20 Mart 2017 Pazartesi

CHP NRW Birliği Kurultayında Atatürkçülere Ambargo

CHP NRW Kurultayında Atatürkçülere Ambargo
CHP NRW birliği 26 Şubat tarihinde ki genel kurulunu Alevi kültür merkezinde yapmış ve siyaseti inanç yerlerine taşıdığı için eleştirilmişti. Bu durumdan rahatsız olan üyeler genel kurula katılmamış ve yeterli çoğunluk sağlanamadığı için genel kurul 12 Mart 2017 tarihine ertelenmişti.

12 Mart 2017 tarihinde yapılan genel kurula 295 delege katılmış ve genel kurul gerçekleştirilmiştir. Kuruldukları günden beri Atatürkçülere karşı olumsuz tavırlarıyla eleştirilen bu birlik bu kurultayında da Atatürkçülere karşı olduklarını bir kez daha kanıtlamışlardır. İddialara göre  CHP NRW birliği eski başkanı Cemal Bulut genel kurul esnasında mikrofonu eline alarak Atatürkçü düşünce derneklerinde yönetimde olanlar ve CHP Köln yönetiminde  olanlar CHP NRW birliğine aday olamaz şeklinde açıklama yapmıştır. Bunun doğruluğunu önce muhatabına sormak istiyoruz. İddia edilen bu durum doğru mu? Böyle bir açıklama yaptınız mı?  Atatürk'ün kurduğu partide CHP de bu tür dışlamanın olması sizce ne kadar doğru. Gelen bilgilere göre yapılan bu açıklamaya salondan da hiç bir tepki gelmemiş ve genel kurulda kendi belirledikleri isimlerle seçimi gerçekleştirmişlerdir. CHP yurtdışı birlikleri ve özellikle CHP NRW birliği yöneticileri incelendiğinde, tüm yöneticilere  yakın bir Atatürkçü Düşünce Derneği bulunmasına rağmen bu kişiler bu derneklere (ADD) üye olmalarını bırakın bu derneklerin kapısından dahi içeriğe girmemişlerdir. Unutulmamalı ki Avrupada CHP'den önce ADD'ler vardı. Gelin görün ki ADD derneklerine emek vermeyenler CHP'de ama ADD derneklerine emek verenler CHP de yok. CHP'nin yurtdışında ki yöneticilerinin Atatürkçülüğü zayıftır ve Atatürk'ün kurduğu partide makam ve mevki için yer teşkil etmektedirler. Ayrıca kendi tüzüklerinde ADD'ye üye olanlar CHP birliklerinde yönetici olamaz diye bir maddede yoktur. Atatürkçü olmayan bu kişiler Atatürkçüleri birliklerden uzak tutmak için etik olmayan bir yol ve yöntem seçmişlerdir. Burada yapılan davranış kasıtlı ve bilinçli mi yapılmıştır. Bu durumu 295 delege tarafından sorgulamaması yadırganması gereken bir durumdur fakat en çok yadırganması gereken kişiler ise o salonda eski başkan Cemal Bulut'un ADD ve CHP Köln yönetiminde aday olaylar CHP NRW birliği yönetimine aday olmaz sözüne kayıtsız kalan ve yeni yönetime seçilenlerdir. Cemal Bulut kadar yeni yönetime seçilenlerde zan altındadır. Atatürkçü olup olmadıkları bir muammadır. Bu arada Cemal Bulut denetleme kuruluna seçilmiştir. Kendisini yürekten kutluyoruz çalışmalarında başarılar diliyoruz. 

Oysaki CHP NRW birliğinin tüzüğünün i maddesinde; ''Dernek, kendisi ile benzer tüzüğe ve ilkelere sahip diğer dernek veya siyasi partilerle Almanya'da ve uluslararası alanda ortak yapılanmaya gidebilir ve bir üst kuruma üye olabilir. Bir üst kurula üyelik yönetim kararı ile olur.'' deniliyor.'' Bu i maddesine bakıldığında ADD ve CHP Köln'nün tüzüğü ve ilkelerinin CHP NRW birliğinin tüzük ve ilkelerine aykırı olmadığı çok açıktır. Peki iddia edildiği gibi Cemal Bulut genel kurul esnasında mikrofonu eline alarak Atatürkçü düşünce derneklerinde  ve CHP Köln yönetiminde olanlar CHP NRW birliğine aday olamaz şeklinde neden bir açıklama yapma gereği duymuştur. 295 kişi ve akabinde yeni yönetime seçilen ve CHP'li olduklarını iddia edenler bu duruma neden karşı koymamıştır yapılan hata neden düzeltilmemiştir.

CHP NRW birliğinin tüzüğündeki diğer bir madde olan ( j ) maddesi ise bakın ne diyor. ''Yönetim kurulu üyeleri, dernek tüzüğünde belirtilen amaçlara aykırı amaçlar taşıyan başka dernek ve kurumlarda yürütme görevi alamazlar. Bu gibi kurumlarda görev aldığı ortaya çıkan Yönetim Kurulu Üyelerinin üyelikleri kendiliğinden düşer'' deniliyor. Burada Cemal Bulut'a ve seçilen diğer yöneticilere ve o gün o salounda bulunan 295 kişiye sormak istiyorum. CHP NRW yönetiminde olan bir kişi Atatürkçü Düşünce Derneğinde ve CHP Köln yönetiminde olamaz mı. ADD ve CHP Köln derneklerinin amaçları sizin bireysel amaçlarınıza değil ama CHP'nin amaçlarına aykırı mıdır? Başta Cemal Bulut olmak üzere yönetime seçilen diğer kişilerin ve o salonda bulunan 295 kişinin bu tüzüğü okumadıkları çok barizdir. Yada okuduğu tüzüğü anlayamamıştır. Zira Atatürkçü olan, gerek eğitimi, genel kültürü ve dünya görüşü olgunlaşmış aklı başında olan ve tüzüğü okuyup anlamış bir kişi eski başkan Cemal Bulut'un genel kurul esnasında mikrofonu eline alarak Atatürkçü düşünce derneklerinde ve CHP Köln yönetiminde olanlar CHP NRW birliğine aday olamaz demesine anında tepki gösterebilirdi. Ayrıca CHP NRW birliğine bir dönercinin başkan yapılmasına ve başkan yardımcılığına da bir doktorun getirilmesinin, siyaseten sosyal statü ve imaj bakımından mantığa aykırı olduğunu söyleyebilirdi. CHP NRW birliğinde dönerciden başkan doktordan başkan yardımcısı dönemi başlamıştır. CHP NRW birliğine Hayırlı dönerler bol müşteriler dileriz.
Ek olarak gelen bir başka bilgiye göre ise; 12 Mart'ta yapılan bu genel kurula CHP eski kadın kolları başkanımız ve şimdi Sosyalist Enternasyonel Kadın Başkan yardımcısı Hilal Dokuzcan davet edilmiş, Hilal hanıma protokolde oturması için yer ayrılmamış ayrıca konuşması genel kurul sonrasına bırakılmış fakat genel kurul uzayınca Hilal hanım konuşmasını yapamadan salondan ayrılmıştır. Hilal Dokuzcan bu duruma maruz bırakıldıysa yapılan bu saygısızlığı da kınıyoruz.

20 Mart 2017 Heidelberg

Resim 1; CHP NRW birğinde Eski başkan Cemal Bulut genel kurul esnasında mikrofonu eline alarak Atatürkçü düşünce derneklerinde ve CHP Köln yönetiminde olanlar CHP NRW birliğine aday olamaz sözüne tepki göstermeyen  CHP NRW nin yönetimi. Resim 2 CHP NRW birliğini tüzüğü.


19 Mart 2017 Pazar

Konsolosluklarda Fişleme Yapılıyor

Türk insanı ufak parçalara bölmeye devam
Bölünebildiği kadar bölünüp ayrıştırılıyor, kutuplaştırılıyor insanımız. Emperyalizmin bu kirli oyununda bizler birbirimize düşman ediliyoruz. Bir dakika durup bu durumu sorgulamanızı ricaediyorum. Bizi en çok bu ayrıştırmaya maruz bırakan hükümet hangisi? Çok düşünmeye gerek yok mevcut rejimi değiştirip islami usüllere göre yeni bir Türkiye yaratma hevesinde olan AKP dir. Peki yeni bir islam devleti kurmak isteyen AKP bizleri neden bu kadar bölüyor. Bir bütün olarak daha güçlü olmak varken, ırksal, düşüncel, bölgesel bölünmek yetmezmiş gibi mehepsel ve mezhepleri de tarikatlara, cemaatlere bölmek ve bunların hepsini birbirine düşman etmek en çok emperyalizme hizmet etmek değil midir? Ülke içinde bunu çok iyi başaran AKP, yurtdışında yaşayan vatandaşları içinde bu ayrıştırmayı çok iyi başarıyor. Ayrıca uyguladıkları dış politika nedeniyle Türkiye'yi uluslararası arenada itibarsızlaştırmaya devam ediliyor.
Almanyanın Welt gazetesinin bugün ki 19 Mart 2017 tarihli haberi 'Erdoğan'ın muhaliflerini Türk Konsolosluğuda kötü sürpriz bekliyor' şeklinde. Haber ise; Türkiye devleti rejim karşıtlarını mağdur ediyor. Konsolosluk yetkilileri Kürtlerin, Alevilerin ve Gülencilerin pasaportları el koyuyor. Haberde takma isimli Mehmet Dağ isimli bir vatandaşımızın konsolosluk ile yaşadığı ilginç olay anlatılıyor. Almanya doğumlu Dağ 33 yaşında ve bir aile babası. Aldığı tahsil sonrasında öğretmen oluyor ve Gülen hareketeine yakınlığı ile bilinen bir özel okulda çalışmaya başlıyor. Alman vatandaşlığına kabul edilen Dağ, 2 Şubat 2017 tarihinde Türk vatandaşlığından çıkma için Hamburg da ki Türk konsolosluğuna gidiyor. Alman vatandaşlığına kabul belgesini ve pasaportunu konsolosluk görevlisine veriyor. Konsolosluk görevlisi arkada başkasıyla konuşup geri geliyor ve işlemlerin daha bitmediğini ve ne kadar süreceğini bilmediğini söylüyor. (Ek bilgi; normalde vatandaşlık çıkış işlemlerinde Alman devleti tarafından vatandaşlığa kabul edilen belgeni konsolosluğa götürdüğünüzde, Türk konsolosluğu çıkış belgenizi hemen teslim etmesi gerekmektedir.')
Dağ durumu orada protesto etmiş ve memur pasaportunu ve çıkış belgesini vermemiştir. Dağ kimliksiz kalmış ve bu nedenle alman makanlarından da bir netice alamamış ve mağdur olmuştur. Dağ'ın yaşadığı bu olayın ilk olmadığını ve Avrupada Erdoğan karşıtı Türk vatandaşlarının Türk konsoloslukları tarafından mağdur ediliyor. Ankara konsolosluklarını kendine karşıt kişileri tespit etmek ve listelemek için kullandığı aktarılıyor. Hedefte olanlar Kürtler, Aleviler ve Gülen harekatına mesup kişiler. Konsolosluklarda bu tür sıkıntıların son günlerde artış olduğu ve Erdoğan taraftarlarının konsolosluklara giderek kişileri şikayet ettikleri yazılmaktadır.

Canım Türkiyemin getirildiği duruma bakar mısınız. Fişlenebildiğimiz kadar fişleniyor, ayrıştırlıyoruz. Sizden nefret eden birisi sizi şikayet edebilir ve ciddi sorunlar yaşayabilirsiniz. Biz birbirimizn düşmanı değiliz bu tarz ayrıştırıcılığa bir araya gelerek karşı olmaya mecburuz. Başka Türkiye yok ve ne kadar bütün olursak o kadar güçlü oluruz.


https://www.welt.de/politik/deutschland/article162961336/Erdogan-Gegner-erleben-im-tuerkischen-Konsulat-boese-Ueberraschung.html

12 Mart 2017 Pazar

Erdoğan, Almanya ve Hollanda Sürtüşmesi

Erdoğan, Almanya ve Hollanda Sürtüşmesi

Referandumdan Evet çıkmayacağını anlayan AKP ve Erdoğan'ın imdadına önce Almanya sonrasında Hollanda yetişti. AKP'li bakanların ülkelerinde propaganda amaçlı girmelerine izin vermedi bu iki ülke. Sonrasında, ikinci bir ONE MİNUTE benzeri olaylara tanıklık ettik. Bir devlet yönetme kültürüne, bilgi ve hoşgörüsüne sahip olmayan devlet yetkililerinin gereksiz söylem, tehdit, küçük düşürücü sözler sarfetmesi ile yoz bir siyaset arenasında bulduk kendimizi. Devletlerin en üst kademesinde başlayan bu gerilim sokaktaki sıradan bir insanın bile tek sorunu haline geldi. Sıfır sorunla göreve başlayan AKP hükümeti neden her zora düştüğünde hemen bir ülke ile siaysi sorun polimiğine giriyor. Komşularımızla yaşanan sorunlar yetmezmiş gibi düşürülen Rus uçağı sonrasında Rusya ile siyasi bir sorun yaşadık. Bu sorunlara dün Almanya bugün ise Hollanda dahil oldu. Peki yarın sırada hangi ülke var. Sırada Fransa, Belçika, İngiltere, Danimarka vb gibi ülkeler hazır bekliyor. Bu tür polimiklerle AKP'ye enerji takviyesi yapılıyor bu şekilde ki devletler arası yapılan siyasi söylem savaşlarıyla. Erdoğan kaybediyor zira Erdoğanın kaybetmesi demek, bu iki ülkenin, AB'nin, emperyalizmin ve siyonizmin kaybetmesi anlamına gelmektedir. Parçalanmış bir Türkiye'nin hayali içinde olan bu ülkelerin AKP'li bakanlara ülkelerine girme yasağı getirerek yapmak istedikleri aslında nedir?
İsterseniz bir hafızamızı tazeleyelim. Tarihler 18 Şubat 2017 Başbakan Yıldırım Merkel ile bir görüşme yaptı.Yeni posta gazetesi haberine göre; 'Başbakan Yıldırım, 53. Uluslararası Münih Güvenlik Konferansı’na katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere geldiği Almanya’da mevkidaşı Merkel ile kahvaltılı toplantıda bir araya geldi.
Münih’teki Bayerischer Hof Oteli’nde basına kapalı gerçekleşen görüşme, yaklaşık 50 dakika sürdü.Toplantıda, AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın ile diğer yetkililer de yer aldı.' Basına kapalı yapılan bu toplantıda neler konuşuldu ne tür planlar yapıldı hiç bilinmiyor. Ama 18 Mart'tan sonra yaşanan olaylar ise Türkiye'yi sarsacak cinsten. 
Bu toplantı sonrasında ise Almanya ile siyasi ortam birden gerildi. 2 Mart'ta Gaggenau şehrinde Bekir Bozdağ'ın yapacağı toplantı iptal edildi. Dakikalar sonra  AKP'li Nihat Zeybekçi'nin Köln de yapacağı toplantının da iptal edildiğini öğrendik. 6 Mart'ta Enerji bakanı Tener Yıldız'ın toplantısıda iptal edildi. 7 Mart'ta Dışişleri bakanı Mevlüt Cavuşoğlu'nun Hamburg da yapacağı toplantıda iptal edildi.  Merkel ile yapılan basına kapalı toplantı sonrasında arka arkaya yaşanan bu siyasi kriz sizce nedir? Yapılmak istenen ve amaç nedir? Bizler Almanya'ya esip gürlerken yani bu siyasi oyunun bilinçsiz figüranları olurken 4 Mart'ta  Petrol Ofisi Hollandalı Vitol gruba satıldı. 6 Mart'ta ise THY ve Halkbank varlık fonuna aktarıldığını öğrendik. Almanya ile oluşturulan bu  kargaşada bunları göremedik. 4 Mart'ta Petrol ofisinin Hollandaya satıldığı gün, Hollanda Türk yetkililerinin Rotterdam şehrinde 11 Mart'ta düzenleyeceği toplantığı iptal ettiklerini açıkladı. Reuters'a konuşan Hollanda hükümetinden bir yetkili, kararın en kısa sürede Ankara'ya iletileceğini söyledi. Birileri bizimle ciddi bir şekilde dalga geçiyor ve oyuna getiriyor. 
 Gelin önce bu ülkelerde ki seçmen yapısına ve AKP'nin aldığı oy oranına bakalım. Almanya'da 1 Kasım seçimlerinde seçmen sayısı 1.411.198 kişi olup 575.564 kişi oy kullanmıştır. AKP'nin aldığı oy %59.70 yaklaşık 340 bin oy. Hollanda genelinde ise seçmen sayısı 245.523 kişi ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde 114.555 kişi oy kullanmıştır.AKP'nin oranı %69,66 dır. Yani 78.793 kişi AKP'ye Hollanda da oy vermiştir. Bu seçimlerde gerek AKP ve HDP çok organizeli çalışmış, daha önce tespit ettikleri taraftarlarını seçim zamanı kiraladıkları otobüslerle oy kullanmaları için sandıklara taşımıştır. Yani AKP ne kadar bu iki ülke ve diğer ülkelerde propaganda yaparsa yapsın bu oy oranlarını yükseltmesi mümkün değildir. Peki bu oy oranını yükseltmek için ne yapılmalıdır. Devletler arasında çıkarılacak bir siyasi gerilim sonrasında, bu ülkelerde yaşayan muhafazakar Türklerin milliyetçiliği yükseltilecek ve yapılacak olan referanduma katılımı çoğaltacak ve bu kesimin EVET yönünde oy kullanmalarına neden olacaktır. Almanya'da Mhp, Saadet, Bbp vb partilerin oy oranı yaklaşık 50 bin kişi, Hollanda da ise bu partilerin oy oranı yaklaşık 15 bin kişidir. Tüm AB ülkelerini ele aldığımızda Akp'nin oy oranı yaklaşık 600 bin kişidir. Almanya ve Hollanda ile yaşanan bu siyasi gerilim, AB ülkelerinde yaşayan Türklerin milliyetçilik duygularını alevlendirmekte ve diğer küçük partilerin oylarının AKP'ye kaydırmaktadır ve AKP'nin oy oranı 1 milyon sınırlarına gelmektedir. Erdoğan'a bundan daha güzel bir destek verilebilir mi? Siyasi arenada savaşan filler lakin arka tarafta Türkiye'yi nasıl yok edeceğiz planları yapanlar değil midir?

Gelin birde olaya Avrupa Birliği açısından daha genel bakalım bu süyasi gerilime. AB sürecinin Türkiye'yi ve Türkleri kandırma, oyalama ve amaçlananın çok farklı olduğu bilinmektedir. Bir oyalamacadır gidiyor yok AB ye gireceğiz, yok vizesiz dolaşım hakkı alacağız gibi suni kandırmalar sonrasında AB bizlere ağır yaptırımlar ve şartlar sunarak bizi tuzağa düşürüyor.
AB sürecinde Türkiye'de bütün mevzuatın elden ve gözden geçirilmesi, özgürlük yönünden sorun yaratan maddeler varsa bunların düzeltilmesi öne sürüldü ve bütün yasalar masaya yatırıldı. Yasalar bugüne kadar AB nin isteği doğrultusunda değiştirildi. Bizler AB ye gireceğiz daha mesut ve bahtiyar olacağız havasıyla sevinirken AB'nin Türkiye'nin parçalanması ve sömürgeleştirilmesine yönelik taleplerini tam idrak edemedik. Ama tamda AB'nin istediği şeyler gerçekleşti Türkiye'de. Türkiye uluslararası ilişkilerde saygınlığını ve gücünü yitirdi, Türkiye'nin ekonomisi zayıflatıldı ve hatta çökertildi, insanlarımız çaresizlik içinde etnik kimliğe sarıldı, tarikat ve cemaatlerin kucağına düştü, alım güçleri düşürüldü, can korkusu yaşamaya ve can güvenliğinin olmadığı algısı yaratıldı, bir paket makarnaya bir çuval kömüre muhtaç hale getirilip, yandaş medyanın yaptığı algı operasyonları sonucunda etkisiz tepkisiz bir ülke konumuna getirildik. Yani AB'nin asıl amacı ülkeyi zayıflatmak, insanlarımızı ayrıştırmak ve birbirine karşı saflaştırmaktır. Ve bu isteklerini kiminle yaptı. AKP ve Erdoğan ile yaptı. Türkiye AB kapısında bekletilerek, ekonomik olarak sömürmek ve emperyalizm ile Türkiye'yi parçalanabilir bir hale getirilmiştir. Bu istekleri de BAŞKANLIK sistemi şeklinde karşımıza çıkmıştır. Halkımiz Evet/Hayır arasına sıkıştırılmıştır. AB Türkiye'ye sunulmuş en sinsi oyundur aslında. Talepleri ağırdır ve Türkiye'nin uluslarası ilişkilerinin zayıflatılması, Türkiyenin bölgesel güç olmasının engellenmesi, uluslararası düzeyde ülkemizin itbarının zedelenmesidir. Almanya ve Hollanda'nın yaptığı sizce bu saydığımız özellikler değil midir? Ayrıca bu AB'nin kıbrıs ve ege adaları konularındaki talepleri, Ermeni soykırımına ilişkin talepleri ve Türkiyenin bir bölümünü Ermenistan'a vermeyi amaçladığı unutulmamalıdır. Patrikhane ve Heybeliada Ruhban okuluna ilişkin talepler ile, devletimizin laik yapısına darbe indirmek ve cemaat ve tarikatlara dayalı bölünmelere teşvik ederek ülkemiz sınırları içinde Vatikan türü bir yapılanmanın kapısını açmaktadır. AB Türkiyede ki etniksiteleri birer azınlık gibi göstermekte ve onlara çeşitli kültürel hak ve özgürlükler verme çabasındadır. AB'nin gerçek amacı Türkiye'nin ulus devlet yapısını ve bütünlüğünü bozmak, parçalamak, insanlarımızı birbirine düşürmek ve topraklarımızda eyaletler yaratmaktır. 94 yıllık Türkiye Cumhuriyetini bitirmek ve 100 yıllık Sevr hayallerine kavuşmaktır. Bu bağlamda AB'nin Sevr den farkı yoktur. AB'nin koruyup kolladığı Erdoğan saydığımız bu şartları bu zamana kadar yerine getirmedi mi? AB ne istediyse Erdoğan yapmadı mı? Erdoğan 15 yıldır Türkiye'yi AB'nin istediği noktaya getirmedi mi? Tüm bunları gözönünde bulundurduğumuzda, Almanya, Hollanda ve Erdoğan arasında tamda kritik bir referandum öncesinde yaratılan bu gereksiz siyasi sürtüşme sizce ne kadar inandırıcı. Bu siyasi sürtüşme referandum sürecinde sıkıntıya giren Erdoğan'a verilen bir dopingdir. Bu siyasi sürtüşme Erdoğan'a fayda sağlamakta ve güçlenmesine neden olmaktadır. Bu siyasi sürtüşmenin tek kaybedeni Türkiye, Türkiye ekonomi ve Türklerdir. Türkiye uluslararası arenada itibarsızlaştırılmakta, turizm sektörümüze ağır darbe vurulmakta ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik yapılan ırkçı ve ötekileştirici yayınlarla yurtaşlarımız yurt dışında hedef hale getirilmektedir.
Canım ülkem ve yurttaşlarım oyunun bir parçası olmayın, inadına bir olun güçlü olun. Daha fazla ayrıştırılmaya ve ötekileştirilmeye fırsat vermeyin.


12 Mart 2017 Heidelberg

10 Mart 2017 Cuma

Emin Çölaşan kim?

Emin Çölaşan kim? Detaylı bir yazı değil sadece bir dipnot olarak değerlendirin burada ki yazıyı.
 “AKP İntihara Gidiyor.” Ahmet Akgül'ün kitabından bir dipnot aktarmak istiyorum. Bir AKP'li itiraf ediyor; Paşaların kesin kararlı oluşu ve çuval olayını Türkiye’nin lehine kullanmaları, bizim oyunumuzu kökten boşa çıkardı. Paşalar istifa etmeyince Özkök Paşa’ya ‘Fetullah Hocacı’ diyelim ve Onu gözden düşürelim kararı aldık…Çünkü Özkök Paşa’nın namaz kıldığı söylenmişti. Eğer Özkök Paşa’ya ‘Fethullah Hocacı’ diye iftira atar ve tutturursak, o da mecburen istifa eder, biz de böylece intikam alırız diye düşündük. Bunun üzerine Emin Çölaşan gibi yazarlara Özkök Paşa’nın ‘Fethullah Hocacı’ olduğu yalanı sızdırıldı. Wolfowitz’in adamları bir psikolojik harp başlattı. Hulki Cevizoğlu, Emin Çölaşan, Mustafa Balbay, filan, bunları CIA ve MI6 iyi etkiliyordu. Hilmi Özkök’ün aleyhinde yayınlar yapıldı. Ancak Büyükanıt Paşa’yı Özkök Paşa’ya karşı sadece kullanmaya çalıştık. Aziz Yıldırım, ABD’deki bazı askerler Büyükanıt Paşa’yı etkilemeye çalıştı ama Büyükanıt oyuna gelmedi. O oyuna gelmeyince ‘Sabetayist’ olduğunu yaydık. (Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinden falan…) diye anlatıyor. 
 Bunu bilin istedim. Ayrıca Türkiye yi Türkler yönetmiyor basın, medya, siyaset, iş dünyası, sanat dünyası Türklerin elinde değil. Bu nedenle emperyalizme kulluk edenlere artık prim vermeyelim. Okumayalım, kitaplarını satın almayalım, izlemeyelim. Bu insanların mal varlıklarına aylık kazançlarına bakınız. Gelişmiş avrupa ülkelerinin hiç birinde köşe yazarları, gazeteciler büyük para kazanmazlar. Aman bizim aydın diye geçinen ve bize bilgelik taslayanların yaşamları kalburüstü. Neden?

10 Mart 2017 Heidelberg

Düşman Kim?

Düşman Kim?
EVET/HAYIR arasına sıkıştırılmış canım ülkemde Aziz Nesin'lik tarjediler ve komediler yaşanıyor. Modern dünyanın icat ettiği farklı bir savaş ortamında Türkiyem. Kelimelere, söylemlere gizlenmiş kin ve öfke ile insanlarımız, komşusuyla, esnafıyla, dostuyla, akrabasıyla arasına derinliği tespit edilemeyecek kuyular, uçurumlar yaratıyor. Evetçilerde hayırcılarda Türkiye'yi kurtarma telaşında. Kurtarılacak kaç Türkiye var söyler misiniz? Evetçilerin düşmanı kim, hayırcıların düşmanı kim? Veyahut bizi bize düşman eden asıl düşman kim? Asıl düşmanı bu EVET/HAYIR savaşında tespit etmek zor. Zira yıllardır Türkiye üzerine yapılan algı operasyonları sonrasında biz kendimizi kendimize düşman ettik. Şimdi seyirlik bir tiyatro sahnesindeyiz ve bizleri bu duruma düşüren emperyalizm, amacıma ulaştım edasıyla Türkiye'yi izliyor. Farkına varmamız gerekiyor düşman evetçiler değil, hayırcılar hiç değil, komşumuz, esnafımız, dostumuz, akrabalarımız düşmanımız değil. Düşman ülkemiz topraklarında yüzyıllık hayallerini gerçekleştirmek isteyen emepryalizm ve uzantılarıdır. Yarın pişman olmamak için bir olmaya mecburuz. Ülkene sahip çık Türkiyem.

10 Mart 2017 Heidelberg

7 Mart 2017 Salı

KADININ ADI HALA YOK…

KADININ ADI HALA YOK…

Kadınlar kadınlar kadınlar, yeri geldiğinde aşık olduğumuz ve sayfalarca şiirler yazdığımız kadınlar.
Kadınlar kadınlar kadınlar, yeri geldiğinde taptığımız yeri geldiğinde tecavüz edip öldürdüğümüz kadınlar.
Kadınlar kadınlar kadınlar, yeri geldiğinde hakaret ettiğimiz, dövdüğümüz, küçük gördüğümüz fakat onlarsız hiç birşey yapamadığımız kadınlar.
Kadınlar kadınlar kadınlar, bizim kadınlarımız çocuklarımızın anneleri, analarımız, söküğümüzü diken, yemeğimizi pişiren, boklu donumuzu yıkayan kadınlar.
Kadınlar kadınlar kadınlar, sokak ortasında bıçakladığımız, boynunu kesip çöp konteynarına attığımız, küçük yaşta koynumuza aldığımız, ikincisini, üçüncüsünü, dörtdüncüsünü kendimize helal gördüğümüz kadınlar.
Kadınlar kadınlar kadınlar, kurtuluş savaşında saçlarını keserek ecnebi kuaförlere satan ve parasıyla Mehmetçiğe erzak alan kadınlar, bizim kadınlarımız. Çok geç olmadan, feministiyle, iş kadınıyla, rüküşüyle, garibanıyla, türbanlısıyla, ev kadınıyla, emekçisiyle, dilencisiyle , yani tüm renklerinizle birlik olma zamanınız geldi.
Akp döneminde kadına yapılan şiddet %1400 oranında arttı. Dünya Ekonomik Forumu kadın-erkek eşitliği raporuna göre 135 ülke arasında 132. sırada yer alan Türkiye’de her 10 kadından 4 siddet görüyor ve hergün ortalama 5 kadın cinayete kurban gidiyor.
2013 yılında 28 bin kadın şiddete maruz kaldı. 2002 yılında öldürülen kadın sayısı 66 iken 2007 yılında bin 77'ye yükseldi bu rakam 2009'da bin 126’ya ulaştı.
2013 yılında ilk 11 ayında 218 kadın cinayeti yaşandı. 2013’in 11 ayında erkekler 160 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti, 195 kadını yaraladı; 150 kadın ve kız çocuğunu taciz etti.
Hacettepe üniversitesinin yaptığı araştırmada 18 yaş altı evlenme oranı %39.7 çocuk gelin sayısı 181 bin yani 4 evlilikten biri çocuk gelin evliliği, 2 milyon bin 686 kadın başlık parasına satılmış, evlilik kararını ailesi veren kadın sayısı 7 milyon 170 bin 423 kişi. Anadolu uygarlıklarında bereketi temsil eden saygı gören kutsal kabul edilen kadın AKP döneminde alınıp satılan değersiz bir mal gibi gösterilmekte ve değersizleştirilmektedir.

Peki fazlasıyla müslüman olan hacı ve hoca olan AKP döneminde kadına şiddet neden bu kadar arttı.
Bunun nedeni gerek baçbakan RTE nin gerekse ak partinin bakan ve vekillerinin ve yine bu görüşe mensup yazarların kadini değersizleştiren açıklamalarıdır.
Başbakan RTE her konuşmasında kadın erkek eşitliğine inanmıyorum demiştir.
Yine başbakan RTE partisinin Genel merkez Kadın kollar 3. Olagan kongresinde yaptığı konuşmada „ yatıyorsunuz kalkıyorsunuz uludere diyorsunuz oysa her kürtaj uluderedir diyerek „ uludere olayının üstünü örtmüş konuyu kadın bedenine müdahale edilmesine çekmiştir ve devamında da kürtaj yasasi yasallaşmıştır.
Cem Garipoğlu tarafında boğazı kesilerek öldürülen ve bir çöp konteynerine atılan Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili olarak Başbakan RTE „kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya varır demiştir“.
Gezi sonrası 'Kızlı erkekli' yaşayan üniversite öğrencilerimize kafayı takan başbakan RTE gençlimizi ahlaksızlıkla suçlarken 17 Aralık operasyonunda Muammer Gülerin oğlu Barış Güler evinden bir kadınla beraber karakola ifade için götürüldüğünü yani o evde kızlı erkekli yaşadığını hatırlatmak gerek. Son dönemin super boy super oğlanı Bilal Erdogan 16 yaşında bir lise öğrencisiyle evlendiğini unutmayın. Gezi olaylarından bu zamana kadar yaşanan tüm olumsuzluklarda sessizliğini koruyan, oturduğu koltuğun yetkilerini kullanmayan cumhurbaşkanı Abdullah Gül 30 yaşındayken 15 yaşındaki Hayrunisa Gül ile evlendiğini unutmayın.
40 AKP'li vekil iki eşli'dir. AKP döneminde kadına; 3 çocuk doğurun dendi
Tecavüze uğrayıp hamile kalan kadına, sen doğur bebeğine devlet bakar dendi.
İşsizliğin nedeni kadınlar olarak açıklandı. Çalışan kadınların emzirme yardımları azaltıldı,
işyerlerindeki emzirme odaları kaldırıldı, kreşler kapatıldı, emeklilik yaşı yükseltildi,
evlilik kıdem tazminatı ve çeyiz yardımları "erkek çalışanlarla eşitlik" sağlayıp budandı.
Ak partili yazar Sibel Üresin'in kadınlar ile ilgili yaptığı açıklamalar dahada ciddi. Sibel Üresin Kocama en yakın arkadaşımı tavsiye ettim Kabul etmedi demiştir.
4+4+4 sonucu artış gösteren çocuk gelinlerin sayısı 181 bine çıktığında Üresin yine devriye girmiş ve şu açıklamayı yapmıştır. 12 yaşındaki bir kız 60 yaşında ki bir adamla evlenebilir bu caizdir demiştir.
2013 yılında yazdığım bu yazı sonrasında burada verdiğim örnekler azalacağı yerde ne yazık ki giderek çoğalmıştır. O dönemlerde başbakan olan kişi sonra Cumhurbaşkanı olmuş şimdi de Tek adam olmak ve hukuk ve yargıyı ele geçirmek için anayasa değişikliği yapmak istemektedir. Türkiye Cumhuriyeti diploması bile tartışılan bir kişiye teslim edilmemelidir. RTE tüm yetkileri eline alarak 15 yıldır yaptıkları her türlü yasadışı davranışlarından yargılanmamayı garanti altına almak istemektedir. Başkanlık sistemi emperyalizmin Türk ulusunu ve toprak bütünlüğünü bozmaya yönelik bir oyundur. Oyuna alet olma.
Türkiyede Kadının Adı Hala Yok…
Ey çağdaş Türk kadını, dünyayı değiştirmek sizlerin elinizde. Büyüdükçe çirkinleşen bebekler doğurmayın, büyüdükçe insan kalabilen, barışcıl kalabilen bebekler doğurun. Çocuklarımızı büyütürken kirletmeyin, kirlenmelerine izin vermeyelim.
Dünyayı kaosa sürükleyen, halkları kan dökmeye teşvik eden politikacıları, diktatörleri doğurmayın. Örneğin bu dünyaya bir daha Hitler gelmesin, RTE gelmesin, Apo gelmesin. Doğuracaksanız Nazım Hikmet'leri doğurun, Can Yücel'leri doğurun dünyamız, hayatımız şiir gibi olsun, doğuracaksanız Gandy'leri doğurun dünya barış içinde olsun, doğuracaksanız Türkan Saylan'ları doğurun eğitimsiz kızımız kalmasın, doğuracaksanız emperyalizme tarihi bir ders veren Mustafa Kemal'ler doğurun. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun.

8 Mart 2013 Heidelberg