile evlere aylık ihtiyacçlar dağıtılır. Sağlık , eğitim, su ücretsizdir. Elektrik 50 kuruştur. Kübada sokak çocugu yoktur, sokakta yaşayan, çöpten yiyecek toplayan insan yoktur, herkesin bir evi var, çocuklara tecavüz yok, kadınlara tecavüz yok, hırsızlık, dolandırıcılık gibi kriminal olaylar yok denecek kadar az. Halk devletine güveniyor ve inaniyor ve sonuna kadar destekliyor. Öyle bahsedildiği gibi bir diktatörlük hiç yok. Kübada kapitalizm yok, ABD yok. Bu nedenle Kübada onurlu insanlar var, insanlığı bozulmamış insanlar var. Güven var huzur var. Onursuz insanların Onurlu Kübalıları anlamasi imkansiz. Yani Kapitalizmin Köpeğı olanlar Küba da yaşayamaz ve Kübalıyı anlayamaz.
Devlet televizyonundan yapılan açıklamada yaşamını yitirdiği duyurulan Fidel Castro, yaptığı son konuşmada Kübalı komünistlere 'idealleriniz için savaşın' çağrısında bulunmuştu.
Hoscakal Fidel bizden selam söyle tüm devrimci dostlarimiza
Halil Fehmi Dag

YCHP Sağ Gösterip Sol Vuruyor

Farkında değiliz ama büyük bir oyunun içindeyiz ve gerçekleri görmekte, duymakta ve söylemekte zorlanıyoruz. Neden ve kimden korkuyorsunuz!
Mustafa Kemal Atatürk`ün Partisi bizim partimiz CHP yi rayından çıkarıyorlar.
29 Kasım 2016 CHP’li Fikri Sağlar, Eren Erdem, Ali Şeker ve Orhan Sarıbal geçtiğimiz günlerde Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş’ı ziyaret etti.
3.12.2016 CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun, Edirne F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ı bugün yani 3.12.2016 günü ziyaret etti.
Hatırlatıyorum size dokunulmazlıkların kaldırılması referandumunda birinci turda yeterli evet turu çıkmamış, Kılıçdaroğlu ikinci turda cankurtaran rolünü oynamış ve 20 CHP milletvekilini ikna ederek evet oyu kullandırtmış ve dokunulmazlıkların kaldırılmasını sağlamıştır.
HDP kimdir nedir? Sadece PKK'nın legal uzantısı değil, bununla beraber ABD'nin Ortadoğu'daki planlarının siyasi aktörüdür. Yani PKK ABD'nin "Kara Gücü" olurken, HDP ise "Siyasi temsilcisi" olmaktadır Batı'nın. En son AB temsilcilerinin HDP'li vekillerin koltuklarına mecliste oturması bu durumun açık göstergesidir. Ne çabuk unuttunuz.
YCHP'nin kahramanları 'Ülkemizi Böldürmeyeceğiz' adlı ilk mitinglerle karşımıza çıktılar. Yapılmalı mı evet yapılmalı. Lakin burada hepimizin şu soruyu sorması gerekiyor ``Bu Zamana Kadar Neredeydin YCHP.`` Evet bu zamana kadar neredeydin YCHP. 12 yıllık dönemde sizin basiretsizliginizden AKP, bizi biz yapan degerlerleri yerle bir etti, 93 yıllık dev çınar Türkiye Cumhuriyeti devletinin köklerini çürüttü ve yaktı . Yıkılmamız an meselesi.
Ülkemizi Böldürmeyeceğiz' mitiglerinin ilki bugün Adana da gerçekleştirildi. Ve daha ilk mitingde YCHP nin gerçek düşüncesi ve niyetiyle karşılaştık. YCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ``Türk'üm Demeyi Canım Çekmiyor , Osmanlı'yı Yıktık Sıra Cumhuriyet'te diyen vatan haini Nazlı Ilıcak sahip çıktı, CHP kitlesine propaganda yaptırtıp alkışlattı ve bu da yetmez miş gibi bu isimlere "iade-i itibar" sözü verdi. Yazıklar olsun.
Yazıklar olsun ``Ülkemizi Böldürmeyeceğiz`` mitinginde ülkeyi bölmek için çalısan Amerikancılara, Nazlı Ilıcak ve diğerlerine "iade-i itibar" sözü vermek Mustafa Kemal Atatürk partisi, partimiz CHP ye ihanettir. Bu miting için daha güzel bir metin hazırlamak çok mu zordu?
Türkiyeyi kurtarmak istiyorsak önce CHP yi bu zihniyetten kurtarmaya mecburuz. CHP de bir temizlik şart. CHP de değişim şart . Mustafa Kemal Atatürk`ün partisi, partimiz CHP ye yakişan ve bizim değerlerimize saygılı, vatansever bir genel başkanla yola devam etmeye mecburuz. Yok omadan CHP de değişim şart.

Alfonso’nun annesi ve Fidel

Küba ya Dair bilinmeyenler.
Alfonso’nun annesi Küba’nın Pinar del Rio bölgesinde yoksul bir köylü ailesinde dünyaya geldi. En yakın doktor kilometrelerce uzaktaydı. Yol yoktu. Sadece bir parazit enfeksiyonu nedeniyle erkek kardeşi öldü. Kardeşinin cesedini yıkama görevi ona verildi. Bebeğin kulaklarından, ağzından ve anüsünden kurtçuklar çıkan soğuk bedenini yıkadığında 9 yaşındaydı. Kurtçukları tek tek temizledi, tek tek...
Alfonso’nun annesi 9 yaşındaydı ve Küba’da Batista diktatörlüğü vardı.
Alfonso’nun annesinin okulu bitirmesi mümkün değildi. 12 yaşında zengin bir ailenin yanına hizmetçi olarak verildi. Evin ‘babası’ tarafından defalarca tecavüze uğradı. 15 yaşına kadar bir çift ayakkabısı olmadı. Dikiş dikmeyi öğrendi ve dikiş atölyelerinde çalışmaya başladı. Küba’da Batista diktatörlüğü vardı.
Alfonso’nun annesi 1950’lerde artık Küba’yı terk ederek ABD’ye gittiğinde de Küba’da Batista diktatörlüğü vardı.

KÜBA’NIN BAĞIRSAKLARINDAKİ KURTLAR

Sonra Küba Devrimi oldu. Küba yoksulları örgütlendi, adanın bağırsaklarına yerleşmiş küçük büyük ne kadar kurt, ne kadar parazit; ne kadar diktatör, ne kadar emperyalizm iş birlikçisi, ne kadar kan emici patron varsa tek tek temizledi, tek tek.. Küba ölmeden temizledi, Küba’yı hayata döndürdü.
Alfonso’nun annesi Küba’ya dönmek istedi ama ABD, diplomatik ilişkileri kesti, ablukaya başladı ve Alfonso doğdu. Alfonso’nun annesi Küba’ya dönemedi.
Alfonso Casal, bugün Devry Üniversitesinde Tarih profesörü. Ayrıca Amerikan Emek Partisi Genel Sekreteri. Casal, annesi için “Ölene kadar Fidel’i sevdi” diyor: “Annem Küba’da büyük bir yoksulluğun içine doğmuş ve ABD destekli Batista rejimi döneminde korkunç acılar çekmişti. Onun sefalet, açlık ve aşağılanma hikayesi Kübalı köylü ailelerin tipik yaşamıydı. Küba’da devrimci mücadele başladığında, annem New York’taki 26 Temmuz Hareketi’nin kurucularından biri oldu. Devrimin zaferinin ardından ise ailem Küba’ya dönme planları yaptı. Hatta bir ev bile tuttular, fakat ABD’nin diplomatik ilişkileri keserek abluka politikasına geçmesi ve benim doğumum nedeniyle gidemediler”
Casal, bu yüzden, Fidel Castro’nun ölümünü Miami kenti sokaklarında kutlayan ABD’li Kübalılardan biri değil. Peki kim o Kübalılar?

ESKİ KÜBA’YI ÖZLEYENLER KİM?

Bebeklerin doktor olmadığı için basit hastalıklardan öldükleri, yoksul çocukların okul okuyamayıp hizmetçilik yaptığı, tecavüze uğradığı, atölyelerde sömürüldüğü Küba’yı; herkesin ücretsiz sağlık, eğitim, ulaşım; ucuz konut, gıda hakkına sahip olduğu, emperyalist ambargo nedeniyle çok yiyemediği ama aç kalmadığı; dünyanın en iyi hekimlerinin ülkesi Küba’ya tercih edenler kim?
Alfonso Casal, “Basitçe yanıtlamak gerekirse onlar karşı devrimci sürgünlerin; eski Batista rejimi destekçilerinin torunları” diyor. Sonra da “Fakat tüm hikaye bu kadar değil” diyerek devam ediyor:
“Çoğu Kübalı-Amerikalılar -doğal olarak- işçi sınıfının mensupları. Küba’yı terk edenlerin büyük çoğunluğu siyasi nedenlerle terk etmedi, aynı zamanda yarım yüzyıldır devam eden ABD blokajı ve ambargosunun neden olduğu yoksunluktan kurtulmak için terk etti. Yine de, Miami’deki siyasi ve ekonomik güç kesin olarak Batistacıların elinde. Bunlar Miami’nin siyasetini ve büyük endüstrisini, hizmet sektörünü ve şirketlerini yönetiyorlar; ayrıca medya da tamamen onların kontrolünde. Batistacılar, Miami’nin kamuoyunu şekillendiriyor ve maniple ediyorlar. Kentteki, hatta Latin Amerika’da, önemli yazılı basın ve televizyonları onların elinde ve buralardan, onların izni olmadan hiçbir mesajın yayımlanması mümkün değil. Castro karşıtı gösterileri de onlar düzenliyor; finanse ediyor ve yönlendiriyor. Her ne kadar 1970 ve 1980’lerde olduğu gibi açıkça terör eylemleri yapmasalar da (O zamanlar Miami’de yüzlerce bombalama eylemi yapıldı, Castro karşıtı, karşı devrimci gruplar cinayetler işlediler) Miami’deki genel siyasi atmosfer aşırı gerici ve ortalama liberal bakış için bile düşmanca”

KÜBALILARIN AMERİKAN RÜYASI

Kübalı göçmenlerin ABD’deki diğer göçmenlerden farklı karşılandığı kesin. Yıllarca teşvik edildiler. Örneği sınırı geçmeye çalışan Meksikalılar ‘avlanırken’, Kübalılar için tekneler gönderildi. Peki ABD’de yaşam Kübalılar için çok mu iyi? Alfonso Casal şöyle yanıtlıyor: “Çoğu Kübalı-Amerikalı ‘iyi yaşam’ ve ABD hükümeti tarafından ayrıcalıklı muamele görme vaadiyle ABD’ye çekildiler. Ayrımcılığa uğrayan, takip ve sınır dışı edilen Latin Amerikalı diğer göçmenlerin aksine Kübalı göçmenlere, ABD toprağına değdikleri andan itibaren ‘sığınma hakkı’ tanındı.
Washington’ın Küba’daki yaşamı tahrip etme ve Küba’yı istikrarsızlaştırma girişimleri bağlamında, Soğuk Savaş döneminin piyonları haline getirildiler. Batistacı elit, ABD’nin Cumhuriyetçi Partisi içindeki en gerici unsurların desteğiyle güç ve zenginlik kazandı ve bu kesim güçlerini, Küba’ya yöneltilen karşı devrimci ve saldırgan emperyalist eylemleri teşvik için kullandılar.
Küba ABD’den sadece 90 mil uzaklıkta ve Amerikan televizyonları ve radyoları adadan kolaylıkla izlenebiliyor, dinlenebiliyor. Emperyalist propaganda bazı Kübalıları ABD’deki yaşamın televizyonda gösterildiği gibi; herkesin refah içinde ve varlıklı olduğuna inandırdı. ABD’deki Irkçılık, yoksulluk, ayrımcılık ve şiddet gerçeği ‘yalan’ denilerek görmezden gelindi.
ABD’ye geldikten sonra iki haftada ‘iki ev ve üç yat’ sahibi olacaklarını sanan ancak sadece işsizlik ya da asgari ücretle fabrika işçiliği bulabilen birçok Kübalı tanıyorum. Küba kökenli Amerikalı işçi sınıfının yaşadıkları her yerdeki işçilerle aynı; fakat Batistacıların kontrolü olarak yoğun ve propagandaları o kadar fazla ki çoğu Kübalı-Amerikalı işçiler, doğru olan, gözleriyle gördükleri, hayatlarında deneyimledikleriyle inanmaları söylenen şey arasındaki çelişki içinde yaşıyor.

‘KÜBA’NIN DAYANIŞMAYA İHTİYACI VAR’

Alfonso Casal, Fidel Castro için ise “Zamanımızın en büyük devrimcilerinden biri olduğuna inanıyorum. Söylemi ve gerçekleştirdikleri saygı görmesine ve sadece Küba’da değil, Latin Amerika, Asya ve Afrika’da takdir toplamasını sağladı” diyor.
Eleştirileri hiç mi yok diye sorduğumda ise şöyle yanıtlıyor: “Küba Devrimi, dünyanın her yerindeki devrimciler ve antiemperyalistler için umut ışığı oldu. Küba, kimi meselelerde aldığı bazı tutumlar nedeniyle eleştiriliyor ve bu eleştirilerin çoğu da haklı. Yanlışlar yapıldı mı? Sonradan düzeltilmesi gereken hatalı tutumlar alındı mı? Evet. Fakat bu devrimlerin doğasındandır. Küba’daki devrimci süreç sağlam kurulmuştur ve dayanışmamıza ihtiyacı var. Yaşanan tüm sorunlara rağmen Küba halkının devrime bağlılığı her zamanki gibi güçlü”
Alfonso’nun annesinin yaşadıkları 1950’lerin devrim öncesi Kübası’nda kalmadı...Yoksul çocukların okuyamadıkları, sistematik olarak cinsel istismara uğradıkları, tedavi edilebilir hastalıklardan ya da gidecek başka yer bulunamadığı için gönderildikleri tarikat yurtlarında yanarak öldükleri ülkeler var hâlâ...
Tüm diğer devrimler gibi, Küba devriminin de yaptığı ve yapmadığından alınacak dersler, insanın insanı sömürmediği günlerin ne kadar yakın olacağını belirleyecek etmenler arasında... İşçilerin ve halkların temizlemesi gereken çok kurtçuk var...

Amerikalılar yeni başkanını istemiyor

Amerikalılar yeni başkanını istemiyor ülke genelinde protestolar yapılıyor. Halkı tepkisi karşısında şaşıran Amerika, yeni başkanları TRUMP u dünya ya ve kendi vatandaşlarına sevimli göstermek icin kolları sıvadı. TIME dergisi TRUMP u yılın kişisi olarak seçerek kapak yaptı.

ABD'de başkanlık seçimlerinden zaferle çıkan Donald Trump'a karşı 4 gündür ülke genelinde protestolar düzenleniyor. Los Angeles, Chicago kentleri dışında New York'ta yaklaşık 20 bin kişi Manhattan'daki Union Meydanı'nda toplandı. Chicago kentinde ise Amerikan yerlileri yaptıkları sıradışı "yılan dansı" ile Donald Trump'a tepki gösterdi.

ABD'de başkanlık seçimlerinden zaferle çıkan Donald Trump'a karşı 4 gündür ülke genelinde protestolar düzenleniyor.
New York'ta 9 Kasım'daki protestonun ardından bugün yaklaşık 20 bin kişi Manhattan'daki Union Meydanı'nda toplandı. 5'nci cadde üzerinden, Trump Tower'a kadar sloganlarla yürüyen göstericiler, Trump Tower'daki görevlilerin ve bazı polislerin binadan dışarı bakması üzerine seslerini daha yükselttiler.
Göstericiler, "Güçlü kadın, güçlü dünya", "Müslümanlar Hoşgeldiniz", "Beyaz yaşlı bir adam için gidecek ülke yok", "Hakkın için mücadele et", "Dünyaya halkın oyunun nasıl olduğunu göster" ve "Bizim Başkamız değil" ifadelerinin bulunduğu dövizler taşıdılar.
Genç bir göstericinin taşıdığı bir başka pankartta ise "Demokrat Parti Kongresi hesap ver. Bernie Sanders bu seçimi kazanırdı" ifadesi yer aldı.
Protestocular, "Benim Başkanım değil", "Trump'a hayır, KKK'ya hayır, Faşist ABD'ye hayır", "Kırsal Amerika uyan" ve "Siyahların hayatı önemlidir" sloganları attılar.
Göstericiler arasında yer alan yönetmen Michael Moore'un cep telefonuyla sık sık fotoğraf çektiği görüldü.
Geniş güvenlik önlemleri alan polis ekipleri göstericileri barikat içinde tutarken, Tramp Tower'ın bulunduğu caddeyi de trafiğe kapattı.
Öte yandan Los Angeles ve Chicago'da da Trump karşıtı gösteriler düzenlendi.
"Trump Tower'i pembeye boyamalıyız"
Göstericilerden Paul Swan ise demokrasi problemi olduğunu, iki partinin de "düzen" tarafından yönetildiğini ifade ederek, "Hillary Clinton'a oy verdim. Ancak Bernie'yi (Sanders) tutuyordum." dedi.
"Cumhuriyetçi ileri gelenlerinin Trump'ı, kendilerinden olan Michael Pence ile değiştireceklerinden korkuyorum." değerlendirmesinde bulunan Swan, "Trump kalırsa da göçmenler, Müslümanlar, kadın hakları konusundaki söyledikleri kabul edilemez. Kim kabul edebilir ki." diye konuştu.
Swan, "Aslında şu an ne yapabiliriz ki Trump Tower'i pembeye boyamalıyız." şeklinde espri yaptı.
Soyadını vermek istemeyen Etan adlı genç ise, New York'un liberal ve eğitim seviyesi yüksek bir kent olduğunu belirterek, "O bu işi yapabilecek kapasitede değil." ifadesini kullandı.
Kadın göstericilerden biri, Trump'ın başkanlığında en çok endişe ettiği konulardan birinin, "Obamacare" olarak bilinen sosyal güvenlik yasası, diğerinin ise "hoşgörüsüzlük" olduğunu söyledi.
"En büyük endişelerimden biri size nasıl göründüğümüz"
67 yaşındaki Ed Marchevsky ise ABD'nin dünyanın geri kalan kısmını önemsemek zorunda olduğunu belirterek, "Oğlumla İtalya'ya yaptığım seyahatten yeni döndüm. Siz şimdi Türkiye'den olduğunuzu söylediniz. En büyük endişelerimden biri size nasıl göründüğümüz. 'Sizin başkanlık seçiminiz gerçekten berbat durumda' diyebilirsiniz." ifadesini kullandı.
Delegeler Kurulu seçim sisteminin "tamamen gereksiz" olduğunu savunan Marchevsky, "Hillary Clinton halkın çoğunluk oyunu aldı. Al Gore halkın çoğunluk oyunu kazandı. İşte bu Amerika..." diye konuştu.
Marchevsky, ülkeyi geri getirmek istediklerini belirterek, "Yapabileceğimiz her şeyi Amerika'yı geri getirmek için yapacağız." dedi.
KIZILDERİLİLER DE TRUMP'A KARŞI
ABD’nin Chicago kentinde, Amerikan yerlileri Kuzey Dakota eyaletindeki petrol boru hattı projesiyle Amerikan başkanlığına seçilen Donald Trump'a tepki gösterdi.
Kluczynski Federal Binası önünde toplanan yerlilere destek veren yüzlerce gösterici, tütsülü kutsama gibi Kızılderili ritüelleri eşliğindeki dans edip ve sloganlar attı. Trump Tower kadar yürüyen Kızılderililere burada çok sayıda Trump karşıtı da katıldı.
Yoğun güvenlik önlemi alan Chicago polisi, göstericilerin yürüyüş güzergahını araç trafiğine kapattı.
Yaptıkları "yılan dansı ilgi çeken göstericiler, “Boru hattına hayır, Trump’a hayır”, “Yerlilerin hayatı da önemlidir” yazılı pankartlar taşıdı ve “Boru hattı projesi gitmeli”, “Su hayattır" sloganları attı.
Öte yandan kentte Trump karşıtı başka gösteriler de düzenlendi. Bunlardan en geniş katılımlısı Milliennium Parkı’nda gerçekleştirildi. Parkta toplanan protestocular, sloganlar eşliğinde kent sokaklarını dolaştı.
Protestoların mekanı konumundaki Trump Tower da farklı eylemlere sahne oldu. Birçok Amerikalı hazırladıkları pankartlarla Tower önüne gelirken, düğün töreninden çıkan gelin ve damat da yakınlarıyla protestoya katıldı.

Kapitalizm budur: Çocukları bile çırılçıplak soyar!

Kapitalizm budur: Çocukları bile çırılçıplak soyar!
Türkiye’nin her yanına yayılmış olan Watsons kozmetik mağazasında liseli iki kız “ruj çaldıkları” şüphesiyle soyularak arandı! Arama sırasında erkek güvenlik görevlileri de hazır bulundu. Kızlar tehdit edildi. Mağaza sorumlularının ve şirketin, böyle bir yetkileri olmamasına rağmen kızları soyarak aradığı haberlerinin yayılması üzerine emperyalist şirketin merkezinden küstahça bir “açıklama” yapıldı: Hırsızlık yapıldığına dair kuvvetli şüphe oluşmuş ve konuyu araştırıyorlarmış!
E? Hırsızlık falan yok ortada, çırılçıplak soyulan kızların üzerinden hiçbir şey çıkmadı. Şimdi ne olacak?! Her şüphelendiğinizi soymaya devam mı edeceksiniz? Bu ülkede vatandaşı korumakla mükellef devlet kurumları ne iş yapıyor peki? Hiçbir şey! Dev şirketler karşısında boyunları kıldan ince!..
Konuyu kamuoyuna taşıyan, Evrensel Gazetesi’nin haberi oldu. Gazeteden Elif Ekin SALTIK ve Derya DURSUN’un haberine göre, İstanbul Eyüp’teki Vialand AVM Watsons mağazasından ruj çalmakla suçlanan lise 3. sınıf öğrencisi Mağaza müdürü ve AVM güvenlik görevlisi tarafından çırılçıplak soyularak arandı. Aramada 2 erkek güvenlik görevlisinin de olduğunu kaydeden B.C. ‘Psikolojim bozuldu’ dedi. Konuyla ilgili olarak bir açıklama yapan Watsons, “hırsızlık yapıldığına dair kuvvetli şüphe oluşmuştu” diyerek kendini savundu.
Evrensel’in haberi şöyle devam ediyor:
Olayın 26 Kasım günü gerçekleştiğini anlatan B.C. mağazaya elinde kendi rujuyla girdiğini, benzer bir ruja baktığını ve mağazaya ait ruju yerine bıraktığını ifade etti. Daha sonra mağaza müdürü ve güvenlik görevlisi tarafından hırsızlıkla suçlanarak mağaza deposuna çekildiğini iddia eden B.C. yaşadıklarını şöyle anlattı: “Burada pantolonum dizlerime kadar indirildi, bluzum ve sütyenim sıyrılarak arama yapıldı. Arama esnasında iki erkek güvenlik görevlisi de vardı. Onlara da sadece arkaları dönmeleri istendi. Depoda da kamera vardı. Mağaza müdürü bana sürekli ‘Hırsızlık yaptın’ diyordu. Kafama vurarak ‘Hırsız, terbiyesiz’ şeklinde hakaret etti.
B.C’Yİ ALMAYA GELEN ARKADAŞI DA ARANMIŞ
Yaşadıklarının sonrasında arkadaşının kendisini aradığını, onu da mağazaya çağırarak depoya aldıklarını ve hırsızlıkla suçlayarak çıplak arama yaptıklarını dile getiren B.C. mağaza müdürünün kendisine “Bugün iyi günümdeyim, dua et. Yoksa daha kötü olurdu” dediğini söyledi. Arkadaşına ise güvenlik görevlilerinden birinin “Evet iyi gününde, yoksa buradan kolunuz, bacağınız kırık çıkabilirdiniz” dediğini dile getirdi.
B.C. olayı daha sonra ailesine anlattığını söyleyerek, ailesinin güvenlik görevlisi ve mağaza müdürü hakkında şikayetçi olduklarını aktardı.
MAĞAZA MÜDÜRÜ: HIRSIZLIK OLAYI YAŞANDI, ARAMAYI GÜVENLİK YAPTI’
Görüştüğümüz Watsons mağaza müdürü kendisinin olay anında orada olmadığını söyledi. Mağazada stokların tespit edildiğini ve stokların eksik çıktığını iddia eden mağaza müdürü, “Prosedür gereği AVM güvenliğini çağırdık. Güvenlik geldikten sonra biz devreye giremeyiz ve iş bizden çıkar. Üst aramaya gelirsek de kamera kayıtları polise verildi. İfade edildiği biçimde üst aramasını yapan da güvenlik görevlisidir” diyerek kendisi hakkındaki iddiaları kabul etmedi.
Görüşmek için uzun bir süre beklediğimiz ve haklarında iddialar olan güvenlik görevlileri ise görüşmeyi kabul etmedi.
‘BU BİR İŞKENCEDİR’
İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Ayşenur Demirkale güvenlik görevlilerinin ve bir mağaza müdürünün yetişkinleri dahi arama yetkisi olmadığını söyledi. “Bir suç ihbarı, isnadı var ise yapacakları en fazla çocuğu güvenli bir yerde tutup kolluk kuvvetlerine haber vermektir” diyen Demirkale, yasal düzenlemeler gereği çocuğun ifadesinin bile çocuk koruma şube müdürlüğünde alınamayacağını belirtti. Demirkale, “Sadece kimlik tespiti yapılır, çocuğun ifadesini de savcı alır. Yapılan işlem hukuka aykırıdır ve ailenin suç duyurusunda bulunması gerekir, ki aile hemen bunu yapmış” dedi. Yaşanılan olay ile çocuğun özgürlüğünün kısıtlandığını söyleyen Demirkale sözlerine şu şekilde devam etti: “Çocuğun bedenine, özel yaşamına müdahale ediliyor. Onuruyla oynanıyor. Her şeyden önce çocuk işkenceye tabi tutuluyor. Bu bir işkencedir.”

Fidel'in ülkesi Küba'da üniversite öğrencisi olmak

Türkiye’nin doğal zenginlikleriyle kıyaslanamayacak kadar yoksul bir ülkeyi birçok bakımdan ülkemizle karşılaştırmak haksızlık olabilir belki… Ama Küba ve Türkiye’de üniversite öğrencisi olmayı kıyaslarsak tereddütsüz söyleyebiliriz: Küba’da üniversite öğrencisi olmak çok daha güzel.
Bir üniversite öğrencisi ne ister? İyi bir eğitim kalitesi, hayatını ekonomik olarak idame ettirebilmek ve dolayısıyla boş vaktini kendini eğlendirmeye ve geliştirmeye ayırabilmek, bu boş vaktini değerlendirmek isteyebileceği sosyal ve kültürel etkinliklerin maddi olarak kendisini zorlamaması, yeni insanlarla tanışıp iyi dostluklar kurabileceği, insanların birbirlerine birer rakip olarak bakmadığı, baskıcı toplumsal normların bireyler arasındaki ilişkileri zora koşmadığı bir sosyallik… Ve, galiba, özellikle bizim ülkemizde, mezun olduktan sonra -eğitimini aldığınız mesleği geçin- herhangi bir iş bulabilmek.
Türkiye’de üniversite öğrencisi olmak, mezun olduktan sonra çoğunlukla özlemle yad edilen bir zaman dilimi olsa da, nüfusun büyük çoğunluğu açısından ciddi zorluk ve sıkıntıların yaşandığı, topluma fayda sağlayacak ve kendisini tatmin edecek kişisel gelişimi sağlayamadığını düşündüğü bir dönem.
Küba’da üniversiteye girme sistemi, bir bakıma Türkiye’ye benzer. Liseden mezun olduktan sonra ulusal bir sınava giren öğrenciler, aldıkları puana, yaptıkları tercihe ve üniversitelerin açtığı kotalara göre bölümlere yerleştiriliyorlar. Fakat, üniversite öncesi okullarda Türkiye’de olduğu kadar eşitsizlik yok. Daha önemlisi, dershane yok. Dolayısıyla henüz sınava girmeden çok önceden, ailelerinin gelir durumlarına göre öğrenciler zaten elenmiş olmuyor. Tabii, bir de, sınav sorularını çalıp dağıtanlar yok…
Küba’da bir kez üniversiteye girdiğinizde, eğer halihazırda o kentte yaşamıyorsanız yurt hakkınız var. Yurt ücretsiz. Kahvaltı, öğle ve akşam yemeği ücretsiz - ayrıca, arada bir malzemelerden arta kalan olduysa, hele ki gece yurtta bir parti varsa, öğrencilerle yemekhane çalışanlarının birlikte hazırladığı sandviçlerle gece bir ek öğün daha ücretsiz.
Yurt kampüse uzaksa servis ücretsiz - gerçi, şehir içi ulaşımda otobüs biletleri Türk parasıyla 4 kuruş olduğu için, bir bakıma, servisi kaçırdığınızda kampüse ulaşmak da neredeyse ücretsiz. Devlet size her ay sabun, diş macunu, havlu, tuvalet kağıdı gibi ihtiyaçlarınızı veriyor, ücretsiz. Kısacası, cebinizde beş kuruş olmadan ve hiç çalışmadan Küba’da üniversite öğrencisi olarak hayatınızı idame ettirmeniz mümkün.
Bu çok büyük bir avantaj, zira geçim kaygısı, çalışmanın yıpratıcılığı ve sizden çaldığı zaman, eğitiminiz ve kişisel gelişiminize ayırabileceğiniz dikkati başka şeylere odaklanarak dağıtmak, maddi olarak ölçülemese dahi üniversite yıllarının niteliğini çok derinden etkileyen değişkenler.
Bu boş vaktinizde gitmek isteyeceğiniz kültürel etkinlikler de kapitalist ülkelerle, örneğin Türkiye’yle kıyaslanmayacak kadar ucuz. Küba’da kültür, tıpkı eğitim gibi, temel insani haklardan biri olarak kabul ediliyor. Sinema biletleri Türk parasıyla 24 kuruş. Bale, opera, klasik müzik konserleri 60 kuruş. Ve tabii, Küba’da her an her yerde bulabileceğiniz müzik, ücretsiz.
Yine maddi olarak ölçülemediği için pek hesaplanamayan, o yüzden değeri pek bilinmeyen bir diğer önemli unsur, sosyal ortam ve insanlar arası ilişkiler. Öğrencilerin birbirlerine rakip olarak bakmaması, öğretim üyelerinin öğrencilerini “gelecekte akademi veya iş dünyasında tutacakları yer açısından potansiyel bir ‘network objesi’, bir nevi yatırım aracı” olarak görmemesi… Bunlar önemli. Ülkenin Latin Amerika ve Karayipler -ve bu arada Türkiye- kıstaslarıyla kıyaslanamayacak kadar güvenli olması da insani ilişkilerin çok daha rahat kurulmasını sağlıyor. Yine, benzer şekilde, çeşitli gerici toplumsal baskılardan azade olmak da gençlerin birbirleriyle çok daha rahat ilişkilenmesini destekliyor.
Yine, pek bilinmeyen bir gerçek, Küba’da üniversite hayatının çok kozmopolit olması. Dünyanın hemen tüm üçüncü dünya ülkelerinden on binlerce öğrenci Küba’da burslu olarak okuyor. Sadece Kübalılarla değil, dünyanın birçok halkından insanla yakın dostluk ilişkileri geliştirmeniz olası.
Eğitimin kalitesiyse genel olarak yüksek. Başta tıp olmak üzere bazı bölümlerdeki kalite, dünya standartlarının üstünde. Örneğin, Kanada gibi birçok ülke, Türkiye’de hiçbir tıp fakültesinin diplomasını tanımazken, Küba’da mezun olan herkes Kanada’ya gider gitmez doktorluk yapabiliyor. Abluka nedeniyle teknik alet edevata ve internete erişimin bir miktar zor olması, Küba’nın aşmak için olağanüstü gayret sarf ettiği temel sıkıntılardan birisi.
Son olarak, ama muhtemelen en önemlisi, iş garantisi. Küba devleti, herkese iş sağlıyor. Okuduğunuz ve sevdiğiniz alanda isterseniz çalışabileceğinizi bilmek, bir üniversite öğrencisi açısından en değerli şeylerden biri.

Trump istenmeyen başkan ilan edildi

Amerika'da başkanlık seçimlerinde şaşırtıcı zaferle çikan Donald Trump sevinci boğazinda kaldi. Binlerce Amerikali ülke çapında sokaklara çıkti. Trump istenmeyen başkan ilan edildi. Amerikanin nerdeyse tamaminda gerçekleştirilen protestolara göçmenler ve kizilderililer destek verdiler.
New York sokaklarinda binlerce kişi ``Benim Başkanim Degil sloganini attti``. New York taki TRUMP TOWER önünde toplanan göstericiler `New York senden nefret ediyor, Biz seçilmiş başkani redediyoruz`` diyerek tepkilerini gösterdiler. Yeşillerin başkan adayi Jill Stein da protestoculara destek veren isimler arasindaydi.
Cumhuriyetçi aday Trump, seçim kampanyası boyunca Meksikalı göçmenlere karşı söylemlerde bulunmuş, ABD ile Meksika arasına duvar öreceği sözünü vermişti.
Californiya eyaletin de öğrenciler tüm şehirlerde sokağa cikarak `Irkçiliği desteklemiyoruz, Amerika göçmenlerle daha güclü.` sloganlari atarak Polise yanici madde attilar, sokakta çöpler ateşe verildi.
Kizilderiler Trump un Cumartesi Arizona şehrinde yapacaği toplantiya gitmesini engellemek için yollari kapattilar.
Fountain Hills, kasabasinda göstericiler TRUMP=HITLER pankartlariyla yürüyüş gerçekleştirdiler. Protesto esnasında şerif yüksek sesle, "Sizler hapse girmeye hazır mısınız? Caddeden çıkın!" diye protestoculari uyardi. Üç protestocunun tutuklandiği haberi basinla paylaşildi. Amerikada dengeler değişiyor dünya yeni bir çağa giriyor.
Halil Fehmi Dag 8 Aralik 2016
Heidelberg

Dünyanın en MEDENİ ülkesi Isveç`te ırkçılık...

Çocuğun kara ten rengine itiraz ettiler.. IRKÇILIK GENETİK BİR BEYAZ RUH HASTALIĞIDIR!
"Lanet olsun bunu görünce kusuyorum"
"Çok çeşitlilik = Beyazların soykırımı"
"Kuzeyli geleneklerini böyle soytarılaştırmak İĞRENÇLİKTİR"
"Bu geleneklerimize karşı bir zorbalıktır "
İsveçli solucan tenli beyaz ırkçılar, Lucia kıyafeti giymiş ve mumlu tacı takmış kara tenli İsveçli masum ve sevimli çocuğu görünce kırmızı görmüş deli boğa gibi çıldırdılar ve yukarıdaki sözleriyle içlerinde besledikleri kin ve nefreti kustular.
İsveç'in ünlü mağazası Åhlens her Noel öncesi 13 Aralık'ta yapılan geleneksel Azize Lucia kutlaması kıyafeti reklamında bu yıl beyaz ve şarışın olan hakiki bir İsveçli çocuk yerine kara tenli, esmer ve ırkçılara göre taklit bir İsveçli çocuğun resmini kullanmış.
Mağazanın Facebook sayfasındaki resim, genlerinde ırkçılık virüsü taşıyan bembeyaz isveçlilerin genetik ırkçılık hastalığını hortlatmış.
Sayfa nefret söylemleriyle dolmuş taşmış ama aynı zamanda diğer beyaz isveçlilerin kara tenli çocuğu sahiplenmesini ve sevgi dolu yüzlerce yorumlarla övmesini de sağlamış.
Masum çocuğun ailesi bu nefret söylemine karşı dayanamadığı ve öyle istediği için mağaza resmi kaldırmış.
Çocuğun bir akrabası şöyle demiş :
"- İyi bir şeyi betimleyen küçücük ve masum bir çocuk resminin böylesine nefrete yol açması korkunç bir şey.
Yabancı kökenli bir İsveçli olduğumuz için gece gündüz İsveç'e uyum sağlamamız ve geleneklerini yaşamamız gerektiğini sürekli duyuyoruz ancak bunu yaptığımızda da nefretle karşılaşıyoruz. Trajik bir durum "
Böyle bir ırkçı hezeyan 2012 yılında Uppsala'da yapılan ve İsveç devlet televizyonunda yayınlanan Lucia kutlamasında 14 yaşındaki "hakiki isveçli ! " olmayan kara tenli genç kıza karşıda yapılmıştı.
Ne diyelim ?
Lucia'nın İsveçlilikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Çünkü bu azize İtalyandır ve kumraldır !
Aynı Noel baba'nın Türkiyeli ve iklim gereği büyük ihtimalle esmer tenli olduğu gibi !
Irkçılık beyazlar arasında çokça görülen bir çeşit genetik ruh hastalığıdır ve tedavisi de gerçekten zordur !