Katil
Emperyalizm
2
Temmuz, Başbağlar, 90'lı Yıllar ve Emperyalizm.
Türkiye,
eğer zengin yeraltı kaynaklarına ve bölgede jeopolitik bir
konuma sahip olmasaydı yani farklı bir coğrafya da yeraltı
zenginlikleri bakımında fakir bir bölgede olsaydı emperyalizmin
hedefi haline gelmezdi. Türkiye tarihine kara leke olarak yazılan,
sünni ve alevi yurttaşlarımızı birbirine düşürmek amacıyla
emperyalizm tarafından tezgahlanan kanlı olaylara maruz kalmazdı.
Türkiyenin tarihin acılarla, cığlıklarla dolu. Bu noktada bu
cinayetleri, yobaz diyerek ötekileştirdiğimiz insanlarımızın
üzerine atmak ne kadar yanlış ise alevi oldukları için ateist
diyerek öldürülmeleri caiz demekte o denli yanlış ve
sakıncalıdır. Burada suçlu sünnüler değildir, aleviler
değildir devlet hiç değildir. Alevi ve sünni insanlarımız
gereçek katili aramayarak sadece birbirlerini katil olarak görüp
ve bu şekilde yargılarlarsa, emperyalizmin gerek ülkemizde gerekse
ortadoğu bölgesinde amacına ulaşmasına yardımcı oluruz.
İçimize yerleştirilmiş truva atlarıyla sünniler ve alevi
yurttaşlarımız birbirine düşman edilmektedir. Devleti şuçlamakta
başlı başına gerçeği saptırmaktır. Hatalar ve yanlışlar
elbette eleştirilmeli ve tartışılmalıdır. Bu yapılırken
mevcut devleti temsil eden iktidarın ne kadar dış güçlerin
etkiside olup olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır.
Emperyalizmin hedefinde bulnan bir ülkenin hem devletinin hemde
kolluk güçlerinin o ülkenin vatandaşları tarafından
eleştirilmesi, suçlanması ve değersizleştirilerek güvenin
ortadan kaldırılması en çok emperyalizmin işine gelmektedir. Bir
ülkeyi yıkmanın en önemli koşulu, vatandaşının devletine
karşı duyduğu güvensizlik ve korkudur. Bizler katil devlet,
faşist devlet gibi sloganlarla kendi devletimizi
değersizleştirmekte ve yıkılmasını kolaylaştırmaktayız.
Oyuna getirildiğimiz müddetçe ölmeye ve öldürülmeye devam
edileceğiz. Şayet perdenin arkasında ki gerçek katilleri
görebilir ve bu katillere karşılık sünnisiyle, alevisiyle,
dinsiziyle, Türküyle, Kürtüyle bir olabilir hem kendimize hemde
devletimize sahip çıkabilirsek eğer oyanan oyunu bozabiliriz.
Yıl
1990 ABD kukla Kürt devletinin ilk adımını atmak ve ortadoğuyu
bitmeyecek bir bataklığa sürüklemesinin ilk ayağı olan Irak'a
müdahalesi başladı. Bu saldırı Turgut Özal'ın açık desteği
ile ülkemiz ABD'nin hizmetine sunuldu.TSK ABD'nin Irak'ı işgalini
dahil edilmek istendi. Dönemin Genelkurmay başkanı Org. Necip
Torumtay Özal'ın bu isteğini kabul etmedi. Torumtay "İnandığım
prensiplerle ve devlet anlayışımla hizmete devamı mümkün
görmediğim için istifa ediyorum."
(Orgeneral Torumtay'ın Anıları)
Ortadoğu
ve Türkiyenin fitili ateşlenmişti. Terör olayları artmaya
başlası. Atatürkçü ve emperyalist karşıtı aydınlarımız
ABD ve Batı'nın gözli servisleriyle cinayetlere kurban gitmeye
başladı. 1990'lı yıllar faili meçhul yılıydı. 31 Ocak 1990
Muammer Aksoy, 7 Mart 1990 Çetin Emeç, 4 Eylül 1990 Turan Dursun,
6 Ekim 1990 Bahriye Üçok cinayete kurban gitti. 24 Ocak 1993 de
Uğur Mumcu, 17 Şubat 1993 de J.Gn.K.nı Org Eşref bitlis
öldürüldü. Türkiye sancılı bir dönemdeydi, katiller kimdi
ve katillerin amaçları neydi? Katiller belirsizliğini korurken
amaçları 2 Temmuz 1993 Sivas'ta ateşe verilen ve 39 canın
ölmesine neden olan Madımak yangınında ortaya çıktı.
Madımakta 39 can yakılırken öfkeli kalabalık şu sloganı
atıyordu. 'Cumhuriyet burada kuruldu ve burada yıkılacak.' Kimdi
bu Cumhuriyet yıkmak isteyenler? Devlet mi? Sünni veya Alevi
vatandaşlarımız mı? Yoksa Emperyalizm mi? Cumhuriyeti yıkmak
isteyen güç boş durmuyordu 2 Temmuz da Sivas'ta sünni olarak
karşımıza çıkan bu güç 5 Temmuz'da Erzincan'ın Kemaliye
ilçesi Başbağlar köyünde cami de bulunan 29 kişi katledildi.
Ardında Başbağlar köyü yakıldı ve 4 kişi daha bu yangında
yanarak can verdi. O yıllar Türkiye de bir mezhep savaşı
çıkartılmak için her yol deneniyor ve her kesimden insanımız
öldürülerek suç diğer grubun üzerine atılıyordu. Yukarıda
ki tüm cinayetlerde esas suçlu hiç bir zaman aranmadı. Aleviler
sünnileri, sünniler alevileri, ve çoğu zaman hep birlikte devleti
suçlayarak kısır bir döngü içinde dönüp Türkiye'yi bugünkü
koşullarına getirilmesine katkı sunduk. Tüm bunları
değerlendirirken Sivas Madımak katillerinin Almanya da
yaşadıklarını unutmamak gerek.
Ayrıca
Sivas katlimanın ardından takip eden yıllarda da bu toplumun
tansiyonu dönem dönem yükseltilmiştir. Bu tüm gelişmelerin
gölgesinde ABD'nin eski Ankara büyükelçilerinden, Erdoğan'ı
koltuğuna oturtan adam olarak bilinen ve derin ABD'nin odak noktası
CFR'nin (Dış İlişkiler Konseyi) uzmanı olan Morton Abromowitz
1994 yılında 'Türkiye parçalanabilir!' açıklamasını
yapma cüretini göstermiştir.
2
Temmuz bir günde tezgahlanan sıradan insanların bir arayara
getirilerek, sırf Aziz Nesin'in kışkırtması var denilerek
gerçekleştirilen bir eylem değildir. Öğrencilik yıllarım
Sivas'ta geçti. Değişik derneklerde iletişimim vardı. Her
kesimden Sivaslı dostlarım oldu. Sivaslı aileler ile tanıştım,
sofralarına oturdum, çaylarını içtim. 5 yıl bir şehri tanımak
ve o şehirde yaşayan insanların özelliklerini bilmek yerterli bir
süre olduğunu düşünüyorum. Tüm görüştüğüm bu
Sivaslıların ortak fikirleri 2 Temmuz da Sivas'a kara leke
sürenlerin Sivaslı olmadıklarıydı. Veyahut Sivaslı görünen
fakat truva atı rolünde olanlardı. Zira şehirde Madımak
olayından çok daha öncesinde de şehrin etnik yapısıyla
oynandığı, sünni ve alevilerin bazı provokatörlerce birbirine
düşman edildiğinin bizzat dinledim. Peki Sivas'ın bu etnik
yapısıyla oynayan kimlerdi? Amaçları neydi? Kimler Sivas'ı 2
Temmuz cehennemine hazırlıyordu. Bugün ortadoğu bataklığına
baktığımızda esas katili çok net görebiliriz. Bu katliamlara
hepimiz ortak bir tepki göstermeliyiz. Bu cinayetler ABD ve Batı'nın
gizli servisleriyle bize karşı, devletimizin huzur ve refahına
karşılık işlenmiştir. Faili meçhul cinayetlerle ülkemiz ve
ortadoğuda dönen oyunların farkına varan aydınlarımız bizleri
aydınlatmamaları için öldürülürken, yaşanan katliamlar ise
bizleri etnik bazda ayrıştırmak ve birbirimize düşman hale
getirmek amaçlıdır. Emperyalizmin hedefi bizleri ırk ve etnik
bazda bölerek parçalamak yani ufak parçalara ayırarak daha kolay
yutulabilir hale getirmektir.
Tüm
bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda şuçlanması gereken
sünniler, aleviler değildir. Devlet değildir. Suçlu
emperyalizmdir. Bu zamana kadar yitirdiğimiz tüm canları saygı
ile anıyor ve gelecek yıllarda daha fazla öldürülmemek için
birbirimizi suçlamaktan vazgeçerek birlik olmaya mecburuz.
2
Temmuz 2017 Heidelberg

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder