8 Şubat 2018 Perşembe

CHP'nin 36. Adalet ve Cesaret Kurultayını Doğru Anlamak

CHP'nin 36. Adalet ve Cesaret Kurultayının Kazananı Kim Kaybedeni Kim?
CHP'nin 36. Adalet ve Cesaret kurultayı bitti. Üzerinden 4 gün geçmesine rağmen hala bu kurultay doğru anlaşılmış değil. Belli bir kesime göre çok harika bir kurultay gerçekleşti. Hiç bir sorun yok. Bu kesim Muharrem İnce'nin dediği 'mutlu azınlık' grubu. Eleştiriden ve gerçeklikten uzak bir dönemdeyiz. CHP'nin tüzüğünü, programını hiç okumamış, CHP 'nin ne zaman ve ne amaçla kurulduğunu bilmeyen bir kitle CHP'yi Türk siyaset tarihinin tozlu raflarına gömme telaşında.

CHP ve Atatürk
Atatürk için CHP çok önemliydi. Meydan savaşları bitmiş, emperyalizm savaş meydanlarında yenilgiye uğratılmıştı. Fakat siyaset dünyasında ki savaş yeni başlıyordu. Atatürk, siyaset dünyasında ki bu savaş ile mücadele edebilmek için siyasi bir oluşumun gerekliliğini biliyordu. CHP'nin kuruluş amacı budur. Yani siyasi alanda emperyalizm ile mücadele etmek ve ülkenin çıkar ve menfaatlerini korumaktır. Atatürk'ün Türk halkına güveni sonsuzdu. Fakat Atatürk, her şeye rağmen dış güçlerin etkisini altına girmiş ve Türkiye adına hizmet etmek yerine dış ülkelere hizmet etmeyi öncelikli görev bilen kişilerce CHP'nin gelecekte işgal edileceğinin bilincindeydi. Atatürk, 9-16 Mayıs 1935'de yapılacak olan Dördüncü Kurultay ile ilgili yazışmalarda, bilinçli ve özenli bir tutumla Cumhuriyet Halk Partisi adını kullanmıyor, sürekli bir biçimde “partim” sözcüğünü kullanıyordu. CHP genel sekreteri Recep Peker, CHP ile ilgili bir vesikayı Atatürk'e imzalatmaya getirdiğinde Atatürk vesikanın üzerine "Partim" yazar... , Peker, "Paşam neden CHP yazmıyorsunuz?" “Cumhuriyet Halk Partisi yerine neden sürekli partim diyorsunuz?” Atatürk “Cumhuriyet Halk Partisi’nin benden sonra, sonuna kadar partim olarak kalacağını nereden bileyim” diyerek günümüzde CHP'nin geldiği bu ilkelerinden uzak yapısını işaret etmişti. (Falih Rıfkı Atay'ın, Babanız Atatürk kitabıdan)

Adalet ve Cesaret Kurultayı

Günümüz CHP'si Atatürk'ün CHP'si olmaktan çıkmıştır. Hala bunun aksini iddia edenler ihanetin bir parçası durumundadırlar. Hadi gelin hep birlikte 36. Adalet ve Cesaret kurultayına göz atalım. Genel kurul salonu dikkatlice incelenirse sahnenin sağ arka köşesine göstermelik bir Atatürk resmi asılmıştır. Başka bir alanda Atatürk resmi görünmüyor ve yahut ben göremedim. Atatürk CHP'den siliniyor. Ama ne hikmetse heryer Kılıçdaroğlu fotoğrafları ile süslenmiş. Adaylık yarışında rakip olan Muharrem İnce'nin bile resmi yok. Daha en başından bu yarışı kimin kazanacağı gayet açıktı. Kılıçdaroğlunun kazanacağını İstanbul'un tartışmalı ismi Canan Kaftancıoğlu 1 Şubat'ta genel kuruldan 2 gün önce açıklamıştı. '172 imzayla Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vereceğiz.' Nasıl bir demokrasidir bu? Adaylar sahneye çıkar konuşmalarını yapar. Neden aday olduklarını ve parti için ne yapacaklarını sıralar. Delege bunları değerlendirir ve parti için en uygun adaya oy verilir. Olması gereken bu değil midir? Oysa bir spor takımı tutar gibi tartışmasız diğer adayları dinleme tenezülü dahi göstermeden ben 'A' kişisine oy vereceğim demek demokrasiye vurulan bir prangadır. Adaylığını açıklayan Ümit Kocasakal ve Ömer Faruk Eminağaoğlu'na konuşmaları için fırsat verilmeli ve bu iki adayın CHP'yi iktidara taşıyacak projeleri kamuoyu ile paylaşılmalıydı.
Adalet ve Cesaret kurultayında kurultaydan önce Kılıçdaroğlu'nun 1136 imza toplaması ne kadar etiktir. Delegelerin, kurultayda adayların konuşmasından sonra istedikleri adaya imza vermeleri gerekmez mi. Hadi sen şimdi bunu imzala kurultaya gidiyoruz demek diğer adayları engellemektir. Seçim yapmanın ne gereği var. Bu mudur sizin Adalet ve Cesaret anlayışınız.
Kurultayın başlangıçında İstanbul İl başkanı Canan Kaftancıoğlu salona girdiğinde protesto ile karşılandı. Salonun bir yarısı 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz' sloganı atarken diğer yarısı bu slogana Yoldaşlarıyız diye karşılık vermesi CHP kendi içinde Atatürk'ü nasıl parçalayıp böldüklerinin kanıtı gibiydi.

Genel kurultayın görünmeyen kahramanı Enis Berberoğlu idi. Konuşmalarda Enis'e selam gönderen gönderene. Bu ne sevgi ah!. Hatta protokol'den yer bile ayrılmış. Salonda afişleri var. Peki dokunulmazların kaldırılması için AKP ve MHP'ye kim destek vermişti. 25 CHP'li milletvekilini evet oyu vermeye teşvik eden kimdi? Bilmiyorsunuz değil mi. Bu isim Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisidir. Sen dokunulmazlıklara evet de sonrada bundan dolayı hapishaneye atılan bir vekil için isyan et. Hiç inandırıcı değilsiniz.

Hiç kuşkusuz Muharrem İnce'nin konuşması Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından daha canlı, yapıcı, umut verici ve gerçekçiydi. Fakat divan da gerçekleşen mükerre imza krizi akıllarda çözülmeyen ciddi sorular bıraktı. Partiye yıllarını vermiş bir emektar partiliye yapılanlar etik olarak doğru değildi. Al mükerrer 49 oyda senin olsun başımın gözümün sadakası olsun vari açıklamalar profesyonellikten uzaktı. İnce'nin bu partinin içinde tuzu kurular var mutlu bir azınlık partiyi ele geçirmiş sözleri aslında tartışılması gereken çok önemli açıklamalar. CHP'nin işgalini ve nasıl yok edildiğini gösteriyor.

PM ye aday gösterilen ve attığı Twitler ile tartışmalara neden olsan Seda Kadıgil ise bu genel kurulun başka skandalıydı. Bu isimler CHP'ye neden doldurulur.
Bir başka Pm adayının kurnazlığı ise şaşılacak düzeydeydi. CHP Parti Meclisi’ne aday olan Avcılar Meclis Üyesi İsmail Algül, listelerde adını göremeyince hileye başvurdu. Algül, daksille iki listeden de birer milletvekilinin ismini çizerek kendi adını yazdı. Algül’ün, Kılıçdaroğlu’nun listesinden Ali Hikmet’in, Sol Cesaret listesinden de Milletvekili Onursal Adıgüzel’in adını silerek kendi ismini yazdığı belirlendi.
Adalet ve Cesaret kurultayında en büyük skandal ise genel kurulda görev alan emekçilerin yedikleri yemeklerden zehirlenmesiydi. Kendilerine kaliteli yiyecekleri layık görenler emekçilere ise bozuk gıdaları layık görmesi CHP'ye yakışmayan bir davranıştır. Suçlular cezalandırılmadır. Bu bozuk gıdaları kurultay emekçilerine dağıtan ve bu tür rezilliği imza atanlar ise gelen bilgilere göre Yıldız yemek firması. Bu yemek firmasının sahipleri CHP Ankara il başkanı Adnan keskin ve CHP'nin skandal ismi Tekin Bingöl'ün kardeşi Atilla Bingöl'e ait olduğu belirtiliyor.

CHP milletvekilleri bu kurultaydan memnun Kılıçdaroğlu'nun seçilmesiyle gelecek seçimlerde adaylıklarının kesinleştiğini düşünen isimler var. Hiç kimse Adalet ve Cesaret kurultayındaki Adaletsizlikten ve Cesaretsizlikte söz edemiyor. Vekiller halkın vekilliğinden uzak sadece kendi koltuklarını kaybetmeme telaşına düşmüşler. Kurultaya dair en cesur açıklama Balıkesir milletvekili Namık Havutçu'dan geldi. Partimiz 2019 için iktidar umudu yaratamadı diyerek ikinci bir Ekmeleddin İhsanoğlu olayı yaşamak istemediklerini ve Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için tüzük değişikliği önerisini yaptı. Ciddiye alınmayacağı belli. Delege ağasının buna sıcak bakacağını sanmıyorum.
CHP 36. Adalet ve Cesaret kurultayında halkın umudu olacak bir karara imza atamamıştır. Halk tarafınndan beklenen değişimin önü kesilmiş ve yenilgiye doymayan Kılıçdaroğlu bir kez daha kazanmış veya kazandırılmıştır. Türkiye'nin içinde bulunduğu durumun sorumluları iktidar ve muhalefet partileridir. Ülkenin içine düşürüldüğü bu ikilim, korku ve yok olma sendromunun suçluları emperyalizm ile işbirliği yaparak siyaset yaptığını iddia eden iktidar ve muhalefet partileridir. Bu siyasiler Türkiye'yi göz göre göre emperyalizmin istediği kıvama getirmek için canla başla çalışıyorlar. Bu bozuk sistem değiştirilmediği müddetçe Türkiye'nin özlenen güneşli günlere kavuşması zordur. Halk bunun farkına varmalı ve kendi mücadelesini kendisi başlatmalıdır. Başka bir kurtuluş mümkün değil.

CHP'nin 36. Adalet ve Cesaret Kurultayının kazananı Türkiye'yi yok etmek isteyen emperyalizmdir. Kaybeden Türk halkı değildir bilakis bu oynanan oyun yine Türk halkı tarafından bozulacak ve kaybeden emperyalizm ve işbirlikçileri olacaktır. 

Halil Fehmi dağ
8 Şubat 2019 Heidelberg



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder