Ermeni Lobisi ve adamları yurtdışında
çok aktif bir şekilde yıllardır çalışıyor. Bunlardan en
tanınmış siması Taner Akçam'dır. Akçam, özellikle Alevi
yurttaşlarımızın çoğunlukta bulunduğu derneklere ücretsiz
giderek sahte belgeleriyle soykırım iddiasını anlatmaktadır.
1913 ve 1916 yılları arasında Halep'te çalışan memur Naim
efendinin anılarını ele alarak soykırım yapıldığını
gösterme çabasındadır. Naim bey'in anıları ilk olarak Aram
Andonyan'ın kitabında ele alınmıştır. Söz konusu belgeler,
Halep'te tehcir ile sorumlu olan büroda çalışan Naim bey
tarafından kendisine verilmiş. Andonyan'a göre Naim bey iyi bir
Türkmüş. Ermenilere yapılanlara dayanamamış ve vicdanını
rahatlatmak için bu belgeleri kendisine vermiş. Fakat Andonyan 1937
yılında yazdığı başka bir mektupta ise 'Naim bey kumara ve
alkol bağımlısıydı ve bu belgeleri çok pahalıya bana sattı'
diye yazmıştır.
Şinasi Orel ve Süreyya Yuca
bu konuyu araştırmış ve 'Ermenilerce Talat Paşa'ya
Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü'
izimli kitabı yazmışlardır. Yapılan araştırmalara ve kitapta
anlatıldığı üzerine, o dönemlerde Halep'te Naim bey isimli bir
memur yok. O dönemde yazıldığı iddia edilen bu belgeler o
dönemin kağıt ve mürekkebiyle yazılmadığı ispatlanmıştır.
Tehcir yıllarında Halep'te Alman konsolosu olan Walter Rössler ise
Naim bey isminde bir memuru hatırlamadığını belirtiyor. Naim
beyin hatıraları ile ilgili en güzel cevabı 1985'de Orly
savunmasında Mümtaz Soysal tarafından verilmiştir. Sanıkların
avukatlarından olan Bourget; "Talat
Paşa Halep Valisi'ne telgraf çekerek Ermenileri ortadan kaldırın
diye emir vermedi mi?"Mümtaz
Soysal
- "O telgrafın sahte olduğu kanıtlanalı çok oldu. Sanık
avukatı bunu bilmelidir. O telgraf 1921'de bir Ermeni yazar
tarafından imal edilmiştir. Sonradan Türk arşivleri açılarak
ispat edilmiştir ki, telgrafın ne tarihi, Osmanlıların kullandığı
tarih sistemine uyuyor, ne telgrafın çekildiği Halep Valisi o
zamanki Halep Valisi'dir, ne de telgrafın kağıdı Osmanlıların
kulladığı kağıda benziyor. Ayrıca, üzerindeki imza da
sahtedir. Bu da gösteriyor ki, bu soykırım iddialarının büyük
bir kısmı bu gibi sahteciliklere dayanmaktadır" diyor.
Gelin birde dünyadan bazı aydınların
Aram Andonya'nın bu kitabı 'Naim beyin hatıratı' hakkında
görüşlerine bakalım.
Michael Gunter: 'Andonyan'ın
kitapları bilinen sahte eserlerdir'.
Andrew Mango: 'Talat paşaya
atfedilmiş şüpheli telgraflar.'
Erick-Jan Zürcher: 'Andonyan
evraklarının sahte olduğu ispatlanmıştır.'
Guenter Lewy: 'Orel ve Yuca'nın bu
belgeler hakkında son derece itinalı analizleri belgelerin
otantikliği hakkında yeterince soru işareti doğurdu ve bu sayede
bu belgelerin ciddi bilimsel araştırmalarda kullanılmaları kabul
edilemez hale geldi.'
Taner
Akçam'ın anlatmaktan bıkmadığı Naim efendinin anıları ve
Talat Paşanın itiraflarının gerçeği bu.
“Hrant
Dink’i Talat Paşa’nın intikamını almak için öldürdüler.'
diyen Taner Akçam'ı merak edenler Hasan Yalçın'ın 'Dönekler'
kitabını okuyabilir. Akçam'ın ünlü olmasını sağlayan kişi,
BND Almanya gizli istihbarat kurumu ile bağlantısı olduğu bilinen
Dr. Tessa Hofmann'dır. Hofmann, Ermeni yazarlar birliğinin onur
üyesidir. Hofmann, Taner Akçam’ı “Ermeni
soykırımını doğrudan bir suç olarak eleştiren ilk Türk”
diye
dünya kamu oyuna sunmuş ve yıldız haline gelmesini sağlamıştır.
Taner Akçam Türk müdür?
Hofmann,
Nazilerin işlediği soykırımı Türklerin Ermenilere karşı
izlediği soykırımdan esinlendiğini ve hatta gaz odalarının ilk
Türklerin ermenilere karşı kullandığını yazacak kadar tarih
bilgisinden yoksundur. 'Ermeniler
ve Ermenistan'
kitabında ise
“İttihatçılar gözleri kan bürümüş ırkçılar topluluğu.
Mustafa Kemal, iki milyonu aşkın Ermeni ve Rum’un katili. Ermeni
isyancılar ise umutsuzluğun verdiği bir cesaretle savaşan aile
reisleridir. Van, Erzurum, Bitlis ve Trabzon Ermenilerin yurdudur”
yazmıştır.
Uzatmanın anlamı yok, Akçam'ın kimlerle çalıştığı
ortadadır. Daha detaylı bilgiye gereksinim duyanlar araştırmalarına
devam edebilirler.
Gelelim
Taner Akçam'ın yurtdışındaki özellikle Almanya'daki Alevi
yurttaşlarımızın çoğunlukta olduğu derneklerde verdiği
'Soykırım'
konferanslarına. Yurtdışındaki halkımız genel itibariyle bu
konulardan, bilgilerden yoksundurlar. Alevi yurttaşlarımız gerek
Ermeni lobisinin gerekse PKK'nın baskısı ve beyin yıkama
tehditleriyle karşı karşıyadırlar. Anadolunun aydınlık,
vatansever ve Atatürkçü yurttaşları olan Aleviler, Emperyalizmin
işbirlikçileri tarafından kandırılmaktadır. Alevi
yurttaşlarımızdan PKK'ya destek vermeleri, Türkiye'de ezilen
halklar olarak PKK'nın verdiği sözde bağımsızlık mücadelesinde
destek olmaları gibi daha pek çok konuda baskı altındadırlar.
Alevi derneklerinde ciddi bir asimilasyon uygulanmaktadır. Alevi
yurttaşlarımızın vatan ve Atatürk sevgileri erozyona
uğratılmaktadır. Bu nedenle Alevi dernekleri arasında bölünme
sözkonusudur. Yeni kuşak ne yazık ki ilk kuşak kadar vatansever
ve Atatürkçü değildir. Emperyalizm ve işbirlikçileri bu genç
nesli asimile etmeyi başarmıştır. Bunların içinde PKK'ya,
HDP'ye sempati ile bakan ve 'Ermeni
Sorunu'nu
soykırım olarak nitelendirenler çoğunluktadır.
Tekrar
Taner Akçam'a dönecek olursak. Geçen aylarda Hannover ve Hamburg
şehirlerinde bazı alevi derneklerinde konferanlar gerçekleştirdi.
Hamburg'da yapılan konferansda Akçam yine bildik sahte belgeleri
delil diye göstererek katılımcıları soykırım iddiasına
inandırmak için çaba sarfetti. İnamayacaksınız ama başarılı
oldu. Bize aktarılan bilgiye göre, Atatürkçü olduğu bilinen ve Hamburg'un tanınmış bir siması ayağa kalkarak söz hakkı
aldı. '
Sayın Akçam, bir Atatürkçü olarak Ermeni komşularımın yüzüne bakamıyorum utançtan, neden Türkiye hala soykırımı kabul etmiyor. Atalarımızın Ermenilere uyguladığı soykırım için
özürdilerim' dedi.
Bu cehalete bu rezalete bakar mısınız. Hanımefendi Atatürk'ü
temsilen nasıl bir cehalete imza atıyor. ADD derneklerine yurtdışında çok görev düşüyor. Çoğu yurttaşımızın bilgisi yok ve Ermeni
lobisi tarafından veya başka lobiler tarafından rahatlıkla
beyni yıkanmaya müsait. Ve yıkandığıda ortada. Ciddi bir
sorundur bu. Vatansever ve Atatürkçü oldukları bariz olan pek çok
dernek bu konulardan ve daha pek çok konuda bilgisizdir. Kahvaltı
düzenleyerek, dedikodu yapılarak nasıl bir başarı elde
edebilirsiniz. Yıllardır Avrupada var olan bu dernekler gerçekten
Atatürk ve Türkiye için ne yaptılar. Başarıları nedir? Bu
derneklerimiz her ülkede var. Peki bu dernekler bulundukları
ülkelerin diliyle Atatürk'ü anlatabildiler mi? Bulundukları
ülkelerin siyasetinde söz sahibi olabildiler mi? Yaşadıkları ülkelerde tüm yurttaşlarımızı bir araya getirebildiler mi? Yoksa kendi küçük
derneklerinde Kralcılık mı oynadılar? Veya Taner Akçam gibi lobinin adamlarımca beyinleri mi yıkandı. ADD derneklerine Üzülerek belirtmeliyim ki bu konuda eksikliklerimiz
çoktur. Birbiri ile mücadele eden birbirinin kuyusunu kazan,
Atatürkçülüğü ve Türk tarihini bilmeyen kişilerce bu
dernekler yönetilmektedir. Bazı kişiler, bu dernekleri belli
siyasi partilerin arka bahçesi haline getirerek, ADD'leri o siyasi
partilere rant kapısı haline getirmektedirler. Hal böylesine vahim
iken Ermeni Lobisi, PKK gibi daha pek çok zararlı dernekle nasıl
mücadele edilecek.
Yurtdışındaki
Türklerin yeniden bir aydınlanma, bilgilenme çağına ihtiyacı
vardır. Tüm ayrışma ve kutuplaşmalardan uzaklaşarak bir araya
gelmeye ve güç birliği yapmalıdırlar. Emperyalizmi dize getiren
Mustafa Kemal Atatürk'ü ve kurtuluş Savaşını iyice
öğrenmelidirler. En önemlisi bulundukları ülkenin diliyle
konuşup, yazmalılar ve o ülkenin siyasetinde yer almalıdırlar.
Başka kurtuluş yok.
16 Şubat 2018 Heidelberg
Halil Fehmi Dağ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder