27 Şubat 2017 Pazartesi

Diplomasızın EVET/HAYIR Oyunu ve Bizden Gibi Görünenler

Diplomasızın EVET/HAYIR Oyunu ve Bizden Gibi Görünenler
Bravo sana emperyalizm bravo sana. Dinsel, mezhepsel, ırksal, ayrıştırmaların yetmediği gibi halkımı saçının, gözünün, teninin renginden tutun yemek alışkanlığı, dinlediği müzik, okuduğu ve izlediği medyaya kadar hatta yöresel dil farklılıkları ve ibadet yerlerini dahi bölebildiğin kadar en ufak parçaya kadar böldün. Şimdi de ülkemi iki kelime arasında sıkıştırdın. EVET mi HAYIR mı?
Diplomasız olduğu iddia edilen bir adamın Türkiye'yi getirdiği noktaya bakar mısınız? Suçlu kim? Bizden gibi görünen o çok bilmiş, eli kalem tutan, makam ve mevki sahibi olanlar ve yıllardır bizlere ahkam keserek akıl veren şarlatanlardır. Bu çok bilgili efendiler tehlikenin palazlanmasına, serpilip büyümesine göz yummuş adeta bizleri, biz sizdeniz diyerek aldatarak ülkemizin EVET/HAYIR uçurumuna getirilmesine fırsat ve destek vermiştir. Diplomasızı başımıza musallat eden işte bunlardır.
Diplomasızın diplomasızlığı gerçekse bu zamana kadar yapılan herşeyin geçersizliği söz konusu değil midir. Peki bu çok bilmiş efendiler neden bunun üzerine gidip gereğini yapmamaktadır. Savaş meydanlarında kazanılan bu ülkeyi bir diplomasızın akıl ve hukuk dışı davranışlarıyla yok edilmesine neden göz yumuluyor. Neden Türkiye'nin tek sorunu EVET/HAYIR olarak gösteriliyor. Neden gerçekler konuşulmuyor bu ülkede ve bir delinin kuyuya attığı taşın ardından tüm halkımı da o kuyuya atlaması için neden yölendiriyorsunuz.
Bir şeyler ters gidiyor bu ülkede bu açık. Ne yazık ki bu açıklığı göremeyen bizler bindirildiğimiz bir kerametle aslında dünya tarihinde bilenen yaşanan bir kıyamete götürülüyoruz.
Farkında mısınız EVET/HAYIR arasına sıkıştırıldık. O çok bilmiş bizden olan efendiler haykırıyor, 'Atatürk için hayır diyoruz' bizler alkışlıyoruz. 'Laiklik için Cumhuriyet için HAYIR diyoruz' diyorlar, bizler yine alkışlıyorlar. 'Hukuk için demokrasi için HAYIR diyoruz' bizler daha ateşli alkışlıyoruz. İyi bok yiyoruz. AKP Atatürk'ü, laikliği, cumhuriyeti, hukuğu, demokrasiyi son günlerde mi yok etti. Bu sorun üç günlük bir sorun mudur? Bu kavramların 30 yıldır içlerinin nasıl oyulduğunu, yok edildiğini bizler bilmiyor muyuz. Siz 30 yıldır ne yaptınız kuzum? Bu ülkenin bu noktaya getirilmesi için sinsi sinsi çalıştınız. Ve çalışmaya da devam ediyorsunuz.
En çok birlik ve beraberlik içinde bulunmamız gereken bu dönemde dahi ayrıştırılmaya ve kutuplaştırılmaya devam ediliyoruz. Bu alkışladığımız durumlar ne yazık ki karşı tarafa EVET olarak yansıyor. Ve güya bizden olan o çok bilgili efendiler aslında HAYIR'dan çok EVET'e hizmet ediyor.
Sorunun çözümü bu EVET/HAYIR arasında ki ayrıştırıcılığın ve kutuplaştırıcılığın ortadan kaldırılması ile mümkün. Sorunun EVET/HAYIR olmadığının anlatılması gerekiyor. Referandumda EVET veya HAYIR çıkması durumunda da sorunların çözülmeyeceği bilakis her iki alternatifin sonrasında da daha ciddi sorunların bizi beklediği uygun bir dille anlatılmalı.
Türkiye'yi Türklerin yönetmediğini görmenin zamanı geldi. Ve bizlerin üzerinden oynana tüm bu kirli oyunları bozmak için tüm renklerimizle bir olmaya mecburuz. Bizi bizden başkasının kurtarması mümkün değil.
27 Şubat 2017 Heidelberg


26 Şubat 2017 Pazar

CHP NRW Birliğinin Genel Kurulunda Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı Yok

CHP NRW Birliğinin Genel Kurulunda Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı Yok
Kuruldukları günden beri (ortada kurulan bir şeyde yok aslında, Kılıçdaroğlu bu birlikleri resmen durduğunu dile getirmiştir. Ama Kılıçdaroğlunu dinleyen de yok.) siyasi düşünceleri CHP ile bağdaşmayan, 94 yıllık partimizi yönetme kalitesinde olmayan, bilgi, donanım ve insani ilşkileri son derece zayıf kişiler CHP'ye yurtdışında resmen zarar vermektedir. Çıkar ve menfaat ilişkilerinin had safhada olduğu bu oluşumlarda vatan ve memleket sorunları ön planda olması gerekirken ne yazık ki ön planda bu tür evrimini tamamlayamamış kişilerin bireysel hırs ve ihtirasları var olmuştur. Bu kişiler kendi küçük iktidarlarını garantilemek adına her türlü ali cengiz oyununu yazıp devreye sokmaktadır.
CHP NRW Birliğinin bir numaralı isimleri olan Cemal BULUT ve Yaşar YORULMAZ'a dur demenin zamanı artık geldi. CHP'ye gönül vermiş ve NRW bölgesinde yaşayan CHP'li dostlarımız ortaya çıkmalı ve bu kişilere hesap sormalıdır. Yaklaşık 4 yıldır katledilen yol nedir, elde edilen başarı nedir, üye sayısının durumu nedir gibi daha pek çok soruya cevap aranmalıdır. Ortada büyük bir başarısızlık vardır ve bu başarısızlığın sorumluları yukarıdaki iki isimdir. Daha fazla yalan dolanla biz başarılıyız rollerine bürünmenin anlamı yoktur. Eğer ki bizler yanılıyorsak ve derdiniz gerçekten vatansa çekilin o koltuklardan ve ve başarılı olacak kişilere fırsat verin. Küstürdüklerinizi, her konuda sizden daha iyi olduğunu farkettiğiniz ve ayağını kaydırdıklarınızdan özürdileyin, biz beceremedik, 4 yıl boyunca bir arpa boyu yol gidemedik buyrun siz deneyin diyeren CHP'yi yurtdışında kangren olmaktan kurtarın. Yapabilecek misiniz? Sizde bu hırs, çıkar ve menfaat sarhoşluğu olduğu müddetçe bu zor.
Bu nedenle iş CHP'ye gerçek anlamda gönül vermiş ve bu çarpıklığı, yozlaşmayı gören sizlere düşüyor. Bir araya gelin kendi yönetim kadronuzu oluşturup, kendi küçük iktidarlarını sağlamak almak ve pastadan düşen kırıntıda bizede bir kırıntı düşermi zihniyetinde olan bu kişilere güle güle deyin.
CHP NRW birliğinin bu iki ismi bugün Oberhausen Alevi Kültür merkezinde genel kurul yaptılar.
Efendiler o koltukları işgal ettiğiniz günden beri aleviler dışında var olan CHP liler ile neden kucaklaşmaktan kaçınıyorsunuz. Kirli siyasetinizi AKM'lere neden taşıyorsunuz. Neden kendinizi alevi dostlarımıza endekse edip onlardan besleme yolunu seçtiniz. AKP'nin camilerde siyaset yapmasına karşı olurken neden sizler AKM'lerde siyaset yapıyorsunuz. NRW de genel kurul yapılabilecek başka bir salon yokmuydu?
Ayrıca gelen haberlere göre bugün yapılan genel kurulda saygı duruşunu yapılmadığı ve İstiklal marşı'nın okunmadığı yönünde bilgiler geldi. Bu doğrusa eğer söylenecek tek söz yazıklar olsun.

Başarısızlığınız ortada bugün size güvenmeyen ve inanmayan üyeleriniz genel kurul olarak seçtiğiniz Alevi Kültür Merkezine gelmedi. Sizleri protesto ettiler. Bilmem bunu anlayabildiniz mi? Başarısızlığınız bir kez daha üyeleriniz tarafından tescillendi. Üyelerin coğunluğu genel kurula katılmadığı için genel kurulunuzu gerçekleştiremediniz ve ertelemek zorunda kaldınız. Patlak bir lastikle ite kaka daha nereye kadar gidecek ve daha kendinizi daha ne kadar komik duruma düşüreceksiniz. Başarısızsınız ve 94 yıllık dev çınarımızın gölgesinde durmaktan vazgeçin. Bırakın bu işi vatan için çalışmak isteyenler yapsın. Kendi küçük iktidarlarınızı garantilemek için CHP'mize artık zarar vermeyin.
Değerli dostlar memleketi kurtarmak CHP'yi kurtarmaktan geçer. CHP'yi kurtarmak için ise ayrık otlarını CHP'den temizlenmeye mecburuz.


26 Şubat 2016 Heidelberg

25 Şubat 2017 Cumartesi

CHP NRW Birliğinin AKM'de Yapacağı Genel Kurul

CHP NRW Birliğinin AKM'de Yapacağı Genel Kurul
Türkiye'nin en temel sorunlarından biri ibadet yerlerinin siyasete alet edilmesidir. Bu durum acilen düzeltilmeli ve bu yerlerde tanrı ile kul, kul ile kul arasında ki ilişkilerin bütünleştirici özelliği ön plana çıkartılmalı, bu yerlerde ayrıştırıcı yani kulu kula düşman eden başta siyaset olmak üzere her türlü faaliyete son verilmelidir. Mevcut iktidarı en çok eleştirdiğimiz durum yani camilerin siyaset mezrası haline getirilmesi değil midir? Bu konuda hepimiz hemfikir iken iktidarın giremediği Cemevlerine ise muhalefet partilerinin girmesi ne kadar doğru? Tenimizin, gözümüzün renginden tutun, boyumuzun uzunluğu, konuşmamızın yöresel farklılığına kadar ayrıştırıldığımız günümüzde her türlü ayrıştırılmaya ve ibadet yerlerinin siyasete alet edilmesine dur demek büyük bir erdemliktir. Dinsel, mezhepsel, dilsel, ırksal, bölgesel ve benzeri her türlü sınıflandırılmaya gruplaştırılmaya karşı koyabilmek bir insanın sergileyebileceği en onurlu davranıştır. Bir bütünü yok etmek zordur, art niyetli kişi ve ülkeler bu bütünü kolay lokma hale getirebilmek için yukarıda sözünü ettiğimiz durumlara göre o bütünü bütün yapan tüm temel taşlarına müdahale eder ve amacına ulaşır. Hacı Bektaş Veli'nin bu durumu özetleyen çok anlamlı bir deyişi vardır. ''Bir olalım, iri olalım, diri olalım.''

Esas konumuz CHP NRW birliğine gelirsek, CHP NRW birliği CHP'nin programına, tüzüğüne, disiplin ve siyaset anlayışını kavrayamamış, 94 yıllık dev çınarı CHP'yi gerek siyasi donanım, gerekse kültür, eğitim, hoşgörü bakımında CHP'yi temsil etme kapasitesi bulunmayan kişilere teslim edilmişti. Bu durum neredeyse CHP yurtdışı birliklerinin tümü için geçerlidir. Bu nedenle CHP yurtdışı birlikleri kangren olmuş bir haldedir. Genel sorunlardan ziyade ilk satırlarda değindiğim ibadet yerlerine siyasetin sokulması konusuna gelirsek. CHP yurtdışı birlikleri yurtdışında bulunan Alevi Kültür merkezleri üzerinden bir örgütlenmeye gitmiş, örgütlenme daha çok alevi vatandaşlarımıza teslim edilmiş, yapılan paneller Alevi kültür merkezlerinde yapılmış ve Türkiye'den getirilen millet vekilleri Alevi kültür merkezlerine götürülmüş ve CHP yurtdışında bir alevi partisi konumuna getirilmiştir. Bunun en son örneği ve kanıtını ise CHP NRW birliği bir kez daha bizlere sunuyor. CHP NRW birliği yarın yani 26 Şubat 2017 pazar günü Rombacher str 17 46049 Oberhausen da genel kurulu yapacak. Bu adresi google verdiğinizde Oberhausen Alevi Kültür merkezi çıkıyor. Davetiyelerde sadece adres yazılmış ve burasının Alevi kültür merkezi olduğu belirtilmemiştir. Almanya'nın NRW bölgesinde genel kurul yapılacak başka bir salon yokmuydu? Bu genel kurulun bir Alevi Kültür merkezinde yapılması ne kadar doğrudur. Buna neden diğer yöneticiler engel olmadı. Yeri geldiğinde AKP'nin camilerde siyaset yapmasını eleştiren bizler neden bir Alevi Kültür merkezinde genel kurul yapıyoruz. Bunun hiç bir gerekçesi ve savunması olamaz. Sürekli olarak aleviliği ön plana çıkartan CHP yurtdışı birliklerinin artık bu tarz siyaset anlayışından ve kendilerinden olmayanları ötekileştirmekten vazgeçmelidir.

Bu oluşumların kemikleşmiş yapısını bildiğimiz için bu sorunların çözeleceğini ve CHP'nin daha iyi yerlere taşınacağına inanmıyoruz. Genel merkezin toz pembe olarak baktığı bu oluşumların CHP'ye verdiği zararları görrmesi ve iyileştirmek için ciddi adımlar atması dileğiyle.

25 Şubat 2017 Heidelberg



16 Şubat 2017 Perşembe

Bir Fotoğraf Bin Anlam

Bir Fotoğraf Bin Anlam
İnanıyorum ki hepimiz bir kameraya poz vermekten ve bir fotoğraf karesinin en güzel yerinde olmaktan zevk alıyoruzdur. Bir de bu fotoğraf karesinde bir ünlü, tanınmış bir isim varsa başkalarını iteleye kakalaya ve hiç bir şey olmamış gibi davranarak o tanınmış kişiye daha çok yaklaşıp fotoğraf çektiririz. Peki aşağıdaki fotoğaf karesinde olmak istermiydiniz? Cevabınız hayır olacağından eminim. Bu fotoğraf karesinde olmamak için toplumsal duyarlılığımızı göstermeye mecburuz. Ah vah diyerek geçiştirdiğimiz ve adeta gelen şehit haberlerine tepkisiz kalışımız ve birilerin şehit olmasını normal karşılamak toplumsal yozlaşmanın örneğidir.
Düşünün ki eşinizin hamile olduğunu öğrendiğinizde hem sizin hem de eşinizin dünyası değişir. Size gelecek olan armağını dünyanın en naif insanı olarak beklemeye başlarsınız. Ve bu küçük canlıya en güzel yaşamı sunmak için binbir fedarkarlıklar yapar ve büyümesini sağlarsınız. Çocuğunuz boyunuzu aşar ama hep çocuktur gözünüzde. Sonra anlam veremediğiniz bir hengamede örneğin patlayan bir bomba veya sunni olarak yaratılan savaşlarda hayalleriniz yarım kalır. Ve hayatınız geri kalanında merhemi bulunmamış bu acıyla yaşamak mecburiyetinde kalırsınız. Bu tür toplumsal olaylara kayıtsız kalmayın. Olmak istemediğiniz bu fotoğraf karelerinde yarın birgün olmayacağınızın garantisi yok.
Oy kullanırken bilinçli oy kullanın. Toplumun nabzını tutma becerisinde olmayan, bir devlet yönetme yeteneği ve bilgisi bulunmayanlara oy vermeyin. Bir seçmen olarak ortak karar alıp birlikte adım atabilirsek yozlaştırılan sistemlerden kurtula biliriz. Biz biriz sırf oy verdiğimiz parti istiyor diye birbirimize düşman olmayalım. Biz, sokakta, manavda, berberde, bankada, işyerlerimizde birbirimize muhtacız, Gücümüzü doğru kullanalım ve bizi kaoslara sürükleyen zihniyetlerin, 'Hayır çıkarsa iç savaş çıkar' gibi söylemlerine itimat etmeyelim. Bu cehaletin bir parçası olmayalım. Güzel bir ülke yaratmak için birbirimize ihtiyacımız var. Güzel bir ülke yaratmak için bu yoz sisteme bu cehalete HAYIR bu kadar yeter demeye mecburuz. Hayır demedeki onurumuza sahip çıkalım. Devir kula kulluk etme zamanı değil bilakis hep birlikte eşitce yaşama zamanıdır. Unutmayalım ki İki tür insan daima açtır. Biri bilimi arayan, diğeri de parayı. Bilimi arayanların desteklenmesi, parayı arayanlara ise HAYIR denmesi umuduyla.

16 Şubat 2017 Heidelberg

12 Şubat 2017 Pazar

Her Çobana Evet Demenin Tehlikeleri

Her Çobana Evet Demenin Tehlikeleri
Size bir çobandan bahsetmek istiyorum. İsmi çoban Hesiodos ve MÖ 700 yılında Yunanistan'ın Askra köyünde dünyaya gelmiş. Gavurun teki, müslümanda değil. Eminim bu domuz eti falanda yemiştir. Üstelik hiç sevmediğimiz bir ırktan yani yunanlı. Hesiodos'un ailesi de yoksul bir aile ve çobanlık yaparak geçimlerini sağlıyor. Standartlarımızın çok altında bir insan. Yaşamı hakkında pek bir bilgi bulunmuyor ve bilinmiyor. Ne zaman öldüğüde kayıtlarda yok. Bu yunanlı yani elin gavuru didaktik şiirin babası sayılır. Kendisi köylüdür, çobandır ve diplomasızdır. Bu çoban, İÖ 6 yy da 'İşler ve Günler' isminde bir kitap yazar. Kitabında yaşamına ilişkin bilgi verirken aileden kalan mirasın büyük bölümüne el koyan ve yöneticilere kendisini desteklemeleri için rüşvet veren açgözlü ağabeyini şiddetle eleştirir. Yöneticilere ödevlerini hatırlatmak için onları, bir tanrıça olarak gördüğü adaletten saygı dolu bir korku duymaya çağırır. Ona göre adalet tanrıçasını yatıştırmak, mutluluğa ulaşmak demekti ve insanın çektiği acılardan kurtulması için tek çıkar yol buydu.
Yaşadığımız güne çok benziyor Hesiodos'un hırsız, aç gözlü abisiyle mücadele ettiği dönem. Adaletin yok edildiği günümüzde, cahil, diplomasız bir çoban tarafından bir keramete bindirildik ve bismillah, allahü ekber nidalarıyla kıyamete götürüldüğümüzün bilmem farkındamısınız?. Lakin bu köylü, diplomasız çoban Hesiodos bu kitabı nerden bakarsak bakalım İÖ 6 yy yazmıştır. Günümüz insanının ve politikacıların yapamadığı, yazamadığını ve karşı duramadığı yozlaşmaya, haksızlığa o yıllarda meydan okumuştur. Bu köylü, diplomasız çoban Hesiodos, 'İşler ve Günler' kitabının ilk bölümde insanoğlunun sefil yaşamında onurun ve çok çalışmanın önemini gösteren iki efsane anlatır. Bunlardan biri, merakını yenemeyip kutuyu açarak insanlığın başına türlü belalar saran Pandora’nın öyküsünü aktarır. Günümüzde de törpülenmemiş cehaletiyle kendini bir halife, bir dünya lideri gibi lanse eden bir diplomasız da pandoranın kutusu ile eşdeğerde olan ve bu ülkenin bağımsız bir ülke olmasının temel taşı kabul edilen Lozan antlaşmasınıda tartışmaya açmasıda, Pandora'nın kutusunun içindekiler kadar zehirlici ve yanlıştır. Bu mevcut sınırlarımızı ve tüm kazanımlarımızı yeniden bir kez daha emperyalizmin masasına yatırılmasıdır. Ve Sevr denen yüzyıllık ihanetin hortlatılmasıdır.
Biz bizim köylü, diplomasız cahili bırakıp, Hesiodos denen cahile bakalım. Hesiodos denen cahilden her eve, her ülkeye lazım. Bu gavur cahil kafasıyla neler neler yazmış. Kitabın diğer efsanesi ise insanın Altın, Gümüş, Tunç ve Kahramanlık çağlarından, Hesiodos’un yaşadığı sefil Demir Çağına değin gerileyişini yansıtır. Bu bölüm başlı başına araştırma konusu olması gereken bir konu. Kısaca sen değerli kardeşim, kendi sefil hayatlarını inkar edip varlık içinde saltanat süren çobanlara itibar etme ve etmeyin! Bu kişilere vereceğin en iyi cevap HAYIR dır.
Hesiodos ayrıca bu eserinde abisi Perses’e doğrudan seslenerek entrikalarından vazgeçip bundan böyle geçimini kendi emeğiyle yılmadan çalışarak kazanmasını ister. “Ölümsüz tanrılar, başarının önünde alın terine yer verdiler”, der. Ona göre zenginlik ve saygınlık kazanmanın tek yolu çok çalışmaktır. Burada çok çalışmadan bir halkı dolandıran, soyan zihniyetten kaçınmak gerekir. Yani bu kitaba para verin ve okuyun ve o zaman her çoban'a EVET demenin e kadar tehlikeli olduğunu anlayın. Kitabı okumak için zamanda kalmadı. Şunu unutmayın ki bir el tüm işleri yapmak için her zaman yetersizdir ancak hırsızlığı tek elle yapabilirsiniz. Yaşamak için namusumuzla yaşayabilmek için iki elimize her zaman iyhiyacımız var. Tek elli sisteme EVET demenin ne olduğunu anladığınızı umuyorum.

Gavur diplomasız çoban Hesiodos aslında günümüz ülkelerin başında durması ve olması gereken birisidir. Yozlaşan ve itibar kaybeden siyaset dünyasında Hesiodos gibi isimlerin acilen yer alması şart. Siz siz olup Hesiodos'u her diplomasız çobanla karıştırmayın, ve her çobanı takip etmeyin. Zira diplomasız cahil çoban sizi bir oyuna getirir ve mezbaha da kesiverir. Evet demekle kendi ölümünüze onay vermeyin. Hayır demenin onurunda kalın.
Ülkene sahip çık Türkiyem.


12 Şubat 2017 Heidelberg

KAPATIN TV’LERİ KAPATIN

“Aklınız karışmasın! Algı operasyonu yapanları, referandum sandığı açılana kadar dinlemeyin. 
İzlemeyin yandaş yalaka kanalları! İzlemeyin haber programlarını, okumayın militan yetiştiren satılmış gazete ve onun yazarlarını. 
Alenen alay ediyorlar, Mustafa Kemal’in zeki diye tanımladığı, çalışkan diye övgüye layık bulduğu; yüksek karakterli diye yere göğe sığdıramadığı aziz Türk milletiyle alay! 
Siz milleti hem kör hem sağır hem de kurbağa akıllı olarak mı görüyorsunuz? 
Daha dün Fetö ile aynı sofrada aynı çanağa yalayan; birlikte kaşık sallayan siz değil miydiniz? 
Daha dün PKK terör örgütünü Habur sınır kapısında davullu zurnalı karşılayan siz değil miydiniz? 
Habur sınır kapısına çadır kurup, hakimleri/ savcıları teröristin ayağına siz göndermediniz mi?; 
PKK’lı terörist pişman değiliz derken, pişmanlık yasasından yararlandıran serbest bırakan fetö terör örgütü müydü? 
İktidara geldiğiniz de, DHKPC bitmiş, PKK eylem yapamaz hale gelmişti. Fetö terörü de, yer altında köstebek gibi toprağı eşeleyerek patates yumrusu arıyordu. 
İktidarınızın diliyle, eliyle, suyuyla yeşerdi hepsi; toprağa kök saldı, gökyüzüne dal budak oldu… 
Be kardeşim, siz ağzınızdan laf çıkarken, hiç aynaya bakmıyorsunuz? 
Yalan söylerken, hiç yüzünüz kızarmıyor mu? 
Söz meclisten dışarı bir de dindar geçiniyor, arkanızda kamera ordusuyla CAMİLERİ dolduruyor; cemaat oturunca ayakta resim vererek , gerçek inanları kaldırdığınızı zannediyorsunuz. 
Garip gurabayı, saf masum inanları kaldırdığınızı farz edelim, Allah’ı nasıl kandıracak, onun huzuruna nasıl çıkacaksınız? 
Kendiniz inanıyor musunuz? Yaptığınız şu çarpık algı operasyonu “ Feto, PKK, DHKPC” hayır diyormuş da; iktidar da onun için evet dermiş kandırmaca sının işe yarayacağına? 
Bu kadar küçük görmeyin bu milleti, güldürmeyin dostu düşmanı kendinize. 
Aynaya bakın aynaya; görünce yüzünüzdeki sahte maskeyi, başkasından önce kendiniz tüküreceksiniz kendi yüzünüze. 

Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan demiş ki ““İşin sırrını açıklıyorum: Ne yapıyorsa tersini yap” sandığa gidecek, kendi geleceğine oy verecekler için bundan daha acık ifade olur mu? 
Bence Cumhuriyete sahip çıkmak isteyenler, bu anlaşılır basit cümlenin derinliğini görmeli; iktidar referandum için ne istiyorsa tersini yapmalı. 
Zira Türk milletinin geleceği, Atatürk’ün işaret ettiği muhasır medeniyetten geçiyor. 
Hayır diyelim ki bu yol açık kalsın! Hayır diyeli ki çocuklarımız, torunlarımız geleceğe ümitle baksın. 
Diktatörlük iyi rejim olsa, Saddam Hüseyin’in Irak’ı güllük gülistanlık olurdu. 
Diktatörlük özenilecek rejim olsa Suriye, kan gölüne dönmez; Suriyeli göçmenler Türkiye’nin başına bela olmazdı. 
Diktatörlük iyi bir rejim olsa, Libya’nın uzatmalı lideri Kaddafi hala Libya’nın başında kalırdı. 
Ve son olarak diyorum ki, Almanya’ya bir göz atın! Almanya’nın kalkınması ne zaman başlamış ne zaman zirveye ulaşmış lütfen inceleyelim. 
Adolf Hitler iktidarında ikinci, dünya savaşı yıllarını bir hatırlayın! Ve sandık başına giderken bir partili olarak değil, kendi geleceğini, çocuklarının, torunlarının istikbalini düşünen biri olarak gidelim. 
Kapatalım televizyonlarımızı, okumayalım gazeteleri, yandaş kiralık kalemleri; dinlemeyelim haber bültenlerini. 
Biz Atatürk’ün deyimiyle zeki bir milletin torunlarıyız. Bize doğru yolun ne olduğunu gösterecektir kalbimiz.”
Değerli dostlar, Cumhuriyete sahip çıkmak suç mu? Saltanata karşı durmak günah mı? Yayından kaldırılan yazım Genç Yazı’da, Yeni Tarafta, Google’de; ve facebook’ta yayında!” demek ki ben suç işlemişim.
Kaldı ki Cumhuriyeti kuranlar, bu toprakları kanlarıyla sulayarak kurdular. Korkunun ecele faydası olmaz diyen de bizim atalarımız değil mi?
Necati Kavlak

10 Şubat 2017 Cuma

Apo'nun Özgürlüğü için Avrupa'da başlatılan Yürüyüş

Apo'nun Özgürlüğü için Avrupa'da başlatılan Yürüyüş

Eski adı Yek-Kom olan ve yeni adı Nav-Dem olarak bilinenAlmanya Demokratik Kürt Toplumunun organize ettiği 'Öcalan'a Özgürlük' adı altında Almanya'nın değişik şehirlerinde düzenlenen ve 1 Şubat'ta başlayan yürüyüşler devam ediyor. 1 Şubat'ta Lüxemburg, Postdam-Berlin, Hamburg, Hildesheim-Hannover, Bremen, Duisburg-Düsseldorf, Leverkusen-Düsseldorf, Erfurt, Darmstadt-Wiesbaden, Heibronn-Stuttgart, Dachau-München'dan başlatılan bu yürüyüşler 11 Şubat'ta Fransanın Strasburg kentinde AHİM'de bitirilmesi planlanıyor. Yürüyüşcüler bugün itibariyle güney Almanya'nın ST Leon-Rot köyünde gerçekleştirdikleri yürüyüşle Strassburg'a doğru yöneldiler.
Konu ile ilgili Nav-Dem yaptığı açıklamada;
15 Şubat'ta tutukluluğunun 18. yılını dolduran Abdullah Öcalan'a uluslararası düzenlenen komplonun yıldönümü olacağı ve 18 yıldır, Abdullah Öcalan'ın insanlık dışı koşullarda yaşadığı buna rağmen Kürt sorununun çözümüne yönelik önerileri geliştirerek bölgedeki silahlı çatışmalara karşı çalıştığı iddia ediliyor.

Bir kaç ülkede yaşayan kürtlerin (Türkiye, Irak, İran ve Suriye) kendi ülkelerini kurmayı gerçekleştirmedikleri ve sadece Irak'ta bir bölgenin kendilerine tahsis edildiği söyleyen Nav-Dem
bu birleşmeye Türkiyenin karşı olduğu ve AKP'nin ateşle oynadığı açıklamasını yapıyor. AKP ve MHP'nin tek adam devleti kurmak istediklerini ve ayrıca AKP 'nin, aşırı ırkçı, milliyetçi MHP ile idam cezasının getirilmesi yönünde çalışma yaptıkları yazılıyor.

Nav-Dem, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'a karşı 18 yıldır uygulanan yoğun zihinsel ve fiziksel işkencelerin yapıldığı, Apo'nun olumsuz koşullarda ve tek hücrede kısıtlanmış bir yaşam sürdüğü ve Apo'nun yaşamı ve sağlığı için ciddi endişe duyduklarının dile getiriyorlar.
Türk milliyetçileri AKP ile birlikte kürt sorununu yok etmek istediklerini ve bunun için şiddete başvurdukları ve şehirleri yıktıkları ve politikacılarını hapishaneye attıklarını ve amaçlarının Öcalan'ı öldürmek olduğunu ileri sürüyorlar.
5 Nisan 2015 yılından bu yana, hükümetin Öcalan ile tüm toplantılarını iptal ettiği, Apo'nun çözüm dışına itildiği yazılıyor.
24 Temmuz 2015 yılından bu yana, Türkiye'de ve Kürdistan da Kürtleri ve Kürtlükle alakası olan herşeyi yıpratılıyor yok ediliyor deniliyor. Belediye başkanları ve milletvekillerinin sudan sebeplerle hapishaneye atıldığı ifade ediliyor.
Kürtlerin başı Apo'nun Kenya'dan Türkiye'ye getirilmesinin ve tutukluluk süresinin 18 yılını doldurmasını prostesto ederek Öcalan'a özgürlük istediklerinin ve Kürdistanın satatüsünün verilmesini istedikleri açıklamalar arasında.

Bu yürüyüşe Alman devleti tarafında terörist ilan edilen ve RAF Berlin (Rote-Armee-Fraktion ) yani Kızıl Ordu Fraksiyonu da destek veriyor. Eski popülerliği kalmayan bu bu terör örgütü 1977 yılında Alman Sonbaharı olarak bilinen ulusal krize yol açan eylem dahil pek çok kanunen ağır suç sayılan eylem yapmıştır. Buna karşılık Batı Alman hükümeti, RAF'ı bir terörist örgüt olarak tanımlamıştı. 30 yıllık varlığı boyunca örgüt çoğu şoför, koruma görevlisi gibi 34 kişinin ölümüne, birçok kişinin de yaralanmasına yol açtmıştır.

Öcalan'a Özgürlük adı altında bir kaç yıldır Avrupa'nın değişik şehirlerinde organize edilen bu tür protestolarda ne yazık ki PKK sempatizanları ile PKK'ya karşı olan Türkleri karşı karşıya getirmekte ve iki halk kutuplaştırılmakta ve tansiyonu yükseltilmektedir.
1993 yılında Almanya'da PKK resmen yasaklanmasına rağmen Almanya’daki PKK dernek, halk merkezi, kültür merkezi, enformasyon ve dayanışma merkezleri gibi örgütlenmeler Almanya Demokratik Kürt Toplumu Federasyonu (Nav-Dem) kontrolünde faaliyet göstermektedir; bu faaliyetler paravan isimli dernekler tarafından da yürütülmektedir. PKK terör örgütünün Almanya’daki tüm gösterileri ve diğer propaganda faaliyetleri açık şekilde örgütün sembolleriyle yapılsa da bu eylemleri yapan gruplara polis tarafından hiçbir müdahalede bulunulmamaktadır.


Canım ülkemin iç dinamiklerini oluşturan tüm unsurların ipleri ne yazık ki emperyalizmin elleri arasında. Ve Ülkem ırk ve din merkezli bir iç savaşa sürükleniyor. Bu topraklara huzur getirecek politikaların daha fazla zaman kaybetmeden uygulanması çok önemlidir. 

10 Şubat 2017 Heidelberg 


https://www.navdem.com/langer-marsch-in-zehn-unterschiedlichen-deutschen-staedten-freiheit-fuer-abdullah-oecalan-einen-status-fuer-kurdistan/

https://www.youtube.com/watch?v=a4vKQwxanuU

Onlar ve Bizler!

Onlar ve Bizler!
Neyin kavgasını verdiğimizden bile haberdar değiliz. Onların sayfalarına giriyorum arasıra, çoğu zamanda bizim sayfalarda geziniyorum. Onlar ve bizler farklı iki Türkiye yaratmışız. Ne konuştuğumuz dil ortak, ne acılarımız nede mutluluklarımız. Onlar yapılacak referandumun refah getireceğine inanırken, bizler bir felakete sürükleneceğimize inanıyoruz. Ne çok ayrışmışız, bu ayrışma birbirimizi öldürmeye gidebilecek bir derecede. Cehaletten beslenen bir iktidar var karşımızda mayası ise din. Dini bu iktidarın elinden kurtarmadan, ve bu cehaleti eğitmenin yolları bulunup acil önlem alınmadan bu savaşı kazanmak mümkün değil. Ve çok geç olmadan 'Onlar ve Bizler' kavramlarını yıkarak sadece biz diyebilecek bir Türkiye yaratmaya mecburuz. Dinle korkutulup cahil bırakılan ve cehaletten beslenen bu siyasi sistem acilen değiştirilmeli. Evet ve Hayır sorgulanmasının yapılması ve Ülkemizin bu aşamaya getirilmesi bile büyük bir aldatmacadır. Oyuna gelmeyen. Ülkemizin sorunu EVET ve HAYIR demek değildir. Ülkene sahip çık Türkiyem.
9 Şubat 2017 Heidelberg

8 Şubat 2017 Çarşamba

ADD Köln Gaflet ve Delaletin Neresinde?

ADD Köln Gaflet ve Delaletin Neresinde?

Gaflet (gerçek görevlerini unutma hali.)

31 Ocakta 2017 tarihinde AKP'li isimler Cumhurbaşkanı başdanışmanı Ayşen Gürcan, Uluslararası ilişkiler bakanlığından Zeynep Bilgin, AKP nin Avrupa örgütlenmesi olan UETD genel başkanı Zafer Sarıkaya, UETD kadın kolları başkanı ve bir kaç AKP'li isimle beraber ADD Köln derneğini ziyaret etti. Ziyaretçileri ADD Köln derneği adına Ahmet Narince kabul etti. Ziyaretin içeriği hakkında detaylı bilgi paylaşılmadı. Facebook üzerinde yapılan fotoğraflı paylaşımlar büyük tepki çekerken, dernek eleştiri yağmuruna tutuldu. Eleştiriler karşısında ADD Köln derneği üslup olarak hoş olmayan yorumlar ve açıklamalarda bulundu.

Bugün 8 Şubat 2017, bizler ADD Köln'den bu konu hakkında tatmin edici bir açıklama beklerken Köln ADD yöneticileri açıklama yapmaktan kaçınarak kendi kişisel sayfalarında 'MEYVE VEREN AĞAÇ TAŞLANIR' gibi basit söylemlerle kendilerine haklı eleştiriler sunan ve cevap bekleyenleri eleştirme ve haksız duruma düşürme derdindeler. Gaflet.

Düşünün ki, AKP'li temsilciler o kadar ADD derneği içinde sizin derneğinizi bulup ziyaret ediyor. Ve siz tek kişi olarak o heyeti kabul ediyorsunuz. Diğer yöneticiler nerede, Köln ADD'nin üyeleri nerede ve neden bu toplantıya değişik sivil toplum kuruluşları davet edilerek daha kapsamlı ve daha verimli bir toplantı olması sağlanmadı. Basın nerede. Bu toplantının amacı ve içeriği saklanmak istenmektedir. Zira durum bunu göstermektedir. Bu toplantıda ne konuşuldu büyük bir sır. Dernekçilikte bu tarz tolantıların yapılmasının anlamı farklıdır. Çünkü dernekçilikte her alanda şeffaf olmaya mecbursunuz, şeffaflıktan uzaklaştığınız müddetçe, bilinizki bu dernek bir bataklığın içindedir ve yolunda gitmeyen sorunlar var demektir. Bu bölümü cevap bekleyen sorularla bırakalım ve bir diğer bölüme geçelim.

Delalet (Bir şeyin anlaşılmasının başka bir şeyin daha anlaşılmasını gerektirmesi durumudur.)

Köln ADD derneği, 15 Temmuz olaylarından sonra, AKP Avrupa örgütlenmesi olan UETD nin organize ettiği"Darbeye Karşı Demokrasi Mitingi" protesto gösterisine de destek vermiş ve yine eleştirilerin merkezinde kalmıştı. Avrupa çapında yapılan bu mitinglere Köln ADD dışında hiç bir ADD'nin destek vermediği bilinmektedir. Başka bir ADD destek verdiyse bizi bilgilendirebilirsiniz. Burada da cevaplanması gereken soru neden sadece KÖLN ADD Cemaat protestosunda AKP ile omuz omuza olmuştur? Diğer ADD dernekleri ve sivil toplum kuruluşları bu miting alanlarında AKP'yi ve KÖLN ADD'yi baş başa bırakmış destek vermemiştir. Neden?

Siz hala KÖLN ADD'nin normal bir dernek olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Gelin devam edelim. ADD Köln derneğinin başkanları Müseyip Erdoğmuş ve Ahmet Narince, 26.11.2016 tarihinde son dönemlerde AKP'ye yaklaşan ve AKP'nin  kontrolünde hareket etmek zorunda kalan bir kanal olan Kanal Avrupa'da yayınlanan ve sunuculuğunu Tevfik Kara'nın yaptığı Sivil İnsiyatif programına katılmışlardır. Atatürkçü Düşünce Derneklerinin masaya yatırıldığı, dinsizlerin bu derneklerde toplandığı, geniş kitlelerle buluşulamaması gibi pek çok hassas konunun tartışıldığı toplantıda, katılımcılar ADD derneklerinin sorunları üzerine fikirlerini beyan etmiş ve tartışmışlardır. Ciddi sorunlarla karşı karşıya kalan ADD derneklerinin mevcut sorunlarını bu dönemde bu tarz basın yoluyla tartışmak sizce en çok hangi zihniyete katkı sağlar. Mevcut sorunlar bu şekilde yapılan tartışmalarla çözülebilir mi? Bu yarar mı yoksa zarar mı sağlar. Mevcut sorunlara, dernekler kendi aralarında bir araya gelerek çözüm bulumaz mı? Bu tip çözüm arayışlarına girişildi mi bilmiyoruz ama yapılan bu program zamanlama ve içerik olarak son derece yanlıştı. ADD leri güçlü göstermemiz gereken bir dönemde, güçsüz, dinsiz, halk kitlelerine ulaşmakta yetersiz ve bir siyasi partinin arka bahçesi gibi gösterilmeye çalışılması ve bu şekilde tartışılması son derece yanlıştı. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise şudur lütfen son 4 satırı dikkatlice okuyun ve sorgulayın.
Burada sorgulanması gereken durum; Kanal Avrupa Duisburg şehrinde yayın yapan bir televizyon kanalıdır. Duisburg şehrinde bir ADD derneği mevcut olmasına rağmen, ayrıca Avrupa Atatürk Düşünce Birliklerinin başkanı Duisburg şehrinde yaşamasına rağmen programa bu kişiler davet edildi mi veya edilmedi mi?  Bu dernek yöneticileri  bu programda neden yoktu? Duisburg şehrine 50 km uzaklıkta Dortmund şehrinde de bir ADD bulunmasına rağmen neden Duisburg şehrine 70 km uzaklıkta bulunan Köln şehrindeki ADD derneği konuk konuşmacılar arasındaydı ve neden iki yöneticide aynı programa çıkartıldı. Sizce bu normal mi?


Ek bir bilgi olarak,Köln şehrinde Atatürk ile ilgili üç (3) derneğin olduğunun da bilinmesi de çok önemlidir. Köln şehrinin ayrıcalığı nedir ki üç farklı Atatürk derneği bulunmaktadır. Atatürk'te birleştik lügatlarıyla edebiyat parçalayıp, ego tatmininden öteye gidemeyip yanlış kişilerle yanlış ortamlarda bulunarak ve kasıtlı bu dernekleri parçalama faaliyetleri gerçekleştirenler ve bu derneklere yarardan çok zarar verenler Mustafa Kemal Paşam'a ihanet içinde değiller midir?

Görüldüğü gibi Köln ADD'yi yazmakla bitiremiyoruz lakin yazacağımız son ayrıntıya lütfen önem verin. Ki Gaflet ve Delaletin içinde olmak mı olmamak mıdır sorusuna siz cevap verin.
Köln ADD yöneticileri Kasım 2016 tarihinden itibaren Onur hareketi adı altında yazılar paylaşmakta, sanal alemde sayfalar kurarak kişileri bu sayfalara eklemektedirler. Denize düşen en tehlikeli yılana sarılır misali bu kişiler Onur Hareketinin ne olduğunun ya hiç farkında değiller veya Erdoğan gibi aldatılmakta yada … Bu üç noktayı aşağıdaki notu okuduktan sonra siz doldurun lütfen.
Onur Hareketinin Başkanı Yaşar Aydın 17-25 Aralık operasyonlarına yönelik Ocak 2014 Ankara'da bir basın açıklaması düzenlemiştir. Onur Hareketi başkanı Yaşar Aydın'ın açıklaması ise şu yöndedir.
'Başbakanımız hedef gösterilmek istenmektedir. Fakat bu durum yanlıştır, Başbakan'ın üstüne gitmememiz gerekir. Bana göre bu süreçte Başbakan hedef tahtasına oturtulmak isteniyor.' demiştir. Söz bitti piyonlar şah olma derdinde.
Sevgili Abidin Gaflet ve Delaletin ve hatta İhanetin resmini yapmak için nereye bakman gerektiği ortada. Siz siz olun her zaman sorgulayın, eleştirin ve gerçeği arayın. İçimizdeki Truva Atlarına ve bu role soyunanlara inanmayın!

8 Şubat 2017 Heidelberg


6 Şubat 2017 Pazartesi

Bir HAYIR İle ABD'nin Kaderinini Değiştiren Kadın Rosa Parks

Tarihten ders çıkartarak HAYIR deme hakkımız varken HAYIR demenin ne kadar önemli olduğunun farkına varın. Yoksa bir daha HAYIR deme şansınız olmayabilir. 
Bu hikayeyi okudukça özgür sandığınız ve aslında hiç özgür olmayan ABD'nin kirli geçmişine tanıklık edeceksiniz. 
Tarih 1 Aralık 1955 günlerden perşembe  Alabama’nın Montgomery şehrinde, 42 yaşındaki siyahi çelimsiz bir kadın terzi, şehir fuarındaki işinden akşam saat 6’da çıktı. Çok yorgundu ve tek istediği bir an önce evine ulaşmaktı. Belediye otobüsünün ortasındaki ‘değişken’ statülü koltuklardan birine oturdu. O yıllarda otobüslerde bir ırkçılık ve ayrımcılık ön plandaydı.  Montgomery belediye otobüslerindeki ilk 4 sıra koltuklar, derisi beyaz olan yolculara aitti. Siyah derili insanlar, belediye otobüslerinin yolcularının toplamda yüzde 75’ini oluşturmalarına rağmen, onlara otobüslerin en arka koltukları ayrılmıştı. 
Ortadaki değişken statülü koltuklarsa beyazların sıraları doluncaya kadar siyahların da oturabilecekleri koltuklardı. Beyaz sıralar dolduğunda ya da şoför istediğinde siyahlar oturdukları bu koltukları boşaltıp daha arkaya geçmek zorundaydılar. Eğer arkada da yer yoksa ayakta durmaları, eğer ayakta duracakları yer de yoksa otobüsten inip bir sonrakini beklemeleri gerekiyordu. Bir diğer kurala göre ise siyah yolcular beyazlar ile aynı sırada bir koltukta da oturamazdı. Dolayısıyla, otobüs şoförü, 4’cü sırada duran ‘colored (siyahlar)’ işaretini gerekli gördüğünde otobüsün arka sıralarına doğru götürme yetkisine sahipti. Ve yine eğer otobüsün ön sıralarında beyaz yolcular oturmuşsa, siyah yolcunun ön kapıdan girip şoföre parasını ödedikten sonra tekrar inerek arka kapıdan binmesi de bir başka kuraldı. Siyahların çoğu bu kanunlardan şikayetçiydi lakin kimse ses çıkartamıyor HAYIR diyerek  bu bozuk düzene karşı gelemiyordu. 
Aslında, Rosa Parks bu ayrımcılığın neden olduğu aşağılanma duygusunu artık taşımakta zorlanıyordu.  Sonradan, ‘’Otobüslerdeki bu muameleye direnişim 1 Aralık günü başlamadı. Montgomery’de otobüse binmek yerine işe yürüyerek gidip geldiğim çoktur’’ diye anlatacaktı.
Parks bir gün otobüse binip ücretini ödediğinde, James Blake adlı şoför inip arka kapıdan binmesini ister. Otobüsten inen Parks, arka kapıdan binmez ve bir sonraki otobüsü bekler. Bir daha da şoförün Blake olduğunu gördüğü hiçbir zaman otobüse binmez. Ancak 1 Aralık 1955 günü çok yorgundur ve şoförün de Blake olduğunu baştan farketmemiştir.
Bazı beyaz yolcular ayakta kalınca şoför yerinden kalkıp arkaya doğru yürüyerek, değişken statülü koltuklardaki siyahlara ‘kalkın’ şeklinde bir el işareti yaptı. ‘’Şoförün yaklaştığını görünce renkli bedenimi, elbiselerimin içine adeta gömmeye çalıştım’’ diye anlatıyor o anı. Şoförün uyarısı üzerine değişken statülü koltukların ilk sırasındaki, üçü de erkek olan diğer siyah yolcular kalkarak arkaya yöneldi. 
Rosa Parks’ın yanında cam kenarında oturan erkek yolcu da kalktı. Rosa Parks da hareketlendi ancak kamu düzeninin aksi tarafına… Cam kenarındaki koltuğa kaydı ve artık yorgunluktan bitkin düşmüş bir insana özgü kayıtsızlıkla, hiç hesapsız hiç plansız şoförün gözlerine bakmaya başladı. 
Herkes büyük bir şok yaşıyordu. Kamu düzeni tehdit altındaydı. Blake, ‘neden kalkmıyorsun?’ diye kızgınlıkla sordu. Parks, insanlığa yakışan yanıtı verdi:'HAYIR KALKMIYORUM  ‘Çünkü kalkıp yerimi bir başkasına vermem gerektiğine inanmıyorum.’ der.
Siyahi çelimsiz bir kadın Amerikan tarihini değiştirecek bir kıvılcım yakmıştı. Ama kimse bunu başlarda farkedemedi.  ‘’İnsanlar, benim o gün çok yorgun olduğum için koltuğumdan kalkmayı reddettiğimi söyleyip duruyorlar. Doğru, yorgundum ama sebep bu değildi. İş günü olmasının fiziksel yorgunluğu değildi bu. Yaşlı da değildim, 42 yaşındaydım. Çok yorgundum. Sürekli haksızlığa uğramaktan ve bunu kabullenmekten yorgundum’’
Şoför otobüsü durdurdu ve polis çağırdı. Rosa Parks tutuklandı. Otobüsten indirilirken, kendisini çekiştiren polise, ‘neden beni itip kakıyorsunuz?’ diye sordu. Polis devlet adına konuştu: ‘Bilmiyorum. Yasa yasadır ve sen de bir tutuklusun’. Rosa Parks, ‘’tutuklanırken tek bildiğim, bir daha asla bu aşağılamayı kabullenmeyeceğim ve bu utancın yolcusu olmayacağımdı’’ diye hatırlıyor.
Yıllar sonra 1992 yılında aynen şunları söylemiştir Parks "Aşağılanmak istemiyordum. Parasını ödediğim koltuktan kaldırılmak istemiyordum. Tutuklanmak gibi hevesim yoktu. Zaten işim başımdan aşkındı. Ancak o yol ayrımına gelince, direnişi seçmekte tereddüt etmedim. Çünkü buna artık yeterince katlandığımızı hissettim. Ne kadar taviz versek, ne kadar sussak, baskı da aynı oranda artıyordu."
Parks’ın tutuklanması ilk başta pek dikkat çekmedi.  Parks'ı o dönemlerde genç bir adam olan ve Parks'ın özgürlüğüne kavuşmasının ardından beraber mücadele edecekleri Martin Luther King hapishanede ziyaret etti. Siyah hakları aktivist organizasyonu NAACP’nin Montgomery şubesi başkanı sendikacı Edgar Nixon ve Parks’ın bir arkadaşının 100 dolarlık kefaleti ceplerinden ödemesi üzerine Cuma akşamı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Nixon, Cuma günü Kadınların Politik Konseyi üyesi ve Alabama Eyalet Üniversitesi profesörü Jo Ann Robinson’u konudan haberdar etti. Robinson, harekete geçmeye karar verdi ve aynı gece hiç uyumayarak 35 bin el ilanı hazırlayarak Montgomery halkını otobüsleri boykot etmeye çağırdı.
Kadınların Politik Konseyi (WPC), boykota destek veren ilk grup oldu. 4 Aralık Pazar günü şehirdeki küçük siyah kiliselerde otobüs boykotu eylemi hakkında çağrılar yapıldı. Montgomery Advertiser gazetesi de habere ilk sayfasında yer verince eylem bütün şehirde duyuldu. O gece kiliselerde yapılan toplantılarda alınan karara göre, ‘insani muamele görünceye, siyahi şoförler de işe alınıncaya, ve ortadaki değişken statülü koltuklara ‘ilk gelen oturur’ statüsü verilinceye kadar’ boykota devam kararı aldılar.
5 Aralık Pazartesi günü Rosa Parks mahkemeye çıkarken, Montgomery tarihinin en önemli gününü yaşıyordu. Şehirde o gün yağmur yağıyordu ancak nerdeyse bütün siyahlar boykota katılıyordu. Bazıları özel arabalarıyla taşıyabildiği kadar siyahı taşıyordu. En az 40 bin belediye otobüsü yolcusu o gün yürüyerek gitti işine. Bazıları 32 kilometrelik yolu yürüdü ama yine de belediye otobüsüne binmedi.
Boykot başarılı olmuştu ve şehirde bir duyarlılık oluşturmuştu. O akşam aralarında Rosa Parks’ın da olduğu bir grup aktivist, Mt Zion kilisesinde bir araya gelerek sonraki adımlarını tartıştılar. Montgomery Improvement Association adlı bir birlik oluşturmayı kararlaştırdılar. Başkanlığına, Dexter Avenue Baptist Kilisesinin o günlerde 26 yaşındaki genç vaizi Martin Luther King Jr. seçildi. Ve boykota devam kararı alındı.
Rosa Parks o gün mahkemece, kamu düzenine itaatsizlikten 14 dolar para cezasına çarptırıldı. Associated Press haber ajansı da o gün ilk kez konuyla ilgili haber geçince, olay bütün ülkede duyuldu. 7 Aralık günü J. Edgar Hoover‘ın FBI’ı,Montgomery’de ajitatör ve provokatörlerin huzuru bozmak için faaliyet içinde olduğunu ilk kez resmi kayıtlarına geçirdi ve Hoover’ın Martin Luther King’e karşı takıntısı başladı.
Şehirdeki siyahlar tam 381 gün boyunca otobüslere binmediler. İşlerine okullarına yürüdüler. Siyahlar buldukları her özel araçla, belediye otobüsü bilet fiyatına yolcu taşımaya başladılar. Bazı beyaz ev kadınları da arabalarıyla destek verdi. Belediye otobüslerini işleten şirket büyük maddi zarar yaşadı. Bazı otobüsleri adeta çürüdü.
Şehirde öfkeler yükselmeye başlar ve siyahilerin bindiği otobüsler yakılır Martin Luther King'in evine bomba atılır.  Bombadan sonra evinin önüne toplanan yüzlerce öfkeli siyaha hitaben yaptığı konuşmada, ‘Buraya silahıyla gelen varsa evine götürsün. Silahı olmayan silah edinme peşinde olmasın. Şiddete şiddetsizlikle karşılık vereceğiz. Beni durdursalar bile bu hareket durmayacak‘ şeklinde konuşarak sivil haklar hareketinin bir şiddetsiz direniş karakterine bürünmesini sağladı. King boykot süresince defalarca tutuklandı, baskı gördü. Bütün bunlar ulusal medyanın dikkatini Montgomery’e çekti. Bir defasında King tutuklanırken gazetecilere, ‘suçumla gurur duyuyorum‘ dedi. Beyaz çeteler, işe yürüyerek giden siyahlara saldırmaya başladı. Bazılarını linç ettiler. Ancak siyahlar boykota devam etti.
ABD Yüksek Mahkemesi’nin 1956 yılı Aralık ayı başında, benzeri bir başka dava kapsamında (Browder v. Gayle) ırk ayrımcılığını yasaklayan içtihadının zoruyla, Montgomery’deki belediye otobüslerinde de ayrımcılık kalktı. Montgomeryli siyahlar otobüs boykotunu 20 Aralık 1956 günü sona erdirdiler. Eylem başarıya ulaşmıştı. Beyaz ırkçıların tepkisi sert oldu. King’in evine saldırdılar. Otobüslere silahlı saldırılar gerçekleştirdiler. Siyahları dövdüler. Ancak, devran dönmüştü artık. 
King’in, 28 Ağustos 1963’te 200 bin kişiye hitap ettiği Lincoln Anıtı’nda, 24 Agustos günü yapılan gösteriye 150 bine yakın kişi katıldı
Martin Luther King’in liderliğinde devam eden sivil haklar hareketi, 1964 yılında Sivil Haklar Yasasının çıkmasını sağladı.
Rosa Parks, 1957’de ölüm tehditleri ve beyazların ona iş vermemesi nedeniyle önce Virginia’ya bir yıl sonra da ölünceye kadar yaşayacağı Detroit’e taşındı. Bir yandan çalışmaya bir yandan da sivil haklar hareketinde mücadelesine devam etti. 24 Ekim 2005 günü 92 yaşında hayatını kaybetti.
‘’Kimse, bardağın dolması kuralını bilmeden Rosa Parks’ın eylemini anlayamaz. An gelir insan artık yeter der, daha fazlasını kaldıramam der ve taşar.’
Bu konu ile bağlantılı olduğu için Martin Luther King'in 1963 de 200 amerikalıya  hitap ettiği Lincoln Anıtında yaptığı  'Benim Bir Hayalim Var' adlı konuşma metninide burada yayınlamanın faydalı olacağıni düşünüyorum. 
Tarihten ders çıkartarak HAYIR deme hakkımız varken HAYIR demenin ne kadar önemli olduğunun farkına varın. Yoksa bir daha HAYIR deme şansınız olmayabilir. 
'Benim bir hayalim var' 
Bugün size diyorum ki, dostlarım, şu ânın getirdiği güçlüklere ve engellemelere rağmen bir rüyam var benim. Amerikan rüyasına derinden kök salmış bir rüyadır bu.
Bir rüyam var. Gün gelecek, bu ulus ayağa kalkıp kendi inancını gerçek anlamıyla yaşayacak. "Şunu kendinden menkul bir gerçek kabul ederiz ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır."
Bir rüyam var. Gün gelecek, eski kölelerin evlâtlarıyla eski köle sahiplerinin evlâtları, Georgia'nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar.
Bir rüyam var. Gün gelecek, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek.
Bir rüyam var. Gün gelecek, dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar.
Bugün bir rüyam var benim.
Bir rüyam var. Gün gelecek, Alabama eyaleti, valisinin ağzından hep müdahale etme ve izin vermeme yönünde sözler dökülen o eyalet, küçük siyah oğlanlarla küçük siyah kızların, küçük beyaz oğlanlar ve küçük beyaz kızlarla el ele tutuşup kardeşçe birlikte yürüdüğü bir yere dönüşecek.
Bugün bir rüyam var benim.
Bir rüyam var. Gün gelecek, bütün vadiler yükselip bütün tepeler ve dağlar alçalacak, engebeli yerler düzlük yapılıp, girintilerle çıkıntılar düzleşecek ve Allah'ın şanı yeryüzüne inecek, bütün canlar hep birlikte görecek onu.
Bizim umudumuzdur bu. Güneye dönüşümde içimde taşıyacağım inançtır. İşte bu inanç sayesinde umutsuzluk dağını yontup bir umut anıtı yaratacağız. Ulusumuzu saran âhenksiz bağırtıları, bu inanç sayesinde güzel bir kardeşlik senfonisine dönüştüreceğiz. Bu inanç sayesinde bir gün özgür olacağımızı bilerek hep beraber çalışacak, hep beraber dua edecek, hep beraber mücadele edecek, hep beraber hapse düşecek, özgürlük için hep beraber ayağa kalkacağız.
İşte o gün Yüce Allah'ın bütün kulları, yepyeni bir anlamla söyleyecekler bu ilâhîyi:
Benim ülkem, senin ülken
Özgürlüğün güzel yurdu,
İşte söylüyorum sana:
Atalarımın öldüğü toprak burası,
Şehitlerin gururu olan toprak,
Her bir dağın yamacından,
Özgürlük yankılanacak.
Ve eğer büyük bir ulus olacaksa Amerika, bunun gerçekleşmesi şarttır. Öyleyse New Hampshire'in dev tepelerinden yankılansın özgürlük. New York'un ulu dağlarından özgürlük yankılansın...
Her bir dağın yamacından yankılansın özgürlük.
Özgürlüğün yankılanmasını sağladığımızda, her kasabadan ve köyden, her eyaletten ve kentten özgürlüğün yankısını duyduğumuzda, o gün yakın demektir ve o gün Allah'ın bütün kulları, siyahlar ve beyazlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Budistler el ele tutuşup siyahların eski bir ilâhîsini söyleyecekler:
Sonunda özgürüz! Sonunda özgürüz!
Şükürler olsun Ya Rabbim!
Sonunda hepimiz özgürüz!
20 Nisan 2013  Heidelberg

4 Şubat 2017 Cumartesi

AKP'nin Yurtdışında Atatürkçü Düşünce Derneklerini Parçalama Girişimi

AKP'nin Yurtdışında Atatürkçü Düşünce Derneklerini Parçalama Girişimi.
Tarihler 24.07.2014 gösterdiğinde UETD Mannheim'ın aracılığı ile yolsuzluklara adı karışan, her cuma bir ayet sallıyorum makara bakara diyerek dinimizle dalga geçen Egemen Bağış, Atatürkçü Düşünce Derneği Mannheim'ı ziyaret etmişti. Ziyarette Egemen Bağış Erdoğan'ın ikinci Atatürk olacağını söylemiş ve büyük tepkilere neden olmuştu. Mannheim Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Aydın Boy ise, “Derneğin isminden de anlaşıldığı gibi, Atatürk ilke ve inkılaplarını benimseyen, Türk bayrağının yanında onurla, gururla duran her insana kapımız açık. Kendini beğenmiş, yukarıdan bakan lumpenlerin eleştirilerine bakmayız. Egemen Bağış’ı sevgi ve saygıyla karşıladık. Eğer yine bir AK Parti milletvekili gelip bizi ziyaret etmek isterse, yine ağırlarız” şeklinde konuşmuştu. Çıkan tartışmalar sonrasında ADD Mannheim içinde truva atı görevinde bulunan ve başkan yardımcısı olan isim görevinden istifa edip UETD'ye gitmişti. Bu olayın ardından ADD Genel başkan Tansel Çölaşan imzasıyla yapılan basın açıklamasında Egemen Bağış’ın ifadelerine sert tepki gösterilmiş ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nin yurtdışında şubesinin bulunmadığı belirtilerek “Atatürkçü Düşünce Derneği 338 şubesi ile sadece Türkiye’de kamuya yararlı dernek statüsünde faaliyet göstermektedir. Yurt dışında Şubesi bulunmamaktadır” denilmiştir.
Akp ADD Mannheim'ı sinsi bir tuzakla parçalamış, durumdan rahatsız olan pek çok üye üyelikten istifa etmişti. Söz konusu olayın mimarları derneğin kasasında keyfi harcamalar yaptığı ortaya çıkmıştı. Bu durum derneği maddi ve manevi sıkıntıya düşürmüş ve dernek kapanma noktasına getirilmişti.

Tarih hep tekerrür ediyor. ADD Mannheimda yaşanan olaylardan sonra şimdide ADD Köln derneğinde yaşanıyor.
Tarihler 31 Ocakta 2017 tarihinde AKP'li isimler Cumhurbaşkanı başdanışmanı Ayşen Gürcan, Uluslararası ilişkiler bakanlığından Zeynep Bilgin, AKP nin avrupa örgütlenmesi olan UETD genel başkanı Zafer Sarıkaya, UETD kadın kolları başkanı ve bir kaç AKP'li isimle beraber ADD Köln derneğini ziyaret etti. Ziyaretçileri ADD Köln derneği adına Ahmet Narince kabul etti. Ziyaretin içeriği hakkında detaylı bilgi paylaşılmadı. Facebook üzerinde yapılan fotoğraflı paylaşımlar büyük tepki çekerken, dernek eleştiri yağmuruna tutuldu. Eleştiriler karşısında ADD Köln derneğinin üslup olarak hoş olmayan yorumlar ve açıklamalarda bulundu. ADD Köln derneği 15 Temmuz olaylarından sonra, AKP Avrupa örgütlenmesi olan UETD nin organize ettiği "Darbeye Karşı Demokrasi Mitingi" protesto gösterisine de destek vermiş ve yine eleştirilerin merkezinde kalmıştı.


Ayrıca ADD Köln derneğinin başkanları Müseyip Erdoğmuş ve Ahmet Narince, 26.11.2016 tarihinde AKP destekli bir kanal olan Kanal Avrupa'da yayınlanan ve sunuculuğunu Tevfik Kara'nın yaptığı Sivil İnsiyatif  programına katılmışlardır.. Atatürkçü Düşünce Derneklerin masaya yatırıldığı, dinsizlerin bu derneklerde toplandığı, geniş kitlelerle buluşulamaması  gibi pek çok hassas konunun tartışıldığı toplantıda, katılımcılar ADD derneklerinin sorunları üzerine fikirlerini beyan etmiş ve tartişmışlardır. Ciddi sorunlarla karşı karşıya kalan ADD derneklerin mevcut sorunlarını bu dönemde bu tarz basın yoluyla tartışmak sizce en çok hangi zihniyete katkı sağlar. Mevcut sorunlar bu şekilde yapılan tartışmalarla çözülebilir mi?  Bu yarar mı yoksa zarar mı sağlar. Mevcut sorunlara, dernekler kendi aralarında bir araya gelerek çözüm bulumaz mı? 
Ayrıca kanal Avrupa Duisburg şehrinde yayın yapan bir televizyon kanalıdır. Duisburg şehrinde bir ADD derneği mevcut olmasına rağmen,  ayrıca Avrupa Atatürk Düşünce Birliklerinin başkanı Duisburg şehrinde yaşamasına rağmen programa bu kişiler davet edilmeyip ve Duisburg şehrine 70 km uzaklıkta bulunan Köln şehrindeki ADD derneğinin davet edilmesi sizce normal mi?

AKP'nin UETD derneği aracılığı yurtdışında bulunan ADD derneklerine yakınlaşma çalışmaları uzun zamandır devam ediyor. Bize gelen bilgiler doğrultusunda UETD bazı ADD derneklerine maddi destek vermek istediklerini dile getirmiş ve bu Add dernekleri tarafından kabul edilmemiştir.

14 yıldır ülkemizde mevcut sistemi yok etmek için çalışan bu kişilerin, bize ait bütün değerlerimize yaptıkları davranışlar ve sarfettikleri sözler ortadayken, hala bu isimlerle aynı masada oturmak pek çok kişiyi rahatsız edeceği hesaplanmalı ve dikkatli olunmalıdır. 

AKP'nin ADD Köln ile gerçekleştirdiği bu toplantının içeriğinin ne olup olmadığını ilerleyen günlerde öğrenebilecek miyiz? Bunu hep birlikte göreceğiz. 

4 Şubat 2017 Heidelberg

2 Şubat 2017 Perşembe

II. Abdülhamit’in torunu Nilhan Osmanoğlu

Dolmabahçe Dolmasını İstiyorum.
Böylesine hassas bir dönemde Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’in torunu Nilhan Osmanoğlu hanımefendinin ortaya çıkması tuaf değil mi. Dolmabahçe dolması’nı da istiyormuş. Sunucu düzeltiyor Dolmabahçe Sarayı mı? Nilhan sultanınımız cevaplıyor, evet Dolmabahçe Sarayı Dolmasını geri istiyoruz. Bir şeyler ezberletilmiş ve konuşmasına fırsat verilmiş. Son zamanlarda ekranlarda epey tartışılacak sözler sarf ediyor, Nilhan Sultanımız, Suada’da (Galatasaray Adası) hak iddia ediyor. Sultanımız 2013 yılında da Kim Milyoner Olmak ister yarışmasınada katılmış. Anlaşılan Sultanımız, Milyoner olmayı kafaya iyice yerleştirmiş. Hadi hayırlısı. Bakalım Dolmabahçe Sarayı Dolması kimin olacak.

İşte tapusu II. Abdülhamit üzerine olduğu iddia edilen yerler:

– Dolmabahçe'de 39 bin 667 arşın miktarında bostan
– Eyüp'te 18 dönümlük eski Bahariye Kışlası arsası
– Bakırköy'de mera ve halen 10 parçada 78 bin 469 arşın miktarında arazi
– Teşvikiye'de Harbiye şimalinde 1000 arşın arsa
– Beşiktaş'ta Serencebey Yokuşu'nda evvelce açılan saray yolu üzerinde 2 bin 837 arşın bağ yeri ve arsa
– Arnavutköyü'nde Akıntı Burnu'nda gazino ve müştemilatı
– Ortaköy'de Ali Saip Paşa Yalısı ve müştemilatı
– Kuruçeşme önünde 12 bin arşın miktarındaki ada (Bugün Galatasaray Adası)
– Paşabahçe'de İncirli Köyü'nde 45 bin 500 arşın miktarındaki müştemilatıyla ispermeçet-şişe fabrikası
– Fenerbahçe'de tarla, çayır ve kahvehane
– İzmit civarında 3 bin 500 arşın miktarında bahçe
– Hereke Fabrikası ve civarındaki arazi
– Yalova'da 2 bin 500 dönüm orman
– Mihalıççık Akköprü Köyü'nde 280 bin dönümlük Paris Bey arazisi
– Ortaköy'de Dalyan mahalli
– Bakırköy'de Veliefendi Çayırı'nda küçük bostan, kahvehane ve havuz
– Beşiktaş'ta Ihlamur Caddesi'nde 3 bin arşın miktarında arsa
– Nişantaşı'nda Ahmet Celâlettin Paşa Konağı
2 Şubat 2017 Heidelberg