CHP'nin 36. Adalet ve Cesaret Kurultayının Kazananı Kim Kaybedeni Kim?
CHP'nin
36. Adalet ve Cesaret kurultayı bitti. Üzerinden 4 gün geçmesine
rağmen hala bu kurultay doğru anlaşılmış değil. Belli bir
kesime göre çok harika bir kurultay gerçekleşti. Hiç bir sorun
yok. Bu kesim Muharrem İnce'nin dediği 'mutlu azınlık' grubu.
Eleştiriden ve gerçeklikten uzak bir dönemdeyiz. CHP'nin tüzüğünü,
programını hiç okumamış, CHP 'nin ne zaman ve ne amaçla
kurulduğunu bilmeyen bir kitle CHP'yi Türk siyaset tarihinin tozlu
raflarına gömme telaşında.
CHP
ve Atatürk
Atatürk
için CHP çok önemliydi. Meydan savaşları bitmiş, emperyalizm
savaş meydanlarında yenilgiye uğratılmıştı. Fakat siyaset
dünyasında ki savaş yeni başlıyordu. Atatürk, siyaset
dünyasında ki bu savaş ile mücadele edebilmek için siyasi bir
oluşumun gerekliliğini biliyordu. CHP'nin kuruluş amacı budur.
Yani siyasi alanda emperyalizm ile mücadele etmek ve ülkenin çıkar
ve menfaatlerini korumaktır. Atatürk'ün Türk halkına güveni
sonsuzdu. Fakat Atatürk, her şeye rağmen dış güçlerin etkisini
altına girmiş ve Türkiye adına hizmet etmek yerine dış ülkelere
hizmet etmeyi öncelikli görev bilen kişilerce CHP'nin gelecekte
işgal edileceğinin bilincindeydi. Atatürk, 9-16 Mayıs 1935'de
yapılacak olan Dördüncü
Kurultay
ile ilgili yazışmalarda, bilinçli ve özenli bir tutumla
Cumhuriyet Halk Partisi adını kullanmıyor, sürekli bir biçimde
“partim” sözcüğünü kullanıyordu. CHP genel sekreteri Recep
Peker, CHP ile ilgili bir vesikayı Atatürk'e imzalatmaya
getirdiğinde Atatürk vesikanın üzerine "Partim"
yazar... , Peker, "Paşam
neden CHP yazmıyorsunuz?"
“Cumhuriyet
Halk Partisi yerine neden sürekli partim diyorsunuz?”
Atatürk “Cumhuriyet
Halk Partisi’nin benden sonra, sonuna kadar partim olarak
kalacağını nereden bileyim” diyerek
günümüzde CHP'nin geldiği bu ilkelerinden uzak yapısını işaret
etmişti. (Falih
Rıfkı Atay'ın, Babanız Atatürk kitabıdan)
Adalet
ve Cesaret Kurultayı
Günümüz
CHP'si Atatürk'ün CHP'si olmaktan çıkmıştır. Hala bunun aksini
iddia edenler ihanetin bir parçası durumundadırlar. Hadi gelin hep
birlikte 36. Adalet ve Cesaret kurultayına göz atalım. Genel kurul
salonu dikkatlice incelenirse sahnenin sağ arka köşesine
göstermelik bir Atatürk resmi asılmıştır. Başka bir alanda
Atatürk resmi görünmüyor ve yahut ben göremedim. Atatürk
CHP'den siliniyor. Ama ne hikmetse heryer Kılıçdaroğlu
fotoğrafları ile süslenmiş. Adaylık yarışında rakip olan
Muharrem İnce'nin bile resmi yok. Daha en başından bu yarışı
kimin kazanacağı gayet açıktı. Kılıçdaroğlunun kazanacağını
İstanbul'un tartışmalı ismi Canan Kaftancıoğlu 1 Şubat'ta
genel kuruldan 2 gün önce açıklamıştı. '172
imzayla Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vereceğiz.'
Nasıl bir demokrasidir
bu? Adaylar sahneye çıkar konuşmalarını yapar. Neden aday
olduklarını ve parti için ne yapacaklarını sıralar. Delege
bunları değerlendirir ve parti için en uygun
adaya oy verilir. Olması gereken bu değil midir? Oysa bir spor
takımı tutar gibi tartışmasız diğer adayları dinleme tenezülü
dahi göstermeden ben 'A'
kişisine oy vereceğim demek demokrasiye vurulan bir prangadır.
Adaylığını açıklayan Ümit Kocasakal ve Ömer Faruk
Eminağaoğlu'na konuşmaları için fırsat verilmeli ve bu iki
adayın CHP'yi iktidara taşıyacak projeleri kamuoyu ile
paylaşılmalıydı.
Adalet
ve Cesaret kurultayında kurultaydan önce Kılıçdaroğlu'nun 1136
imza toplaması ne kadar etiktir. Delegelerin, kurultayda adayların
konuşmasından sonra istedikleri adaya imza vermeleri gerekmez mi.
Hadi sen şimdi bunu imzala kurultaya gidiyoruz demek diğer adayları
engellemektir. Seçim yapmanın ne gereği var. Bu mudur sizin
Adalet ve Cesaret anlayışınız.
Kurultayın
başlangıçında İstanbul İl başkanı Canan Kaftancıoğlu salona
girdiğinde protesto ile karşılandı. Salonun bir yarısı
'Mustafa Kemal'in askerleriyiz' sloganı atarken diğer yarısı bu
slogana Yoldaşlarıyız diye karşılık vermesi CHP kendi içinde
Atatürk'ü nasıl parçalayıp böldüklerinin kanıtı gibiydi.
Genel
kurultayın görünmeyen kahramanı Enis Berberoğlu idi.
Konuşmalarda Enis'e selam gönderen gönderene. Bu ne sevgi ah!.
Hatta protokol'den yer bile ayrılmış. Salonda afişleri var. Peki
dokunulmazların kaldırılması için AKP ve MHP'ye kim destek
vermişti. 25 CHP'li milletvekilini evet oyu vermeye teşvik eden
kimdi? Bilmiyorsunuz değil mi. Bu isim Kemal Kılıçdaroğlu'nun
kendisidir. Sen dokunulmazlıklara evet de sonrada bundan dolayı
hapishaneye atılan bir vekil için isyan et. Hiç inandırıcı
değilsiniz.
Hiç
kuşkusuz Muharrem İnce'nin konuşması Kılıçdaroğlu'nun
konuşmasından daha canlı, yapıcı, umut verici ve gerçekçiydi.
Fakat divan da gerçekleşen mükerre imza krizi akıllarda
çözülmeyen ciddi sorular bıraktı. Partiye yıllarını vermiş
bir emektar partiliye yapılanlar etik olarak doğru değildi. Al
mükerrer 49 oyda senin olsun başımın gözümün sadakası olsun
vari açıklamalar profesyonellikten uzaktı. İnce'nin bu partinin
içinde tuzu kurular var mutlu bir azınlık partiyi ele geçirmiş
sözleri aslında tartışılması gereken çok önemli açıklamalar.
CHP'nin işgalini ve nasıl yok edildiğini gösteriyor.
PM
ye aday gösterilen ve attığı Twitler ile tartışmalara neden
olsan Seda Kadıgil ise bu genel kurulun başka skandalıydı. Bu
isimler CHP'ye neden doldurulur.
Bir
başka Pm adayının kurnazlığı ise şaşılacak düzeydeydi. CHP
Parti Meclisi’ne aday olan Avcılar Meclis Üyesi İsmail Algül,
listelerde adını göremeyince
hileye başvurdu. Algül, daksille
iki listeden de birer milletvekilinin ismini çizerek kendi adını
yazdı. Algül’ün, Kılıçdaroğlu’nun listesinden Ali
Hikmet’in, Sol Cesaret listesinden de Milletvekili Onursal
Adıgüzel’in adını silerek kendi ismini yazdığı belirlendi.
Adalet
ve Cesaret kurultayında en büyük skandal ise genel kurulda görev
alan emekçilerin yedikleri yemeklerden zehirlenmesiydi. Kendilerine
kaliteli yiyecekleri layık görenler emekçilere ise bozuk gıdaları
layık görmesi CHP'ye yakışmayan bir davranıştır. Suçlular
cezalandırılmadır. Bu bozuk gıdaları kurultay emekçilerine
dağıtan ve bu tür rezilliği imza atanlar ise gelen bilgilere göre
Yıldız yemek firması. Bu yemek firmasının sahipleri CHP Ankara
il başkanı Adnan keskin ve CHP'nin skandal ismi Tekin Bingöl'ün
kardeşi Atilla Bingöl'e ait olduğu belirtiliyor.
CHP
milletvekilleri bu kurultaydan memnun Kılıçdaroğlu'nun
seçilmesiyle gelecek seçimlerde adaylıklarının kesinleştiğini
düşünen isimler var. Hiç kimse Adalet ve Cesaret kurultayındaki
Adaletsizlikten ve Cesaretsizlikte söz edemiyor. Vekiller halkın
vekilliğinden uzak sadece kendi koltuklarını kaybetmeme telaşına
düşmüşler. Kurultaya dair en cesur açıklama Balıkesir
milletvekili Namık Havutçu'dan geldi. Partimiz 2019 için iktidar
umudu yaratamadı diyerek ikinci bir Ekmeleddin İhsanoğlu olayı
yaşamak istemediklerini ve Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi
için tüzük değişikliği önerisini yaptı. Ciddiye alınmayacağı
belli. Delege ağasının buna sıcak bakacağını sanmıyorum.
CHP
36. Adalet ve Cesaret kurultayında halkın umudu olacak bir karara
imza atamamıştır. Halk tarafınndan beklenen değişimin önü
kesilmiş ve yenilgiye doymayan Kılıçdaroğlu bir kez daha
kazanmış veya kazandırılmıştır. Türkiye'nin içinde bulunduğu
durumun sorumluları iktidar ve muhalefet partileridir. Ülkenin
içine düşürüldüğü bu ikilim, korku ve yok olma sendromunun
suçluları emperyalizm ile işbirliği yaparak siyaset yaptığını
iddia eden iktidar ve muhalefet partileridir. Bu siyasiler Türkiye'yi
göz göre göre emperyalizmin istediği kıvama getirmek için canla
başla çalışıyorlar. Bu bozuk sistem değiştirilmediği müddetçe
Türkiye'nin özlenen güneşli günlere kavuşması zordur. Halk
bunun farkına varmalı ve kendi mücadelesini kendisi başlatmalıdır.
Başka bir kurtuluş mümkün değil.
CHP'nin 36. Adalet ve Cesaret Kurultayının kazananı Türkiye'yi yok etmek isteyen emperyalizmdir. Kaybeden Türk halkı değildir bilakis bu oynanan oyun yine Türk halkı tarafından bozulacak ve kaybeden emperyalizm ve işbirlikçileri olacaktır.
Halil
Fehmi dağ
8
Şubat 2019 Heidelberg




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder